En Son Eklenenler


Vertigo Hangi Bölüm Bakar 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Vertigo Hangi Bölüm Bakar?


Vertigo Hangi Bölüm Bakar

Vertigo hangi bölüm bakar, vertigo için hangi bölüme gitmeliyim sorularının cevapları yazımızda yer almaktadır. Vertigo hangi bölüm bakar sorunuzun yanıtına içeriğimizi okuyarak erişebilirsiniz.

Vertigo çoğunlukla baş dönmesinden farklı olarak sizi veya etrafınızın döndüğünü veya hareket ettiğini hissetme durumudur. Baş dönmesi genellikle geçicidir ve tedaviye gerek duyulmadan geçer.

Vertigo Hangi Bölüm Bakar 2022

Baş dönmesi şikayeti ile doktora gitmişseniz, muayene sırasında, baş dönmesi sırasında ve geçtiğinde nasıl hissettiğinizi, neyin baş dönmesine neyin neden olduğunu ve ne kadar sürdüğünü anlatmaya çalışın. Bu detaylar doktorunuzun baş dönmesinin nedeninin belirlemesini kolaylaştıracak tedavisi etmesine yardımcı olacaktır.


Vertigo Nedenleri?

Vertigo, başka herhangi bir semptom olmaksızın kendi kendine ortaya çıkar, genellikle bir inme belirtisi olma olasılığı düşüktür.

Baş dönmesinin bazı nedenleri şunlardır:

Birçok baş dönmesi vakası, iç kulağınızdaki denge mekanizmasını etkileyen problemlerden kaynaklanır. Kristal oynaması (Benign paroksismal pozisyonel vertigo -BPPV), ortak kulak enfeksiyonu, meniere hastalığı, migren denge mekanizmasını etkileyen hastalıklardır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Beyninize yeterince kan gitmemesi de baş dönmesine neden olabilir.

Bu durum, çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilir:

  • Ateroskleroz
  • Anemi, su kaybı
  • Düşük kan şekeri
  • Kalp ritmi sorunları
  • Ortostatik hipotansiyon (postural hipotansiyon)
  • Felç
  • Geçici iskemik atak (TIA)

Bazı ilaç türleri de baş dönmesine neden olur:

  • Antidepresanlar
  • Nöbet önleyici ilaçlar
  • Tansiyon ilaçları
  • Sakinleştiriciler

Baş dönmesinin diğer nedenleri:

  • Karbonmonoksit zehirlenmesi
  • Sarsıntı
  • Depresyon (majör depresif bozukluk)
  • Yaygın anksiyete bozukluğu
  • Taşıt tutması
  • Panik atak ve panik bozukluk


Vertigo İçin Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Genel olarak, tekrarlayan, ani, şiddetli veya uzun süreli ve açıklanamayan baş dönmesi veya vertigo yaşarsanız doktorunuza görünün.

Vertigo İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Vertigo için “Kulak Burun Boğaz” veya “Nöroloji uzmanına” başvurmalısınız.

Vertigo hastalığını teşhis etmek için yapılan testlerde denge ve işitme sorunu birlikte ele alınır. Hastaların çoğunda iç kulağa bağlı hastalıklar tespit edilmektedir. Fizik muayeneden sonra elektronistagmografi denilen cihazla göz hareketleri incelenir. Eğer gerek görülürse tomografi ve MR çekimleri de yapılabilmektedir. Vertigo hastalığının tedavisi ilaçlar, kafein ve aşırı tuz içermeyen beslenme ile sağlanabilir. İç kulak kristalleri ile ilgili bir durum var ise Epley Manevrası denilen tedavi işlemi yapılır.



Vertigo İçin Ne Zaman Acil Servise Gitmeliyim?

Vertigo tek başına acil müdahale gerektiren bir durum değildir.

Ancak aşağıdakilerden herhangi biriyle birlikte şiddetli baş dönmesi veya vertigo yaşarsanız en yakın acil servise başvurmalısınız.

  • Ani ve şiddetli baş ağrısı
  • Göğüs ağrısı
  • Nefes almada zorluk
  • Kol veya bacaklarda uyuşma veya felç
  • Bayılma
  • Çift görme
  • Hızlı veya düzensiz kalp atışı
  • Zihin bulanıklığı veya geveleyerek konuşma
  • Tökezleme veya yürüme zorluğu
  • Kusma
  • Nöbetler
  • Ani işitme değişikliği
  • Yüzde uyuşma



Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Öksürüğe Hangi Bölüm Bakar? 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Öksürüğe Hangi Bölüm Bakar?


Öksürüğe Hangi Bölüm Bakar

Öksürüğe hangi bölüm bakar sorusunun yanıtını makalemizde cevaplıyoruz. Öksürüğe hangi bölüm bakar, hangi bölüme gidilir gibi sorularınızı yanıtlıyoruz.

Öksürük, vücudun tepki verme ve kendini koruma yollarından biridir. Boğazınız ya da nefes borunuzda olmaması gereken şeyleri dışarı atma şeklidir. Toz, kir, duman, yiyecek parçaları beyninize mesaj gönderen sinirleri uyarır. Beyin daha sonra bu maddeyi dışarı atmak için göğüs ve karın kaslarına ciğerlerdeki havayı dışarı atmasını söyler.

Öksürüğe Hangi Bölüm Bakar? 2022

Öksürük bir hastalık değildir. Ara sıra öksürmek normal hatta sağlıklıdır. Ancak birkaç haftadır kesilmeyen veya rengi bozulmuş, kanlı balgam attıran öksürük, doktora gitmenizi gereken bir durumun belirtisi olabilir.

Bazen öksürük çok güçlü olabilir. Uzun süreli, şiddetli öksürük akciğerleri tahriş eder ve daha fazla öksürüğe neden olur. Ayrıca yorucudur ve uykusuzluk, baş dönmesi veya bayılma, baş ağrısı, idrar tutamama, kusma ve hatta kaburgaların kırılmasına neden olabilir.

Öksürük tipi süreye göre akut veya kronik, balgam atıp atmamaya göre balgamlı veya kuru öksürük olarak tanımlanır. 

Üç haftadan az süren öksürük “akut” olarak kabul edilir. Sekiz haftadan uzun sürerse (çocuklarda dört hafta) “kronik” olarak kabul edilir.

Kuru öksürük, balgamsız öksürüktür. Astım, reflü, geniz akıntısı, boğmaca, akciğer kanseri, kalp yetmezliği gibi hastalıklar ve tansiyon ilacı bazı ilaçlar kuru öksürüğe neden olabilir.


Öksürüğe Neden Olan Şeyler?

  • Virüsler ve öksürük

Soğuk algınlığı  ve  grip  en yaygın öksürük nedenleridir. Ne kadar can sıkıcı olsa   da, bu durumda öksürük faydalıdır,  çünkü virüsün mukusla birlikte ciğerlerinizden atılmasını sağlar. Hatta virüslerin çoğu bu yola bir kaç günde atılır. Soğuk algınlığını atlattıktan sonra “kuru”  öksürük olabilir. Bunun nedeni öksürüğün ciğerleri tahriş etmesi, tahrişin daha fazla  öksürüğe yol açması, öksürüğün de tahrişi attırması şeklinde devam eden bir döngü olabilir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



  • Alerjiler, astım ve öksürük

Alerjiniz ya da astımınız varsa  küf, toz, kirli hava gibi bir tetikleyiciler ciğerlerinizin aşırı tepki vermesine neden olabilir. Ciğerleriniz rahatsızlığa neden olan şeyi atmaya çalışır. 

  • Tetikleyiciler ve öksürük

Alerjik olmasanız bile soğuk hava, sigara dumanı veya güçlü parfümler gibi şeyler kuru kuru öksürmeye neden olabilir.

  • Geniz akıntısı ve öksürük

Burun tıkanıklığında, burundan boğaza akan mukus öksürmenize neden olur. Soğuk algınlığı, grip, sinüs  enfeksiyonları, alerjiler ve diğer problemlerden dolayı  geniz akıntısı yapabilir. 

  • Asit reflü ve öksürük

Mide ekşimeniz  varsa,  mide  asitleri, özellikle geceleri boğazınıza gelebilir. Nefes borunuzu, ses tellerinizi ve boğazınızı tahriş ederek öksürmenize neden olabilirler.

  • KOAH ve öksürük 

KOAH, üç ayrı ciddi durumdan bir veya daha fazlasını içerir: Amfizem, kronik bronşit ve kronik obstrüktif astım. Bu hastalıklar, hava yolunuzdaki tüpleri (bronş tüpleri) ve oksijeni kanınıza ileten ve karbondioksiti uzaklaştıran küçük keseleri (alveoller) zayıflatır. KOAH’ın en yaygın nedeni sigaradır.

  • Diğer nedenler

Diğer birçok sorun – akciğer  iltihabı, akciğer kanseri,  uyku apnesi ve ilaç yan etkileri – tetikleyici olabilir. Ayrı bir sorununuz olmadığından emin olmak için geçmeyen öksürükler için mutlaka muayene olmalısınız.



Doktora Ne Zaman Gitmeliyim?

Öksürüğünüz (veya çocuğunuzun öksürüğü) birkaç haftadır geçmiyorsa veya aşağıdakilerden herhangi biriyle birlikte görülüyorsa doktora gitmelisiniz:

  • Kalın, yeşilimsi sarı balgamlı öksürük
  • Hırıltı
  • Ateş
  • Nefes darlığı
  • Bayılma
  • Ayak bileğinde şişme veya kilo kaybı

Hangi Bölüme Veya Doktora Gitmeliyim?

Öksürük şikayetiniz için “Kulak Burun Boğaz” veya “Dahiliye uzmanına” gitmelisiniz.

KBB doktoru öksürüğün süresi, tipi ve şiddetine göre fiziki muayeneden sonra röntgen, tomografi, sürüntü testi, balgam kültürü alma, solunum fonksiyon testi, bronkoskopi gibi tetkikler isteyebilir. Tetkik sonuçlarına göre ilgili bölüm ve doktora yönlendirecektir.



Öksürük İçin Acil Servise Ne Zaman Gitmeliyim?

Öksürük aşağıdaki durumlarla birlikte ise vakit kaybetmeden acil servise başvurmalısınız:

  • Boğulma veya kusma
  • Nefes almada veya yutmada zorluk
  • Kanlı veya pembe renkli balgam
  • Göğüs ağrısı


Öksürük Tedavisi İle İlgili Bilmeniz Gerekenler

Öksürük ilaçları genellikle yalnızca akut durumda, çok fazla rahatsızlığa neden oluyorsa, uykuyu engelliyorsa ve yukarıda belirtilen potansiyel olarak endişe verici semptomlarla ilişkili değilse kullanılır. Öksürük ilacı kullanıyorsanız, öncelikle önerilen dozda aldığınızdan

BUnun dışında reçetesiz satılan öksürük ve soğuk algınlığı ilaçlarının, altta yatan hastalığı değil, öksürük ve soğuk algınlığı semptomlarını tedavi etmeye yönelik olduğunu bilmelisiniz. Araştırmalar, bu ilaçların, etkisiz ilaçlardan (plasebo) daha etkili olduğunun kanıtlanmadığını gösteriyor. Daha da önemlisi, bu ilaçların 2 yaşından küçük çocuklarda ölümcül aşırı dozlar da dahil olmak üzere potansiyel olarak ciddi yan etkileri vardır.

6 yaşından küçük çocuklarda öksürük ve soğuk algınlığı tedavisinde ateş düşürücü ve ağrı kesiciler dışında reçetesiz satılan ilaçlar kullanmayın. Ayrıca, 12 yaşından küçük çocuklar için bu ilaçları kullanmaktan kaçının..

Öksürüğü hafifletmek için şunları deneyebilirsiniz:

  • Öksürük için pastil veya sert şekerler kuru öksürüğü hafifletebilir ve tahriş olmuş boğazı yatıştırabilirler. Ancak boğulma riskinden dolayı 6 yaşından küçük çocuklara verilmemelidir..
  • Bal yemek de boğazınızı yumuşatacaktır. Bir çay kaşığı bal öksürüğü hafifletmeye yardımcı olabilir. 1 yaşından küçük çocuklara bal vermeyin çünkü bal bebeklere zararlı bakteriler içerebilir.
  • Bulunduğunuz ortamdaki havayı nemlendirin. Buharlı nemlendirici kullanmak veya buharlı banyo boğazını ve soluk  borunuzu yumuşatabilir., 
  • Sıcak içecekler için. Sıvı, boğazınızdaki mukusu seyreltebilir. Et suyu veya limon suyu gibi sıcak sıvılar boğazınızı yatıştırabilir.
  • Tütün dumanından kaçının. Sigara içmek veya sigara dumanı solumak öksürüğünüzü daha da kötüleştirebilir.



Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


İşitme Kaybı Nedenleri, Tanı ve Tedavi Yöntemleri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

İşitme Kaybı

İşitme kaybı günümüzde teknolojik gelişmelerin artması ve doğru kullanılmaması ile birlikte artış gözlemlenmektedir. Bunun yanı sıra kişilerin geçirmiş oldukları hastalıklara özen göstermemesi ve sonucunda geçici veya kalıcı işitme kayıplarına maruz kalması mümkün olmaktadır. 

İşitme Kaybı Genel Tanıtım

İşitme kaybı ortaya çıkması ile birlikte kişilerin işitme hassasiyetlerinde büyük bir oranda azalma gözlemlenmektedir. Bununla birlikte de etrafta ki sesleri duymama veya algılamakta zorluk çekme, kulak çınlaması veya kulak içerisinde vızıltıya benzer seslerin ortaya çıkması işitme kaybının ortaya çıkmasına başlayan işaretlerden olmaktadır. 

İşitme kayıpları doğumdan önce veya doğumdan sonraki her yaş grubunda ortaya çıkmaktadır. Yapılan araştırmalarda ve hastalara göre ise genellikle işitme kaybı yaşayan erkekler, kadınlara oranda daha fazla bu durumdan etkilenmektedir. 65 ila 74 yaş grupları arasında erkeklerin %10’luk bir kısmında farklı derecelerde olan işitme kayıplarının olduğu tahmin edilmektedir. 

İşitme hassasiyeti genellikle kişilerin işitme sorunlarında büyük bir problem olduğu göstergesi olarak düşünülmektedir. Ancak bu yanlış bir düşünce olmaktadır. İşitme de hassaslaşma olması işitme hassasiyetinde azalma yani belli oranlarda geri dönüşü rahatlıkla yapılabilecek durumları ortaya koymaktadır. 

İşitme kaybının araştırılması durumunda genellikle 3 farklı alanda çalışmalar yapılmaktadır. Bunlar ise işitme kaybının hangi tipte olduğu, hangi derece de olduğu ve işitme kaybının konfigürasyonu yani hangi frekanslara zarar veren bir yapısının olduğu olmaktadır. 

İşitme Kaybının Nedenleri

İşitme kaybı kişide doğumda var olan veya sonradan oluşan diğer olaylar ile kazanılan olmak üzere iki farklı kategoriye ayrılmaktadır. Doğumda var olan işitme kayıplarının kendi içerisinde genetik olan ve genetik olmayan olacak şekilde de iki farklı gruba ayırmak mümkün olmaktadır. 

Genetik olmayan işitme kayıpları genellikle bebeğin doğumu esnasında gerçekleşmektedir. Bu da prematüre doğum, doğum sonrası ağırlığın düşük olması, anne karnında gelişim esnasında geçirilmiş olan enfeksiyon türleri gibi birçok nedene bağlı olarak gelişmektedir. Genetik kökene bağlı olarak gelişen işitme kayıpları ise down sendromlu olma, usher sendromu gibi anne ve babadan bebeğe geçen hastalıklar olarak ortaya çıkmaktadır. 

Sonradan kazanılan İşitme kaybı genellikle kişilerin kulak enfeksiyonu geçirmesi, gürültü maruziyet değerlerini aşması, yaşlanması gibi nedenlere bağlı olarak gelişmektedir. Bunlar haricinde de işitme kaybının ortaya çıkması için birçok farklı hastalık ve neden olduğu da unutulmaması gerekmektedir. 

İşitme kaybıyla ilgili herhangi bir şikayeti olan kişilerin mutlaka kulak, burun, boğaz doktoruna giderek gerekli testleri yaptırması gerekmektedir. Bunun yanı sıra odyoloji testleri yaptırarak da sorunun ana kaynağı rahatlıkla bulunabilmektedir. 

İşitme kaybının nedeni öğrenildikten sonra bireye yönelik tedaviler uygulanmaktadır. Bu tedaviler arasında ise ilaç, cerrahi operasyon ve rehabilitatif yöntemler kullanılmaktadır. Hangisinin kişilerde bulunan işitme kayıplarına yardımcı olacağı ise değerlendirmeler ve testler sonucunda karar verilmektedir. 

65 yaş üzeri olan her iki bireyden birinde işitme kayıplarının ortaya çıkması oldukça normal olmaktadır. Bunun haricinde ise bebeklerde, çocuklarda ve yetişkinlerde de bu oran oldukça sık karşılaşılan bir durum haline gelmektedir. 

İşitme Kaybı Belirtileri

İşitme kaybı şüphesi günümüzde birçok kişide şüphe uyandıran bir durum olmaktadır. Belirtilerin bir veya birden fazla olması durumunda ise mutlaka doktora gidilerek gerekli olan testlerin yapılması gerekmektedir. İşitme kaybının ortaya çıkarken vücutta göstermiş olduğu belirtiler ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Etrafta oluşan seslerin algılanmasına ve buna yönelik tepki vermekte güçlük yaşama,
  • Karşıdaki kişinin seslerini ayırt etmekte güçlük çekme ve daha yüksek konuşmasını isteme,
  • İşitsel cihaz kullanan kişilerin cihazların duyma dereceleri yükseltme isteği,
  • Kalabalık ve gürültülü alanlarda vakit geçirme isteğinde azalmalar,
  • İnsanlar ile iletişime geçmekten kaçınma,
  • Kulak içerisinde çınlama veya vızıltı gibi seslerin rahatsız edici düzeyde olması. 

İşitme kayıplarının ortaya çıktığı doğum sürecinde doğru tedavi edilmemesi veya müdahale edilmemesi durumunda hem çocukluk hem de yetişkinlik dönemlerinde kişinin dil ve konuşma becerileri oldukça olumsuz bir yönde gelişmektedir. Hatta işitme kaybının derecesine göre hiç gelişme göstermeyebilmektedir. 

Dil ve konuşma problemlerine bağlı olarak bireyler çevreden duyduğu seslere göre gelişim göstermesinden dolayı öğrenme problemleri veya öğrenmede gecikme gibi sorun yaşamaktadır. Bu da akademik olarak başarının oldukça düşmesine yol açmaktadır. 

Kişilerin iletişim sorunu yaşaması ile birlikte diğer insanlardan kendilerini soyutlamakta ve iletişime geçmemek için kaçmaktadır. Bu da kişilerin hem zayıf kişilikleri olmalarına hem de psikolojik olarak da depresyon gibi durumlara yöneltmektedir. 

Yetişkin bireylerde İşitme kaybı yaşanması ile birlikte genellikle sinirlilik ve problemi ifade edememe gibi sorunlar ile karşı karşıya kalınmaktadır. Bu da kişinin kendi kabuğuna çekilerek hayatını daha da sessiz bir şekilde geçirmesine neden olmaktadır. 

İşitme Kaybı Tanı Yöntemleri

İşitme kaybı günümüzde en sık hali genellikle enfeksiyona bağlı olarak gelişmektedir. Enfeksiyondan şüphelenilmesi durumunda sübjektif ve objektif olacak şekilde iki farklı işitme testine sokularak sonuçlara bakılmaktadır. Bu test sonucunda ise kişinin iç kulağında bulunan sinirlerinde herhangi bir hasar olup olmadığına, işitme kaybının olup olmadığına ve ne derecede bu sorunun bulunduğuna dair detaylı bilgiler alınmaktadır. 

Tanının koyulması ile birlikte kişinin durumuna göre ilaçlı tedaviler uygulanabilmektedir. İlaç ile tedavi edilemeyecek durumda olan hastalara cerrahi müdahaleler veya işitme cihazları ile duyma yetisini yeniden sağlamasına yardımcı olunabilmektedir. 

İşitme Kaybı Tedavi Yöntemleri

İşitme kaybı günümüzde hastanın kayıp derecesine ve durumuna göre değişmektedir. Enfeksiyona bağlı durumlarda genellikle ilaçlar ile bu durum kontrol altına alınabilmektedir. Ancak bazı durumlarda da cerrahi operasyon gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Cerrahi operasyonların yanı sıra işitme kayıplarının ortaya çıkması ile birlikte rehabilitatif yaklaşımlar ile de tedavi etmek mümkün olmaktadır. Bu yöntemler ise 4 farklı şekilde uygulanmaktadır. 

İşitme Cihazının Uygulanması

İşitme cihazları genellikle işitme kaybının yaşadığı hastalarda sıklıkla kullanılan bir tedavi olmaktadır. Bunun için ise hastaya en uygun cihazın seçimi, doğru ses düzeyinde ayarlanması, doğru bir şekilde uygulanması ve kişinin doğru bir şekilde kullanması için gerekli olan bilgileri detaylı bir şekilde verilmesi gerekmektedir. Bunun için ise alanında uzman bir odyolog ile görüşme yapılmalıdır. 

Koklear İmplant Uygulaması

Bu uygulamanın diğer adı biyonik kulak olmaktadır. Bu tedavi genellikle işitme cihazlarından istenen sonuçların alınmaması durumunda tercih edilmektedir. Bu uygulamanın nasıl olduğu ve nasıl kullanılması hakkında ise doktorlar ile görüşülmesi gerekmektedir. Çünkü her çocuk ve yetişkin bu tedaviye aynı derecede yanıt almamaktadır. 

Kemik Yolu Ve Orta Kulak İmplantı

Bu tedavi yöntemi kişilerde oluşan İşitme kaybı derecesine ve şekline göre karar verilmektedir. Diğer yöntemlere göre daha farklı bir şekli ve yapısı bulunmasından dolayı KBB uzmanı ve Odyolog tarafından bireye en uygun şeklinin yapılması gerekmektedir. 

İşitsel Rehabilitasyon

Bu tedavi genellikle bebek ve çocukluk dönemlerinde ortaya çıkan İşitme kaybı durumlarında kullanılmaktadır. Bunun sebebi ise bu yaş grubundaki bireylerin seslere karşı duyarlılıklarına göre dil, konuşma ve öğrenme yetisinde gelişmeler olmasından kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı da sadece işitme cihazları yeterli seviye de gelişme kaydetmelerine yeterli olmamaktadır. Yapılacak olan bu tedavi yöntemi ile birlikte bebek ve çocuklarda işitsel kapasite en verimli şekilde kullanılması sağlanmaktadır. 

farenjit, Orta Kulak İltihabi, Kulak Çınlaması, Çocuklarda Sinüzit, Uyku Apnesi




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Farenjit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Farenjit 

Farenjit hastalığı günümüzde belli dönemlerde grip ve nezle gibi sıklıkla görülen hastalıklardan biri olmaktadır. Genellikle yetişkin bireylerde ortaya çıkmakta ve kişinin hayat kalitesini 3-4 gün gibi bir süre içerisinde oldukça fazla düşmesini sağlamaktadır. Oldukça ağrılı ve sancılı bir şekilde geçen bir süreçtir.

Farenjit Nedir?

Farenjit özellikle kış aylarında ortaya çıkan ve halk arasında sıklıkla görülen bir hastalık çeşidi olmaktadır. Bireylerin Farenjit hastalığına yakalanması ile birlikte genellikle ateş, halsizlik ve boğaz ağrısı gibi şikayetleri yaşamalarına neden olmaktadır. Bu şikayetler sonrasında ise hayat kalitesinde düşmeler yaşamaktadır. 

Boğaz ve yutak bölgesinde ortaya çıkan ve genellikle bu bölgelerin büyük bir oranda tahriş olmasını sağlayan bir hastalık türü olmaktadır. Akut ve kronik olarak hastalığın geçirilme sürecine ve iyileşme süresine bağlı olarak iki farklı gruba ayrılmaktadır. 

Akut olarak geçirilen bu hastalıkta genellikle boğazda yanma hissi, ağrı ve ateş sıklıkla görülen semptomlar arasında yer almaktadır. Kronik olarak görülmesi durumunda ise kuru öksürüklerin yaşanması, boğaz bölgesinde geçmek bilmeyen gıcık hissi ve boğazda takılma hissi gibi semptomlar oluşmaktadır. Akut faranjitle savaşan bir kişi genellikle gün içerisinde ateşli olmasından dolayı oldukça yorgun hissetmektedir. Bununla birlikte de yemek yemesi durumunda ise yutkunmakta büyük zorluk yaşamaktadır. 

Kronik olarak geçirilen bu hastalıkta genellikle boğaz bölgesi oldukça tahriş olmaktadır. Bu da kuru öksürüklerden ve boğazın kuru kalmasından dolayı olmaktadır. Ortaya çıkmasındaki neden ise hastanın yaşam tarzındaki durumlar, alışkanlıkları, reflü hastalığının olması veya burun hastalıklarının olmasından dolayı bu evreye gelmektedir. 

Farenjitin Nedenleri

Farenjit kronik ve akut olarak iki farklı şekilde belirti göstermektedir. Bu da her ikisinin ortaya çıkmasında farklı nedenlerin olmasına neden olmaktadır. 

Kronik olarak gerçekleşen bu hastalık türünde genellikle boğaz çok fazla tahriş olmaktadır. Bu süreç uzaması durumunda ve sürekli olarak devam etmesinde ise tedavi oldukça zor bir hale gelmektedir. Özellikle burun kemiğinin eğri olması durumunda kişilerde sürekli olarak ağız yolu ile alınan havanın doğru bir şekilde temizlenmemesinden dolayı boğaz kuruluğuna neden olmaktadır. Kuruluk sonucunda da kronik olarak gerçekleşen farenjit hastalığına yakalanılmaktadır. Hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilecek olan diğer nedenler ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Öğretmenlik gibi sürekli olarak konuşma gerektiren meslek gruplarından birinde olmak,
  • Boğazının kuruması sonrasında vücuda yeterli sıvı girişinin olmaması,
  • Çok sıcak ve ya soğuk içeceklerin ve ya yiyeceklerin tüketilmesi 
  • Sigaranın fazla kullanımı,
  • Acı baharatların fazla kullanımı,
  • Saman nezlesinin olması,
  • Alerjik hastalıklara sahip olunması,
  • Mide içerisinde asit gelmesi yani reflü hastalığına sahip olma,
  • Burunda, genizde veya sinüzit gibi hastalıklara sahip olmak bu hastalığa kapılmasına neden olmaktadır. 

Akut Farenjit oluşumu ise aynı kronik gibi kendine has nedenleri olmaktadır. Diğerinden kendini ayıran özelliği ise halk tarafından en yaygın olarak görülen türü olmaktadır. 

Akut farenjit genellikle soğuk algınlığı gibi durumlarda diğer farklı enfeksiyonların boğaz bölgesine hava yolu ile yerleşmesi ile ortaya çıkmaktadır. Hasta kişinin soğuk alanlarda vakit geçirmesi, diğer hasta kişiler ile temas hallinde bulunması gibi nedenler hastalığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bunun yanı sıra kişinin kuru havaya çok fazla maruz kalması, güçlü kimyasallara kısa süreli de olsa maruz kalması, vücuduna fazla sıvı almaması ve bağışıklık sisteminin yeterli derecede güçlü olmaması durumunda akut olarak gerçekleşecek olan bu hastalığa yakalanma riskini oldukça yüksek olmasına neden olmaktadır.

Farenjitin Belirtileri

Farenjit ortaya çıkmasında birçok farklı neden olduğu gibi belirtileri de kendilerine has bir şekilde değişkenlik göstermektedir. Faranjitin genel yapısı itibari ile virüs veya bakterilere bağlı olarak gelişen bir enfeksiyon rahatsızlığı olmasından dolayı farklı iki tarzda belirti vermektedir. Bunlardan ilki olan ve kronik olarak adlandırılan bu türde genellikle hasta iyileşmiş gibi gözükse de sürekli olarak tekrar eden bir yapısı bulunmaktadır. Kronik olarak gerçekleşen bu türde belirtiler şunlardan oluşmaktadır;

  • Yutkunma esnasında boğaz bölgesinde ağrı gerçekleşmesi,
  • Sürekli olarak gerçekleşen öksürükler,
  • Hafif boğaz ağrısının oluşumu olmaktadır. Akut olarak gerçekleşen hastalığa göre genellikle hafif belirtileri bulunmaktadır. 

Akut olarak gerçekleşen bu Farenjit türü genellikle ani bir şekilde meydana gelmektedir. Tedavisinin gerçekleşmesinden sonra ise herhangi bir şekilde belli aralıklar ile tekrarlama gibi durumu olmamaktadır. Akut olması durumunda kişilerde sıklıkla rastlanan belirtiler ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Şiddetli boğaz ağrıları,
  • Ateşte yükselme,
  • Halsizlik olması,
  • Burun akıntısının olması,
  • Yutkunma güçlüğü yaşama,
  • Durduk yere boğazda takılma hissinin ortaya çıkması olmaktadır. Halk arasında genellikle en sık görülen şekli akut farenjit olmaktadır. 

Farenjitin Tanı Yöntemleri

Farenjit tek başına genellikle boğaz kaşıntısı veya ağrı gibi nedenlerin oluşması ile gerçekleştiği düşünülmektedir. Ancak bu oldukça yanlış bir tanı olmaktadır. Bu semptomların yanı sıra kendine has özellik gösteren birkaç bulgunun daha yanında olması gerekmektedir. 

Kronik ve akut olarak iki farklı özellik gösteren bu hastalık türünde genel olarak ateş, boğaz ağrısı ve yutkunma güçlüğü gibi birbirine göre farklı özellik gösteren belirtiler olmaktadır. 

Tanı koyulma aşamasında belirtilerin takibinin yanı sıra kişinin öyküsü de büyük bir önem taşımaktadır. Bu öykünün alınması sonucunda fiziksel muayene yapılmakta ve kişinin günlük sıvı tüketme miktarına göre akut veya kronik olacak şekilde tür teşhisi konulmaktadır. 

Genellikle tanı koyma yöntemleri arasında fiziksel testler yeterli olmaktadır. Ancak bazı şüpheli durumlarda kan testleri, boğaz süprüntü örnekleri, akciğer röntgenleri ve diğer istenecek tetkiklere başvurulabilmektedir. 

Boğaz süprüntü örneği ise genellikle kişinin steril bir çubuk yardımı ile ağız ve burun kısmından örnek alınan bir işlemdir. Oldukça acısız ve ağrısız geçmektedir. Alınan bu örnek laboratuvara gönderilmekte ve buna uygun bir şekilde tedavi planının gerçekleşmesi sağlanmaktadır. 

Farenjit Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Farenjit tedavisi genellikle iki farklı türde farklı şekilde uygulanmaktadır. Akut olarak gerçekleşen türünde hastanın tetkikler ve belirtileri sonucunda durumuna göre tedavi planı uygulanmaktadır. Bakteriyel kaynaklı olduğu tespit edilmesi durumunda burun spreyi, pastil, ağrı kesici veya antibiyotik gibi ilaçlara başvurulmaktadır. Ancak viral kaynaklı olduğunu düşünülmesi durumunda ise kişiye ilaçlar yerine önleyici tedaviler uygulanmakta ve bu tedavinin yanı sıra bolca sıvı tüketimine teşvik edilmektedir. 

Kronik olarak gerçekleşen bu hastalık türü oldukça önemli bir hastalık gibi düşünülmese de özen gösterilmesi gerekmektedir. Çünkü sürekli olarak gerçekleşen bir yapısı bulunmasından dolayı vücut çalışma sistemini sürekli olarak etkilemektedir. Doğru tedavi planını uygulanmaması durumunda ise tedavisi oldukça uzun ve zorlu geçme ihtimali olmaktadır. Bu yüzden de hastanın hekimden almış olduğu önerilere ve ilaçlara büyük bir önem göstermesi gerekmektedir. 

Bu tedavilerin yanı sıra faranjitin ortaya çıkmasında rol oynayacak olan reflü gibi hastalıklarında gerekli olan tedavisinin yapılması gerekmektedir. Boğazın tahriş olmasını sağlayacak olan tozlu ve kimyasal alanlardan uzak durulması gerekmektedir. Sigara ve alkol gibi insan sağlığına zarar veren ve hastalığın olumsuz yönde ilerlemesini sağlayan maddelerden de kaçınılması gerekmektedir. Kaçınılmaması durumunda ise kronik olarak gerçekleşmesine yardımcı olmaktadır. Kronikleşmesi sürecini tamamladıktan sonra ise tedavisinin oldukça zor ve sancılı bir şekilde geçmesini sağlamaktadır. 




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Orta Kulak İltihabi 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Orta Kulak İltihabi

Orta kulak iltihabı tıp alanında otitis media olarak isimlendirmektedir. Bu iltihap çeşidine çocukların yakalanma olasılığı çok daha yüksek olduğu için için ve anne ve babaların bu konuda ortaya çıkacak belirtileri bilmeleri ve ortaya çıkan herhangi bir belirti halinde KBB uzmanlarına başvurmaları gerekmektedir. Bunun yanı sıra ise yetişkinlerin de bu konuda dikkatli olmaları gerekmektedir. 

Orta Kulak İltihabı Genel Tanıtım 

Orta kulak iltihabı diğer bir ismi ile otitis media kişilerim kulak zarının arka kısmında bulunan ve kişinin sesleri duymasını sağlayan ve küçük kemiklerin titreştiği bölge olan orta kulakta meydana gelen bir iltihaplanan çeşididir. 

Söz konusu olan iltihaplanma durumu her yasta görülebilmektedir ancak çocuklarda görülme olasılığının daha fazla olduğu söylenebilinmektedir. Bu yüzden de anne ve babaların bu konuda çocuklarına dikkat etmeleri gerekmektedir. 

Sözü edilen iltihap çoğu vakada hiçbir tedaviye başvurmaksızın kendiliğinde düzelmektedir. Bu yüzden de KBB uzmanlarının öncelikle sorunun ne olduğunu anlamaya özen gösterdikleri bilinmektedir. Sorunun anlaşılmasının ardından ise sorunun takip edilmesine öncelik göstermektedirler. Bunun yanı sıra ise kişilerde iltihaplanmadan dolayı oluşabilecek ağrının önüne geçilmesi içinde gerekli önlemleri almaya özen göstermektedirler. 

KBB uzmanları bunun yanı sıra alerji, boğaz ağrısı, solunum yolu, soğuk algınlığı gibi nedenlerden dolayı da kulağın enfekte olabileceğini dile getirmektedirler. Bunun yanı sıra ise orta kulakla bağlantısı bulunan östaki borusunda gelişen tıkanma sonucunda da orta kulak iltihabının oluşabileceği bilinmektedir. 

KBB uzmanları kişilerin şikayetlerinden yola çıkarak gerekli olan tanı yöntemlerine başvurmaktadırlar. Tercih edilen yöntemlerin uygulanmasının sonucunda ise kişilere kesin bir tanı konulmaktadır. Koyulan bu tanı neticesinde ise kişilere özel tedavi planları oluşturulmaktadır. 

KBB uzmanlarının yukarıda verilenlerin neticesinde tanı koymaları halinde düşünebilecekleri üç çeşit iltihap çeşidi bulunmaktadır. Bu iltihaplar; akut, efüzyonlu (sıvı) ve kronik orta kulak iltihabıdır. 

Akut olan kulak iltihabı bir anda ortaya çıkmaktadır ve kulağın şişmesine ve kızarmasına sebep olmaktadır. Bu belirtilerin yanı sıra ise ateşin ve kulak ağrısının da olacağı bilinmektedir. 

Efüzyonlu (sıvı) kulak iltihap çeşidinde ise kişilerin orta kulağında bulunan boşlukta sıvı birikmesi olmaktadır. Bu çeşitte görülen iltihabın oluşma nedeninin ise genel olarak daha önce geçirilmiş olan bir akut orta kulak iltihabı olduğu ifade edilmektedir. Bu şekilde geçirilmiş akut iltihaptan sonra oluşan efüzyonlu iltihabın çoğunlukla okul öncesi döneminde bulunan çocuklarda olduğu görülmektedir. 

Kronik bir şekilde seyreden kulak iltihabının kulaktaki patalojik seyrinin farklı olduğu bilinmektedir. Bunun yanı sıra bu iltihap çeşidinin kulak zarının kalıcı bir şekilde delik olması ile bilindiği de görülmektedir. Söz konusu olan bu iltihap çeşidinde orta kulağın boşluğu, orta kulakla ilişkisi olan mastoid hücre boşluklarındaki mukozaların ve östaki tüpünün iltihaplanması şeklinde ifade edilebileceği söylenmektedir. Bu kulak iltihabının belirtileri ise delik kulak zarı, kulak akıntısı, işitme kaybı şeklinde sıralanabilmektedir. 

Orta Kulak İltihabının Nedenleri 

Orta kulak iltihabı her yaştaki kişilerde oluşabilecek bir sağlık sorunudur. Bu sorunun ise farklı bazı sebeplerden dolayı meydana geldiği bilinmektedir. Bu yüzden de KBB uzmanlarının öncelikle tanıyı dikkatli ve doğru bir şekilde koymaları gerekmektedir. Daha sonrasında ise kişiye hastalığını ve bu hastalığının neden oluştuğunu bildirmesi gerekmektedir. 

  • Geniz eti akıntısından dolayı oluşan iltihapta geniz eti olarak bilinen adenoidin şişmesinin söz konusu olduğu düşünülmektedir. Yani çocuklarda yetişkinlere kıyasla daha büyük olan bu geniz etinin östaki kanalının açıklığına yakın olduğu bilinmektedir. Konumundan ötürü ise kulak iltihaplanmalarına sebep olduğu görülmektedir. 
  • Kişilerin yaşının da iltihapla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden de bazı araştırmalar sonucunda 6 ay ve 2 yaş arasındaki bebeklerin daha riskli grupta oldukları görülmektedir. 
  • Prematüre doğum veyahut da düşük doğum ağırlığı olan kişilerde orta kulak iltihabı riskinin fazla olduğu düşünülmektedir. 
  • Yarık damak, down- sendromu veya baş-yüz anomalisi bulunan çocukların da riskli grupta olduğu söylenilebilmektedir. 
  • Sigara dumanına maruz kalmanın da iltihap riskini arttırdığı bilinmektedir. 
  • Anne sütünün az alınmasının da bu konuda risk oluşturduğu düşünülmektedir. 
  • Biberonla beslenme gibi farklı çevresel koşulların da bu konuda risk oluşturdukları söylenilebilmektedir. 

Orta Kulak İltihabının Belirtileri 

Orta kulak iltihabı çocuklarda daha sık görülmesi ile bilinen bir hastalıktır. Bu yüzden de anne ve babaların kendilerine dikkat etmelerinin yanı sıra çocuklarına daha da dikkat etmeleri gerekmektedir. Özellikle bu sağlık sorunu soğuk algınlığı, kulak ağrısı, ateş ile beraber ortaya çıktığı için kişilerin bu durumlarla karşılaşmaları halinde bir hekime başvurmaları gerekmektedir. 

  • Kulak ağrısı
  • Huzursuzluk 
  • Uyku problemi 
  • Duyma sorunları 
  • İştah kaybı 
  • Yüksek ateş 
  • Denge kaybı 
  • Halsizlik 
  • Kulak akıntısı 
  • Tıkalı kulak hissi 

Orta Kulak İltihabı Tanı Yöntemleri 

Orta kulak iltihabı semptomlarının başlangıcının genel olarak hızlı bir şekilde geliştiği bilinmektedir ancak çocuklarda ve yetişkinlerde bu durumun ve ortaya çıkan semptomların farklılık göstereceğinin bilinmesi gerekmektedir.

Çocuklarda ortaya çıka orta kulak iltihabı çoğu zaman ateş yükselmesi, kulak ağrısı, baş ağrısı, denge kaybı, işitme sorunları, iştah kaybı, normalden fazla ağlama, rahatsızlık, sesleri duymada sıkıntı gibi farklı belirtiler sonucunda ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeplerin çocuklarda ortaya çıkması halinde anne ve babaların vakit kaybetmeden KBB uzmanına başvurmaları gerekmektedir. 

KBB uzmanına başvuran kişilere tanının doğrulanabilmesi için kişilerin geniz yoluna otoskop adı verilen cihazla bakılmaktadır. Buna eşdeğer şekilde ise bir steteskop ile kişinin kalp atışları dinlenilmektedir. 

Yukarıda verilen işlem sonucunda tereddütte kalan hastalar için veya, tedavi planına uyulmasına rağmen iyi yönde bir ilerleme olmaması durumunda kişilerin özel durumuna göre yeni testlere başvurulabildiği söylenilmektedir. KBB uzmanlarının isteyebileceği testler ise timpanometre testi ve akustik reflektometre testi olarak bilinmektedir. 

Orta Kulak İltihabı Tedavi Yöntemleri 

Orta kulak iltihabı kişilere hem denge konusunda hem de işitme konusunda sorun yaşadıkları bir iltihap çeşididir. Bu iltihabın oluşması halinde ise KBB uzmanlarının önerdiği bazı tedavi yöntemleri vardır. Bu yöntemler aşağıdaki gibi verilebilmektedir.

  • Kişinin ağrısının hafifletilebilmesi için asetaminofen veyahut da ibuprofen şeklinde isimleir olan reçetesiz ilaçlar verilebilmektedir. 
  • Kişilerin kulak zarında delil olmadığından emin olunmuşsa ve bunun yanında kulakta yırtılmanın olmadığı da biliniyorsa oluşan ağrının hafifletilmesi için aneztezik damlalar tercih edilebilmektedir. 
  • Orta kulak iltihabı için hazır bir şekilde satılan veyahut da eczacıların hazırlamış olduğu damlaların alınması istenebilmektedir. 
  • Burundaki tıkanıklık için kullanılan dekonjestan ve bunun yanı sıra alerjilerde tercih edilen antihistaminik ilaçların kullanılmasının olumlu yönde etki gösterdiğine dair kesin kanıt yoktur ancak bazı KBB uzmanlarının tedavide bu yöntemi kullandıkları görülebilmektedir. 
  • Ağızdan veyahut da kulaktan alınabilen çeşitli damlaların da tedavide tercih edilebileceği bilinmektedir. 

Yukarıda sıralanan tedavi yöntemleri genel olarak KBB uzmanlarının uygulamış oldukları tedavilerdir. Bu yüzden de kişilerin hekim kontrolünden geçmeden burada yazılı olan tedavi yöntemlerini uygulamaları tavsiye edilmemektedir. 

KBB uzmanlarının da gerekli olan testleri yapmaları ve bunun ardından ise kişilerin tıbbi öykülerine bakmaları sonucunda kesin tanıyı koyup kişiler için özel bir şekilde tedavi planı yapmaları gerekmektedir. Kişilerin de hekimin uygulamış olduğu tedavi planına uymaları gerekmektedir. Bu şekilde kişilerin orta kulak iltihabı en kısa sürede çözüme kavuşturulacağı düşünülmektedir. 

Kulak Çınlaması, Çocuklarda Sinüzit, Uyku Apnesi, Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Kulak Çınlaması 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Kulak Çınlaması

Kulak çınlaması günümüzde hemen herkeste bir defa dahi olsun gerçekleşmiştir. Ancak geçiştirdiğimiz ve üzerinde çok fazla durmadığımız bir sorundur. Ancak çınlamaların uzun sürmesi ve bunlara diğer farklı semptomların da eklenmesi ile birlikte insanların mutlaka doktora giderek muayene olması gerekmektedir. Çünkü çınlamanın ortaya çıkmasında farklı nedenler olabilmektedir. 

Kulak Çınlaması Genel Tanıtım

Kulak çınlaması günümüzde birçok kişide bulunmaktadır. Ancak psikolojik bir rahatsızlığın bulunmaması durumunda, var olmayan seslerin farklı frekanslarda duyulması olarak açıklanmaktadır. Bu tarz çınlamalar genellikle hafif ve yüksek bir şekilde kişilerde gözükmektedir. Hafif çınlamalar ise birçok hastada gündüz saatlerinde ortaya çıktığı, şiddetli ve yüksek çınlamalar ise gece saatlerinde ortamın sessiz olması ile birlikte duyulmaya başlandığı saptanmıştır. 

Yüksek şiddetli çıkan kulak çınlamalarının genellikle her ortamda duymak mümkün olmaktadır. Ancak tedavi edilmemesi durumunda kişinin psikolojik olarak kendini kötü hissetmesine ve daha sonrasında ise depresyona girmesine neden olabilmektedir. 

Kulak çınlaması ortaya çıkması ile birlikte psikolojik durumların yanı sıra fiziksel olarak da birçok farklı tehlike arz eden durumların ortaya çıkmasını sağlamaktadır. Bu gibi durumların ortaya çıkmasında ise kişilerde baş dönmesi, işitme kaybı veya şiddetli baş ağrılarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bu belirtilerin yanı sırada denge kaybı ile gözükmesi durumunda ise ani bir şekilde gelen bu tepkiler ile ortaya çıkabilmektedir. 

Beyinde bulunan belli bölgelerde tümör oluşumundan dolayı da kulak çınlamalarının oluşması mümkün olmaktadır. Bu yüzden de kişilerin bu tarz çınlamaları normal karşılamayıp doktora başvurması gerekmektedir. 

Tek taraflı çınlamaların ortaya çıkması genelde kişilerde işitme kaybı ile birlikte gözükmesi durumunda tümoral lezyonlara zarar vermektedir veya bunları tetiklemektedir. Bu gibi durumlarda da kişilerin erken teşhis ile tedavi olması gerekmektedir. 

Kulak çınlamaları genellikle yaşa bağlı olarak artmalar göstermektedir. Ancak bu durum çocuklarda gözükmediği anlamına gelmemektedir. Çocuklarda oluşsa da çocuklar bunu tanımamasından ve söyleyememesinden kaynaklı fark edilmemektedir. Bu yüzden de oldukça zor bir şekilde ifade edilmiştir.

Çocuklarda genellikle çınlama orta kulak iltihabı, kulakta sıvı birikmesi gibi hastalıklarda ortaya çıkmaktadır. Bu da hastalığa bağlı olarak gelişmesinden dolayı oldukça normal bir durum olarak karşılanmaktadır. 

Kulak Çınlaması Nedenleri

Kulak çınlaması birbirinden çok farklı nedenlere bağlı olacak şekilde ortaya çıkabilmektedir. İşitme kaybına neden olabilecek kadar yüksek tonlarda olması ve bunun sürekli olarak devam etmesi durumunda ise odyolojik olarak muayeneye girmek veya kulak, burun, boğaz doktoru ile iletişime geçmek büyük önem arz etmektedir. 

Demir eksikleri veya kan eksikliklerine bağlı olarak da birçok kişide kulak çınlamaları ile karşı karşıya gelmek mümkün olmaktadır. Bununla birlikte de b12 eksikliği veya şeker hastalığı başlangıcı sonucunda da bu gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir. 

Mesleki anlamda da birçok kişide bu rahatsızlığın görülmesi mümkün olmaktadır. Özellikle de asker, pilot veya dalgıç gibi ses değişimlerini çok hızlı yaşayan kişilerde kulak çınlamasının artarak devam etmesi oldukça normal olmaktadır. 

Kulak çınlaması ortaya çıkmasındaki diğer nedenler ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Kulak iltihaplarının oluşması,
  • Fazla tıkaç kullanımı,
  • Mesleki olarak gelişen deformasyonlar,
  • Kulak zarında delinmenin olması,
  • Şeker hastalığı,
  • Yüksek tansiyon olması,
  • Beyin bölgesinde oluşan tümörler,
  • Kulak kemiğinde değişimlerin meydana gelmesi,
  • Strese bağlı gelişim,
  • Meniere hastalığının olması,
  • Kalp ve damar hastalıklarına sahip olunması,
  • Kansızlık başlangıcı veya olması,
  • Travma geçirilmesi.

Kulak Çınlaması Belirtileri

Kulak çınlaması kişiden kişiye farkı tonlarda ve farklı düzeylerde ortaya çıkmaktadır. Genel olarak ıslık sesi, yüksek tonlu, zonklama, tıslama veya hafif şiddetli olarak belli olmaktadır. Bu sesler kimi zaman kişilerin oldukça fazla sinirini bozmaktadır. Hatta bazı insanların psikolojisini ciddi anlamda bozacak seviyeye gelebilmektedir. 

Kulak çınlamalarının belirtileri genellikle bir süre devam eder ve sonra ani bir şekilde kesilmekte ya da daha fazla bir şekilde geri gelebilmektedir. Bu gibi durumlar ise genellikle oldukça rahatsız edici hale gelmektedir. Bu sesler veya çınlamalar bazı kişilerde gece saatlerinde ve sessiz ortamlarda ortaya çıkmaktadır. Bazı kişilerde ise günlük aktivitelerinin gerçekleştirdikleri bir anda ortaya çıkarak hayat kalitesini oldukça fazla düşürmektedir. 

Kulak çınlamaları kişilerin psikolojik sorunlarının yanı sıra diğer fiziksel rahatsızlıkların da ortaya çıkmasında neden olabilmektedir. Özellikle de işitme kayıplarının ortaya çıkmasında veya kulak, burun veya boğaz gibi yerlerde sorun olduğunun habercisi olabilmektedir. İç kulak iltihabının olması, kulak zarında delinmenin olması, işitme sisteminde tümör olması gibi birçok hastalığın belirtisi olarak ortaya çıkması mümkün olmaktadır. 

Kulak Çınlaması Tanı Yöntemleri

Kulak çınlaması tanısı genellikle birçok farklı nedene bağlı olarak değişmesinden dolayı tanı yöntemleri de farklı olmaktadır. Doktora başvurulması durumunda öncelik olarak hastanın öyküsü alınmaktadır. Yani ne sıklıkla oluştuğu ne gibi durumlarda şiddetinin arttığı gibi sorular ile bilgi alınmaktadır. Bilgi sonucunda ise nedene bağlı olarak tetkiklerin yapılması istenmektedir. 

Kulak çınlamasının nedeni kulak ile ilgili olduğu düşünülmesi durumunda odyometrik muayene yapılmasını istenmektedir. Böylelikle dış kulakta kalıntı, kir veya kulak zarında tahribatın olup olmadığı böylelikle rahatlıkla gözlemlenmekte ve ortaya çıkabilmektedir. 

Kulak çınlaması sonucunda kişilerde işitme kaybının oluşumu da sürekli olarak karşılaşılan bir durum olmaktadır. Bu gibi sorunlarda ise özellikle yüksek frekanslı olması durumunda görüntüleme teknikleri ile testler yapılması istenmektedir. Bilgisayarlı tomografi, MR gibi yöntemlere başvurulmaktadır. 

Görüntüleme tekniklerinin sonuçlarına bakılması ile birlikte herhangi bir tümör veya farklı bir oluşum gözlemlenmemesi durumunda kişiye kan tahlilleri yapılmaktadır. Kan tahlillerinde ise B12 vitaminin eksik olup olmadığına, demir, şeker, çinko, kan şekeri ve kolesterol gibi birçok farklı alanda araştırmalar yapılır. Sonucunda buna bağlı çınlamaların gerçekleşmesinde tedavi planı uygulanmaktadır. 

Kişilerde kulak çınlamasının tanıyı koyulurken yukarıda bahsedilen tetkiklerin yapılmasına rağmen şikayetlerin devam etmesi sonucunda ise psikolojik olarak sorunun araştırılması gerekmektedir. Belli çınlamalar psikolojik tramva geçirilmesi durumunda da ortaya çıkabilmektedir. 

Kulak Çınlaması Tedavi Yöntemleri

Kulak çınlaması birçok farklı nedene bağlı olarak gelişim göstermektedir. Bu yüzden de ana nedeni bulmak ve buna uygun bir şekilde tedavi planını geliştirmek oldukça zor bir süreçtir. Fakat sebebinin neden olduğunu bilinen çınlamalarda mesela, işitme sinirinde oluşan bir tümörün sebebi ise cerrahi müdahaleler veya diğer kemoterapi, radyoterapi gibi yöntemler ile tedavisi kolaylıkla yapılabilmektedir. 

Dış kulakta bulunan kire bağlı çınlamaların gerçekleşmesi durumunda ise medikal olarak gerçekleştirilecek olan temizleme yöntemleri ile bu kolaylıkla çözülebilmektedir. Veya cerrahi operasyon geçirilmesi gerekmesi durumunda da hasta tedavisi gerçekleştirilmektedir. 

Sebebi diğer yöntemler ile bulunmaması durumunda genellikle sistematik nedenlere bağlı olarak geliştiği düşünülmektedir. Bu da kişilerde çinko eksikliği, B12 kesikliği, yüksek tansiyon, kolesterol, demir eksikliği gibi rahatsızlıkların olmasını işaret etmektedir. Herhangi birinde bu eksikliğe rastlanılması durumunda ise buna yönelik tedaviler veya takviyeler uygulamak mümkün olmaktadır. 

Kulak çınlaması ortaya çıkmasındaki diğer sebep ise genellikle tramvatik olaylar olmaktadır. Bu tarz kişinin depresyona girmesine ve hayatını derinden sarsan olaylar yaşaması durumunda psikologlar ile bunun tedavisinin yapılması gerekmektedir. Belli düzeyde seanslar gerçekleştirmek veya bu duruma bağlı olacak şekilde ilaç tedavilerine başlamak hastalığın tedavi edilmesine yardımcı olmaktadır. Tedavi planı tamamen kişilerin çınlama düzeyine ve durumuna göre değişkenlik göstermektedir. 

Çocuklarda Sinüzit, Uyku Apnesi, Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Çocuklarda Sinüzit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Çocuklarda Sinüzit

Çocuklarda sinüzit sıklıkla rastlanan bir hastalık olmaktadır. Çocuklar için oldukça sancılı ve zor geçen bir dönem olsa da günümüz teknolojileri ile belli ilaç tedavileri veya cerrahi müdahaleler ile oldukça hızlı bir gelişim sağlanmaktadır. Böylelikle de çocuklar eski haline rahatlıkla dönebilmektedir. 

Çocuklarda Sinüzit Nedir?

Çocuklarda sinüzit genellikle sinüslerin burun etrafında toplanan ve yaklaşık olarak 8 ila 10 arasında değişen, dört tarafı da kemikli çevreli boşluğu olan alanı tarif etmektedir. Bu boşluk bulunan aralıkların kaplı olduğu mukoza örtüsünde meydana gelen iltihaplanma ise kişilerin şiddetli bir ağrı ile karşı karşıya kalmasını sağlamaktadır. 

Sinüslerde oluşan bu tarz rahatsızlıklar günümüz teknolojisinin her geçen gün gelişmesi ile rahatlıkla tedavi edilebilir bir hale gelmektedir. Medikal veya cerrahi yöntemlerin teknolojik cihazların kullanımı ile kısa sürede tedavi olunmakta ve iyileşme sağlanmaktadır. 

Sinüslerde bulunan boşluk olan bölgeye tıp dilinde “ostiomeatal kompleks” adı verilmektedir. Bu bölge anatomik burun içerisinde bulunan en dar ve en zor ulaşılan yerlerden biri olma özelliği göstermektedir. Bununla birlikte de burun bölgesinde meydana gelecek olan enfeksiyonlardan direkt olarak etkilenen bir yer olmaktadır. Sinüsler ise gün içerisinde 0.5 ile 1 litre arasında salgı üreten bir mekanizmaya sahip olmaktadır. 

Gün içerisinde oluşan bu salgılar gözle görülmeyen ve silya adı verilen tüyler aracılığı ile ostium olarak tanımlanan deliklere süpürülmektedir. Bu sıvı sayesinde ise kişilerin bağışıklık oranı oldukça yüksek tutulmasında rol oynamaktadır. 

Gün içerisinde üretilen bu sıvı dışarı atılmaması durumunda ise oluştuğu bölgede birikmeye neden olmaktadır. Bununla birlikte silya hareket edememesi ile virüs ve mikropların daha hızlı bir şekilde üremesini sağlayan bir ortamın oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu da sinüzit denen rahatsızlığın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Nedenleri

Çocuklarda sinüzit oluşumunu etkileyen en önemli faktörler genellikle sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmek, burun kemiği veya kıkırdakta doğuma veya çevresel faktörlere bağlı olarak gelişen eğrilik, burun eti oluşumu ve burun bölgesindeki tümörler olmaktadır. Bununla birlikte alerjiler, geniz eti, bağışıklık sisteminin düşük, sinüs kanallarının tıkalı olması ve sigara içilen ortamda kalma gibi durumlar çocuklarda sinüzit oluşmasını sağlayan faktörler olmaktadır. 

Çocukların sağlığı ve sinüzit rahatsızlığına yakalanmaması için sigara içilen ortamlardan uzak tutulması son derece dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bununla birlikte de kirli havası olan bölgelerden uzak tutmak da bir o kadar önemli olmaktadır. Böylelikle geniz eti büyümesi veya sinüzit rahatsızlığına yakalanmak engellenmektedir. 

Her yaşta ve her insanda rahatlıkla görülebilecek olan bu hastalık, çocukluk döneminde daha farklı bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda sinüzit oluşumu ise genellikle geniz etinden dolayı olmaktadır. Bu da burnun havalanmamasına ve böylelikle mikrop üretmesine ortam sağlamasından kaynaklanmaktadır. Sinüzitin ortaya çıkması ile birlikte de bademcikler ve geniz eti sıklıkla enfeksiyonlar ve iltihaplanmalar ile karşı karşıya kalmaktadır. 

Çocuklarda sinüzit rahatsızlığı ise genellikle bağışıklık sisteminin oldukça zayıf olduğu kişilerde sıklıkla rastlanan bir durum olmaktadır. Çevresel etkenlere bağlı olarak da bebeklerin soğuk, nemli ortamlarda yetişmesi bu hastalığa yakalanma oranını arttırmakta ve yakalandıktan sonra da ağrı çekmesinde büyük bir rol oynamaktadır. 

Islak saçla yatılması veya bu saçlar ile dışarı çıkılması, aşırı bir şekilde saç spreyi veya jöle kullanımı gibi etkenler hem çocuklarda hem de yetişkin bireylerde sinüzit oluşumunu büyük bir oranda kolaylaşma imkânı tanımaktadır. Çocukların bulunmuş olduğu ortamlarda fazla parfüm kullanımı, havanın kuru olması ve mikrop olması ise sinüzit oluşum hızını arttırmaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Belirtileri

Çocuklarda sinüzit genellikle bitmeyen baş ağrıları ve halsizlik olarak belirti göstermektedir. Baş ağrısının yanı sıra strese bağlı olarak da çocuklarda ortaya çıktığı da gözlemlenmektedir. Sinüzit genellikle oldukça sinsi ilerleyen ve hemen fark edilemeyen bir hastalık olmaktadır. Bu yüzden de gerekli kontrollerin belli aralıklar ile yapılması ve herhangi bir belirti gösterilmesi durumunda erken tanı ile tedavinin daha hızlı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Sinüzite bağlı olarak kişilerde gerçekleşen birçok belirti olmaktadır. Bu belirtiler ışığında ise fiziksel muayene ile rahatlıkla teşhis konulabilmektedir. Çocuklarda sinüzit belirtileri ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Uzun bir süre boyunca iyileşmeyen grip veya nezle,
  • Gözlerde veya çevresinde zonklayan bir ağrı,
  • Gözlerde basınç hissinin olması,
  • Geniz akıntısının fazlalaşması,
  • Sık sık burun tıkanıklığının olması,
  • Boğaz ağrılarının sıklaşması,
  • Ağız kokusunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak koku ve tat almada bozukluk yaşama,
  • Hafif ateş yaşanma ve bunun sürekli olarak devam etmesi,
  • Uzun süre boyuna geçmeyen kuru öksürükler,
  • Bulantı, kusma veya normal yenilenlere göre iştahsızlık yaşama sinüzit belirtileri arasında yer almaktadır.  

Çocuklarda Sinüzitin Tanı Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tanısı koyulması için öncelik olarak hastanın öyküsü alınmakta ve buna uygun şekilde tetkikler veya muayeneler gerçekleştirilmektedir. Büyüklerde sinüzit kontrolü genellikle endoskopi ile yapılmaktadır. Ancak çocuklarda endoskopi yapmak için genel anestezi gerektiğinden dolayı genellikle bilgisayarlı sinüs tomografisi veya diğer görüntüleme yöntemleri ile tanı gerçekleştirilmektedir. 

Sinüs tanısı görüntüleme yöntemlerinin yanı sıra geniz akıntısı veya burun akıntısının yoğunluğuna göre oluşan şikayetlere bakılarak da tanı koyulmaktadır. Kişilerin görmüş olduğu süresine ve iyileşme sıklığına göre de farklı tanılar koyulmakta ve buna uygun bir şekilde tedavi planı geliştirilebilmektedir. 

4 haftada iyileşen sinüzitlere akut sinüzit adı verilmektedir. 4 ila 12 hafta içerisinde devam eden ve daha sonrasında iyileşme gösteren sinüzitlere, subakut sinüzit denmektedir. 12 hafta ve üzerinde iyileşme gösteren sinüzit çeşidine ise kronik sinüzit denmektedir. 

Çocuklarda Sinüzitin Tedavi Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tedavisi günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte belli ilaç veya cerrahi yöntemler ile rahatlıkla gerçekleştirilebilmektedir. Bunun için de çocukların ne tür bir sinüzit geçirdiğine ve ne kadar iyileşme süreci olduğuna dikkat edilmektedir. 

Sinüslerin bulunmuş olduğu bölge göz ve göz çevresinde bulunan sinirler ve beyin hipofizlerine yakın bir bölge olmaktadır. Bu yüzden de sinüzit tedavisinde yapılabilecek cerrahi müdahaleler bu tarz yapılara zarar verme ihtimali bulunmasından dolayı oldukça dikkatli olunması gerekmektedir. 

Navigasyon cerrahisindeki gelişmeler sayesinde cerrahi işlem yapılırken adım adım yapılan bütün işlemler takip edilmektedir. Beklenmeyen bir problem oluşması durumunda ise hangi bölgede olduğu rahatlıkla fark edilebilmektedir. 

Çocuklarda sinüzit çok küçük yaşlarda görülmeye başlayan bir rahatsızlık olsa da cerrahi işlem yapılması için genellikle 13- 14 yaş sonrası tercih edilmeye başlamaktadır. Bunun sebebi ise sinüzit tedavisinin gerçekleştirilmesi için çocukların yüz gelişimini tamamlaması ve buna paralel olarak burun yapısındaki dar ve küçük alanlara yeterince giriş imkanı sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de istenilen yaş seviyelerine ulaşılması gerekmektedir. 

Sinüzit tedavisinde cerrahi müdahaleler oldukça riskli olmasından dolayı oldukça dikkatli ve sınırlı işlemler yapılarak tedavi sürecinin yapılması gerekmektedir. Bunun sebebi ise yüz anatomisinin zor olması ve işlemin yapılmış olduğu bölgede göz, sinir ve büyük damarların geçmesinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi hassas bölgelerde çalışma yapılırken hem çocuklara hem de yetişkin bireylerin zarar görmemesini engellemek adına BT gibi doktora yol gösterici navigasyon cihazları kullanılmaktadır. Böylelikle hastanın operasyonu gerçekleştirilirken yapılan işlemler her adımı en ince ayrıntısına kadar takip edilebilme imkanı olmaktadır. 

Uyku Apnesi, Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Uyku Apnesi

Uyku apnesi yaygın olan ve uyku sırasında tekrarlayan nöbetler, nefes almanın ve nefes almanın kesilmesi ile tehlikeli oranlara ulaşabilen bir bozukluk olarak bilinir. Sabahları yorgun uyanma ve dikkatsizlik gibi sorunlara neden olabilen bu rahatsızlık, tedavi edilmezse hayatı tehdit edici durumlara dönüşebilmektedir. Tedavi edilmezse, bu uyku apnesi, tip 2 diyabet ve inme veya nöbetler, kardiyak gibi bazı önemli kalp hastalıklarının ortaya çıkmasında rol oynayabilir, bu nedenle bu sorun bilinçli olarak tedavi edilmelidir.

Uyku Apnesi Genel Tanıtım

Uyku apnesi horlamanın neden olduğu en yaygın hastalıklardan biridir ve uyku sırasında nefes almayı durdurmaktadır. Bu hastalığa sahip hastalarda, sağlıklı kişilere nazaran uyku sırasında solunum kası gevşemesi daha belirgin hale gelir ve hava yolları yeterince açık tutulamayabilir. Sonuç olarak nefes alma zorlaşır, dokularda oksijen emilimi kandaki oksijen azalması nedeniyle yetersiz kalır, oksijen eksikliği hastanın uyanmasına neden olur ve bu seviye ancak uyandıktan sonra normale dönebilir. Beyin, vücudu nefes almanın durduğu konusunda uyarmak için uyandırır.

Uyku apnesi sorunu sıklıkla gece uykularının düzensizliğine neden olmaktadır. Ancak bu durum rutin haline geldiğinden, kişiler ertesi sabah bunu hatırlamayabilir.  Uyku bölünmeleri kişide zaman zaman yorgunluk ve halsizlik hissine neden olabilmektedir. Uyku apnesi sendromu, uzun süre uyudukları fikrine rağmen ve gün içinde halsiz ve de uykulu olan kişilerde incelenmesi gereken bir durumdur. Gerekli önlemler alınmazsa uyku apnesinin dikkatsizliğe yol açarak ve trafik kazası ya da iş kazasına neden olduğu bilinmektedir.

Uyku Apnesi Nedenleri

Uyku apnesi sebeplerine göz attığımızda obstrüktif (tıkayıcı) ve santral (merkezi) formda farklılık gösterdiğini görürüz. Obstrüktif uyku apnesi ise boğazın arka kısmındaki kasların gevşemesi sonucu meydana gelmektedir. Bu kaslar, yumuşak damağın desteklenmesini sağlar ve küçük dil ile bademcik gibi yapıların tutulması işlevini de görür. Bu kasların gevşemesi sonucu kişi nefes alıp verirken giderek daralır veya bunun sonucunda hava yolu tam olarak daralması sonucu kapanabilir.

Fazla kilo, kalın boyun, dar solunum yolları, uyku hapları veya yatıştırıcılar, alkol ve tütün tüketimi, çeşitli nedenlerle burnun tıkanması ve kalıtsal uyku apnesi, obstrüktif uyku apnesi olarak kabul edilir.

Uyku apnesi, daha nadir olarak görülen türünde ise beyinden solunum ile ilgili kaslara gönderilen sinyallerin doğru şekilde iletilememesi sonucu meydana da gelebilmektedir. Kısa süreliğine kişinin solunum fonksiyonlarının çalışmadığı bu apne tipinde kişiler nefes alamama sebebi ile uykularından uyanırlar. Merkezi uyku apnesi nedenleri arasında beyin dokusu enfeksiyonu, beyin sapı problemleri, beyin felci, kalp hastalıkları ve narkotik ağrı kesici ilaçların kullanımı vb. sebepler bulunmaktadır.

Uyku Apnesi Belirtileri

Uyku apnesi belirtileri arasında temel olarak uykuda solunum durması gelmektedir. Bu hastalığa sahip kişiler çoğu gece uykularında solunumlarının durduğunu fark etmezler. Vücut soluk almayı bırakınca beyne otomatik olarak uyanma komutu verilir. Bu kişiler gece sık sık uyanır ama bir sonraki gün bunu hatırlamayabilirler. Uyku apnesi sahibi kişilerde görülebilecek belirtiler:

  • Yüksek sesle horlama,
  • Sabahları ağız kuruluğu bulunması,
  • Sabahları boğaz ağrısı bulunması,
  • Uykuda solunum durması atakları,
  • Gündüz uykusuzluk çekme,
  • Dinç uyanamama ve gün içinde uykulu olma,
  • Yorgun hissetme,
  • Sabah baş ağrıları ve sinirlilik,
  • Konsantrasyon eksikliği ve dikkat sorunları,
  • Uykudan ani uyanmalar ve uyku sırasında huzursuzluk,
  • Hafıza sorunları,
  • Depresif ruh hali ve huzursuzluk,
  • Yüksek tansiyon,
  • Reflü,
  • Kalp ritim bozukluğu,
  • Soluk alıp verme güçlüğü,
  • Boğulur tarzda öksürük,
  • Aşırı terleme,
  • Gece sık sık idrara kalkma gibi belirtiler hastalığa sahip olunup olunmadığı hakkında sizlere gerekli ipuçlarını vermektedir.

Uyku Apnesi Tanı Yöntemleri

Uyku apnesi testi, tanı ve tedavi sürecinde en önemlisidir. Doktor yapılan fiziki muayene sonrası, uyku testi olarak da adlandırılan, polisomnografiyi uygular. Polisomnografi, tüm gece boyunca hastanın tüm beyin aktivitesinin ve nefes alış verişlerin kayıt altına alındığı bir testtir.

Uyku laboratuvarında hastanın vücuduna yerleştirilen elektrotlar ile hastanın uykusunun izlenmesi sağlanır ve bu sayede hem tanısının hem de hastalığın tipinin tespit edilmesi sağlanır. Bu test sayesinde solunumun durma süresi ve aynı zamanda sayısı da tespit edilebilmektedir. Bunun yanı sıra horlama ses şiddeti, kalp ritmi ya da kan oksijen yüzdesi gibi bilgiler de konusunda da sonuca ulaşılabilir. Birçok organ sisteminin aktivitesi polisomnografi ile değerlendirilir: Elektroensefalografi ile beyin dalgaları, elektromiyografi ile kas aktivitesi ile göz hareketleri, kalp atış hızı ve kan akımı, arteryel oksijen seviyesinin ölçümlenmesi ve ritm ile kan analizi nabız oksimetresi de gözlemlenebilmektedir.    

Test esnasından kişiden alınan vücut sinyalleri, özel bir medikal mekanizma yardımıyla bilgisayar ortamına aktarılır. Sabaha kadar alınan söz konusu kayıtlarla 

  • Uyurken kaç kez nefes aldığı 
  • Ne kadar süre kapalı olduğu
  • Oksijen değerlerinin ne olduğu 
  • Kalp atış hızının ne sıklıkla etkilendiği gibi pek çok kişi durur ve uykuya dalmış olup olmadığınız incelenmektedir. 

Bir tür uyku apnesi olan obstrüktif uyku apnesinin EMG tanısı sırasında çene üzerine iki elektrot yerleştirilir. Bu elektrotlardan biri çene çizgisinin üzerinde iken diğeri çizginin altında konumlandırılmıştır. EMG elektrotları, kas hareketlerinde meydana gelen elektriksel aktiviteyi kaydeder. Uyku sırasında kasların bir miktar gevşemesi normaldir. Normal dışı aktiviteler EMG tespit edilebilir. Polisomnografi, obstrüktif uyku apnesi tanısında olduğu kadar santral uyku apnesinin tanısında da önemli bir rol oynar. Bu muayeneye ek olarak kişide santral apneye neden olabilecek yapısal anormallikler manyetik rezonans görüntüleme ile olabilir.

Uyku Apnesinde Tedavi Yöntemleri

Uyku apnesi tedavisi tipine, derinliğine ve kişinin solunum yollarının özelliklerine göre çeşitlenmektedir. Bu hastalığın tedavisinin planlamasında öncelikle yapılacak ilk şey fazla kilolardan kurtulmak olacaktır. Buna ek olarak aynı zamanda sigara ve alkol tüketiminin de sona ermesi gerekmektedir.

Uyku apnesi tedavisi için kullanılan ana yöntem, pozitif hava basıncı veren CPAP uyku apnesi cihazının kullanılmasıdır. Bu cihaza bağlanan maske takılır ve doktor tarafından belirlenen basınçlı hava hastaya iletilir. Bu cihaz uyku sırasında solunum yollarını sürekli açık tutarak apneyi önler.  CPAP yetişkinlerde neredeyse tüm uyku semptomlarını iyileştirebilir. 


CPAP’a ek olarak BPAP denilen iki seviyeli pozitif hava basıncı sağlayan cihazlar da obstrüktif apne tedavisinde kullanılmaktadır. BPAP cihazlarında yüksek düşük olan hava basıncı ayarı kişinin nefes alışına göre ayarlanır.

Uyku apnesinin cerrahi tedavisi yalnızca küçük bir hasta grubu için önerilir. Özellikle yüz bozuklukları ve boğazın anormal yapısı olan hastalar bu konuda dikkate alınır. Çünkü ameliyattan bir süre sonra hastalık tekrar ortaya çıkabilir ve ameliyatlardan sonra horlamanın ortadan kalkması hastalığın geçtiği anlamına gelmeyebilir. Son olarak, uyku apnesinde yukarıdaki seçeneklerin negatif sonuçları veya boğaz yapılarının hava yollarını tıkadığı durumlarda, dokuların küçültülmesini veya ortadan kaldırılmasını içeren bir operasyon da planlanabilmektedir.

Her hastalıkta olduğu gibi uyku apnesi belirtilerinin gözlemlendiği durumlarda ilgili doktora muayeneye giderek, gerekli testlerin yaptırılması önerilmektedir. Bu sayede uyku apnesi tipine göre ilgili tedavi yöntemi uygulanarak hastanın iyileşmesi, çok daha rahat bir uyku çekmesi ve ardında da gün içinde daha dinç ve de sağlıklı olması sağlanabilmektedir.

Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Trigeminal Nevralji 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Trigeminal Nevralji

Trigeminal nevralji, günlük hayatı ciddi derecede olumsuz bir şekilde etkileyen ağrı bozukluklarının vücudun belirli bir bölgesinde yoğun olarak hissedilmesi ile oluşan önemli bir sağlık problemidir. Bu sorunun çözülebilmesi için öncelikle her hastalıkta olduğu gibi ne sebeple meydana geldiği öğrenilmeli ve bu sebeplere yönelik önlemler alınması gerekmektedir.

Trigeminal Nevralji Genel Tanıtım

Trigeminal nevralji hastalığının ismi, yüzde hissi sağlayan üç kollu sinirden gelmektedir. Bu üç kolun ilki göze doğru, ikincisi yanağa doğru, üçüncüsü ise çeneye doğru gitmektedir. Bu sinirin çeşitli sebepler sonucu hasar görmesi günlük hayatı ciddi anlamda etkileyecek birçok belirti ortaya çıkarabilir. 

Bu hastalığın ilk aşamalarında kişiler kısa ve hafif ataklar yaşayabilir. Fakat bu durum ilerlediğinde daha uzun, sık ve yoğun olan ağrı nöbetlerine sebep olabilir. Bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla çok daha sık görülmektedir. 50 yaş üstü kişilerde ortaya çıkma ihtimalinin daha yüksek olduğu söylenmektedir. Dünyada görülme sıklığı yüz binde beştir. Türkiye’de her yıl dört bin yeni vaka çıktığı söylenebilir.

Trigeminal nevralji diğer adıyla tic douloureux olarak da bilinmektedir. Diğer bir deyişle bir yüz ağrısıdır. Toplumda delirten hastalık veya intihar hastalığı olarak da adlandırılmaktadır. Bu sorunu yaşayan hastalar için diş fırçalamak ya da makyaj yapmak gibi yüzde gerçekleştirilen çok hafif uyarıcı durumlar bile dayanılmaz bir ağrıya sebep olabilir. Ağrı özellikle yemek yenirken, dişlere soğuk bir şey temas ettiğinde, diş fırçalanırken, yüzün o bölgesine dokunulduğunda tetiklenmektedir. Bu nedenle de hastaların çoğu bu ağrıyı önce diş ağrısı zanneder, buna yönelik tedavi görür.

Günümüzde ise çeşitli modern tıbbi tedavi yöntemleri ile trigeminal nevraljiye sahip hastaların, acı dolu bir hayatı olmak zorunda değildir. Bu hastalık genellikle ilaç, enjeksiyon veya cerrahi müdahaleler ile yönetilebilmektedir.

Trigeminal Nevraljinin Nedenleri

Trigeminal nevralji sebeplerine baktığımızda en sık karşılaşılan durum ise, sinirin beyin sapına girdiği bölgede damarın sinire temas etmesi nedeniyle bu ağrı tetiklenmekte olduğunu söyleyebiliriz. Bazı hastalarda ise bu sinire bir tümör temas eder ya da sinirin kendi yapısında bir bozukluk olabilir. Bu hastalıkta, yüzde bulunan hisleri beyne taşıyan trigeminal sinirin işleyişi bozulmaktadır. Bu temas sinire baskı yaptığından zaman içinde hatalı sinyaller gönderilmesine sebep olur.

Trigeminal nevralji bazı vakalarda ise yaşlanmanın bir sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Aynı zamanda bu hastalığa trigeminal sinire baskı yapan iyi ya da kötü bir tümör de neden olabilmektedir. Yemek, diş fırçalamak, su içmek, tıraş ya da makyaj gibi eylemler gibi aynı şekilde soğukta yüze temas eden rüzgar, ağrının birden başlamasına sebep olabilir. Bu nedenle soğuk havaya çıkılması durumunda yüzün korunması önerilir. Bunun yanı sıra klima, havalandırma gibi araçlara da direkt olarak maruz kalınmaması gerekmektedir. Bazı hastalarda ise, bir beyin lezyonu, diğer anormallikler nedeniyle de ortaya çıktığı görülmektedir. Yine diğer nedenleri olarak cerrahi yaralanmalar, felç ya da yüz travması da hastalığın ortaya çıkmasına sebep olarak sayılabilir.

Trigeminal Nevralji Belirtileri

Trigeminal nevralji pek çok belirti ile kendini gösteren bir hastalıktır. Bu belirti ve semptomlar arasında ağrı modelleri bulunmaktadır. Bu ağrı modelleri hastada aşağıda sıralandığı üzere bir ya da birden çok şekilde görülebilir:

  • Yüz bölgesinde şiddetli bir şekilde ağrı hissedilir. 
  • Genellikle yüzün sağ tarafında hissedilir.
  • Hissedilen ağrı zonklama veya elektrik çarpması olarak tanımlanabilir. Atipik nevraljide ise ağrı, yanma hissine benzemektedir.
  • Ağrı, hastanın yüzünde bir noktada ya da daha geniş bir düzende hissedilebilir.
  • Kısa süreli ve uzun süreli ağrı nöbetleri görülebilir.
  • Yanak, dudaklar, dişler ve diş etleri, çene ya da daha az olsa da göz ve alın dahil olmak üzere bu bölgelerde ağrı gelişebilmektedir.
  • Trigeminal nevralji ağrıları genellikle kendini ataklar şeklinde kendini gösterir. Ağrı şiddeti dayanılmaz bir ölçüde olabilir. Bu nedenle kişi yemeyi, konuşmayı reddedecek duruma gelebilmektedir.
  • Ağrı yüzün bir tarafını etkilediği gibi nadiren de olsa her iki tarafını da etkileyebilir.
  • Hastalar ağrı oluşmadan önce ağrının başlayacağını anlayabilir. Ağrının oluştuğu bölgede yanma veya rahatsızlık hissi oluşur.
  • Ağrılı atak sonrası yüzde istemsiz kasılmalar oluşabilir.
  • Zaman ilerledikçe ağrı atakları daha sık ve daha yoğun şekilde gelebilir.

Trigeminal Nevralji Tanı Yöntemleri

Trigeminal nevralji ön tanısının koyulması için hastanın doktora ağrının tanımını yapması çoğunlukla yeterli olabilmektedir. Bunun için ağrının türü, yeri ve tetikleyen unsuru önemlidir. Fakat bu verilen semptomlar nörolojik ya da nörolojik olmayan rahatsızlıkları da akla getirmektedir. Bu sebeple de tanı sürecinde hastanın sağlığı hem fiziksel hem de ruhsal açıdan incelenmelidir. Diğer tüm şüpheler ortadan kalkınca kesin bir tanı konulmalıdır. Bu sürece önem verilmesi gereklidir çünkü bu rahatsızlık multipl skleroz ya da tümör gibi ciddi hastalıkların yan etkisi olarak da ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple tanıyı doğru koymak çok önemlidir.

Doktorlar bu hastalığı teşhis etmek ve durumun altında yatan sebepleri belirlemek için pek çok farklı testten yararlanabilir. Yapılan muayene sürecinde doktor tarafından hastanın yüzünün farklı bölgelerine dokunulur ve incelenir. Bu sayede ağrının tam olarak nerede ortaya çıktığı ve eğer bu hastalık varsa trigeminal sinirin nereyi etkilediği belirlenmesi gerekmektedir. Aynı zamanda yapılacak refleks testleri de semptomların neden kaynaklandığını anlamada yardımcı olacaktır.

Trigeminal nevralji tanısını koymak için MR çekimi yapılmalıdır. Doktor, ağrının nedeninin multipl skleroz ya da bir tümörden kaynaklanıp kaynaklanmadığını öğrenmek için manyetik rezonans görüntüleme (MRI taraması) talep edebilmektedir. Bazı hastalarda ise damarların çok daha net görüntülenmesi için manyetik rezonans anjiyografisi çekilmesi de doktor tarafından talep edilebilmektedir. 

Trigeminal Nevralji Tedavi Yöntemleri

Trigeminal nevralji tedavisinde hastanın yaşı ve altta yatan hastalığa göre yöntemler değişkenlik gösterebilmektedir. Altta yatan bir tümör ya da bir kitle var ise cerrahi yöntem önerilmektedir. Bunun dışında temelde üç tip tedavi yöntemi uygulanır. Bunlardan ilki ilaç tedavisidir. Bu anlamda genellikle beyne gönderilen ağrı sinyallerini azaltacak ya da toptan engelleyecek ilaçlar reçete edilir. Oksakarpazepin, gapapentin ve difenilhidantoin gibi ilaçlar tek başına ya da hastanın durumuna göre dönüşümlü olarak da kullanılmaktadır.

İkinci yöntem için cerrahi olmayan sık kullanılan girişimler sayılabilir. Bunlar da kısaca orta yaş ve yaşlı hastalarda güvenle kullanılabilecek yöntemlerdir ve gerektiğinde de tekrarlanabilir: Radyofrekanstermokoagülasyon, Trigeminal traktotomi, Gama ışınları ile sinire radyasyon verilmesi ile ağrıyı gidermek üzere kullanılan Gamma Knife yöntemi ve son olarak, gliserol rizotomi ya da DREZ ameliyatları olarak belirtilmektedir.

Üçüncü yöntem ise cerrahidir ve trigeminal sinirin beyin sapından çıktığı yerde herhangi bir şekilde damarsal bir bası varsa bunun kaldırılması yönünde geliştirilmiştir. Cerrahi yöntem, deneyimli doktorlar tarafından uygulandığında komplikasyon oranı oldukça düşük bir yöntemdir. Sinir tahrip etmeden sinir ile damar arasına teflon materyeli yerleştirilmesi ile sağlanır.

Her hastalık sürecinde olduğu gibi Trigeminal Nevralji ağrıları durumlarında da erken teşhis, tanı ve tedavi son derece önemli ve de özen gösterilmesi gereken bir hastalıktır. Bu nedenle ilgili doktora muayene edilmesi önemle tavsiye edilmektedir. 

Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tiroid Nodülleri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi

Tiroid Nodülleri

Tiroid nodülleri tiroid içinde oluşum gösteren farklı yapı ve değişikliğe sahip büyüklüklerde olabilen anormal kabul edilen yumru veya kitle olarak açıklanabilir. Bunların çoğunluğu zararsız ve de iyi huylu olarak görülmektedir. Tiroid bezi boynun ön alt kısmında bulunur. Salgıladığı tiroid hormonları ile endokrin dokular içerisinde yer alan bir yapıdır. Tiroid hormonlarının üretimi iyot varlığına bağlıdır. Bu da beyindeki üst merkezlerin tiroid bezini uyarması ile gerçekleşmektedir. 

Nodül ise tıp biliminde, genel olarak yuvarlak şekilli büyümeleri ifade etmekte kullanılan bir terimdir. Nodüller, 1-2 mm ile 7-8 cm’ye kadar ulaşabilen yumrular için kullanılmakta ve tiroid nodülünün önemi ise kanser barındırma ihtimalinden kaynaklanmaktadır. Bunun oranı ise %5 olarak belirtilmektedir.

Tiroid Nodülleri Genel Tanıtım

Tiroid nodülleri, tiroid bezi içinde yer alan hücrelerin fazlasıyla artması sonucu oluşan kistik ya da katı kitlelere denilmektedir. Genel olarak muayene ile de teşhiş edilebilen tiroid nodülleri bulunmaktadır. Tiroid nodüllerinin tek başına bir sorun oluşturabileceği gibi diğer hastalıklar nedeniyle de ortaya çıktığı durumlar da görülmektedir. Çoğu tiroid nodülü herhangi bir şikayete neden olmadan iyi huylu bir şekilde seyretse de seyrek de olsa bazılarında kansere dönüşümü de maalesef ortaya çıkabilir.

Tiroid nodülleri için taşınan risklerini ise kanserleşme, aşırı hormon üretimi ile hipertiroide yol açma ve iri olan nodüllerin nefes borusuna baskı yapması şeklinde sıralayabiliriz. Nodüller genellikle zararsız görülse de bu risklere göre doktor tarafından takip edilmeli, medikal tedavi, radyoaktif iyot tedavisi ve gerekirse ameliyat verilmelidir. Bu nedenle mutlaka olası bir farkındalık durumunda doktora gitmeli ve de muayene olarak gerekli testlerin yapılmasına özen gösterilmelidir. Böylece tedaviye en kısa sürede başlanılması olası olumsuz durumlara karşı tedbir alınabilmesini de sağlayacaktır. 

Tiroid Nodülleri Nedenleri Nelerdir?

Tiroid nodülleri sebeplerine göz attığımızda iyot eksikliğinin bütün dünyada bu hastalığın ana sebebi olduğu görülmekte. İyot eksikliği kimi zaman birçok nodül içeren tiroid büyümesine neden olur. Bu duruma nodüler guatr veya multinodüler guatr da denir. Bu nodüller bazen sıvı içerir ve kistik nodüller olarak adlandırılır. Bu nedene ek olarak başka nedenlere de baktığımızda; kadınlar, yaşlanma, demir eksikliği ve boyuna daha önce geçirilen radyasyon, tiroid nodüllerinin gelişmesine yol açan faktörlerden biri olarak kabul edilebilir.

Tiroid nodülleri için ayrıca söyleyebiliriz ki aile bireyleri arasında tiroid nodülü geçmişi bulunan kişilerin olması, hashimato tiroiditi gibi bazı tiroid hastalıklarına sahip olunması ve tiroid dokusunda meydana gelen çeşitli değişiklikler nodül gelişimine sebep olabilir. Farklı tıbbi durumlar da tiroid nodüllerine yol açabilir. Örneğin tiroidin iltihaplanması olarak bilinen tiroidit; tiroid dokusunun bilinmeyen sebeple aşırı büyümesi olarak bilinen tiroid adenomu; tiroid adenomunun parçalanması ile oluşan tiroid kisti ve tiroid kanseri bunlardan bazılarıdır.

Tiroid Nodülleri Belirtileri

Tiroid nodülleri çoğunlukla belirti ve işaret göstermez fakat büyük olanlar hisedilebilir, gözle görülebilir ve soluk ya da yemek borusuna baskı yapması sebebiyle nefes almayı ya da yutkunmayı zorlaştırabilmektedir. Gelişen nodüllerin sayısı veya yapısı fazla ise çevre dokulara baskı uygulayarak çeşitli semptomlara neden olabilir.

Bunlar aşağıdaki semptomları içerir:

  • Boyunda ağrı / rahatsızlık hissi
  • Açıklanamayan kilo kaybı
  • Beslenme esnasında ve nefes alıp vermede zorluk
  • Boyunda dolgunluk / şişkinlik
  • Boyun bölgesinde ağrı hissi
  • Ses kısıklığı gibi ses tonunda meydana gelen değişiklikler ve çatallanmalar
  • Nefes almada ya da yutmada güçlük
  • Sinirlilik
  • Aşırı terleme
  • Hızlı ve düzensiz kalp atışı
  • Tremor

Bu belirtiler hastalığa sahip olunup olunmadığı hakkında sizlere bilgi verebilir. Ayrıca bazı tiroid nodüller, tiroid hormonlarının normalde daha fazla üretilmesine sebep olarak hipertroidizm olarak adlandırılan sağlık sorununun ortaya çıkmasına da neden olabilir.

Tiroid Nodülleri Tanı Yöntemleri

Tiroid nodülleri bazen sadece aynaya bakarak dahi anlaşılabilir. Bunun için çenenizin altında bir şişlik, boyun kısmında nefes borunuzun her iki tarafında bir yumru olup olmadığını kontrol edebilirsiniz. Parmaklarınızı boynunuzdaki o noktaya yavaşça koyun ve eğer bir tane yumru bulursanız, doktorunuza danışın. Ardından da öncelikle doktor hastanın öyküsünü alır. Elle muayenenin dışında kan testi de yapılmaktadır. Bu kan testinde ise serbest T3, T4, TSH, Anti-Tg, Anti-TPO’ya bakılmaktadır. Kan dolaşımındaki TSH hormonu düzeyinin yüksek oluşu nodülün/ nodüllerin kötü huylu bir seyir izleyebileceğinin göstergesi olabilir. TSH hormonu normal değerlerin altında ise nodülün iyi huylu olma olasılığını arttırmaktadır.

Bunun yanı sıra 1 – 1.5 cm’in altındaki nodüllerin bu şekilde fark edilmesi oldukça güç olduğundan elle muayeneden farklı işlemler kullanılır. Tiroid için en yaygın kullanılan standart radyografik prosedür ultrasondur. Günümüz teknolojisinde, gelişmiş ultrason cihazları, birkaç milimetre çapındaki nodülleri bile tespit edebilmekte ve kanser içerip içermediğine dair faydalı bilgiler elde edebilmektedir. Bazen, nodüllerin özelliklerini ve genişlemesini değerlendirmek için ultrasona ek olarak MR veya BT görüntüleme yöntemleri de kullanılır. 

Tiroid nodülleri için, tiroidin ultrasonla görüntülenmesi, nodüllerin teşhisinde önemli bir adımdır. Bu radyolojik işlem sayesinde bezin yapısı, nodül varlığı, nodül boyutu, nodül içeriği gibi çeşitli konularda bilgi alınabilir. Ultrasonografi, fizik muayene sırasında fark edilemeyecek kadar küçük olan nodülleri tespit etmek için kullanılabilen kullanışlı bir görüntüleme yöntemidir. 

Ultrason muayenesi sırasında nodülde kanser riski tespit edilirse örnek almak için iğne biyopsisi yapılabilir. Nodül riskini belirlemek için hastaya vasküler sistem aracılığı ile radyoizotoplar sağlanabilir ve tiroid sintigrafisi yapılabilir. Madde nodüller tarafından tutulursa “sıcak”, tutulmazsa “soğuk”, nötr kalırsa “sıcak” olarak adlandırılır. Hepimizin bildiği gibi soğuk nodüllerin kanser riski % 5’tir. Bir yandan biyopsi prosedürünü gerçekleştiren doktor, iğnenin doğru yerleştirildiğinden emin olmak için ultrason kullanır. Daha sonra biyopsi aşamasından alınan tiroid doku örneği mikroskop altında incelenmek üzere laboratuvara gönderilir ve ardından bu adım gerçekleştirilir.

Tiroid Nodülleri Tedavi Yöntemleri

Tiroid nodülleri tedavisi, nodülün tipine, büyüklüğüne, belirtilere göre değişkenliğe sahiptir. İyi huylu ve küçükse herhangi bir müdahale yapmadan doktor tarafından takip edilebilir. Nodülün büyüyüp büyümediğini görmek için tiroid ultrasonu gerekecektir. Doktorunuz ayrıca zaman zaman tiroid hormon seviyenizi de kontrol ederek hastalığın kontrolünü sağlayacaktır. Hiperaktif nodüller için ise tedavi olarak bu nodülleri azaltmak için radyoaktif iyot kullanmayı deneyebilirsiniz. 

Guatr veya birden fazla nodül durumunda radyoaktif iyot yöntemi de tedavi yöntemi olarak kullanılabilir. Gebe kadınlarda veya gebe kalmak isteyen kadınlarda radyoaktif iyot tedavisinin tercih edilmediği de unutulmamalıdır. İnce iğne aspirasyon biyopsisi sonuçlarına göre kansere veya kanser şüphesine neden olan tüm nodüller ameliyat edilmelidir. 

Bu yöntem, nodüllerin cerrahi olarak çıkarılması dahil olmak üzere tiroid nodüllerini tedavi etmek için kullanılır. Özellikle kanserli, aşırı büyüme (çapı 3 cm’den fazla) oluşturmaya eğilimli sıcak nodüller varsa ve yemek borusu gibi yapılar üzerindeki baskı boynun ön tarafında şişmeye neden olduğunda, cerrahi operasyon özellikle tavsiye edilmektedir. 

Tiroid nodülleri için cerrahi tedavi ise uzman bir doktor tarafından tiroid kanseri saptanan tüm nodüllerden tiroid bezinin çıkartılması işlemi sağlanır. Tiroid kanserlerinin büyük çoğunluğu tedavi edilebilir kanser türleridir. Bu nedenle de genellikle hayatı tehdit eden problemler oluşturmamaktadırlar.

Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!


Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.


Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…


Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.


Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp