En Son Eklenenler


Çocuklarda Sinüzit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Çocuklarda Sinüzit

Çocuklarda sinüzit sıklıkla rastlanan bir hastalık olmaktadır. Çocuklar için oldukça sancılı ve zor geçen bir dönem olsa da günümüz teknolojileri ile belli ilaç tedavileri veya cerrahi müdahaleler ile oldukça hızlı bir gelişim sağlanmaktadır. Böylelikle de çocuklar eski haline rahatlıkla dönebilmektedir. 

Çocuklarda Sinüzit Nedir?

Çocuklarda sinüzit genellikle sinüslerin burun etrafında toplanan ve yaklaşık olarak 8 ila 10 arasında değişen, dört tarafı da kemikli çevreli boşluğu olan alanı tarif etmektedir. Bu boşluk bulunan aralıkların kaplı olduğu mukoza örtüsünde meydana gelen iltihaplanma ise kişilerin şiddetli bir ağrı ile karşı karşıya kalmasını sağlamaktadır. 

Sinüslerde oluşan bu tarz rahatsızlıklar günümüz teknolojisinin her geçen gün gelişmesi ile rahatlıkla tedavi edilebilir bir hale gelmektedir. Medikal veya cerrahi yöntemlerin teknolojik cihazların kullanımı ile kısa sürede tedavi olunmakta ve iyileşme sağlanmaktadır. 

Sinüslerde bulunan boşluk olan bölgeye tıp dilinde “ostiomeatal kompleks” adı verilmektedir. Bu bölge anatomik burun içerisinde bulunan en dar ve en zor ulaşılan yerlerden biri olma özelliği göstermektedir. Bununla birlikte de burun bölgesinde meydana gelecek olan enfeksiyonlardan direkt olarak etkilenen bir yer olmaktadır. Sinüsler ise gün içerisinde 0.5 ile 1 litre arasında salgı üreten bir mekanizmaya sahip olmaktadır. 

Gün içerisinde oluşan bu salgılar gözle görülmeyen ve silya adı verilen tüyler aracılığı ile ostium olarak tanımlanan deliklere süpürülmektedir. Bu sıvı sayesinde ise kişilerin bağışıklık oranı oldukça yüksek tutulmasında rol oynamaktadır. 

Gün içerisinde üretilen bu sıvı dışarı atılmaması durumunda ise oluştuğu bölgede birikmeye neden olmaktadır. Bununla birlikte silya hareket edememesi ile virüs ve mikropların daha hızlı bir şekilde üremesini sağlayan bir ortamın oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu da sinüzit denen rahatsızlığın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Nedenleri

Çocuklarda sinüzit oluşumunu etkileyen en önemli faktörler genellikle sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmek, burun kemiği veya kıkırdakta doğuma veya çevresel faktörlere bağlı olarak gelişen eğrilik, burun eti oluşumu ve burun bölgesindeki tümörler olmaktadır. Bununla birlikte alerjiler, geniz eti, bağışıklık sisteminin düşük, sinüs kanallarının tıkalı olması ve sigara içilen ortamda kalma gibi durumlar çocuklarda sinüzit oluşmasını sağlayan faktörler olmaktadır. 

Çocukların sağlığı ve sinüzit rahatsızlığına yakalanmaması için sigara içilen ortamlardan uzak tutulması son derece dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bununla birlikte de kirli havası olan bölgelerden uzak tutmak da bir o kadar önemli olmaktadır. Böylelikle geniz eti büyümesi veya sinüzit rahatsızlığına yakalanmak engellenmektedir. 

Her yaşta ve her insanda rahatlıkla görülebilecek olan bu hastalık, çocukluk döneminde daha farklı bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda sinüzit oluşumu ise genellikle geniz etinden dolayı olmaktadır. Bu da burnun havalanmamasına ve böylelikle mikrop üretmesine ortam sağlamasından kaynaklanmaktadır. Sinüzitin ortaya çıkması ile birlikte de bademcikler ve geniz eti sıklıkla enfeksiyonlar ve iltihaplanmalar ile karşı karşıya kalmaktadır. 

Çocuklarda sinüzit rahatsızlığı ise genellikle bağışıklık sisteminin oldukça zayıf olduğu kişilerde sıklıkla rastlanan bir durum olmaktadır. Çevresel etkenlere bağlı olarak da bebeklerin soğuk, nemli ortamlarda yetişmesi bu hastalığa yakalanma oranını arttırmakta ve yakalandıktan sonra da ağrı çekmesinde büyük bir rol oynamaktadır. 

Islak saçla yatılması veya bu saçlar ile dışarı çıkılması, aşırı bir şekilde saç spreyi veya jöle kullanımı gibi etkenler hem çocuklarda hem de yetişkin bireylerde sinüzit oluşumunu büyük bir oranda kolaylaşma imkânı tanımaktadır. Çocukların bulunmuş olduğu ortamlarda fazla parfüm kullanımı, havanın kuru olması ve mikrop olması ise sinüzit oluşum hızını arttırmaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Belirtileri

Çocuklarda sinüzit genellikle bitmeyen baş ağrıları ve halsizlik olarak belirti göstermektedir. Baş ağrısının yanı sıra strese bağlı olarak da çocuklarda ortaya çıktığı da gözlemlenmektedir. Sinüzit genellikle oldukça sinsi ilerleyen ve hemen fark edilemeyen bir hastalık olmaktadır. Bu yüzden de gerekli kontrollerin belli aralıklar ile yapılması ve herhangi bir belirti gösterilmesi durumunda erken tanı ile tedavinin daha hızlı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Sinüzite bağlı olarak kişilerde gerçekleşen birçok belirti olmaktadır. Bu belirtiler ışığında ise fiziksel muayene ile rahatlıkla teşhis konulabilmektedir. Çocuklarda sinüzit belirtileri ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Uzun bir süre boyunca iyileşmeyen grip veya nezle,
  • Gözlerde veya çevresinde zonklayan bir ağrı,
  • Gözlerde basınç hissinin olması,
  • Geniz akıntısının fazlalaşması,
  • Sık sık burun tıkanıklığının olması,
  • Boğaz ağrılarının sıklaşması,
  • Ağız kokusunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak koku ve tat almada bozukluk yaşama,
  • Hafif ateş yaşanma ve bunun sürekli olarak devam etmesi,
  • Uzun süre boyuna geçmeyen kuru öksürükler,
  • Bulantı, kusma veya normal yenilenlere göre iştahsızlık yaşama sinüzit belirtileri arasında yer almaktadır.  

Çocuklarda Sinüzitin Tanı Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tanısı koyulması için öncelik olarak hastanın öyküsü alınmakta ve buna uygun şekilde tetkikler veya muayeneler gerçekleştirilmektedir. Büyüklerde sinüzit kontrolü genellikle endoskopi ile yapılmaktadır. Ancak çocuklarda endoskopi yapmak için genel anestezi gerektiğinden dolayı genellikle bilgisayarlı sinüs tomografisi veya diğer görüntüleme yöntemleri ile tanı gerçekleştirilmektedir. 

Sinüs tanısı görüntüleme yöntemlerinin yanı sıra geniz akıntısı veya burun akıntısının yoğunluğuna göre oluşan şikayetlere bakılarak da tanı koyulmaktadır. Kişilerin görmüş olduğu süresine ve iyileşme sıklığına göre de farklı tanılar koyulmakta ve buna uygun bir şekilde tedavi planı geliştirilebilmektedir. 

4 haftada iyileşen sinüzitlere akut sinüzit adı verilmektedir. 4 ila 12 hafta içerisinde devam eden ve daha sonrasında iyileşme gösteren sinüzitlere, subakut sinüzit denmektedir. 12 hafta ve üzerinde iyileşme gösteren sinüzit çeşidine ise kronik sinüzit denmektedir. 

Çocuklarda Sinüzitin Tedavi Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tedavisi günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte belli ilaç veya cerrahi yöntemler ile rahatlıkla gerçekleştirilebilmektedir. Bunun için de çocukların ne tür bir sinüzit geçirdiğine ve ne kadar iyileşme süreci olduğuna dikkat edilmektedir. 

Sinüslerin bulunmuş olduğu bölge göz ve göz çevresinde bulunan sinirler ve beyin hipofizlerine yakın bir bölge olmaktadır. Bu yüzden de sinüzit tedavisinde yapılabilecek cerrahi müdahaleler bu tarz yapılara zarar verme ihtimali bulunmasından dolayı oldukça dikkatli olunması gerekmektedir. 

Navigasyon cerrahisindeki gelişmeler sayesinde cerrahi işlem yapılırken adım adım yapılan bütün işlemler takip edilmektedir. Beklenmeyen bir problem oluşması durumunda ise hangi bölgede olduğu rahatlıkla fark edilebilmektedir. 

Çocuklarda sinüzit çok küçük yaşlarda görülmeye başlayan bir rahatsızlık olsa da cerrahi işlem yapılması için genellikle 13- 14 yaş sonrası tercih edilmeye başlamaktadır. Bunun sebebi ise sinüzit tedavisinin gerçekleştirilmesi için çocukların yüz gelişimini tamamlaması ve buna paralel olarak burun yapısındaki dar ve küçük alanlara yeterince giriş imkanı sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de istenilen yaş seviyelerine ulaşılması gerekmektedir. 

Sinüzit tedavisinde cerrahi müdahaleler oldukça riskli olmasından dolayı oldukça dikkatli ve sınırlı işlemler yapılarak tedavi sürecinin yapılması gerekmektedir. Bunun sebebi ise yüz anatomisinin zor olması ve işlemin yapılmış olduğu bölgede göz, sinir ve büyük damarların geçmesinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi hassas bölgelerde çalışma yapılırken hem çocuklara hem de yetişkin bireylerin zarar görmemesini engellemek adına BT gibi doktora yol gösterici navigasyon cihazları kullanılmaktadır. Böylelikle hastanın operasyonu gerçekleştirilirken yapılan işlemler her adımı en ince ayrıntısına kadar takip edilebilme imkanı olmaktadır. 

Uyku Apnesi, Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Uyku Apnesi 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Uyku Apnesi

Uyku apnesi yaygın olan ve uyku sırasında tekrarlayan nöbetler, nefes almanın ve nefes almanın kesilmesi ile tehlikeli oranlara ulaşabilen bir bozukluk olarak bilinir. Sabahları yorgun uyanma ve dikkatsizlik gibi sorunlara neden olabilen bu rahatsızlık, tedavi edilmezse hayatı tehdit edici durumlara dönüşebilmektedir. Tedavi edilmezse, bu uyku apnesi, tip 2 diyabet ve inme veya nöbetler, kardiyak gibi bazı önemli kalp hastalıklarının ortaya çıkmasında rol oynayabilir, bu nedenle bu sorun bilinçli olarak tedavi edilmelidir.

Uyku Apnesi Genel Tanıtım

Uyku apnesi horlamanın neden olduğu en yaygın hastalıklardan biridir ve uyku sırasında nefes almayı durdurmaktadır. Bu hastalığa sahip hastalarda, sağlıklı kişilere nazaran uyku sırasında solunum kası gevşemesi daha belirgin hale gelir ve hava yolları yeterince açık tutulamayabilir. Sonuç olarak nefes alma zorlaşır, dokularda oksijen emilimi kandaki oksijen azalması nedeniyle yetersiz kalır, oksijen eksikliği hastanın uyanmasına neden olur ve bu seviye ancak uyandıktan sonra normale dönebilir. Beyin, vücudu nefes almanın durduğu konusunda uyarmak için uyandırır.

Uyku apnesi sorunu sıklıkla gece uykularının düzensizliğine neden olmaktadır. Ancak bu durum rutin haline geldiğinden, kişiler ertesi sabah bunu hatırlamayabilir.  Uyku bölünmeleri kişide zaman zaman yorgunluk ve halsizlik hissine neden olabilmektedir. Uyku apnesi sendromu, uzun süre uyudukları fikrine rağmen ve gün içinde halsiz ve de uykulu olan kişilerde incelenmesi gereken bir durumdur. Gerekli önlemler alınmazsa uyku apnesinin dikkatsizliğe yol açarak ve trafik kazası ya da iş kazasına neden olduğu bilinmektedir.

Uyku Apnesi Nedenleri

Uyku apnesi sebeplerine göz attığımızda obstrüktif (tıkayıcı) ve santral (merkezi) formda farklılık gösterdiğini görürüz. Obstrüktif uyku apnesi ise boğazın arka kısmındaki kasların gevşemesi sonucu meydana gelmektedir. Bu kaslar, yumuşak damağın desteklenmesini sağlar ve küçük dil ile bademcik gibi yapıların tutulması işlevini de görür. Bu kasların gevşemesi sonucu kişi nefes alıp verirken giderek daralır veya bunun sonucunda hava yolu tam olarak daralması sonucu kapanabilir.

Fazla kilo, kalın boyun, dar solunum yolları, uyku hapları veya yatıştırıcılar, alkol ve tütün tüketimi, çeşitli nedenlerle burnun tıkanması ve kalıtsal uyku apnesi, obstrüktif uyku apnesi olarak kabul edilir.

Uyku apnesi, daha nadir olarak görülen türünde ise beyinden solunum ile ilgili kaslara gönderilen sinyallerin doğru şekilde iletilememesi sonucu meydana da gelebilmektedir. Kısa süreliğine kişinin solunum fonksiyonlarının çalışmadığı bu apne tipinde kişiler nefes alamama sebebi ile uykularından uyanırlar. Merkezi uyku apnesi nedenleri arasında beyin dokusu enfeksiyonu, beyin sapı problemleri, beyin felci, kalp hastalıkları ve narkotik ağrı kesici ilaçların kullanımı vb. sebepler bulunmaktadır.

Uyku Apnesi Belirtileri

Uyku apnesi belirtileri arasında temel olarak uykuda solunum durması gelmektedir. Bu hastalığa sahip kişiler çoğu gece uykularında solunumlarının durduğunu fark etmezler. Vücut soluk almayı bırakınca beyne otomatik olarak uyanma komutu verilir. Bu kişiler gece sık sık uyanır ama bir sonraki gün bunu hatırlamayabilirler. Uyku apnesi sahibi kişilerde görülebilecek belirtiler:

  • Yüksek sesle horlama,
  • Sabahları ağız kuruluğu bulunması,
  • Sabahları boğaz ağrısı bulunması,
  • Uykuda solunum durması atakları,
  • Gündüz uykusuzluk çekme,
  • Dinç uyanamama ve gün içinde uykulu olma,
  • Yorgun hissetme,
  • Sabah baş ağrıları ve sinirlilik,
  • Konsantrasyon eksikliği ve dikkat sorunları,
  • Uykudan ani uyanmalar ve uyku sırasında huzursuzluk,
  • Hafıza sorunları,
  • Depresif ruh hali ve huzursuzluk,
  • Yüksek tansiyon,
  • Reflü,
  • Kalp ritim bozukluğu,
  • Soluk alıp verme güçlüğü,
  • Boğulur tarzda öksürük,
  • Aşırı terleme,
  • Gece sık sık idrara kalkma gibi belirtiler hastalığa sahip olunup olunmadığı hakkında sizlere gerekli ipuçlarını vermektedir.

Uyku Apnesi Tanı Yöntemleri

Uyku apnesi testi, tanı ve tedavi sürecinde en önemlisidir. Doktor yapılan fiziki muayene sonrası, uyku testi olarak da adlandırılan, polisomnografiyi uygular. Polisomnografi, tüm gece boyunca hastanın tüm beyin aktivitesinin ve nefes alış verişlerin kayıt altına alındığı bir testtir.

Uyku laboratuvarında hastanın vücuduna yerleştirilen elektrotlar ile hastanın uykusunun izlenmesi sağlanır ve bu sayede hem tanısının hem de hastalığın tipinin tespit edilmesi sağlanır. Bu test sayesinde solunumun durma süresi ve aynı zamanda sayısı da tespit edilebilmektedir. Bunun yanı sıra horlama ses şiddeti, kalp ritmi ya da kan oksijen yüzdesi gibi bilgiler de konusunda da sonuca ulaşılabilir. Birçok organ sisteminin aktivitesi polisomnografi ile değerlendirilir: Elektroensefalografi ile beyin dalgaları, elektromiyografi ile kas aktivitesi ile göz hareketleri, kalp atış hızı ve kan akımı, arteryel oksijen seviyesinin ölçümlenmesi ve ritm ile kan analizi nabız oksimetresi de gözlemlenebilmektedir.    

Test esnasından kişiden alınan vücut sinyalleri, özel bir medikal mekanizma yardımıyla bilgisayar ortamına aktarılır. Sabaha kadar alınan söz konusu kayıtlarla 

  • Uyurken kaç kez nefes aldığı 
  • Ne kadar süre kapalı olduğu
  • Oksijen değerlerinin ne olduğu 
  • Kalp atış hızının ne sıklıkla etkilendiği gibi pek çok kişi durur ve uykuya dalmış olup olmadığınız incelenmektedir. 

Bir tür uyku apnesi olan obstrüktif uyku apnesinin EMG tanısı sırasında çene üzerine iki elektrot yerleştirilir. Bu elektrotlardan biri çene çizgisinin üzerinde iken diğeri çizginin altında konumlandırılmıştır. EMG elektrotları, kas hareketlerinde meydana gelen elektriksel aktiviteyi kaydeder. Uyku sırasında kasların bir miktar gevşemesi normaldir. Normal dışı aktiviteler EMG tespit edilebilir. Polisomnografi, obstrüktif uyku apnesi tanısında olduğu kadar santral uyku apnesinin tanısında da önemli bir rol oynar. Bu muayeneye ek olarak kişide santral apneye neden olabilecek yapısal anormallikler manyetik rezonans görüntüleme ile olabilir.

Uyku Apnesinde Tedavi Yöntemleri

Uyku apnesi tedavisi tipine, derinliğine ve kişinin solunum yollarının özelliklerine göre çeşitlenmektedir. Bu hastalığın tedavisinin planlamasında öncelikle yapılacak ilk şey fazla kilolardan kurtulmak olacaktır. Buna ek olarak aynı zamanda sigara ve alkol tüketiminin de sona ermesi gerekmektedir.

Uyku apnesi tedavisi için kullanılan ana yöntem, pozitif hava basıncı veren CPAP uyku apnesi cihazının kullanılmasıdır. Bu cihaza bağlanan maske takılır ve doktor tarafından belirlenen basınçlı hava hastaya iletilir. Bu cihaz uyku sırasında solunum yollarını sürekli açık tutarak apneyi önler.  CPAP yetişkinlerde neredeyse tüm uyku semptomlarını iyileştirebilir. 


CPAP’a ek olarak BPAP denilen iki seviyeli pozitif hava basıncı sağlayan cihazlar da obstrüktif apne tedavisinde kullanılmaktadır. BPAP cihazlarında yüksek düşük olan hava basıncı ayarı kişinin nefes alışına göre ayarlanır.

Uyku apnesinin cerrahi tedavisi yalnızca küçük bir hasta grubu için önerilir. Özellikle yüz bozuklukları ve boğazın anormal yapısı olan hastalar bu konuda dikkate alınır. Çünkü ameliyattan bir süre sonra hastalık tekrar ortaya çıkabilir ve ameliyatlardan sonra horlamanın ortadan kalkması hastalığın geçtiği anlamına gelmeyebilir. Son olarak, uyku apnesinde yukarıdaki seçeneklerin negatif sonuçları veya boğaz yapılarının hava yollarını tıkadığı durumlarda, dokuların küçültülmesini veya ortadan kaldırılmasını içeren bir operasyon da planlanabilmektedir.

Her hastalıkta olduğu gibi uyku apnesi belirtilerinin gözlemlendiği durumlarda ilgili doktora muayeneye giderek, gerekli testlerin yaptırılması önerilmektedir. Bu sayede uyku apnesi tipine göre ilgili tedavi yöntemi uygulanarak hastanın iyileşmesi, çok daha rahat bir uyku çekmesi ve ardında da gün içinde daha dinç ve de sağlıklı olması sağlanabilmektedir.

Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Trigeminal Nevralji 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Trigeminal Nevralji

Trigeminal nevralji, günlük hayatı ciddi derecede olumsuz bir şekilde etkileyen ağrı bozukluklarının vücudun belirli bir bölgesinde yoğun olarak hissedilmesi ile oluşan önemli bir sağlık problemidir. Bu sorunun çözülebilmesi için öncelikle her hastalıkta olduğu gibi ne sebeple meydana geldiği öğrenilmeli ve bu sebeplere yönelik önlemler alınması gerekmektedir.

Trigeminal Nevralji Genel Tanıtım

Trigeminal nevralji hastalığının ismi, yüzde hissi sağlayan üç kollu sinirden gelmektedir. Bu üç kolun ilki göze doğru, ikincisi yanağa doğru, üçüncüsü ise çeneye doğru gitmektedir. Bu sinirin çeşitli sebepler sonucu hasar görmesi günlük hayatı ciddi anlamda etkileyecek birçok belirti ortaya çıkarabilir. 

Bu hastalığın ilk aşamalarında kişiler kısa ve hafif ataklar yaşayabilir. Fakat bu durum ilerlediğinde daha uzun, sık ve yoğun olan ağrı nöbetlerine sebep olabilir. Bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla çok daha sık görülmektedir. 50 yaş üstü kişilerde ortaya çıkma ihtimalinin daha yüksek olduğu söylenmektedir. Dünyada görülme sıklığı yüz binde beştir. Türkiye’de her yıl dört bin yeni vaka çıktığı söylenebilir.

Trigeminal nevralji diğer adıyla tic douloureux olarak da bilinmektedir. Diğer bir deyişle bir yüz ağrısıdır. Toplumda delirten hastalık veya intihar hastalığı olarak da adlandırılmaktadır. Bu sorunu yaşayan hastalar için diş fırçalamak ya da makyaj yapmak gibi yüzde gerçekleştirilen çok hafif uyarıcı durumlar bile dayanılmaz bir ağrıya sebep olabilir. Ağrı özellikle yemek yenirken, dişlere soğuk bir şey temas ettiğinde, diş fırçalanırken, yüzün o bölgesine dokunulduğunda tetiklenmektedir. Bu nedenle de hastaların çoğu bu ağrıyı önce diş ağrısı zanneder, buna yönelik tedavi görür.

Günümüzde ise çeşitli modern tıbbi tedavi yöntemleri ile trigeminal nevraljiye sahip hastaların, acı dolu bir hayatı olmak zorunda değildir. Bu hastalık genellikle ilaç, enjeksiyon veya cerrahi müdahaleler ile yönetilebilmektedir.

Trigeminal Nevraljinin Nedenleri

Trigeminal nevralji sebeplerine baktığımızda en sık karşılaşılan durum ise, sinirin beyin sapına girdiği bölgede damarın sinire temas etmesi nedeniyle bu ağrı tetiklenmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bazı hastalarda ise bu sinire bir tümör temas eder ya da sinirin kendi yapısında bir bozukluk olabilir. Bu hastalıkta, yüzde bulunan hisleri beyne taşıyan trigeminal sinirin işleyişi bozulmaktadır. Bu temas sinire baskı yaptığından zaman içinde hatalı sinyaller gönderilmesine sebep olur.

Trigeminal nevralji bazı vakalarda ise yaşlanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu hastalığa trigeminal sinire baskı yapan iyi ya da kötü bir tümör de neden olabilmektedir. Yemek, diş fırçalamak, su içmek, tıraş ya da makyaj gibi eylemler gibi aynı şekilde soğukta yüze temas eden rüzgar, ağrının birden başlamasına sebep olabilir. Bu nedenle soğuk havaya çıkılması durumunda yüzün korunması önerilir. Bunun yanı sıra klima, havalandırma gibi araçlara da direkt olarak maruz kalınmaması gerekmektedir. Bazı hastalarda ise, bir beyin lezyonu, diğer anormallikler nedeniyle de ortaya çıktığı görülmektedir. Yine diğer nedenleri olarak cerrahi yaralanmalar, felç ya da yüz travması da hastalığın ortaya çıkmasına sebep olarak sayılabilir.

Trigeminal Nevralji Belirtileri

Trigeminal nevralji pek çok belirti ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu belirti ve semptomlar arasında ağrı modelleri bulunmaktadır. Bu ağrı modelleri hastada aşağıda sıralandığı üzere bir ya da birden çok şekilde görülebilir:

  • Yüz bölgesinde şiddetli bir şekilde ağrı hissedilir. 
  • Genellikle yüzün sağ tarafında hissedilir.
  • Hissedilen ağrı zonklama veya elektrik çarpması olarak tanımlanabilir. Atipik nevraljide ise ağrı, yanma hissine benzemektedir.
  • Ağrı, hastanın yüzünde bir noktada ya da daha geniş bir düzende hissedilebilir.
  • Kısa süreli ve uzun süreli ağrı nöbetleri görülebilir.
  • Yanak, dudaklar, dişler ve diş etleri, çene ya da daha az olsa da göz ve alın dahil olmak üzere bu bölgelerde ağrı gelişebilmektedir.
  • Trigeminal nevralji ağrıları genellikle kendini ataklar şeklinde kendini gösterir. Ağrı şiddeti dayanılmaz bir ölçüde olabilir. Bu nedenle kişi yemeyi, konuşmayı reddedecek duruma gelebilmektedir.
  • Ağrı yüzün bir tarafını etkilediği gibi nadiren de olsa her iki tarafını da etkileyebilir.
  • Hastalar ağrı oluşmadan önce ağrının başlayacağını anlayabilir. Ağrının oluştuğu bölgede yanma veya rahatsızlık hissi oluşur.
  • Ağrılı atak sonrası yüzde istemsiz kasılmalar oluşabilir.
  • Zaman ilerledikçe ağrı atakları daha sık ve daha yoğun şekilde gelebilir.

Trigeminal Nevralji Tanı Yöntemleri

Trigeminal nevralji ön tanısının koyulması için hastanın doktora ağrının tanımını yapması çoğunlukla yeterli olabilmektedir. Bunun için ağrının türü, yeri ve tetikleyen unsuru önemlidir. Fakat bu verilen semptomlar nörolojik ya da nörolojik olmayan rahatsızlıkları da akla getirmektedir. Bu sebeple de tanı sürecinde hastanın sağlığı hem fiziksel hem de ruhsal açıdan incelenmelidir. Diğer tüm şüpheler ortadan kalkınca kesin bir tanı konulmalıdır. Bu sürece önem verilmesi gereklidir çünkü bu rahatsızlık multipl skleroz ya da tümör gibi ciddi hastalıkların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple tanıyı doğru koymak çok önemlidir.

Doktorlar bu hastalığı teşhis etmek ve durumun altında yatan sebepleri belirlemek için pek çok farklı testten yararlanabilir. Yapılan muayene sürecinde doktor tarafından hastanın yüzünün farklı bölgelerine dokunulur ve incelenir. Bu sayede ağrının tam olarak nerede ortaya çıktığı ve eğer bu hastalık varsa trigeminal sinirin nereyi etkilediği belirlenmesi gerekmektedir. Aynı zamanda yapılacak refleks testleri de semptomların neden kaynaklandığını anlamada yardımcı olacaktır.

Trigeminal nevralji tanısını koymak için MR çekimi yapılmalıdır. Doktor, ağrının nedeninin multipl skleroz ya da bir tümörden kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI taraması) talep edebilmektedir. Bazı hastalarda ise damarların çok daha net görüntülenmesi için manyetik rezonans anjiyografisi çekilmesi de doktor tarafından talep edilebilmektedir. 

Trigeminal Nevralji Tedavi Yöntemleri

Trigeminal nevralji tedavisinde hastanın yaşı ve altta yatan hastalığa göre yöntemler değişkenlik gösterebilmektedir. Altta yatan bir tümör ya da bir kitle var ise cerrahi yöntem önerilmektedir. Bunun dışında temelde üç tip tedavi yöntemi uygulanır. Bunlardan ilki ilaç tedavisidir. Bu anlamda genellikle beyne gönderilen ağrı sinyallerini azaltacak ya da toptan engelleyecek ilaçlar reçete edilir. Oksakarpazepin, gapapentin ve difenilhidantoin gibi ilaçlar tek başına ya da hastanın durumuna göre dönüşümlü olarak da kullanılmaktadır.

İkinci yöntem için cerrahi olmayan sık kullanılan girişimler sayılabilir. Bunlar da kısaca orta yaş ve yaşlı hastalarda güvenle kullanılabilecek yöntemlerdir ve gerektiğinde de tekrarlanabilir: Radyofrekanstermokoagülasyon, Trigeminal traktotomi, Gama ışınları ile sinire radyasyon verilmesi ile ağrıyı gidermek üzere kullanılan Gamma Knife yöntemi ve son olarak, gliserol rizotomi ya da DREZ ameliyatları olarak belirtilmektedir.

Üçüncü yöntem ise cerrahidir ve trigeminal sinirin beyin sapından çıktığı yerde herhangi bir şekilde damarsal bir bası varsa bunun kaldırılması yönünde geliştirilmiştir. Cerrahi yöntem, deneyimli doktorlar tarafından uygulandığında komplikasyon oranı oldukça düşük bir yöntemdir. Sinir tahrip etmeden sinir ile damar arasına teflon materyeli yerleştirilmesi ile sağlanır.

Her hastalık sürecinde olduğu gibi Trigeminal Nevralji ağrıları durumlarında da erken teşhis, tanı ve tedavi son derece önemli ve de özen gösterilmesi gereken bir hastalıktır. Bu nedenle ilgili doktora muayene edilmesi önemle tavsiye edilmektedir. 

Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tiroid Nodülleri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Tiroid Nodülleri

Tiroid nodülleri tiroid içinde oluşum gösteren farklı yapı ve değişikliğe sahip büyüklüklerde olabilen anormal kabul edilen yumru veya kitle olarak açıklanabilir. Bunların çoğunluğu zararsız ve de iyi huylu olarak görülmektedir. Tiroid bezi boynun ön alt kısmında bulunur. Salgıladığı tiroid hormonları ile endokrin dokular içerisinde yer alan bir yapıdır. Tiroid hormonlarının üretimi iyot varlığına bağlıdır. Bu da beyindeki üst merkezlerin tiroid bezini uyarması ile gerçekleşmektedir. 

Nodül ise tıp biliminde, genel olarak yuvarlak şekilli büyümeleri ifade etmekte kullanılan bir terimdir. Nodüller, 1-2 mm ile 7-8 cm’ye kadar ulaşabilen yumrular için kullanılmakta ve tiroid nodülünün önemi ise kanser barındırma ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Bunun oranı ise %5 olarak belirtilmektedir.

Tiroid Nodülleri Genel Tanıtım

Tiroid nodülleri, tiroid bezi içinde yer alan hücrelerin fazlasıyla artması sonucu oluşan kistik ya da katı kitlelere denilmektedir. Genel olarak muayene ile de teşhiş edilebilen tiroid nodülleri bulunmaktadır. Tiroid nodüllerinin tek başına bir sorun oluşturabileceği gibi diğer hastalıklar nedeniyle de ortaya çıktığı durumlar da görülmektedir. Çoğu tiroid nodülü herhangi bir şikayete neden olmadan iyi huylu bir şekilde seyretse de seyrek de olsa bazılarında kansere dönüşümü de maalesef ortaya çıkabilir.

Tiroid nodülleri için taşınan risklerini ise kanserleşme, aşırı hormon üretimi ile hipertiroide yol açma ve iri olan nodüllerin nefes borusuna baskı yapması şeklinde sıralayabiliriz. Nodüller genellikle zararsız görülse de bu risklere göre doktor tarafından takip edilmeli, medikal tedavi, radyoaktif iyot tedavisi ve gerekirse ameliyat verilmelidir. Bu nedenle mutlaka olası bir farkındalık durumunda doktora gitmeli ve de muayene olarak gerekli testlerin yapılmasına özen gösterilmelidir. Böylece tedaviye en kısa sürede başlanılması olası olumsuz durumlara karşı tedbir alınabilmesini de sağlayacaktır. 

Tiroid Nodülleri Nedenleri Nelerdir?

Tiroid nodülleri sebeplerine göz attığımızda iyot eksikliğinin bütün dünyada bu hastalığın ana sebebi olduğu görülmekte. İyot eksikliği kimi zaman birçok nodül içeren tiroid büyümesine neden olur. Bu duruma nodüler guatr veya multinodüler guatr da denir. Bu nodüller bazen sıvı içerir ve kistik nodüller olarak adlandırılır. Bu nedene ek olarak başka nedenlere de baktığımızda; kadınlar, yaşlanma, demir eksikliği ve boyuna daha önce geçirilen radyasyon, tiroid nodüllerinin gelişmesine yol açan faktörlerden biri olarak kabul edilebilir.

Tiroid nodülleri için ayrıca söyleyebiliriz ki aile bireyleri arasında tiroid nodülü geçmişi bulunan kişilerin olması, hashimato tiroiditi gibi bazı tiroid hastalıklarına sahip olunması ve tiroid dokusunda meydana gelen çeşitli değişiklikler nodül gelişimine sebep olabilir. Farklı tıbbi durumlar da tiroid nodüllerine yol açabilir. Örneğin tiroidin iltihaplanması olarak bilinen tiroidit; tiroid dokusunun bilinmeyen sebeple aşırı büyümesi olarak bilinen tiroid adenomu; tiroid adenomunun parçalanması ile oluşan tiroid kisti ve tiroid kanseri bunlardan bazılarıdır.

Tiroid Nodülleri Belirtileri

Tiroid nodülleri çoğunlukla belirti ve işaret göstermez fakat büyük olanlar hisedilebilir, gözle görülebilir ve soluk ya da yemek borusuna baskı yapması sebebiyle nefes almayı ya da yutkunmayı zorlaştırabilmektedir. Gelişen nodüllerin sayısı veya yapısı fazla ise çevre dokulara baskı uygulayarak çeşitli semptomlara neden olabilir.

Bunlar aşağıdaki semptomları içerir:

  • Boyunda ağrı / rahatsızlık hissi
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Beslenme esnasında ve nefes alıp vermede zorluk
  • Boyunda dolgunluk / şişkinlik
  • Boyun bölgesinde ağrı hissi
  • Ses kısıklığı gibi ses tonunda meydana gelen değişiklikler ve çatallanmalar
  • Nefes almada ya da yutmada güçlük
  • Sinirlilik
  • Aşırı terleme
  • Hızlı ve düzensiz kalp atışı
  • Tremor

Bu belirtiler hastalığa sahip olunup olunmadığı hakkında sizlere bilgi verebilir. Ayrıca bazı tiroid nodüller, tiroid hormonlarının normalde daha fazla üretilmesine sebep olarak hipertroidizm olarak adlandırılan sağlık sorununun ortaya çıkmasına da neden olabilir.

Tiroid Nodülleri Tanı Yöntemleri

Tiroid nodülleri bazen sadece aynaya bakarak dahi anlaşılabilir. Bunun için çenenizin altında bir şişlik, boyun kısmında nefes borunuzun her iki tarafında bir yumru olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Parmaklarınızı boynunuzdaki o noktaya yavaşça koyun ve eğer bir tane yumru bulursanız, doktorunuza danışın. Ardından da öncelikle doktor hastanın öyküsünü alır. Elle muayenenin dışında kan testi de yapılmaktadır. Bu kan testinde ise serbest T3, T4, TSH, Anti-Tg, Anti-TPO’ya bakılmaktadır. Kan dolaşımındaki TSH hormonu düzeyinin yüksek oluşu nodülün/ nodüllerin kötü huylu bir seyir izleyebileceğinin göstergesi olabilir. TSH hormonu normal değerlerin altında ise nodülün iyi huylu olma olasılığını arttırmaktadır.

Bunun yanı sıra 1 – 1.5 cm’in altındaki nodüllerin bu şekilde fark edilmesi oldukça güç olduğundan elle muayeneden farklı işlemler kullanılır. Tiroid için en yaygın kullanılan standart radyografik prosedür ultrasondur. Günümüz teknolojisinde, gelişmiş ultrason cihazları, birkaç milimetre çapındaki nodülleri bile tespit edebilmekte ve kanser içerip içermediğine dair faydalı bilgiler elde edebilmektedir. Bazen, nodüllerin özelliklerini ve genişlemesini değerlendirmek için ultrasona ek olarak MR veya BT görüntüleme yöntemleri de kullanılır. 

Tiroid nodülleri için, tiroidin ultrasonla görüntülenmesi, nodüllerin teşhisinde önemli bir adımdır. Bu radyolojik işlem sayesinde bezin yapısı, nodül varlığı, nodül boyutu, nodül içeriği gibi çeşitli konularda bilgi alınabilir. Ultrasonografi, fizik muayene sırasında fark edilemeyecek kadar küçük olan nodülleri tespit etmek için kullanılabilen kullanışlı bir görüntüleme yöntemidir. 

Ultrason muayenesi sırasında nodülde kanser riski tespit edilirse örnek almak için iğne biyopsisi yapılabilir. Nodül riskini belirlemek için hastaya vasküler sistem aracılığı ile radyoizotoplar sağlanabilir ve tiroid sintigrafisi yapılabilir. Madde nodüller tarafından tutulursa “sıcak”, tutulmazsa “soğuk”, nötr kalırsa “sıcak” olarak adlandırılır. Hepimizin bildiği gibi soğuk nodüllerin kanser riski % 5’tir. Bir yandan biyopsi prosedürünü gerçekleştiren doktor, iğnenin doğru yerleştirildiğinden emin olmak için ultrason kullanır. Daha sonra biyopsi aşamasından alınan tiroid doku örneği mikroskop altında incelenmek üzere laboratuvara gönderilir ve ardından bu adım gerçekleştirilir.

Tiroid Nodülleri Tedavi Yöntemleri

Tiroid nodülleri tedavisi, nodülün tipine, büyüklüğüne, belirtilere göre değişkenliğe sahiptir. İyi huylu ve küçükse herhangi bir müdahale yapmadan doktor tarafından takip edilebilir. Nodülün büyüyüp büyümediğini görmek için tiroid ultrasonu gerekecektir. Doktorunuz ayrıca zaman zaman tiroid hormon seviyenizi de kontrol ederek hastalığın kontrolünü sağlayacaktır. Hiperaktif nodüller için ise tedavi olarak bu nodülleri azaltmak için radyoaktif iyot kullanmayı deneyebilirsiniz. 

Guatr veya birden fazla nodül durumunda radyoaktif iyot yöntemi de tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Gebe kadınlarda veya gebe kalmak isteyen kadınlarda radyoaktif iyot tedavisinin tercih edilmediği de unutulmamalıdır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonuçlarına göre kansere veya kanser şüphesine neden olan tüm nodüller ameliyat edilmelidir. 

Bu yöntem, nodüllerin cerrahi olarak çıkarılması dahil olmak üzere tiroid nodüllerini tedavi etmek için kullanılır. Özellikle kanserli, aşırı büyüme (çapı 3 cm’den fazla) oluşturmaya eğilimli sıcak nodüller varsa ve yemek borusu gibi yapılar üzerindeki baskı boynun ön tarafında şişmeye neden olduğunda, cerrahi operasyon özellikle tavsiye edilmektedir. 

Tiroid nodülleri için cerrahi tedavi ise uzman bir doktor tarafından tiroid kanseri saptanan tüm nodüllerden tiroid bezinin çıkartılması işlemi sağlanır. Tiroid kanserlerinin büyük çoğunluğu tedavi edilebilir kanser türleridir. Bu nedenle de genellikle hayatı tehdit eden problemler oluşturmamaktadırlar.

Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tiroid Kanseri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Tiroid Kanseri 

Tiroid kanseri, tiroid bezi içerisinde yer alan dokularda gereğinden fazla ve kontrolsüz olarak çoğalmanın görülmesine bağlı olarak oluşmuş olan kötü huylu tümörler nedeni ile oluşmaktadır. Bu kanser türü birçok kanser türü içerisinden doğru tedavi ile tamamı ile iyileşme sağlanabilecek olanlar arasında yer almaktadır. 

Tiroid Genel Tanıtım

Tiroid kanseri, tiroid bezinde yer alan hücrelerde bulunan kötü huylu tümörler ile oluşmakta olan bir kanser türüdür. Bu kanser türü genellikle boyun bölgesinde yer almakta olan bir nodül ya da tiroid bezinde yer alan küçük tümörlerin varlığı ile kendisini göstermektedir. 

Bu nodüllerin iki farklı görülme şekli bulunmaktadır. Bunlar hem soğuk hem de sıcak olarak bilinmektedir. Soğuk olanlar hormon salgısı olamayanlar olarak bilinirken sıcak olan hücrelerin ise horon salgısı olanlar olduğu görülmektedir. 

Bezelye büyüklüğünden ceviz büyüklüğüne kadar çıkabilen bu nodüllerin tehlikeli olanların genellikle soğuk olanlar olduğu görülmektedir. Soğuk olan nodüllerin genellikle yüzde on beş olacak bir ihtimal ile kanserleşmesi görülebilmektedir. Büyümüş olan nodüllerin en kısa zamanda iğne biyopsi ile tanılanması gerekmektedir.

Biyopsi yapılması ile tanılanan nodüllerde kanser varlığına bakılarak tedavi planlaması yapılmaktadır. Bu kanserin önlenebilmesi adına yapılması gereken en önemli unsurun sigara ve alkolden mümkün olduğunca uzak durmak olduğu görülmektedir. 

Sağlık kontrolleri arasında yapılan tiroid ultrasonlarında da nodüllerin varlığı tespit edilmesi sağlanabileceğinden erken tanı ile önlenebilmektedir. Bunun yanı sıra birçok hastalık için önemli olan dengeli ve sağlıklı beslenme de ihmal edilmemesi gerekmektedir. 

Tiroidin Nedenleri

Tiroid kanseri, erkeklere oranla kadınlarda daha çok görülmektedir. Kadınlarda görülebilecek olan kanser türleri listesinde sekizinci sırada bulunmakta olan bu kanser türünün erkeklerde kadınlardan iki kat daha az görülmekte olduğu kanıtlanmıştır. 

Genellikle menopoz dönemlerinde veya yeni doğum yapmış olan kadınlarda hormonların daha yoğun olması ve bu hastalığın sebepleri arasında kendisini göstermektedir. Kadınlarda bulunan bu hormonal değişiklikler tiroidin çalışmasını değiştirecek niteliklerde olabilir. Bu nedenle de bu kanser türü görülebilmektedir. 

Erkeklerin tirodlerinde yer alabilecek olan nodüllerin varlığında ise risk durumlarının artış gösterdiği görülmektedir. Bununla beraber ise gerçekleşecek olan farklı sebepler ile risk faktörü daha çok artacak ve buna bağlı olarak da oranlar artış gösterecektir. 

Tiroid kanseri görülme nedenleri şu şekildedir:

  • Ailede var olan hipotiroidi (tiroid bezinin gereğinden az çalışması), hipertiroidi (tioid bezinin gereğinden fazla çalışması) ve bu tür kanserin olması 
  •  Çocuk hastalarda çok fazla radyasyona maruz kalma veya boyun bölgesine radyoterapik uygulamaların yapılmış olması 
  • Altmış yaş üstü bireylerde tiroid bezinde nodül varlığı
  • İyottan eksik beslenme
  • Diyabet hastalığı 
  • Dawn sendromu ve Turner sendromu
  • Tiroid bezi rahatsızlıklar ve bu bölgede yer alan cerrahi işlemler
  • Geçmişte lityumun kullanılmış olması
  • Beyaz ırk ve Asya ırkından olmak

Bu rahatsızlığın nedenleri bu şekilde olması ile beraber başka bir bölgede var olan kanserin yayılması ile de oluşabileceği görülmektedir. 

Kanser hastalığı yayılım gösterebilmekte olan bir hastalıktır. Bu nedenle farklı bölgelere de yayılıp o bölgelerde kanserli dokuların oluşmasına sebep olabilmektedir.

Tiroid Belirtileri 

Tiroid kanseri belirtileri ilk evrede görülmemektedir. Genellikle ilerleyen evrelerde kendisini göstermekte olan belirtilerin dikkate alınması oldukça önemlidir. Öncelikli olarak hastalarda görülebilecek belirtilerin kanserli dokunun varlığını göstermesi hastalar tarafından düşünülmemektedir. Basit bir rahatsızlık olarak görülebilmektedir. 

Bu kanserin belirtileri arasında birçok farklı durum yer almaktadır. Bunlardan en yaygın olanı boyun bölgesinde yer alan şişlikler ve yumrulardır. Bu belirtiler genellikle halk arasında hipertroidi olarak bilinen tirod büyümesi olarak düşünülür. Ancak bununla beraber nefes almada zorluk, ses kısıklığı gibi durumlar da kendisini gösterdiğinde hastalar daha çok endişelenmektedir. 

Tiroid kanseri hstalarında çoğunlukla yutma güçlüğünün görülmekte olduğu biliniyor. Bununla beraber kemik erimesinin varlığı ve boyundan kulaklara doğru ilerlemekte olan ağrı şikayetleri yer almaktadır. 

Kilo artışı, yorgunluk, kan ve kolesterol değerlerinde görülen düşüş, sinirlilik ve cinsel isteksizlik de bu hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Bu belirtilere sahip olan kişilerin genel sağlık kontrollerini yaptırırken tiroid ultrasonunu da aksatmadan yaptırması ve olası nodül varlığında tanının erken koyulmasını sağlaması gerekmektedir. 

Erken dönemlerde koyulmuş olan tanılarda, genellikle tedavinin daha doğru ilerlediği ve kısa zamanda bu tedaviler ile yenilebileceğini olan bir kanser türü olduğu görülmektedir. 

Tiroid Tanı Yöntemleri 

Tiroid kanseri, erken tanı koyulması ile çok hızlı bir şekilde atlatılabilecek bir kanser türüdür. Her kanser için önemli olan erken tanıda bu kanser türünde de önemlidir. 

Tanının koyulabilmesi adına boyun bölgesinde yer alan şişkinliklerin ve yumruların aksatılmadan muayene edilmesi gerekmektedir. Bununla beraber sağlık muayeneleri yapılırken uygulana tiroid ultrasonlarının da bu kanser türünün tanı yöntemleri arasında büyük bir önemi olduğu görülmektedir. 

Elle muayene yapılması sonucu boyun bölgesinde anomalilerin varlığı görülebilmektedir. Bu anomalilerin sonucunda T3, T4 ve TSH değerleri kan aracılığı ile bakılmaktadır. Bu sayede guatr hastalığı mı yoksa nodül varlığı mı olduğu anlaşılmaktadır.  

Tedavi edilmemiş olan guatr hastalıklarında ilerleyen zaman dilimlerinde nodül oluşumu görülmektedir. Bu nodül oluşumu sonucunda ise büyük bir oranda kanser oluşumu görülmektedir. 

Bütün bunların önlenmesi adına tiroid kanseri varlığının anlaşılabilmesi adına nodüllerden iğne biyopsisi ile parça alınmaktadır. Böylece dokunun kanserli olup olmadığı anlaşılack ve tanı koyulması sağlanacaktır. 

Tiroidin Tedavi Yöntemleri 

Kanser tedavisinde farklı birçok tedavi bulunmaktadır. Tiroid kanseri tedavisinde de farklı tedavi yöntemlerinin var olduğu görülmektedir. Bu kanserin tedavisinde dört farklı yöntem bulunmaktadır. Bu yöntemlerin çeşitli olması kanserin farklı tiplerinin olması nedeniyle gerçekleşmektedir. 

Bu tiplerden ilki papiller tiptir. Bu kanser türünün yüzde sekseni bu tip kanserdir. Genellikle ülkemizde çok yaygın bir şekilde görülmekte olan bir kanser türüdür. Bu tip olan kanserlerde genellikle cerrahi operasyonlar yapılmaktadır. Cerrahi operasyon sonucunda hastalığın tedavisi radyoaktif iyot tedavisi ile devam etmektedir. 

Foliküler tipte bulunana kanserlerin ise tanısı en zor koyulmakta olan kanser türüdür. Bu kanserin genellikle altmış yaş üstü bireylerde görülmekte olduğu bilinmektedir. Bu tür kanserin tedavisinde papiller tip kanserde olduğu gibi ilk olarak cerrahi işlem uygulanmaktadır. Daha sonrasında tedaviye radyoaktif iyot tedavisi ile devam edilmektedir. Bu hastalığın tedavisi tamamlandıktan hastaların genellikle eski hallerinde dönmekte oldukları görülmektedir. 

Tiroid kanseri tiplerinden bir diğeri ise medüller tiptir. Genellikle genetik geçişli olarak görülmekte olan bu kanser türü, genetik olarak geçmişse bir ve yirmi yaş aralığında, genetik geçişli değil ise de kırk yaş ve de üzeri hastalarda görülmektedir. Bu kanserin tedavisinde genellikle troid bezinin tamamının çıkarılması işlemi uygulanmaktadır. Bu cerrahi işlemin uygulanması sonucunda ise tedaviye radyoaktif iyot tedavisi ile devam edilmektedir. 

Anapastik tip kanser ise bu kanser türünün son tipidir. Bu tip kanserde tedavisi gecikmiş olan tiplerin sonucunda oluşmaktadır. Genellikle papiller tip kanserin tedavi edilmemesi ve uzun yıllar kalması ile hızlı bir şekilde büyümüş olmasından kaynaklanmakta olan bir kanser türüdür. Tedavi edilmesi için cerrahi bir işlem uygulanmamaktadır. Yalnızca hastanın rahat ettirilebilmesi adına radyoaktif iyot tedavisi uygulanır. 

Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Sinüzit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Sinüzit 

Sinüzit, kafa içerisi basıncın sağlanmasına yarayan sinüslerin iltihaplanmasıdır. Sinüsler burun boşluğunun etrafını sarmakta olan ve bu bölgeden geçen havanın ısınmasını sağlamakta olan yapılardır. Bu yapıların enfeksiyonlarına verilmekte olan bir isimdir.

Sinüzit Genel Tanıtım

Sinüzit genellikle soğuk algınlığı ve alerjiler ile birlikte kendisini göstermekte olan bir hastalıktır. Bu hastalığın yaygın olarak görülmekte olduğu bilinmektedir. Yaygın olarak görülüyor olması hastalığın halk tarafından bilinçli olarak karşılanmasına ve farklı tedavi yöntemleri ile geçirilebilir olmasına sebebiyet vermektedir. 

Dört çeşidi bulunmakta olan bu hastalığın ilk çeşidi akut olanıdır. Akut dönemde olan rahatsızlıkta genellikle dört haftadan daha kısa sürmekte olan hastalıklar olarak bilinmektedir. Bu hastalıkların kısa zamanlı olması diğer çeşitlerinden ayrılmasını sağlamaktadır. 

Subakut olarak bilinmekte olan bir diğer tip hastalık ise akut olan duruma göre daha uzun sürmektedir. Bu rahatsızlık genellikle dört veya sekiz hafta arasında değişiklik göstermektedir. İlk etapta yer alan rahatsızlık ilaç tedavilerine yanıt vermeyen özelliklerde bulunmaktadır. 

İlaç tedavisine yanıt vermeyen bu rahatsızlık genellikle akut ve kronik dönemler arasında gidip gelmekte olan ve genellikle belirli süreler sorasında tedaviye yanıt veren bir rahatsızlıktır. 

Kronik olarak bilinen bir diğer çeşidi işe çok uzun süreli olan rahatsızlıktır. Uygulanmakta olan tedavilere cevap vermeyen ve gerileme göstermemekte olan bir çeşittir. 

Son çeşidi olan tekrarlayan sinüzit ise yılda en az üç ve daha fazla olarak geçirilmiş olan akut rahatsızlıklar olarak bilinmektedir.

Sinüzitin Nedenleri

Birçok farklı nedeninin var olduğu görülen bu hastalığın en yaygın nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır:

  • En sık nedeni olan üst solunum yolu enfeksiyonlarıdır. Bu hastalık sonucu sinüs boşalma kanallarının tıkanması ve mukusun koyu kıvamlı olması durumları bir arada olduğunda sinüzit görülmektedir. 
  • Alerjiye bağlı sinüs kanallarının mukoza ödemi ile tıkanması 
  • Burun içi eğrilikler
  • Polipler varlığı
  • Burun eti büyümelerinin varlığı gibi sinüs boşalmasına engelleyen ve sinüs kanallarının daralmasına sebep olması 
  • Çoğunlukla çocuklarda görülmekte olan geniz eti büyümeleri
  • Yüzme veya uçak yolculukları sırasında basınç değişikliklerine bağlı olarak sinüs boşluklarının kapanması 

Bu gibi rahatsızlıklar sebebi ile görülmekte olan bu rahatsızlıkla genel olarak sorun sinüs kanallarının tıkanması veya daralması sebebi ile olduğu görülmektedir. sinüs bölgesinden atılamayan sıvıların bu bölgede fazla kalması sonucu enfeksiyonlar oluşmaktadır ve bu sayede de bu hastalık ortaya çıkmaktadır. 

Hipertansiyon ve romatizma hastalıklarından daha fazla görülmekte olan bir rahatsızlık olarak bilinmektedir. Kişilerin yaşam kalitelerini bozan en önemli hastalıklar arasında birinci sırada yer almaktadır. Öyle ki şeker ve kalp hastalıklarında bile daha çok sorun yaratmakta olduğu görülmektedir. 

Halk arasında merak edilmekte olan bir konu ise ıslak saç ile dışarı çıkmış olmanın bu rahatsızlığa sebep olup olmayacağı konusundadır. Islak saç ile dışarı çıkılmasında burun mukozasının sıcaklığının değişmesi ve alerjik durum olarak görülmesi ile burun deliklerinin şişeceğinden sinüzit görülebilmektedir. 

Sinüzit Belirtileri

Sinüzit birçok belirtisi olan bir rahatsızlıktır. Sinüs boşluklarının tıkalı olması ile birlikte burun tıkanıklıklarına sebep olmakta olan bu hastalık bunun yanı sıra farklı sorunlar ile de kendisini göstermektedir. Bu belirtiler şu şekildedir:

  • Geceleri ortaya çıkan veya sabaha karşı kendisini göstermekte olan inatçı özelliklerde olan öksürükler
  • Sarı ve yeşil renklerde olan koyu kıvama sahip burun akıntısı
  • Göz ve göz çevresinde yoğun bir basınç hissi
  • Nefeste kötü kokunun olması ve koku almada bozukluk ile kendisini gösterir
  • Mide bulantısı ve kusma
  • On veya on dört günden fazla sürmekte olan soğuk algınlıkları 
  • Soğuk algınlıkları ile birlikte seyrede ateş
  • Burun tıkanıklık durumu
  • Geniz akıntısı ile birlikte boğazda hissedilen yanma hissi
  • Horlama 
  • Davranışlarda değişiklikler
  • Uzun süre geçmeyen ve alın bölgesinde de yer alan baş ağrıları

Kişiden kişiye değişiklik göstermekte olan bu belirtilerin arasında en yaygın olanları seste bozulma ve burun tıkanıklıklarıdır. Bu belirtiler genellikle hastalar tarafından yalnızca soğuk algınlığı olarak düşünülmektedir. Genellikle kişiler baş ağrısının varlığında direk bu rahatsızlığın olduğunu düşünmektedir. 

Sinüzit olabilmesi için yalnızca baş ağrısı gerekmemektedir. Bu rahatsızlığın en karakterize belirtileri çoğunlukla burun tıkanıklıkları ve yüzde dolgunluğun olmasıdır. Bu belirtilerin varlıkları bu rahatsızlığa işaret etmektedir. 

Sinüzitin Tanı Yöntemleri

Sinüzit için en önemli olan tanı yöntemi hasta öyküsünü dinlemektedir. Hastanın şikayetlerinin değerlendirilmesi hekim için oldukça önemlidir. Hastanın sorunlarını dinleyerek muayene edilmesi ile soğuk algınlığı, nezle veya bu rahatsızlık arasında yer alabilecek olan farklar göz önünde bulundurularak tanı koyulmaktadır.

Hastaların şikayetlerini değerlendirdikten istenilirse farklı yöntemler ile de tanılar koyulabilmektedir. Bunlardan bir tanesi burun kültürünün alınmasıdır. Bu kültür genellikle burun mukozasında var olabilecek olan enfeksiyonların izlenmesi ve varlığının kontrol edilmesi adına yapılmaktadır. 

Direkt grafi yani röntgen çekilmesi ise bu hastalığın tanı yöntemleri arasında yer almaktadır. Tanılanmasında çekilen röntgenlerin sinüslerin doluluk oranlarını gözlemlemek adına yapılmakta olduğu ve hastalığın tanısının koyulabilmesi adına gerekli bir yöntem olduğu görülmektedir. 

Bilgisayarlı tomografiler genellikle bu hastalığın tanısında kullanılan nadir yöntemler arasında yer almaktadır. Genellikle hasta şikayetleri ve burun kültürü ile koyulmakta olan tanılarda bu yöntemin kullanılıyor olmasının sebebi de daha kesin bir tanı koyulmasını sağlamaktır. 

Son olarak sinüzit tanısının koyulmasında kullanılan yöntem kan testleridir. Kan testinin yapılması ile birlikte enfeksiyon varlığının anlaşılmış olması sağlanır. Sinüs bölgesinde yer alan enfeksiyon ile kanda yer alan immün sistem yanıtlarının sayısı giderek artacaktır. Bu nedenle yapılan kan testlerinde vücudun bir bölgesinde yer alan enfeksiyon varlığı gözlemlenmiş olmaktadır. Bu yöntem bu hastalığın tanısının kesinleştirilmesi için kullanılabilmektedir. 

Sinüzit Tedavi Yöntemleri 

Sinüzit tedavisinin yapılmaması durumunda farklı birçok rahatsızlık kendisini göstermektedir. Bunlardan en yaygın olanı kronik farenjit ve kronik gastrit hastalıklarıdır. Tedavi edilmediği sürece menenjite varana kadar farklı birçok hastalık ile kendisini gösterebilmektedir. 

Bu hastalığın tedavi edilmesinde en etkili yöntem ilaç tedavisidir. Farklı çeşitlerinde farklı tedaviler uygulanmaktadır. Akut olan çeşidinde genellikle on dört gün sürmekte olan bu hastalık ilaç tedavisi ile kendiliğinden geçmektedir. Bunun aynı sıra kronik olan durumunda ise üç aydan fazla sürmekte olan rahatsızlıktır. Bu dönemde antibiyotik kullanımları sağlanmaktadır. 

Kronik olan rahatsızlıkta genellikle ilaç tedavisi uygulanır. Ancak ilaç tedavisinin artık işe yaramadığı dönemlerde ise sinüs cerrahi operasyonlarına da başvurulmaktadır. Bu cerrahiler genel olarak Balon Sinoplasti cerrahisi ve Endoskopik Sinüs cerrahisi olmak üzere iki çeşit cerrahi ile gerçekleşmektedir. 

Endoskopik sinüs cerrahisinde, sinüs kanallarını tıkamakta olan sorunlar giderilmektedir. Bu sorunlar genellikle polip veya diğer anatomik olan bozukluklardır. Bu yöntemin uygulanması ile daha uzun süreli iyileşme süreçleri görülmektedir. Bu cerrahi sonrası komplikasyon risklerinin daha fazla olması nedeni ile daha özenli bir bakım ve de işlem gerektirmektedir. 

Balon sinoplasti cerrahisi ise bu yönteme göre daha az komplikasyon riski bulundurmaktadır. Burun içerisinde yer alan hiçbir dokuya zarar vermeden ve kanamaya neden olmadan yapılmakta olan bir işlemdir. Bu yöntem kalp damarlarının tıkanıklığını gidermek amacı ile yapılmakta olan işleme benzer bir özellikte bulunmaktadır. 

Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Ağız Kanseri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Ağız Kanseri

Ağız kanseri günümüzde birçok kişide rastlanılan, bilinen ama tam anlamı ile neye karşılık geldiği hakkında fikir edinilmeyen bir kanser türüdür. Genellikle erkeklerde kadınlara oran ile 2 kat daha fazla ortaya çıkmaktadır. Erken tanı ve tedavisi için ise kişilerin düzenli olarak doktora ve diş doktoru muayenelerine gitmesi gerekmektedir. 

Ağız Kanseri Nedir?

Ağız kanseri genellikle alt dudak ve ağız içerisindeki gırtlak, bademcik veya tükürük bezlerinin arkasında var olan kanserli hücreler olmaktadır. Günümüzde hastalarda en çok ortaya çıkmış olduğu bölge ise ağız ve dil tabanı olmaktadır. Hemen hemen kişilerde görülen ağız kanserlerinin tümü ağız, dil ve dudakları kaplayan mukoza alanındaki çok katlı olan yassı bir bölge olan ve epitelyum adı verilen skuamoz hücrelerinden kaynaklanmaktadır. Bunun sonucunda ise kişilerde görülmektedir. 

Ağız kanserinin tedavisi ve tanısı ise genellikle KBB uzmanları veya Baş Boyun cerrah alanında uzmanlığı olan kişiler tarafından yapılmaktadır. Tanısı konulduktan sonra ise kanser durumuna göre birçok tedavi uygulanarak kişinin eski sağlığına kavuşması amaçlanmaktadır. 

Ağız kanseri günümüzde birçok kişi tarafından görülmeye başlanmaktadır. Bu da kişilerin bu kanser çeşidinden nasıl korunması gerektiği hakkında bilgi edinmesini doğurmaktadır. Ağız bölgesinde oluşacak kanserden korunmak için ise şunların yapılması gerekmektedir;

  • Sigara, alkol veya uyuşturucu gibi kişilerin vücut sağlığını olumsuz etkileyerek kanser yapıcı maddelerden uzak durulması gerekmektedir.
  • Erken tanı ve tedavi için düzenli bir şekilde doktora ve diş muayenelerine gidilmesi gerekmektedir.
  • Ağızda mevcut bir yara oluşumunda geçmemesi durumunda alanında uzman hekimlere başvurulması gerekmektedir. 
  • Ağız bölgesinde beklenmedik bir şekilde uyuşmaların ve kasılmaların ortaya çıkması.
  • Ağız bölgesinde beyaz veya griye dönen dokuların ortaya çıkması.
  • Dil bölgesinde ve çevresinde parlak lekelerin gözle görülür bir şekilde artması.
  • Yaraya neden olabilecek diş ve protezleri tedavi edilerek ağız kanseri olmaktan korunmaktadır.

Ağız kanseri tütün, alkol veya diğer birbirine bağlı faktörler ile ortaya çıkabildiği gibi aile içerisinde kanser öyküsünün olması da ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Kişilerden kanser öyküsünün olmasının yanı sıra kötü bir beslenme şeklinin olması, kötü yaşam koşullarında hayatına devam ettirmesi ve sağlıklı hayat sürdürmeden yoksun olması durumunda ise kişilerin ağız kanserine yakalanma riskini oldukça yüksek olmasını sağlamaktadır. Bu da kişilerin tedavi aşamasını oldukça zor bir şekilde atlatmasını sağlamaktadır.

Ağız Kanseri Belirtileri

Ağız kanseri doğru tanı yöntemleri için alanında uzman kişiler tarafından belli başlı tetkikler yapılarak tanı koyulmaktadır. Ama şüphelenme aşamasında ise genellikle ağız içerisinde; dudakta beyaz veya kırmızı lekelerin oluşması, yaraların artması ile ortaya çıkmaktadır. 

Ağız bölgesinde oluşan beyaz lekelere tıbbi olarak lökoplaki olarak adlandırılmaktadır. Kırmızı lekelere ise eritrolökoplaki denilmektedir. Kırmızı lekeler yani eritrolökoplaki ise kanserleşme riski daha yüksek olan lekeler olarak bilinmektedir.

Diğer ağız kanseri belirtileri ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Ağız içerisinde veya dudak bölgesinde beklenilen sürede iyileşme göstermeyen yara çeşitleri.
  • Sürekli olarak kanayan ve iyileşmeyen yaralar.
  • Sebepsiz bir şekilde diş kayıplarının ortaya çıkması.
  • Kişilerin yutkunma esnasında güçlük çekmesi.
  • Boyun bölgesinde ele gelen şişlik veya kitle gibi oluşumların ortaya çıkması.
  • Ağız bölgesinden kulağa şiddetli bir ağzının vurması ağız kanserinin sıklıkla görülen belirtilerinden olmaktadır. 

Ağız Kanseri Tanı Yöntemleri

Ağız kanseri günümüzde tütün ve alkol kullanımının artması ile birlikte birçok kişide görülmeye başlamıştır. Ancak gelişen teknoloji ile birlikte de hem tanı yöntemleri hem de tedavi yöntemleri oldukça gelişmektedir. Her kanser türünde bulunduğu gibi ağız kanserinde de kişilerin ağız içi ve dudak alanlarında erken tanı konulması tedavilerden en yüksek verimi almasına yardımcı olmaktadır. Bu yüzden de kanserin en erken evrede tanısının konulabilmesi için düzenli olarak doktorlara giderek check-up yaptırılmalı ve diş doktorlarında gerekli olan bütün ağız bakımlarının belli düzene ile yaptırılması gerekmektedir. 

Ağız kanserinin tanı yöntemlerinde KBB uzmanları veya Boğaz Boyun alanında uzman hekimler ağız içi, dil, yanaklar, diş eti veya ağız tabanı gibi bütün bölgelerde olmaması gereken yara veya şişkinlik tespit etmesi durumunda biyopsi yapılmasını istemektedir. Biyopsi ile alınan doku örneği ile de bölgenin kanserli olup olmadığı hakkında bilgi edinmektedir. Kanser hücresi olması durumunda ise iyi veya kötü huylu karakter gösterdiğine göre de tedavi yöntemini uygulamaktadır. 

Biyopsi esnasında ise kişiler genellikle alınacak olan dokunun büyüklüğüne göre lokal veya genel anestezi almaktadır. Alınan doku mikroskoplar altına incelenmekte ve kanser hücresi konulduktan sonra tümörün yaygınlığı tespit edilmektedir. Yaygınlığının tespiti ve herhangi bir işlem yapılması durumunda diğer organlara ne kadar zarar vereceği ise yeni tetkiklerin yapılması ile ortaya çıkmaktadır. 

Hekimlerin ağız kanseri tanısından emin olmasından sonra ise tedavi planını yapabilmeleri için kişilerin laboratuvar tetkikleri, direkt grafiler, bilgisayarlı tomografi ve endoskopik muayeneler gibi birçok tetkik sonuçları olması gerekmektedir. Tetkikler, erken tanı ve doğru tedavi yönteminin seçilmesi durumunda ise kişiler %90 oranında iyileşme sağlanmaktadır.

Ağız Kanseri Tedavi Yöntemleri

Ağız kanseri tanısının koyulması ile birlikte kişilerin ilaçlı tedaviye yani kemoterapi görmeye başlamaktadır. Bu da kişilerin kanser hücrelerinin çoğalmasına ve diğer organlara zarar vermemesini sağlamaktadır. Ancak kemoterapinin yanı sıra kanser hücresinin durumuna ve ilaçların kişilerin bünyesinde oluşturabileceği yan etkilere göre cerrahi veya radyoterapi gibi tedavi yöntemleri de kullanılmaktadır. 

Kemoterapi genellikle kişilerin saç dökülmesi, karaciğer ve böbrek fonksiyonlarında bozulmalar, bulantı, kusma veya halsizlik gibi birçok yan etkinin ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu yüzden de her kanser evresinde kullanılmamakta ve her hastada etki gösteren bir yöntem olmamaktadır. Diğer ağız kanseri tedavi yöntemleri ise şunlardan oluşmaktadır;

Cerrahi Olarak Yapılacak Olan İşlemler

Ağız bölgesinde oluşan kanserli hücrelerin veya tümörün komşu alanlardaki dokulara da zarar vermesi ve bunlar ile birlikte çıkarılması durumunda lenf benzerinin temizlenmesi gerekmektedir. Bu yüzden de cerrahi operasyonlara başvurulmaktadır. 

Cerrahi operasyonlar ile tümörün temizlenmesi ile birlikte kişilerin o bölgede doku ödemi ve şişkinlik ile karşılaşması sıklıkla beklenen bir sonuç olmaktadır. Bu durumun iyileşmesi ise bir hafta kadar sürmekte ve uzun süreli süreçte ise belli diyet programlarına uyarak hayatını devam ettirmesi gerekmektedir. Cerrahi işlemler sonrasında hastanın durumu yeniden değerlendirilerek kemoterapi veya radyoterapi gibi alanlarda tedaviye devam edip etmeyeceği hakkında karar verilerek tedavi süreci tamamlanmaktadır. 

Radyoterapi İle Yapılacak Olan Tedaviler

Teknolojinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan bu yöntem kişilerin kanserli doku olan bölgeye yani ağız veya boğaz bölgesine yüksek enerjili ışınların uygulanması ise ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır. Bu tedavi yöntemi ile kanser hücrelerinin yayılımının önüne geçilmesi beklenen bir yöntem olmaktadır. Ancak bu tedavinin uygulanması için kanser dokusunun ne kadar büyük olduğu ve yerleşim yerinin ne denli riskli olduğu göz önüne alınarak uygulanmaktadır. 

Radyoterapi sonrasında kişilerde genellikle diş kayıpları, ağız bölgesinde kuruluk, boğazda ortaya çıkan ağrı, diş etlerinde oluşan kanamalar, çene eklemlerinde oluşan sertlikler, koku ve tat kaybı, ciltte yanıklar ve ağız içi yaralarının iyileşme sürecinde gecikmeler gibi yan etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu yüzden de tedavi sürecinde hastanın ağız bakımına ciddi bir şekilde özen göstermesine ve gerekli tedavilerini aksatmadan yapması gerekmektedir.




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Uyku Apnesi

Uyku Apnesi

Uyku apnesi bir kişi uyku sürecine girdiğinde süreç içerisinde nefes durmalarının yaşanmasıdır.

  • İlk sebep olarak horlama görülür.
  • Uykuya daldığımızda bütün bedenimiz dinlenmeye geçer fakat solunum yollarımızın kasları çalışmaya devam ederek yolların açık kalmasını sağlar.
  • Uyku apnesi olan bir hastada solunum yolları kaslarının gevşemesi problemi yaşanır.
  • Kasların gevşemesi, dil kökünün, bademciklerin, damağın yumuşak kısmının büyüme sebebiyle solunum yollarını tıkaması durumları da uyku apnesine sebep olur.


Uyku Apnesi Nedir?

Uyku durumunda olan bir kişi 10 saniye boyunca nefes alamadığı durumlar yaşıyorsa uyku apnesi var demektir. Vücut uyku apnesi sebebiyle nefes alamama durumu yaşandığında bir tepki verir ve nefes almaya çalışır. Bu çaba da horlama olarak dışarıya yansır. Uyku apnesi nedir gibi sorularınız için web sitesinden bilgilendirici yazılara da ulaşabilirsiniz.

Uyku apnesi olan kişinin bir doktor ile görüşmesi ve tedavi olması şarttır. Eğer zamanında müdahale edilmezse günlük hayatta birtakım kazalara sebep olabilir. İş sırasında yaşanılan kazalar ya da trafik kazaları uyku apnesi olan kişilerde daha yüksek ihtimal dahilinde oluyor.

Hastalık ülkemizde çok fazla görülmüyor fakat yüzde 1 ile 4 arası bir orana sahip. Bu da yeterince dikkat edilmesi gereken bir hastalık olduğunu kanıtlıyor. Örneğin diyabet hastalığının ülkemizde görülme olasılığı yüzde 3’tür ve uyku apnesi yüzdesi bu rakama hiç de uzak değildir. Bu sebeple uzman doktor müdahalesi gereklidir.


Uyku Apnesi Bilgi Formu



Uyku Apnesi Nedenleri

Uyku apnesinin nedenlerini araştırmadan önce kaç tür olarak görüldüğünü açıklamak daha faydalı olur.

Üç tür uyku apnesi vardır:

  • Obstrüktif uyku apnesi
  • Santral uyku apnesi
  • Mikst uyku apnesi

Obstrüktif uyku apnesi solunum yollarının işlevini kaybetmesi dolayısıyla yaşanan tıkanmalara denir. Oksijenin yeterli gelmemesi ve tıkanma sebebiyle uykudan uyanma durumları çok fazla yaşanır. Vücut tepki olarak horlama ve gürültülü nefes alma ile karşılık verir.

Santral uyku apnesi beynin solunum yollarındaki kaslara gereken sinyali yeteri kadar gönderememesi sonucuyla yaşanan nefes tıkanmalarıdır. Hava alma tamamen imkansız hale gelir ve oksijen alımı olumsuz yönde etkilenir.

Mikst uyku apnesi ise yukarıda bahsedilen iki tür uyku apnesinin tek bir kişide aynı anda görülmesi durumudur. Uyku apnesi nedenleri türlere göre farklılıklar gösterebilir.

Kasların yeterince gerilmemesi ve işlevlerini yerine getirememesi obstrüktif uyku apnesine sebep olur. Bu durum gerçekleştiğinde bir süre sonra nefes tıkanmaları dolayısıyla hasta rahat nefes alamaz ve oksijen yetersiz gelmeye başlar. Oksijen alımı düştüğünde de vücut kendini uyandırarak korumaya çalışır.

Çok fazla kilo sahibi olma, uyumamıza yardımcı olsun diye aldığımız uyku hapı ya da içecekler, sigara, alkol gibi maddelerin kullanımı, doğuştan dar olan solunum yolları gibi nedenler de uyku apnesine sebep olan durumlardır. Santral uyku apnesine beyinde yaşanan rahatsızlık durumları örneğin beyin sapı problemi gibi durumlar sebep olabilir.



Uyku Apnesi Belirtileri

Uyku apnesi türleri olan obstrüktif ve santral uyku apneleri için benzer belirtiler söz konusu olur. Belirtiler benzer olduğu için tanı konulurken özellikle dikkat etmek gerekir. Birbirinden ayrı türler olduğu için tedavi yöntemleri de buna göre belirlenmelidir. Uyku apnesi belirtileri her yaştan kişide görülebilir ve farklı şekilde kişi üzerinde etki edebilir.

İki türde de ortak görülen belirtilerin ilki horlamadır. Horlama sesi oldukça yüksek olur. Eğer evli çiftlerden biri uyku apnesi sahibiyse ve uyurken solunumu duruyorsa bu eşi tarafından fark edilecek şekilde ataklarla gerçekleşir.

Aynı şekilde eğer uyku apnesi sahibi bir çocuk ise solunum kesilmelerini aile bireyleri gözlemleyebilir. Uykusuzluk, ani uyanma, uykusuzluk sebebiyle gün boyunca yorgunluk da belirtilerdendir. Sinirli ve agresif bir ruh hali de hastalarda sıkça gözlemlenir.

Uykudan uyandığı andan itibaren kişinin boğazında kuruluk hissi olur ve ağrı görülür. Boğaz ağrıları ile birlikte baş ağrıları da yaşanır. Uykusuzluk problemi yaşandığı için dikkat dağınıklığı ve odaklanamama yaşanır.

Ağız bölgesinde kuruma görülür ve kişi olduğundan daha depresif bir moda girer. Özellikle çocuklar için horlama problemi yaşanıyorsa uyku apnesi olup olmadığına dair doktor kontrolüne götürülmelidirler. Bir çocuk için uyku apnesinin tedavi edilmemesi günlük hayata odaklanması ve arkadaş edinebilmesi için büyük bir engeldir. Her gece kontrol edilerek sürece doğru anda müdahale edebilme önemlidir.



Uyku Apnesi Tanı Yöntemleri

Uyku apnesi tanı yöntemleri için ilk olarak uzman bir doktora giderek şikayetlerinizi anlatmalısınız. Doktor hastayı dinleyerek öyküsünden hastalığın belirtilerini tespit etmeye çalışır. Daha sonra solunum yollarının kontrolü için solunum yollarının genel bir muayenesini yapar.

Solunum yollarının incelenmesi ucunda küçük bir kamera bulunan cihaz ile görüntülenme yoluyla kontrol edilir. Böylece daralma ya da gevşeme varsa hemen tespit edilir. Doktorun isteğine göre MR çekimi de yapılabilir.

Hastanede yatışı verilen hasta için uyku düzeninin izlenmesi yoluyla bir çizelge oluşturulabilir. Uygulanan test ile kişinin uyku sırasında kaç kere nefes alamama sorunu yaşadığı tespit edilir. Bu testin adı polisomnografidir. Aynı zamanda kalbinizin ritmini de ölçerek genel bir kontrol gerçekleştirir. Hastalığın tanısının koyulması tedaviye başlamak için büyük bir adımdır.

Polisomnografi testi sonucunda uyku sırasında oluşan nefes tıkanıklıkları ve solunum durması yüksek düzeyde çıkarsa kişiye uyku apnesi tanısı konur. Bu test uyku apnesinin her iki türü için de doğru sonuçlar verir.

EEG yöntemi ile de hastanın uyku sırasında beyin dalgalarının nasıl tepkiler verdiği ölçülür. Bu dalgalar kontrol edildiğinde hastanın uykuya dalışı, derin uykuya geçişi ve solunum durması sebebiyle oluşan düzensizlikler dikkatli bir şekilde takip edilebilir. EOM denilen göz hareketlerini izleyen yöntem ile göz hareketleri de izlenir ve yine aynı bilgileri kesin olarak bize verir.



Uyku Apnesi Tedavi Yöntemleri

Uyku apnesi hastalığının tedavisi vardır. Dünyanın genelinde de kullanılan ve kesin sonuç veren yöntemlerin başında CPAP denen tedavi yöntemi gelir. Açılımı Kesintisiz Pozitif Nazal Basınç olan yöntem bir cihaz yardımıyla gerçekleştirilir. Uyku apnesi tedavi yöntemleri arasında en kesin sonucu veren budur.

Bir maske ve cihazdan oluşan yöntemde uyku sırasında hasta cihazı baş ucuna koyar ve maskeyi yüzüne takar. Maske sayesinde burun yolunda oldukça hafif hissedilen bir basınç meydana gelir. Bu verilen basınç sayesinde solunum yolları uyku sırasında her zaman açık kalır. Hastalığın sonucu olan horlama ve gürültülü nefes alma gibi problemleri de tamamen ortadan kaldırır.

Uyku apnesi tedavisi için kullanılan maskeler kişi için özel olarak tasarlanır ve tedaviden önce hasta için en uygun maske modeli hangisiyse o seçilir. Herhangi bir ameliyat ya da cerrahi yönteme başvurmadan cihazı kullanmaya başladığınız anda etkisini hemen hissedersiniz ve ertesi gün hiç olmadığınız kadar dinç kalkarsınız.

Cerrahi yönteme ihtiyaç duyulduğu durumlar yalnızca eğer kişinin burun, boğaz gibi bölgelerinde şekil bozuklukları varsa düşünülür. Bu gibi durumlar yoksa CPAP yöntemi sizin için en uygun ve kolay yöntemdir.

Tedavi yöntemine başladıktan sonra solunum düzeleceği için uyku da düzene girer ve kişi daha sağlıklı bir hayat sürmeye başlar. Agresif ruh halinden tamamen kurtulur.

Beyin Damar Hastalıkları, Nöroloji Bölümü Hangi Hastalıklara Bakar


Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp