En Son Eklenenler


Reflü’ye Hangi Bölüm Bakar? Reflü İçin Hangi Doktora Gidilir? 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Reflü’ye Hangi Bölüm Bakar? Reflü İçin Hangi Doktora Gidilir?


Reflü’Ye Hangi Bölüm Bakar

Reflü’ye hangi bölüm bakar, reflü için hangi doktora gidilir sorularının yanıtlarını içeriğimizi inceleyerek öğrenebilirsiniz. Reflü için hangi bölüme gitmeliyim sorularının yanıtları için yazıyı inceleyebilirsiniz.

Reflü sıklıkla mide ekşimesi, asit reflü ve gastroözofajiyal reflü (GÖRH)  yerine kullanılır. Reflü için hangi doktora gitmeniz gerektiği sorusunu yanıtlamadan önce, mide ekşimesi, reflü ve gastroözofajiyal reflü arasındaki farkları tanımlayalım.

Reflü’ye Hangi Bölüm Bakar? Reflü İçin Hangi Doktora Gidilir? 2022

Mide Ekşimesi, Asit reflü ve GÖRH Arasındaki Farklar

Mide ekşimesi, asit reflü ve GÖRH terimlerinin aslında çok farklı anlamları var.

Asit reflü, şiddeti hafif ile ciddi arasında değişebilen yaygın bir tıbbi durumdur. Gastroözofageal reflü hastalığı (GÖRH) , asit reflünün kronik, daha şiddetli şeklidir. Mide ekşimesi ise asit reflü ve GÖRH’nin bir belirtisidir.


Mide Ekşimesi Nedir?

Mide ekşimesi sindirim sisteminde özellikle de yemek borusunda oluşur. Göğüste hafiften şiddetliye doğru değişen ağrıyla hissedilir.. Bazen kalp krizi ağrısı ile karıştırılır .

Yemek borusunun astarı, mide astarından daha hassastır. Yemek borusundaki asit de göğüste yanma hissine neden olur. Ağrı keskin, yanma veya sıkışma şeklinde hissedilebilir. Bazı insanlar mide ekşimesini boyun ve boğazda, yukarı doğru hareket eden yanma veya göğüs kemiğinin arkasındaymış gibi hissettiren rahatsızlık olarak tanımlar.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Mide ekşimesi oldukça yaygındır, genellikle yemek yedikten sonra ortaya çıkar. Eğilmek veya uzanmak daha da kötüleştirebilir.

Mide ekşimesini bazı önlemlerle önleyebilirsiniz. Kilo vermek, sigarayı bırakmak, daha az yağlı yiyecekler yemek, baharatlı veya asitli yiyeceklerden kaçınmak gibi önlemler mide ekşimesi şikayetinizi ortadan kaldırabilir. Mide ekşimesi hafif şiddette ve seyrek yaşanıyorsa antasitler gibi ilaçlarla da tedavi edilebilir. Haftada birkaç defadan fazla antiasit alındığında, bir doktora başvurmak gerekir. Mide ekşimesi, asit reflü veya GÖRH gibi daha ciddi bir sorunun belirtisi olabilir.



Asit Reflü Nedir?

Yemek borusu ve midenin birleştiği bölümde alt yemek borusu sfinkteri (LES) adı verilen dairesel bir kas bulunur. Mide kapakçığı da denilen bu kas, besini mideye geçmesini ve tekrar yemek borusuna dönememesini sağlar. Bu kas zayıfsa veya düzgün şekilde kasılmıyorsa midedeki asit yemek borusuna geri hareket edebilir. Bu asit reflü olarak bilinir.

Asit reflü, mide ekşimesine ve aşağıdakileri içeren diğer semptomlara neden olabilir:

  • Öksürük
  • Boğaz ağrısı
  • Boğazın arkasında acı bir tat
  • Ağızda ekşi tat
  • Göğüs kemiğine kadar varabilen yanma ve basınç


GÖRH (Gastroözofajial Reflü) Nedir?

GÖRH, asit reflünün kronik şeklidir. Asit reflü haftada ikiden fazla meydana geldiğinde veya yemek borusunda iltihaplanmaya neden olduğunda teşhis edilir. Yemek borusunun uzun süreli hasarı kansere yol açabilir.

GÖRH belirtileri şunlardır:

  • Ağız kokusu
  • Aşırı asit nedeniyle diş minesinde bozulma
  • Göğüste ağrılı yanma hissi
  • Mide içeriğinin boğaza veya ağıza geri gelmesi veya kusma hissi
  • Göğüs ağrısı
  • Kalıcı kuru öksürük
  • Astım
  • Yutma güçlüğü

Çoğu insan, bir şeyler yedikten hemen sonra uzanmak gibi alışkanlıkları nedeniyle mide ekşimesi ve asit reflüsü yaşar. Ancak GÖRH, uzun süreli alışkanlıklar ve kişinin anatomisinin GÖRH’ye neden olabilecek kısımlarını incelemeyi gerektiren kronik bir durumdur.

GÖRH nedenlerinin örnekleri şunları içerir:

  • Mideye fazladan baskı uygulayan aşırı kilolu veya obez olmak
  • Hiatal herni (Mide fıtığı)
  • Sigara içmek
  • Alkol tüketmek
  • Gebelik

Yemek borusu sfinkterini (LES) zayıflattığı bilinen ilaçlar: Antihistaminikler, kalsiyum kanal blokerleri, ağrı kesici ilaçlar, sakinleştiriciler ve antidepresanlar gibi

GÖRH belirtileri günlük yaşamınızı bozabilir. Neyse ki, genellikle kontrol altına alınabilirler.

GÖRH aşağıdaki önlemlerle tedavi edilebilir:

  • Beslenme değişiklikleri
  • Kilo verme
  • Sigarayı bırakma
  • Alkolü bırakma

GÖRH ilaçları midedeki asit miktarını azaltmak için çalışır. Herkes için etkili olmayabilirler. Bazı durumlarda LES’i güçlendirmeye yardımcı olması için ameliyat gerekir.



Çocuklarda GÖRH

Bebeklerden gençlere kadar her yaştan çocuk GÖRH yaşayabilir. Tüm çocukların ve gençlerin yaklaşık dörtte biri GÖRH semptomları yaşar.

Bu durum özellikle bebeklerde yaygındır çünkü mideleri küçüktür ve tokluğu daha az tolere edebilir. Sonuç olarak, mide içeriği kolayca geri gelebilir.

Bebeklerde GÖRH ile ilişkili semptomlar şunları içerir:

  • Beslenmeden sonra özellikle sinirli veya teselli edilemez olmak
  • Nefes tıkanması
  • Özellikle geğirme sonrası şiddetli kusma
  • Özellikle beslendikten sonra huzursuzlanma
  • Normal hızda kilo almama
  • Yemek yemeyi reddetme
  • Tükürmek
  • Kusma
  • Hırıltı
  • Nefes alma zorlukları

Bebeklerin yüzde 70-85’i yaşamın ilk iki ayında kusar. Tipik olarak, yüzde 95’i, 1 yaşına geldiklerinde bunu atlatır. Serebral palsi gibi gelişimsel ve nörolojik rahatsızlıkları olan çocuklar daha uzun süre reflü ve GÖRH yaşayabilir.

Doktorların, komplikasyon yaşama olasılığını azaltmak için çocuklarda GÖRH’yi erken teşhis etmesi önemlidir.

Çocuk büyüdüğünde de GÖRH semptomları yaşayabilir.

Belirtileri şunlardır:

  • Ağız kokusu
  • Göğüs rahatsızlığı
  • Sık solunum yolu enfeksiyonları
  • Göğüste ağrılı yanma hissi
  • Boğuk ses
  • Karın rahatsızlığı

Çocuğunuzda GÖRH olabileceğini düşünüyorsanız, çocuğunuzun doktoru ile konuşun. Tedavi edilmeyen semptomlar kalıcı yemek borusu hasarına neden olabilir.



Hamilelerde Mide Ekşimesi ve GÖRH

Mide ekşimesi ve reflü hamilelikte oldukça normaldir, daha önce hiç yaşamamış kadınlarda da ortaya çıkabilir. Hormon değişimleri ve bebek büyüdükçe karın bölgesinin mideye yaptığı baskı reflüye neden olabilir. Hamile kadınlar genellikle ilk üç aylık dönemde reflü semptomları yaşarlar. Daha sonra son üç aylık dönemde şikayetleri kötüleşir. Bebeğin doğumuyla birlikte genellikle kaybolur.

Semptomlar yemekten sonra kötüleşen ağrı ve asidin ağıza gelmesini içerir. Semptomlar doğumla birlikte geçici olma eğiliminde olduğundan, genellikle iltihaplanma gibi GÖRH ile ilişkili uzun vadeli komplikasyonlar yaşanmaz.

Doktorlar genellikle hamilelikte ilaç reçete etmekten kaçınır çünkü ilaç fetüse geçebilir. Bunun yerine genellikle, asit reflüsüne neden olduğu bilinen yiyeceklerden kaçınmak ve baş biraz yüksekte uyumak gibi yaşam tarzı değişiklikleri yapmayı önerir. Magnezyum, alüminyum ve kalsiyum içeren antasitler alınmasına izin verilebilir. Bununla birlikte, sıvı hacmini etkileyebileceğinden, hamile kadınlarda sodyum bikarbonatlı antasitlerden kaçınılmalıdır.

Hamilelik sırasında şikayetinizden kurtulmak için herhangi bir reçetesiz ilaç almadan önce daima doktorunuza danışın.

GÖRH komplikasyonları

GÖRH tedavi edilmezse mideden gelen asit yemek borusuna zarar verebilir. Bu ise kanama, ülserler ve yemek borusunda sıyrıklara neden olebilir.

Asit ayrıca yemek borusundaki hücrelerde zamanla değişikliğe neden olabilir. Buna Barrett’s özofagusu denir. GÖRH olan kişilerin yaklaşık yüzde 10 ila 15’i bu durumu geliştirir. Barrett’s özofagusu, adenokarsinom olarak bilinen bir tür özofagus kanseri riskini artırır. Uzmanlara göre, bu tip özofagus kanseri vakalarının çoğu Barrett dokusundaki hücrelerden başlıyor.



Doktora Ne Zaman Gitmeliyim?

Her mide ekşimesi tıbbi bakım gerektirmez. Seyrek ve hafif mide ekşimesi, antasitler ve baharatlı yiyeceklerden kaçınmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile tedavi edilebilir. Ara sıra reflü endişe nedeni değildir. Haftada iki veya daha fazla kez mide ekşimesi yaşıyorsanız veya reçetesiz satılan ilaçlar rahatsızlığınızı gidermiyorsa bir doktora danışmalısınız.

Reflü ve Mide Ekşimesi İçin Hangi Doktordan Randevu Almalıyım?

Mide ekşimesi ve reflü için öncelikle dahiliye uzmanından randevu almalısınız. Reflü tanısı için gastroskopi ya da endoskopi yapılır. Bu işlemle mide kapakçığındaki sorunun neden kaynaklandığı, mide fıtığı olup olmadığı ve yemek borusunun ne kadar zarar gördüğü tespit edilir. Yemek borusundaki asit miktarı PHmetre ile başka bir sorun olup olmadığı da manometre ile ölçülür. Doktor gerekli görürse biyopsi yapılmasını isteyebilir.

Mide Ekşimesi ve Reflü İçin Acil Servise Ne Zaman Gitmeliyim?

Mide ekşimesi semptomları genellikle kalp krizi ile karıştırılır, ancak iki durum birbiriyle ilgisizdir. Mide ekşimesi rahatsızlığınız kötüleşirse ve buna göğüs ağrısı eşlik ediyorsa hemen 112’i aramalısınız:

Mide ekşimesi ile birlikte nefes almada zorluk, terleme, baş dönmesi, kolda veya çenede ağrı kalp krizi belirtileri olabilir.

Aşağıdaki GÖRH semptomları acil tıbbi tedavi gerektirebilir;

  • Düzenli, şiddetli kusma
  • Nefes almakta zorluk
  • Yutma güçlüğü
  • Parlak kırmızı kan veya kahve tozu benzeri içerikli kusmuk




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tansiyona Hangi Bölüm Bakar? 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Tansiyona Hangi Bölüm Bakar?


Tansiyona Hangi Bölüm Bakar

Tansiyona hangi bölüm bakar, tansiyon düşmesi ya da yükselmesi gibi durumlarda tansiyona hangi bölüm bakar sorularınızın cevabı için içeriğimizi inceleyebilirsiniz.

Tansiyon, kalp tarafından vücuda pompalanan kanın atardamar duvarlarına uyguladığı basınçtır. Kan basıncı ölçümünde iki sayı vardır. Günlük konuşmada bu iki sayıdan büyük ve küçük tansiyon olarak bahseder, çoğunlukla yanlış bir yaklaşımla ikisini ayrı ayrı değerlendiririz.

Tansiyona Hangi Bölüm Bakar? 2022

Oysa iki sayı birbirinden ayrı değildir ve kan basıncımızın sağlıklı bir aralıkta olup olmadığının göstergesidir.

  • Büyük sayı sistolik basınçtır. Kalp kasılıp attığında atardamarlarda oluşan basınçtır.
  • Küçük sayı diyastolik basınçtır.. Bu da, kalp atımlar arasında gevşediğinde atardamarlarda oluşan basınçtır.

Çoğu yetişkin için normal kan basıncının 120/80 milimetre cıva (mm Hg) olduğu kabul edilir. Bu 120/80 mm Hg olarak yazılır ve genelde “12’ye 8” şeklinde okunur.

Tansiyon seviyeleri çeşitli nedenlerle geçici olarak yükselip düşebilir. Ancak bunun sürekli olması tansiyon hastalığı anlamına gelir ve kontrol altına alınması gerekir. 

Halk arasında tansiyon hastalığı derken kastedilen çoğunlukla yüksek tansiyon, tıbbi adı ile hipertansiyondur. Yüksek tansiyon hastalığı genellikle hiç belirti göstermez ya da çok az belirti gösterir. Birçok insan bunu bilmeden yıllarca yaşar..

Yüksek tansiyonun genellikle belirti göstermemesi ve kontrol altına alınmaması çok ciddi sağlık sorunları hatta ani ölüme neden olabilir. Kontrol edilemeyen yüksek tansiyon, atardamarlara, özellikle böbrekler ve gözlere zarar verir. Ayrıca felç , kalp krizi ve diğer kardiyovasküler hastalıkların riskini artırır.

Tipik olarak, hipertansiyon hastası olup olmadığını bilmenin tek yolu tansiyon ölçümü yapmaktır.


Tansiyon Hastalığının Sebebi Nedir?

Yüksek tansiyonun nedeni kesin olarak bilinmemektedir. Ancak yüksek tansiyona neden olduğu bilinen beslenme alışkanlıkları ve sağlık durumları vardır. Örneğin tuz tüketiminin tansiyonu yükselttiği, yüksek stres ve çeşitli psikolojik sorunların yanı sıra obezite, kalp damar hastalıkları, tiroid hastalıkları, şeker hastalığı gibi hastalıkların hipertansiyona neden olduğu bilinmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Bu nedenle hipertansiyon birincil ve ikincil hipertansiyon olarak iki kategoride değerlendirilir. Birincil hipertansiyon herhangi bir nedene dayanmayan ve yavaş yavaş gelişen, kalıtsal faktörlere bağlanan tansiyon tipidir. İkincil hipertansiyon ise başka bir sağlık sorununun sonucu olarak ortaya çıkar.



Tansiyon ne zaman ve nasıl ölçülmelidir?

Yüksek tansiyon tipik olarak herhangi bir uyarı vermez, bu nedenle sessiz katil olarak da tanımlanır. Bir çok kişi o sırada tansiyonunun yükseldiğinin farkında değildir. Ancak ciddi sağlık sorunlarına neden olabileceğinden tansiyon hastalığında erken teşhis ve zamanında müdahale çok önemlidir.

 Baş ağrısı, nefes darlığı, burun kanaması, göğüs ağrısı, görme bozuklukları ve baş dönmesi acil müdahale gerektiren tehlikeli derecede yüksek tansiyon belirtisi olabilir.

Bazı faktörler tansiyonda geçici bir artışa neden olabilir. Stres veya kaygı, ani hava değişimi, egzersiz, sigara içmek, kafein alımı, dolu mesane gibi durumların tansiyonu geçici olarak yükseltebilir.

Tansiyon değerlerinin geçici olarak yükselmediğinden emin olmak önemlidir. 

Doğru tansiyon ölçümü için aşağıdaki şartları sağlamış olmalısınız:

  • Sakin ve rahat olarak sessiz bir yerde ölçüm yapmak 
  • Tansiyonunuzu ölçmeden önce en az 30 dakika egzersiz yapmamak, sigara içmemek veya kafeinli içecekler içmemek. 
  • Ölçümlerinizin aralığını görmek için günün farklı saatlerinde ölçüm yapmak.

18-40 yaş arasında iseniz 2 yılda bir, 40 yaş üzerindeyseniz yılda bir kez tansiyon ölçümlerinizi yaptırmalısınız. Ayrıca, ailenizde hipertansiyon öyküsü varsa, kalp, diyabet veya böbrek hastalığınız varsa, aşırı kiloluysanız veya obeziteniz varsa, uyku apnesi veya uykusuzluk varsa ve sigara içiyorsanız, yaş faktörüne bakmaksızın düzenli olarak tansiyonunuzu takip etmelisiniz.



Yüksek Tansiyon Kontrol Edilmezse Ne Olur?

Tedavi edilmeyen ve kontrol edilmeyen yüksek tansiyon, kan damarlarınıza ve kalbiniz, böbrekleriniz, gözleriniz ve beyniniz dahil diğer organlarınıza zarar verebilir. Kalp krizi, felç, anevrizma, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, görme kaybı, konsantrasyon ve hafıza sorunlarına neden olabilir.

Hamileyseniz, düşük, gebelik zehirlenmesi, erken doğum riskini artırabilir.



Tansiyon İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

Tansiyon değerlerinizi kontrol ettirmek ve tansiyon hastası olup olmadığınızı öğrenmek için “dahiliye uzmanına” gitmelisiniz.

Tansiyon tanısı almanız halinde hastalığın nedeni, hangi aşamada olduğu ve tedavi planına göre kardiyoloji uzmanı ile de tedaviye devam edebilirsiniz.

Ortalama kan basıncı ölçümleriniz iki veya daha fazla randevuda sürekli olarak yüksekse, doktorunuz yüksek tansiyon teşhisi koyabilir.

Bazı kişilerde beyaz önlük hipertansiyonu olur, heyecan ya da kaygı nedeniyle doktor randevularında tansiyon yükselir. Böyle bir bir durumunuz varsa muayene sırasında doktorunuza söylemelisiniz. Doktorunuz tansiyonunuzu bir hafta boyunca kaydetmenizi ve tekrar gelmenizi isteyebilir. Sonuçlarınız sürekli olarak yüksekse, yani 120/80 mm Hg’nin üzerinde ise, takip randevusu almalısınız.



Tansiyon Nasıl Tedavi Edilir?

Çoğu durumda, beslenme, düzenli uyku, alkol azaltmak ve sigarayı bırakmak gibi belirli yaşam tarzı değişiklikleri yapmak kan basıncınızı düşürmenize ve hatta yükselmesini önlemenize yardımcı olabilir.

Ancak bunların sağlanamadığı ya da bunlara rağmen kontrol edilemeyecek durumda ise reçeteli ilaçlarla kontrol altına alınır. Yüksek tansiyon tedavisinde amaçlanan kan damarlarında basıncın etkisini azaltmak ya da dengelemektir.

Bu amaçla reçete edilen ilaçların etken maddeleri şunları sağlayabilir:

  • Vücudunuzdan fazla tuz ve suyu atma 
  • Kalp atış hızını kontrol etme ve kan damarlarını gevşetme
  • Kan damarlarını daraltan belirli maddeleri bloke etme 
  • Kan damarlarının etrafındaki kasları gevşetme ve kalp atış hızını yavaşlatma 
  • Kan damarlarını sıkılaştıran maddeleri bloke etme
  • Atardamarların duvarlarındaki kasları gevşetme

Yüksek tansiyonun nedeni başka bir tıbbi durum ise kan basıncını korumak için bu durumun tedavi edilmesi gerekir.

Örneğin, uyku apnesi olan kişiler yüksek tansiyon geliştirme eğilimindedir. Uyku apnesi tedavisi, yüksek tansiyonun düşmesine yardımcı olabilir. Başka bir örnek, ciddi kilo kaybı ile ilişkili yüksek tansiyondur .

Başka bir tıbbi duruma bağlı olmayan yüksek tansiyonu kontrol etmek ömür boyu ilaç kullanmayı gerektirebilir.

Doktorunuz bir tedavi yöntemi belirledikten sonra, size verdiği talimatlara uymanız ve tansiyonunuzu dikkatle takip etmeniz önemlidir. Tedavinizin tansiyonunuza etki edip etmediğini doktorunuza bildirmelisiniz.



Acil Servise Ne Zaman Gitmeliyim?

Aşağıdaki durumlardan en az üçünün aynı anda görülmesi yüksek tansiyon veya diğer ilgili tıbbi problemlerden kaynaklanan ciddi komplikasyonların bir işareti olabilir ve acil tıbbi müdahale gerektirebilir.

  • Bitkinlik
  • Mide bulantısı
  • Nefes darlığı
  • Sersemlik
  • Baş ağrısı
  • Asiri terleme
  • Görüş problemleri
  • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
  • Göğüs ağrısı
  • İdrarda kan




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Guatr’a Hangi Doktor / Bölüm Bakar? 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Guatr’a Hangi Doktor / Bölüm Bakar?


Guatr’a hangi bölüm bakar

Guatr’a hangi bölüm bakar, guatr ile alakalı aradığınız soruların yanıtları için web sayfamızı inceleyebilirsiniz. Guatr’a hangi bölüm bakar sorusunun yanıtı makalemizde yer almaktadır.

Guatr, boynumuzun altında Adem elması da dediğimiz bölümde çoğunlukla şişlik olduğunda fark ettiğimiz bir hastalıktır. Guatr hastalığı tiroid bezi büyümesi olarak da bilinir. Tiroid bezi, nefes borusunun ön kısmında yer alan kelebek şeklinde bir bezdir ve vücudumuzun metabolizma hızını düzenler.

Guatr’a Hangi Doktor / Bölüm Bakar? 2022

Guatr, çoğu kişide boyundaki şişlik dışında hiçbir şikayete neden olmaz. Çoğu kişide ise ancak muayene ya da görüntüleme sırasında tespit edilebilecek kadar küçüktür. Tedavi, guatrın nedenine, semptomlara ve guatrdan kaynaklanan komplikasyonlara bağlıdır. Fark edilmeyen ve sorun yaratmayan küçük guatrlar genellikle tedavi gerektirmez.


Guatr kimlerde görülür, nedenleri nelerdir?

Guatr herkeste görülebilir. Doğuştan olabileceği gibi herhangi bir yaşta da ortaya çıkabilir. Guatr’ın bilinen en yaygın nedeni iyot eksikliğidir. Kadınlarda daha sık rastlanır ve çoğunlukla 40 yaşından sonra görülür. Ailede guatr olması, bazı tıbbi tedaviler ve radyasyon tedavisi guatr riskini arttırır. Haşimato hastalığı, graves hastalığı, tiroid kanseri, tiroid iltihabı ve gebelik de guatr hastalığına neden olabilir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Guatr Belirtileri Nelerdir?

Gözle görülür şişlik dışındaki belirtiler, tiroid fonksiyonundaki değişmeye, guatrın büyüme hızına ve nefes almayı engelleyip engellemediğine göre değişir..

Guatra neden olan tiroid fonksiyonundaki değişimler, tiroid bezinin az ya da aşırı çalışması durumu olarak açıklanabilir. Tiroid bezi az çalışıyorsa (Hipotiroidizm) yorgunluk, uyku hali, ciltte kuruluk, kaslarda güçsüzlük, hafıza ve konsantrasyon sorunlarına neden olur. Aşırı çalışması durumunda ise (Hipertiroidizm) iştahta artışa rağmen kilo kaybı, taşikardi, aşırı terleme, sinirlilik, uyku bozukluğu, adet düzensizliği gibi şikayetler görülebilir. 

Guatrın büyüklüğü ve yeri ise nefes alma güçlüğü, yutma güçlüğü, öksürük, ses kısıklığı ve horlamaya neden olabilir.



Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

Boynunuzda şişlik olması en göze çarpan belirtidir ve doktora gitmeniz için yeterli bir sebeptir. Bunun dışında gözle görülür bir şişlik olmasa da  normalden fazla sinirli ve tahammülsüzseniz, çarpıntınız varsa, uyuyamıyorsanız ya da aşırı uyuyorsanız, iştahlı olmanıza rağmen kilo veriyorsanız, ellerinizde titreme varsa, yutkunurken ve nefes alırken zorlanıyorsanız en yakın zamanda doktora başvurmalısınız.



Guatr İçin Hangi Bölüme Gitmeliyim?

Guatr şüphesi ile muayene olmak istiyorsanız öncelikle “İç Hastalıkları (dahiliye)” uzmanından randevu almalısınız. Dahiliye uzmanı guatr tespit etmesi halinde nedeni ve büyüklüğünü belirlemek için bazı testler isteyecektir. Tetkikler sonucunda gerekli görürse endokrinoloji uzmanına yönlendirecektir.

Guatr risk grubunda iseniz herhangi bir belirti olmasını beklemeden düzenli olarak tiroid muayeneleri yaptırmalısınız. 

Guatr hastalığının nedeni ve tedavi yönteminin belirlenmesi için aşağıdaki testler istenebilir:

  • Tiroid fonksiyon testleri 
  • Antikor testi
  • Ultrasonografi
  • Radyoaktif iyot alımı
  • Biyopsi


Guatr nasıl tedavi edilir

Guatr tedavisi, guatrın nedenine, büyüklüğüne ve belirtilerinize bağlı olarak değişir . Guatrınız küçükse ve tiroid fonksiyonunuz sağlıklıysa, doktorunuz düzenli kontrollerle takip edilmesini önerebilir.

Tedavi prosedürü, ilaç tedavisi, radyoaktif iyot tedavisi veya ameliyat olabilir. Tedavi sırasında bunlardan bir veya birkaçı uygulanabilir.




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Fibromiyalji’ye hangi bölüm bakar?


Fibromiyalji

Fibromiyalji’ye hangi bölüm bakar sorusuna makalemizde sizlere anlatmaktayız. İnternette çok fazla aranan Fibromiyalji’ye hangi bölüm bakar sorusunun yanıtı.

Fibromiyalji, geçmeyen yorgunluk, yaygın kas ve kemik ağrıları, sabah tutulmaları, nefes darlığı unutkanlıkla karakterize hastalıktır. Fibromiyalji, yumuşak doku romatizması olarak da tanımlanır.
En önemli özelliği kesin bir teşhis ya da tedavi prosedürünün olmamasıdır.

Sabahları özellikle eklemlerinizde ağrı, kaslarınızda tutulma ile uyanıyor ve ne kadar uyusanız da dinlenmiş hissetmiyorsanız, kendinizi sürekli yorgun ve güçsüz hissediyor ve çok çabuk bitkin düşüyorsanız, nefes almakta zorlanıyorsanız nedeni fibromiyalji olabilir.

Fibromiyalji’ye hangi bölüm bakar? 2022

Kemik ve kasları en çok etkileyen hastalıklar arasında ikinci sıradadır. Nüfusun yüzde 3’ünde görülmekte ve bu oran her geçen gün artmaktadır. Kadınlarda görülme olasılığı erkeklerden daha fazladır.

Yaşam kalitesini oldukça etkileyen ve iş gücü kaybına da neden olan bu hastalığın teşhisi zordur ve kesin bir tedavisi de yoktur.


Fibromiyalji Nedenleri?

Fibromiyaljinin nedeni tam olarak bilinmiyor. Ancak bazı uzmanlar beyin ve omuriliğin ağrı sinyallerini işleyişiyle ilgili bir sorun olduğunu düşünüyor.

Nedeni tam olarak bilinmese de fibromiyalji riskini arttıran faktörler şöyle sıralanabilir:

  • Artrit veya enfeksiyon gibi başka bir ağrılı hastalık
  • Anksiyete veya depresyon gibi bir duygudurum bozukluğu; mükemmeliyetçi, kendinden beklentisi yüksek kişilerde görülme olasılığı daha fazladır
  • Fiziksel veya duygusal istismar veya travma sonrası stres bozukluğu; özellikle çocukluk çağlarında yaşanan travmalar
  • Hareketsiz yaşam
  • Kadın olmak
  • Genetik; 1.derece akrabalarında fibromiyalji varsa risk sekiz kat artar

Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Fibromiyalji Belirtileri

Fibromiyaljinin birincil semptomları şunları içerir:

  • Yaygın ağrı: Fibromiyalji ile ilişkili ağrı genellikle en az üç ay süren sabit bir donuk ağrı olarak tanımlanır. Ağrının yaygın olarak kabul edilebilmesi için vücudunuzun her iki yanında, belinizin üstünde ve altında olması gerekir.
  • Tükenmişlik: Fibromiyaljisi olan kişiler, uzun süre uyumalarına rağmen, genellikle yorgun uyanırlar. Uyku genellikle ağrı ile bozulur ve fibromiyaljili birçok hastada huzursuz bacak sendromu ve uyku apnesi gibi başka uyku bozuklukları da vardır.
  • Bilişsel zorluklar: Yaygın olarak “fibro sis” olarak adlandırılan bu semptom, odaklanma, dikkat etme ve zihinsel işlere konsantre olma yeteneğini bozar.

Fibromiyalji, osteoartrit , bursit ve tendinit gibi hissedilebilir . Ancak belirli bir bölgede acı çekmek yerine, ağrı ve sertlik tüm vücutta olabilir.

Diğer fibromiyalji semptomları şunları içerebilir:

  • Karın ağrısı, şişkinlik, bulantı, kabızlık ve ishal (irritabl bağırsak sendromu)
  • Baş ağrısı
  • Ağız , burun ve göz kuruluğu
  • Soğuğa, sıcağa, ışığa veya sese duyarlılık
  • Daha sık idrara çıkmak
  • Yüzde, kollarda, ellerde, bacaklarda veya ayaklarda uyuşma veya karıncalanma

Fibromiyalji genellikle aşağıdakiler gibi durumlarla birlikte görülür:

  • Huzursuz bağırsak sendromu
  • Kronik yorgunluk sendromu
  • Migren ve diğer baş ağrısı türleri
  • İnterstisyel sistit veya ağrılı mesane sendromu
  • Çene eklemi bozuklukları
  • Anksiyete
  • Depresyon
  • Postural taşikardi sendromu


Ne zaman doktora gitmelisiniz?

Fibromiyalji teşhisi için gereken ana faktör, vücutta en az üç aydır devam eden yaygın ağrıdır.

Teşhis için vücudun “can alıcı nokta” denilen 18 noktasının en az 11’inde ağrı ve hassasiyet olması temel kriter olarak kabul edilir.

Ancak yeni bir yaklaşıma göre kriterleri karşılamak için, aşağıdaki beş alandan en az dördünde ağrınız olmalıdır:

  • Omuz, kol veya çene dahil sol üst bölge
  • Omuz, kol veya çene dahil olmak üzere sağ üst bölge
  • Kalça veya bacak dahil sol alt bölge
  • Kalça veya bacak dahil olmak üzere sağ alt bölge
  • Boyun, sırt, göğüs veya karın bölgesini içeren eksenel bölge

Bu ağrılarla birlikte diğer belirtiler de varsa fazla vakit kaybetmeden bir uzmana başvurmalısınız. Tedavi edilmeyen fibromiyalji, tüm yaşamınızı etkiler, hemen her alanda verimliliğini düşürür, özgüven kaybını beraberinde getirerek depresyon, anksiyete durumunu derinleştirebilir hatta intihara sebep olabilir.



Fibromiyalji için hangi doktora gitmeliyim?

Fibromiyalji için kesin tanı yöntemi yoktur. Pek çok hastalıkla karıştırılabilir ve yukarıdaki gibi şikayetlerde ilk yapılan genellikle dahiliye uzmanı, kardiyoloji uzmanı, göğüs hastalıkları uzmanına başvurmaktır. Fibromiyalji teşhisi öncelikle diğer olasılıkları elemek için tetkikler yapılmasını gerektirse de hem yanlış teşhis nedeniyle gereksiz ilaç kullanmamak ve hastalığı daha da kötüleştirmemek hem de daha kısa sürede sonuç alabilmek için romatoloji ve fizik tedavi uzmanına başvurmak gerekir.



Fibromiyalji nasıl teşhis edilir?

Size fibromiyaljiniz olduğunu söyleyebilecek bir test yok. Bunun yerine, semptomlar diğer koşullara çok benzer olduğundan, doktorunuz tiroid hastalıkları, farklı artrit türleri ve lupus gibi hastalıkları elemek isteyecektir . Bu nedenle tam kan sayımı ile birlikte, romatoid faktör, eritrosit sedimantasyon hızı, Anti CCP (Döngüsel sitrüline peptit testi), trioid fonksiyon testleri, anti-nükleer antikor, çölyak serolojisi, D vitamini, magnezyum testleri isteyebilir.

Uyku apnesinden muzdarip olma ihtimaliniz varsa, doktorunuz bir gece uyku çalışması da önerebilir.

Doktorunuz şikeyetleriniz için başka bir neden bulamazsa, ağrınızın ne kadar yaygın olduğunu ve semptomlarınızın günlük yaşamınızı ne kadar etkilediğini ölçmek için kullanacağı puanlama sistemi ile hastalığınızın şiddetini belirler. Sonuç olarak, durumu tedaviniz için birlikte yürütebileceğiniz bir plan yaparsınız.



Fibromiyalji nasıl tedavi edilir?

Genel olarak, fibromiyalji tedavileri hem ilaç hem de kendi kendine bakım stratejilerini içerir. Sadece ilaçla tedavisi mümkün değildir. Tedavide hedeflenen, semptomları en aza indirmek ve genel sağlığı iyileştirmektir. Hiçbir tedavi tüm semptomlar için işe yaramaz, ancak çeşitli tedavi stratejileri birlikte kullanıldığında toplamda oluşan etki iyileşme sağlayabilir.

Fibromiyalji ağrısını azaltma ve uykuyu iyileştirmede ilaçlar yardımcı olabilir. Doktorunuz ağrı kesiciler, antidepresanlar ve kas gevşeticiler reçete edebilir.
Fibromiyaljinin vücudunuz ve yaşamınız üzerindeki etkisini azaltmaya yardımcı olabilecek terapiler önerilebilir. Fizyoterapist size gücünüzü, esnekliğinizi ve dayanıklılığınızı artıracak egzersizler öğretebilir. Su bazlı egzersizler özellikle yardımcı olabilir.
Bir meslek terapisti ise çalışma alanınızda veya vücudunuzda belirli görevleri gerçekleştirme şeklinizde daha az strese neden olacak şekilde ayarlamalar yapmanıza yardımcı olabilir.
Bir danışmanla konuşmak, yeteneklerinize olan inancınızı güçlendirmeye yardımcı olabilir ve size stresli durumlarla başa çıkmak için stratejiler öğretebilir.

Fibromiyalji tedavisinde temel yaklaşımınız doktorunuzla işbirliğinizi sürdürmek olmalıdır. Tedavi süreci ilaç, düzenli uyku, egzersiz, yaşam tarzı değişiklikleri gerektirir ve tamamen kişiye özeldir.
Oldukça yaygın görüldüğünden fibromiyaljiyi tedaviyi ettiğini öne süren onlarca ürün ya da yöntemle karşılaşmanız olasıdır. Herhangi bir ürün ya da yöntemi denemeden önce mutlaka doktorunuza danışın.




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


K Vitamini 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


K Vitamini


K Vitamini

K vitamini sağlıklı bir vücut için gerekli olan ve iki türde farklılık gösteren bir vitamindir. K1 ve K2 olmak üzere iki türü vardır. K1 vitamini yediğimiz lahana veya ıspanak gibi sebzeler aracılığı ile alınır. K2 dediğimiz tür ise insanlarda bağırsaklar tarafından üretilen ve doğal yolla bulunan bir türdür.

K Vitamini 2022

K Vitamini Nedir

İki türden meydana gelen K vitaminlerinin vücutta işlevsellikleri aynıdır. Sorumlulukları kan pıhtılaşmasıdır. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan proteinlerin üretilmesinde rol oynarlar.

Yaralanma durumlarında vücudumuzun dış bölgesinde ya iç kısmında aşırı derece kanama olması bu şekilde önlenmiş olur. Yediğimiz sebzeler aracılığı ile yeterince vitamin alamıyorsak, bağırsaklarda vitamin üretimi bir sebepten az oluyorsa ya da aldığımız vitamin yeteri derecede vücudumuz tarafından emilmiyorsa K vitamini eksikliği dediğimiz hastalık ortaya çıkar.

Kanın pıhtılaşması gereken proteinler vitamin eksikliği olursa üretim aşamasında bozulmaya uğrarlar. Bozulma nedeniyle kanın pıhtılaşma problemleri de oluşmaya başlar. Yaralanma durumlarında çok fazla kanama meydana gelebilir ve kan durması gecikebilir.


Yetişkin bireyler için K vitamininin eksik olması durumu çok sık görülmez. Aldıkları gıdalar aracılığı ile yeteri kadar vitamin depolamış olurlar ve bağırsaklardaki üretim ile de vitamin ihtiyacı yeterince karşılanır. Yetişkinler için oluşabilecek eksiklik vücuda alınan ya da vücutta oluşan vitaminlerin bir sebepten kaynaklı düzgün emilememesi olabilir. Çok ciddi beslenme bozuklukları da K vitamini eksikliği için zemin hazırlayabilir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



K Vitamini Nedenleri

Vücudumuzda oluşan K vitamini eksikliğinin kişiden kişiye değişebilen sebepleri olabilir. Öncelik olarak yediğimiz gıdalardan yeteri kadar vitamin alamamaktır. Dengesiz ve bozuk beslenme alışkanlığı bu duruma büyük oranda zemin hazırlar. Yetişkin bireyler için az görülen bir hastalık olmasına rağmen yaşanan vakalar da vardır.

K vitaminin eksikliği öncelikle kişinin kullandığı Warfarin gibi kanı sulandıran ilaçlar sebebiyle meydana gelebilir. Başka bir hastalıktan ötürü antibiyotik kullanımı varsa bu durum da vitamin eksikliğine sebep olabilir. Antibiyotiklerin en büyük etkisi bağırsaklar üzerindedir ve buradaki K vitaminin üretilme aşamasına olumsuz anlamda etki edebilirler. Beslenmede ıspanak ya da lahana gibi K vitamini içeriği bol olan sebzelerin az tüketilmesi eksikliğe sebep olabilir.

Dışarıdan gıda yoluyla alınan vitaminler vücudumuz tarafından emilir. Bu emilme işleminin sekteye uğramasına sebep olabilecek bazı hastalıklar kişide görüldüğünde vitamin eksikliği oluşabilir. Bağırsak bölgesinde bulunan hastalıklar vitamin üretimini azaltabilir ya da bozabilir.

Kişinin karaciğerinde veya safra bölgesinde bulunan hastalıklar K vitamininin eksikliğine sebep olabilirler. Bir sebepten ötürü kişinin bağırsaklarının bir kısmı cerrahi operasyon ile alındıysa K vitaminin üretimi azalır ve eksikliğe sebep olabilir.

Yetişkinlerden çok K vitaminin eksikliği yeni doğan bebekler üzerinde gözlemlenir. Anne sütünde bulunan K vitaminin oranı az ise bebeklerde eksiklik görülebilir. Hamilelik sırasında plasenta aracılığı ile yeteri kalan emilmeyen K vitamininin eksikliği de söz konusu olabilir.



K Vitamini Belirtileri

K vitamini vücudumuzdaki kan pıhtılaşmasını kontrol ettiği için eksikliği sebebiyle oluşan en ciddi belirti sürekli kanama ve yoğun kanama olur.

Basit bir yaralanma olayında bile kan pıhtılaşma aşamasına geç gireceğinden dolayı yüksek miktarda kanama olabilir.
Yaralanma olayı olmadan ve belirli bir sebebi yokken vücutta görülebilen kanamalar yaşanması da sık yaşanır.
Kanama haricinde vücutta morarma ve çürüme olaylarının sık ve daha kolay yaşanması görülür.
Tırnak bölgesinde dip kısımlarda görülen kan toplaşmaları belirtilerden biridir.
Mukoza zarı kanamaları kişinin yaşadığı belirtilerdendir.
Yetişkin bireylerde dışkı yaptıkları zaman dışkı üzerinde koyu renkli ve az bir miktar kanlı kısımlar olabilir.
Bebek hastalarda görülen K vitamini eksikliği belirtileri göbekte kordon olan bölümde kanama meydana gelmesi olarak görülür.
Bir sebep yokken bebeğin yüzünde, sindirim sisteminde, burun bölgesinde ya da cildinde kanamalar meydana gelebilir.
Erkek bebekler için erken sünnet yapılması sonrası kanamanın normalden fazla olması ve durmada gecikme yaşanması gözlemlenebilir.
Aniden gelişebilen beyinde oluşan kanamalar da K vitaminin eksikliği kaynaklı olabilirler. Bu sebeple yeni doğan bebeklerin takibinin iyi yapılması gerekir.

Kan pıhtılaşmasında meydana gelen bozukluklar vücudun diğer organlarını da etkiler. Hayati organlarda meydana gelebilecek bozukluklar da belirtiler arasında olabilir. Vücutta yaşanan doku bozuklukları da K vitamininin eksikliğinden kaynaklanabilir.



K Vitamini Tanı Yöntemleri

Gerçekleşen belirtiler sebebiyle kendisinde K vitamini eksikliği olduğundan şüphelenen bir kişi uzman doktora başvurmalıdır. Uzman doktor öncelikle hastanın hikayesini dinleyerek ortaya çıkan belirtilerin şiddetini ve sebeplerini araştırmaya başlar.

Hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa ilacın bilgisi alınır. Başka bir hastalıktan ötürü antibiyotik kullanıp kullanmadığı ya da yakın zamanda kullanıp kullanmadığı sorulur. Vücutta vitamin emilmesini olumsuz anlamda etkileyebilecek başka bir hastalığın olup olmadığı öğrenilir.

Bu soruların dışında kişinin nasıl bir beslenme düzeninin olduğu öğrenilir. K vitamininin eksik olup olmadığına dair kesin sonuç veren testin adı protrombin zamanı denilen testtir ve PT olarak kısaltılır. Kan alınarak başlayan test daha sonra alınan kana birtakım kimyasal sıvılar eklenerek kanın pıhtılaşmasının kontrol edilmesi şeklinde gerçekleştirilir. K vitamini eksikliği olmayan ve kan pıhtılaşması normal olan bireyler için olması gereken pıhtılaşma süresi 11 saniye ile 13,5 saniye arasındadır. Eğer test sonucunda kanın pıhtılaşması bu oranlardan daha uzun sürüyorsa K vitamininin eksikliği tespit edilmiş olunur.

INR denilen test yöntemi de K vitamininin eksikliğini ölçmek amacıyla dünya çapında uygulanan bir test türüdür. Test sonucunda normal kabul edilen oran 0,9 ile 1,1 arasında olan orandır. Bir kişi kan sulandıran ilaç kullanıyorsa INR değeri oranı 2 ile 3,5 oranı rakamlarına kadar yükseliş gösterebilir. Test sonucunda yükseklik gözlemlenirse kişiye özel tedavi süreci başlamış olur.



K Vitamini Tedavi Yöntemleri

K vitamini eksikliği ciddiye alınması gereken ve ciddi sonuçlara neden olabilecek hastalıklardan biridir. Yetişkinlerde ciddi ve şiddetli kanamalara yol açabilir. Bebeklerde eksiklik oranına bağlı olarak beyin kanaması gibi hayati tehlike taşıyan durumlara yol açabilir.

Bu tehlikeli durumlara rağmen teşhis konulduktan sonra K vitamininin eksikliği tedavi edilebilecek bir hastalıktır. K vitaminin hasta olan kişiye ağız yolu ya da damar yolu kullanılarak verilmesi ile eksiklik durumu giderilmiş olur. Kişinin belirtilerinin şiddetine ve hikayesine göre veriliş şekli doktorun kararına bağlıdır. Vitamin eksikliği eğer altta yatan başka bir hastalık sebebi ile oluyorsa öncelikle o hastalığın tedavisine yoğunlaşılır. K vitamini eksikliği kişinin düzensiz beslenmesinden kaynaklanıyorsa uzman bir diyetisyen yardımıyla beslenme şekli düzenlenir.

Kişi hem beslenmesini düzenlerken hem de sağlıklı beslenme konusunda eğitim alması için yardımcı olunur. Yeşil yapraklı sebzelerde K vitamininin oranı oldukça yüksek olduğu için kişiler bu besinleri tüketerek ihtiyaçları olan kadar vitamini her gün vücutlarına alabilirler.

Erkek bireylerde gün içerisinde alınması gereken vitamin oranı 120 mcg iken kadın bireylerde bu oran 90 mcg olarak belirlenmiştir. Hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa vitamini alırken daha dikkatli olması gerekebilir ve vitamin dozu duruma göre azaltılabilir. Kendinizde K vitamininin eksikliğinden şüphe duyarsanız uzman bir doktora görünmeniz şarttır.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Tansiyon, Soğuk Algınlığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Karaciğer Yağlanması 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Karaciğer Yağlanması


Karaciğer Yağlanması

Karaciğer yağlanması hastalığı karaciğeri meydana getiren hücrelerin aşırı derece de fazla yağ biriktirmesi sonucu meydana gelen bir hastalık olarak açıklanmaktadır. Özellikle karaciğer içinde çok fazla yağ birikmesi durumunda ise ortaya önemli ve ciddi sonuçlar doğurabilecek sağlık sorunları da çıkabilmektedir.

Karaciğer Yağlanması 2022

Temel olarak ise bu organ içinde bulunması gereken yağ oranları son derece düşük olmakta ve bu temel olarak işlevleri sıkıntıya düşürmemektedir. Karaciğer organı son derece büyük bir organdır ve hem kanın süzülmesi hem de yiyeceklerin besin öğelerinin alınması gibi temel farklı ve önemli görevleri de bulunmaktadır. Özellikle bu organ üzerinde biriken yağ ise zaman içinde organ üzerinde farklı hasarların ve problemlerin oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Karaciğer yağlanması hastalığı farklı sebep ve etkenlere bağlı olarak organ üzerinde yağ birikmesi şeklinde de karakterize edilmektedir. Bu hastalığa nende olabilen etmenler ise vakalar içinde değişiklikler gösterebilmektedir. Yine sağlıklı ve iyi durumda ki bir karaciğer organında ise doğal yapısı gereği düşük miktarlarda yağ bulunmaktadır.

Özellikle bulunan bu düşük miktarda yağ oranlarının farklı sebeplere göre yükselmesi ve normal sınırları aşması durumunda ise ortaya bir hastalık ya da sağlık sorunu çıkabilmektedir. Yine yağ miktarının karaciğer içinde yükselmesi ise beraberinde bu organda iltihap yapılarının ortaya çıkmasına da nende olabilmektedir. Bu durumların sonucu olarak ise son derece önemli görevleri olan bu organ görevleri konusunda geri kalmaya başlayabilmektedir.

Karaciğer yağlanması hastalığı ya da diğer ismiyle Hepatosteatoz durumu ise genel yapısı gereği son derece sessizce ilerleyip, büyüyebilen bir hastalıkta olabilmektedir. Bu rahatsızlığın ilk aşamalarında ise temel olarak hastalığa bağlı ve karakterize belirtiler de çoğu zaman ortaya çıkmamaktadır. İlk aşamalardan sonra temel olarak yaygınlaşan hastalık durumlarında ise ortaya sıkıntılı ve zorlayıcı belirti ve semptomlar da genel anlamda çıkabilmektedir.

Özellikle bir bütün olarak karaciğer organı ve onun sağlıklı olması açısından bu hastalık son derece zararlı etkilere ulaşabilmektedir. Farklı hastalık ve sağlık sorunları da yine aynı organ üzerinde bu yağlanmaya bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden erken teşhisi ise kişilerin sağlıkları açısından son derece önemli olmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Nedenleri

Karaciğer yağlanması hastalığının temel ve ana nedeni ise karaciğer içinde biriken aşırı yağ olarak ifade edilmektedir. Bunun temel sebepleri ise vücudun aşırı derece yağ meydana getirmesi ya da meydana getirilen yağ yapılarının uygun şekilde kullanılmamaları olarak gösterilmektedir. Bu durumda ise bu aşırı fazla olan yağlar karaciğer organı içinde depo edilmeye başlamakta ve devamında ise organın yağlanmasına nende olabilmektedir.

Karaciğeri meydana getiren hücreler içinde biriken bu yağlar ise karaciğerin normal ve sağlıklı yapısını hastalık sürecinde bozmakta ve organın işlevlerini yitirmesine de neden olabilmektedir. İşte oluşan fazla yağların da farklı ve çeşitli oluşma ve meydana gelme nedenleri de bulunmaktadır.

Karaciğer yağlanması ve karaciğerde aşırı derece de yağ birikmesine neden olan en önemli sebeplerden bir tanesi ise alkol olarak gösterilmektedir. Kişilerin uzun süreler, devamlı ve çok fazla miktarlarda alkol kullanmaları durumları ise beraberinde sıklıkla bu hastalığı getirebilmektedir.

Farklı sebep ve etkenlere bağlı olarak gelişebilen bu hastalığa neden olabilecek bazı durumlar ise şunlar olabilmektedir;

  • Aşırı ve sürekli alkol alınması
  • Aşırı kilolu olma ve obezite
  • Kan şekeri seviyesinin aşırı yüksek olması
  • Bazı durumlarda hamilelik
  • Hepatit C
  • Farklı türde ki ilaçların olumsuz etkileri
  • Kalıtsal ve genetik nedenler
  • İnsülin direnci
  • Kolesterol miktarları


Karaciğer Yağlanması Belirtileri

Karaciğer yağlanması oldukça önemli olabilecek bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Bu noktada yağlanma durumuna ve ilerlemesine bağlı olarak kişilerde organın bütün olarak büyük hasarlara uğraması da söz konusu olabilmektedir. Yine özellikle erken zamanda tanısı konulup, tedavi aşamasına geçilmeyen vakalarda ise genel vücut işleyişi bakımından da ciddi sorun ve problemler oluşabilmektedir.

Bu sorun bazı vaka gruplarında ve türlerinde ise başlangıç evrelerinde temel ve etkin belirti ve hastalık semptomları ortaya koymamaktadır. Devamında ise bu sorun özellikle karaciğer de oluşan ve son derece tehlikeli olabilen Siroz hastalığına da nende olabilmektedir. Farklı hastalarda ise yine bu sağlık sorunu nedeni ile görülen belirtilerde farklılık ve değişiklikler de gösterebilmektedir.

Karaciğer yağlanması ve bu sorunun neden olduğu çeşitli karaciğer hastalıklarına bağlı olarak ise çeşitli belirtiler hastalığın seyri sürecinde ortaya çıkabilmektedir. Farklı türlerde gelişebilecek hastalıkların ise etkileri genel olarak vücudun farklı bölgeleri üzerinde de oluşup, gözlenebilmektedir.

Özellikle değişik hastalıklarda karın bölgesinin sağ tarafında şiddetli ağrılar ya da cilt yüzeyinde renk ve doku değişiklikleri gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle en tehlikeli karaciğer hastalıklarından biri olan Siroz hastalığına da sebep olan bu durum kesinlikle kontrol altına alınması gereken bir sorun olarak ifade edilmektedir. Siroz yaşanması durumunda ise özelikle bazı belirtiler çok daha ciddi ve tehlikeli boyut ve derecelere de çıkabilmektedirler.



Karaciğer Yağlanması Çeşitleri

Karaciğer yağlanması ise yine farklı sebep ve etkiler genelinde genel olarak üç ana gruba ayrılarak incelenmektedir. Bu sınıflama da ise belirgin kriter ise yağlanmaya nende olan sebep ya da etkenler olmaktadır. Bu bağlamda yağlanma sorunlarına nende olabilen ilk etken ise hamilelik olmaktadır ve ilk grup hastalık buna göre sınıflandırılmaktadır.

Yine aşırı alkol alımına bağlı olarak gelişen yağlanma sorunları da farklı bir tür ve grubu oluşturmaktadır. Son olarak ise oluşturulan gruba bu iki nedene bağlı olmadan oluşan yağlanma sağlık sorunları dâhil edilmektedir. Yine yapılan hastalık grupları dışında ise özellikle ileri boyutları ciddi hastalıklara nende olan yağlanma rahatsızlığı ilerleme seviyelerine göre de farklı kısım ve evrelere de ayrılmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Tanı Yöntemleri

Karaciğer yağlanması tanısı konulurken ve teşhis aşamalarında uzman doktorlar farklı yönlerden olaya yaklaşabilmektedir. Bu bağlam da temel olarak ise öncelik hastalığa net olarak tanı koymak ve altında yatan olası sebepleri de gün ışığına çıkartmak olabilmektedir. Bu kapsam da özellikle uzmanlar vakaların aile ve genel sağlık öykülerini ve durumlarını da dikkate alarak incelemektedirler.

Yine özellikle alkol tüketiminin olup olmadığı varsa boyutlarının tespiti de teşhis aşamasında önemli bir başlık olarak ön plana çıkabilmektedir. Bunlarla beraber ise yine hastanın fiziksel muayene ve kontrolleri de teşhis aşamalarında yapılan faaliyetler içinde yer almaktadır. Ayrıca yine uzman hekim tarafından gerek görülmesi durumlarında ise tanı için farklı test ve tekniklerde uygulanmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Tedavi Yöntemleri

Karaciğer yağlanması tedavisinde oluşan yağlanmaya etki edecek ve bu durumu sonlandıracak bir ilaç ya da yöntem henüz bulunmamaktadır. Fakat bu hastalığın tedavisinde ise özellikle yapılacak beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ile yağlanma oluşumunun hızı kesilebilmektedir.

Bu durum da karaciğer organının daha fazla zarar laması ve farklı hastalıkların oluşabilmesi durumlarını engelleyebilmektedir. Ayrıca yağlanmaya bağlı olarak karaciğer üzerinde farklı hastalık ya da sorunlar oluşmuşsa bu durumda ise tedavi içine farklı uygulama ve yöntemler de girebilmektedir. Özellikle oluşan problem ve sorunların çözümlerine dair tedavi seçenekleri ise uygulanana farklı yöntemleri ve teknikleri içerebilmektedir.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Tansiyon, Soğuk Algınlığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Vaskülit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Vaskülit


Vaskülit

Vaskülit genel olarak kan damarları içinde meydana gelen iltihaplanma durumları sonucu oluşan hastalıklara verilen genel bir adlandırma olarak ifade edilmektedir. Bu noktada bu sağlık sorunu yaşamın devamı için hayati öneme sahip olan damar yapılarını etkileyen ve hasarlara meydan verebilen özelliklere sahip olmaktadır.

Vaskülit 2022

Ayrıca oluşan hasarlara bağlı olarak da yeterli miktarda ve düzenli olarak kan akışının sağlanmamasına bağlı olarak da farklı organlar etkilenebilmektedir. Bu genel tanımı olan hastalığın farklı isimleri de bulunmaktadır genel anlamda bu sağlık sorununa Arterit ya da Anjiyit isimleri de verilebilmektedir. Kendi içinde oluşumlarına göre farklı çeşitlere de ayrılabilen bu rahatsızlığın bazı çeşitleri ise ileri safhalara kadar semptomlar göstermemektedirler.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Vaskülit veya Arterit rahatsızlığı direkt kan damarlarının içini etkileyen ve iltihaplanmalara neden olan bir hastalık grubu olarak açıklanmaktadır. Bu doğrultuda oluşan iltihapların boyutları ve oluşma şekilleri ise genel bağlamda hastalığın etki ve zararlarını belirleyen unsurlar arasında yer almaktadır.

Anjiyit temel olarak damar yapıları dışında ise arter yapıları içinde de ortaya çıkabilen ve bazı zamanlarda belirtileri çok geçe kalabilen bir hastalık olma özellikleri de taşıyabilmektedir. Bu hastalık grubu içinde yer alan farklı türde ve etkilere sahip çok sayıda rahatsızlık da bulunmaktadır. Ayrıca genel olarak Arterit hemen herkes üzerinde oluşabilecek ve etkileri de kişilere göre değişiklikler taşıyabilen bir yapıda göstermektedir.

Vaskülit grubu içinde yer alan kimi hastalıklar ise yapıları bakımından sadece belirli bir grubu ya da risk faktörüne sahip bireyi de etkileyebilmektedir. Hastalıkların kan damarları ve arter gibi bölgelerde oluşması ise beraberinde bütün vücut yapısının bu rahatsızlık sonucu etkiler görmesine neden olabilmektedir.

Özellikle vücut doku ve organları için son derece önemli olan kan bu hastalık yüzünden yeteri miktarlarda taşınamamaktadır. Dolayısıyla da sonuç olarak hemen her organ ve genelinde de vücut fonksiyonları olumsuz etkilenip, zararlar görebilmektedir. Yine hastalığın özellikle etkilediği damar yapılarına göre de vereceği zararlar birbiri içinde farklılıklar da taşıyabilmektedir. Hastalığa bağlı olarak ise organ ya da vücut sistemlerine olması gerektiği etkinliğe sahip olamayan daha kalitesiz kan taşınmış olmaktadır.



Vaskülit Nedenleri

Vaskülit hastalığının tam ve kesin olarak hangi etkenlere ya da nedenlere bağlı olarak oluştuğu ise halen ortaya açık ve net olarak konulamamış bir durum olarak ifade edilmektedir. Bunun dışında ise farklı türleri olan bu hastalığa neden olabilecek farklı ve geçerli nedenler ise açıklanmaktadır. Bu duruma bağlı olarak farklı kişilerde bu hastalığın görülme nedenleri de son derece farklılar gösterebilmektedir.

Yine bu hastalığa bağlı bazı alt hastalık türlerinin kişilerde oluşmasının temel nedenlerinden bir tanesi olarak ise genetik özellikler ve kalıtsal yapı gibi unsurlar gösterilmektedir. Farklı türde seyreden Anjiyit hastalıklarında ise Otoimmün sebeplerde göz önüne alınan neden ve sebepler arasında sayılmaktadır.

Vaskülit hastalığının oluşmasına neden olabilen diğer faktörler olarak ise başta Hepatit grubu enfeksiyon hastalıkları ile farklı kan hastalıkları gibi durumlarda olabilmektedir. Yine temel olarak bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar sonucunda da bu rahatsızlığın ortaya çıkabildiği gözlenebilmektedir. Hatalığa etkin olarak neden olabileceği belirtilen durumlardan bazıları ise kan kanseri, romatizma ve farklı ilaç birleşimlerinin yan etkileri olarak da açıklanmaktadır.

Bu hastalık ve bağlı rahatsızlıkların oluşması için bazı vakalarda yaşam şekli ve zararlı madde kullanımları gibi nedenlerde etkin bir rol oynayabilmektedir. Ayrıca hastalığa ait farklı türlerin bir kısmı kadın bireylerde çok daha fazla görülebilmekte iken yine bazı çeşitleri ise özellikle belirli bir yaşta ki erkek kişilerde çok daha sık ve yaygın olarak görülebilmektedir.



Vaskülit Belirtileri

Vaskülit genel olarak farklı türlerinde farklı belirtiler verebilen bir hastalık tanımı olarak da kabul görmektedir. Yine değişik Arterit çeşitleri ise belirti verme bakımından ve seviyeleri açısından da değişiklikler taşıyabilmektedir. Bu hastalığın vereceği ya da ortaya koyacağı semptomlar ise genel olarak hastalığın geliştiği yere ve etkilediği vücut bölümüne göre de farklılıklar taşımaktadır.

Özellikle etkilenen doku ya da organların düzgün çalışmaması ise en net olarak ortaya çıkabilen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Yine bu hastalık türü içinde yer alan kimi rahatsızlıklar da ise hastalarda belirti ya da semptom durumları gelişmemektedir. Bunun aksi olarak ise yine değişik çeşitlerinde ise ortaya çıkan hastalık belirtileri son derece zorlayıcı ve yıpratıcı da olabilmektedir.

Vaskülit hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilen ve genel olarak kabul görmüş bazı ortak semptomlar ise şunlardır;

  • Aşırı ve dengesiz kilo kaybedilmesi
  • Devamlı süren baş ağrısı
  • Halsizlik ve devamlı yorgunluk
  • Yüksek ateş
  • Genel kas ağrıları
  • Eklem ve kemik ağrıları

Bu ortak belirtiler dışında ise temel olarak hastalığın etkilediği sistem ya da organ merkezli tipik ve sıkıntı verici belirtiler oluşabilmektedir. Netice olarak kan damarlarını etkileyen bu hastalığa bağlı olarak vücudun tamamında hasar ve sorunların oluşma ihtimali de bulunmaktadır. Bu bağlamda bu rahatsızlık kişilerin sindirim, dolaşım ve diğer sistemlerinde etkilere neden olabilmekte yine cilt ya da farklı organlarını da etkileyebilmektedir.



Vaskülit Tanı Yöntemleri

Vaskülit farklı birçok hastalıktan oluşan bir grup olduğu için tanı çalışmaları da farklı işlem ve yöntemleri içerebilmektedir. Öncelikle hastalığın türü ve çeşidini tanımlamak ise tanı ve teşhis aşamasının öncelikleri arasında kabul edilmektedir. Ortaya çıkan hastalık belirtileri yani semptomları da bu doğrultuda dikkatle incelenen önemli göstergeler olmaktadır. Bunun dışında özellikle yapılan fiziki muayeneler de tanı aşamalarının ilk adımlarını oluşturmaktadır.

Uzmanlar muayene, hastalık öyküleri gibi unsurları beraberinde tıbbi test ve teknik işlemleri ile birlikte uygulayabilmektedir. Bu sayede hastalığın teşhisi ve daha da önemlisi hangi tür bir hastalık olduğunun da ortaya konması amaçlanmaktadır. Özellikle zorlu sonuçları olabilen bu hastalığın tanı ve teşhis aşamaları bu sebeplerle son derece büyük önemler de taşımaktadır.

Vaskülit teşhis aşamalarında ise kullanılan farklı tıbbi test ve görüntüleme uygulaması da bulunmaktadır. Bu yöntemlerin tercihi de yine hastalığın etkilediği bölge ve türlerine göre belirlenmektedir. Özellikle farklı türlere ayrılabilen bu hastalığın tam ve net olarak tanısının konulması için ise genel olarak şu teknik ve yöntemler tercih edilebilmektedir;

  • Farklı türde kan testleri
  • İdrar testi
  • Farklı tıbbi görüntüleme işlemleri
  • Anjiyo olarak da bilinen Anjiyografi
  • Biyopsi

Yapılan bu test ve tetkikler sonucunda ise uzman doktor ya da doktorlar tam olarak hastalığı ve ait olduğu türü ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Bu aşamalardan sonra ise hastalığa göre en uygun tedaviye geçilebilmektedir.



Vaskülit Tedavi Yöntemleri

Vaskülit tedavisi ise farklı türlerde farklı uygulamaları kapsayabilen özellikler taşıyabilmektedir. Fakat temel olarak bu hastalığın tedavisi ise öncelikli olarak oluşan iltihap yapılarının giderilmesi odaklı olabilmektedir. Bu noktadan sonra ise bu iltihapların aynı ya da farklı damarlar içinde gelişmesinin önlenmesi adına tedaviler yapılabilmektedir.

Hastalığın tedavisinde ise çoğu durumda uygun olan etken maddelere sahip ilaçlarla yapılan tedavi seçenekleri de tercih edilebilmektedir. Yine çok daha ilerlemiş bazı hastalar için ise tedavi işlemi olarak ameliyat seçenekleri gibi unsurlar tercih edilebilmektedir.

Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin, E Vitamini, Düşük Tansiyon





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Trombosit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Trombosit


Trombosit

Trombosit kemik iliği hücrelerinin kanımıza karışırken parçalanmasıyla oluşan yapılardır. Vücudumuzda bulunan kanın kan plazması denen bölümü %60 oranındadır. Kan plazması kısmı proteinler, vitamin ve tuzlardan meydana gelir ve beyaz renklidir. %40 oranında olan kalan kısım ise kırmızı renkli kan hücreleri, beyaz renkli kan hücreleri ile trombositler dediğimiz kemik iliği hücreleridir.

Trombosit 2022

Trombosit Nedir?

Kırmızı kan hücreleri %99 oranında yer kaplarken beyaz kan hücreleri ile trombositler %1 oranına denk gelir. Kan pulcukları da denilen trombositler kanımızda bulunan hücrelerin en küçüğüdür. Çekirdekleri yoktur ve mikroskopla bakıldıklarında plaka şeklinde görülürler.

Kanımızda bulunan trombositlerin miktarı önemlidir. Eğer normalden fazla sayıda oluşum varsa kan pıhtılaşması dediğimiz olay meydana gelir. Trombosit oranı karaciğerimiz tarafından kontrol altında tutulur. Trombositler sürekli olarak oluşup parçalanma döngüsüne sahiptir.

Oluşan trombositler dalak aracılığı ile parçalanarak yok edilir. Parçalanmadan önceki var olma süreleri en fazla 10 gündür. Kanımızda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar trombositler aracılığı ile düzenlenir. Bir kaza sonucunda yaralanırsak kanımız akmaya başlar ve trombositler bizi korumak için kanımızın pıhtılaşmasını sağlar.


Kaza sonucu hasar gören damarın üzerinde birbirine bağlanmış şekilde müdahale eden trombositler kanamayı öncelikle kontrol altına alırlar ve daha sonra da kanamayı durdururlar. Kan pıhtılaşmasını sağlayarak yaranın iyileşme süreci için uygun koşullar oluşmasına yardım ederler. Trombositlerin miktarının normalden az ya da çok olması birtakım problemler açığa çıkarır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Trombosit Nedenleri

Sağlıklı bir insanda bulunması gereken trombosit miktarı 150.000 ile 450.000 hücre/ml rakamları arasındadır. Eğer vücudumuzda bulunan kan pulcukları 150.000 altına düşerse trombosit düşüklüğü oluşur. 450.000 rakamının üzerine çıkarsa yüksek trombosit meydana gelir.

Trombositopeni yani trombosit düşüklüğünün sebepleri insanın kemik iliğinde meydana gelen hasarlar sebebiyle olabilir. Kemik iliklerinde üretim oranının baskıyla birlikte azalması nedenlerden biridir. Trombositlerin üretimi hormonlar aracılığı ile olur. Düzenleyici hormonların miktarı azalırsa trombosit sayılarında da düşüş yaşanır.

Belirli hastalıklar sebebiyle dalağın trombositleri yok etme hızı yükselebilir. Kanımızda bulunan kan sıvı miktarı normalden daha yüksek olursa trombositlerin sayısı da normalden az olabilir. Trombosit yüksekliği ise trombositoz olarak adlandırılır.

İnsanın fizyolojik özelliklerine bağlı olarak yüksek miktarda trombosit üretmesi sık rastlanılan bir durumdur. Demir eksikliği yükselişte büyük rol oynar. Bir sebepten dalağı alınmak zorunda kalınan bireyler için trombosit parçalama işlemi yavaşlar ve bu da artışa sebep olur.

Sindirim sisteminde oluşan rahatsızlıklar örneğin bağırsak iltihabı gibi sayının yükselmesine neden olabilir. Aynı zamanda romatizma iltihabı yaşayan kişiler de sayıda artış gözlemlenir. Kemik iliklerinin işlevini olumsuz anlamda etkileyen kanser türü de vücuttaki trombosit sayısının artmasına neden olur.

Kan hücrelerini düzenleyici görevi gören hormonların sayısı arttığında trombosit miktarında da artış olabilir. Kanda bulunan sıvı oranı artarsa trombosit artış gösterir.



Trombosit Belirtileri

Trombosit düşüklüğü oluştuğunda değerlerde hangi şiddette azalma olduğu da önemlidir. Belirtiler azalmanın oranına göre kendisini gösterir. Çok fazla düşük oran olduğunda görülen semptomlar da şiddetli olur. Eğer taban trombosit sayısı 50.000 ve altına düşerse şiddetli belirtiler ortaya çıkar.

Fiziksel anlamda görünür olan belirtilerden ilki kişinin kol, bacak bölgelerinde kırmızı, kahverengi veya mor renkli morlukların oluşmasıdır. Bu morluklar gözle görülebilir olurlar. Burun kanaması belirli aralıklarla tekrarlanma ile ortaya çıkar.

Kadınlarda regl dönemi uzun sürer ve normalden daha yoğun kan akması yaşanır. Diş etlerinde kanama meydana gelir. Yaralanma durumlarında kanın akmasının durmaması ve yoğun olarak akması meydana gelir. Kan kusma ya da tuvalet yaparken kan gelmesi de önemli belirtilerdendir. Trombosit yükselmesi ise düşme durumlarına göre daha az şiddetli belirtiler meydana getirir.

Kişi bir sebepten kan testi yaptırırsa tesadüf olarak trombosit değerlerinin yüksek olduğu görülebilir çünkü çoğunlukla semptom oluşmaz. Yükseliş miktarı normalin çok fazla üzerinde olursa bazı belirtiler kendisini göstermeye başlar. Başta oluşan ağrı ve dönme başlıca belirtilerdir.

Göğüs bölgesinde oluşan ağrılar, görüş kaybı ve görmekte zorlanma, kendini yorgun ve bitkin hissetme gibi belirtiler meydana gelebilir. Kişide trombosit artışı varsa fiziksel olarak el ve ayak bölgelerinde şişlikler gözlemlenebilir. Vücudunda kaşıntı meydana gelir. Dalak bölgesinde şişme yaşanır. Kişi normalden daha kolay kanar ve morarır.



Trombosit Tanı Yöntemleri

Kişide bulunan trombosit sayısının düşüklüğü ya da yüksekliğinin tespit edilmesi için özel olarak uygulanan bir test vardır. Kan tahlili sırasında gerçekleştirilen bu test ile hastanın vücudunda bulunan trombositlerin oranı ölçülür.

Test hastaya aç karna uygulanır. Test sırasında kırmızı kan hücrelerinin ayrılması sağlanır ve geriye kalan kısımdaki trombosit sayılarının miktarı hesaplanır. 150.000 ile 450.000 aralığında olması gereken trombosit oranı için yükseklik ya da düşüklük durumları varsa tespit edilir.

Kemik iliğinde bulunan hastalıklar varsa bu test ile ortaya çıkar. Fakat hastalık yalnızca kemik iliğinden kaynaklı bir problemden olmayabilir. Kişinin başka bir hastalık sebebiyle kullandığı ilaç varsa bunlar da incelenmelidir. Trombosit düşüklüğü ya da yüksekliği dalak kaynaklı bir sorundan dolayı da olabileceği için uzman doktor bununla ilgili tetkikler ister. Enfeksiyon oluşumu olup olmadığı kontrol edilir.

Kişide önceden bulunan kronik bir rahatsızlık sebebiyle trombosit problemi oluştuysa bu hastalığın tedavi süreçleri incelenir ve buraya yoğunlaşır. Dalak kaynaklı hastalık kişinin hayatı boyunca üzerinde etkili olabilir. Kişi sigara kullanıyorsa bırakmalıdır. Uzman doktorun tavsiyesi ile egzersiz programı oluşturarak sağlığına dikkat etmelidir.

Özel diyet programı ile beslenmesine de dikkat etmelidir. Trombosit test uygulaması kan alınması ile gerçekleştirilir. Trombosit yapı itibariyle kişiden kişiye bağışlanabilen bir yapı olduğu için uzman doktor lazım görürse dışarıdan da müdahale edebilir.



Trombosit Tedavi Yöntemleri

Trombosit azalması ya da yükselmesi teşhisi her ne kadar kolay olsa da tedavi süreci için öncelikle neden kaynaklandığının teşhis edilmesi gerekir. Hastalığı meydana getiren sebep tedavi edilmeden artış ya da azalış durdurulamaz.

Kişide oluşan hastalığın sebebi ve ne derece artış ya da azalış gösterdiğine bağlı olarak tedavi yöntemi uzman doktor tarafından belirlenir. Trombosit miktarı şiddetli semptomlar gösterilecek şekilde düştüyse uzman doktor birtakım ilaçlar kullanmanızı isteyebilir. Bunun dışında yaralanma olursa kanamayı durdurmak zor olacağı için tehlikeli durumlar için dikkatli olmasını tavsiye eder. Spor yapmayı bırakması gibi önlemler alınabilir.

Diş fırçalarken kanama olmaması için yumuşak fırça uçlu modelleri tercih edebilirler. Yüksek trombosit için yine hastalığa sebep olan durumun teşhisi önemlidir. Şiddeti az olan semptomlar için doktor yalnızca takip etmeyi tercih edebilir. Yükselişte çok yüksek bir oran varsa uzman doktorun tavsiye ettiği ilaçlar kullanılır.

İlaç tedavisi haricinde eğer doktor gerekli görürse dışarıdan müdahale ile fazla olan trombosit miktarının alınma işlemi gerçekleştirilebilir. Hem yükselme hem de düşüş olduğunda öncelikle hastalığın neden kaynaklığını tespit etmek oldukça önemlidir. Uzman doktor bu saptamaya dayanarak bir tedavi yöntemine baş vurur.

Düşük trombosite neden olabilecek bazı gıdalar da vardır. Sarımsak, karanfil, kimyon gibi gıdalar düşük trambosit hastası olan insanlar için tüketilmemesi gereken ürünlerden bazılarıdır.

Vaskülit, Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin, E Vitamini





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise vücut için oldukça önemli olan hormonları üreten tiroid bezlerinde meydana gelen sağlık sorunları olarak ifade edilmektedir. Bu yapıların ise sorun yaşamaları durumlarında vücudun hemen her organ ve sistemi bir şekilde olumsuz bir şekilde etkilenebilmektedir.

Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri 2022

Oluşan sağlık sorunları bazen tiroid bezlerinin az çalışmasına bağlı olarak bazı durumlarda ise bu bezlerin normalden fazla çok çalışmasına bağlı ortaya çıkabilmektedir. Her iki durumda beraberinde farklı rahatsızlıklar ve sağlık sorunları getiren olumsuz durumlar olarak kabul edilmektedir. Yine nodül yapıları da tiroid içinde meydana gelen yumru şeklinde oluşumlar olarak açıklanmaktadır. Bu nodüller şekil, boyut ve etkileri ile de birbirlerine göre farklı özellikler taşıyabilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri gibi sağlık sorunlarının oluştuğu ve meydana geldiği yer ise tiroid bezleri olarak isimlendirilen vücut parçaları olmaktadır. Tiroid bezleri ise vücutta boyun kısmında nefes borusu yanında bulunan ve temel olarak küçük boyutlu olan yapılardır. Bu organ ise oldukça önemli görevleri yerine getiren ve hasara uğraması durumunda tüm vücudun etkilendiği önemli bir vücut organı olarak kabul edilmektedir.

Özellikle tiroid hormonları denen hormonları salgılayan bu bezler vasıtasıyla metabolizma ve genel vücut fonksiyonları da sağlıklı olarak işleyebilmektedir. İşte bu bez kaynaklı meydana gelen hastalıklarda ise öncelikli olarak sağlıklı düzeylerde hormon salınması olmamaktadır. Bu durumun sonucu olarak ise vücut yapısı etkilendiği alanlar ve genel anlamda olumsuz şekilde etkilenmektedir.

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri oluşumları ise temel olarak kötü huylu olmayan ve iyi huylu olan, ilk aşamalarda ise fark edilemeyen kitleler olarak açıklanmaktadırlar. Oluşan bu kitleler başlangıç zamanlarında son derece küçük oldukları için çoğu zaman fark edilmemekte ve beraberinde gelişimlerine de devam edebilmektedirler. Yine oluşan bu nodül yapıları başlı başına bir tiroid hastalığı olarak da ortaya çıkabilmektedirler. Fakat bazı tür nodüller ise çok daha farklı bir hastalığın belirtisi ya da sonucu olarak da oluşum gösterebilmektedirler.

Birçok türü iyi huylu olma özellikleri gösteren nodül oluşumlarının bazı çeşitleri ise kişilerde kanser oluşumlarına da zemin hazırlayabilmektedir. Yine nodüller genel anlamda ise normalden fazla hormon salgılanmasına da neden olabilmektedir.



Nedenleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise tiroid organı üzerinde farklı sebeplerin varlıkları ve sonuçları dolayısıyla meydana gelebilmektedir. Özellikle tiroid bezi hastalıklarında ise nedenler birbirinden son derece farklı özellikler ve şartlarda taşıyabilmektedir. Bazı vakalarda görülen hastalıklar ise temel olarak bağışıklık sistemi kaynaklı sorunlardan ortaya çıkmaktadır.

Tiroid bezi hastalıkları ise her zaman çok önemli ve hızlıca tedavi edilmesi gereken hastalıklar olarak kabul edilmektedir. Bunun en önemli sebepleri ise bu organın salgıladığı hormonların vücut bütünlüğü ve sağlığı açısından hayati derece de önemli olmaları konusu olmaktadır. Hem az hem de çok fazla hormon salgılanması durumlarında da temel vücut işleyişi ciddi olarak hasar görüp sekteye uğrayabilmektedir.

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri konusunda meydana gelen nodül yapıları da yanı hastalıklarda olduğu gibi farklı sebeplerin sonuçları olabilmektedir. Özellikle nodül olarak isimlendirilen bu sağlık sorunları ise genel anlamda en fazla görülen tiroid rahatsızlıkları içinde yer almaktadır. Özellikle nodül yapılarının insanlar arasında bu kadar fazla görülmesine sebep olarak ise temel iyot eksikliği konusu gösterilmektedir.

Bu durum dışında ise tiroid yapısı üzerinde iyi huylu kist yapıları da tiroid nodülleri oluşturan farklı bir sebep olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca farklı türde bir tiroid bezi hastalığı olan Hashimato hastalığı da bazı durumlarda tiroid bezinde nodüllerin oluşmasına nende olabilen bir hastalık olabilmektedir.



Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri Belirtileri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ve özelinde tiroid hastalıkları bazı belirti ve semptomları da hastalık oluşumu ile birlikte oluşturmaktadırlar. Tiroid bezlerine bağlı hastalıklarda ise genel olarak bezlerin az çalışmasına ve çok çalışmasına göre belirtiler arasında farklılıklar görülebilmektedir. Bu ortaya çıkan hastalıkları da etkileyen bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır.

Bu kapsam da tiroid bezlerinin çok çalıştığına yani aşırı hormon salgılandığına dair belirtiler şunlardır;

  • Yavaş hareket etmek ve hemen yorulmak
  • Ruh halinin depresyon benzeri bir hal alması
  • Seste kısılmalar
  • Kabızlık sorunu
  • Kilo artışı
  • Unutkanlık ve odaklanma sorunları
  • Adet sayılarının azalması
  • El ve ayak bölgelerinde oluşan ödemler

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri kapsamında görülen fazla hormon üretilmesine ve aşırı tiroid bezi çalışmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler ise şöyle sırlanabilirler;

  • Tansiyon yüksekliği
  • Kalp çarpıntıları oluşması
  • Aşırı terleme durumları
  • Asabiyet
  • Aşırı kilo kayıpları
  • Uyku sorunları ve uykusuzluk durumları
  • El bölgesinde titremeler
  • Saç incelme ve dökülmeleri
  • Sürekli süren ishal durumu
  • Gözlerin büyümesi
  • Regl ve adet dönemlerinin düzensiz olması
  • Tiroid bezinde büyüme ve devamında oluşan Guatr hastalığı

Tiroid bezinde oluşan nodül yapılarının da farklı belirtileri bulunmaktadır;

  • Sesin aşırı kısılması
  • Nefes alma sorunları
  • Yutma problemleri
  • Boyun kısmında oluşan ağrı
  • Boyunda şişkinlikler
  • Sesin çatallaşması durumları


Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri çeşitleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri kendi aralarında farklı çeşit ve türlere de ayrılabilmektedir. Hastalıkların oluşumlarına göre, sebep olan etkenlere göre ve etkiledikleri alana göre de bu gruplandırmalar yapılabilmektedir. Bu bağlamda tiroid kaynaklı hastalıklar temel olarak, tiroid bezinin anatomik yapısına göre oluşan hastalıklar ve yine tiroid bezinin çalışma durumuna göre meydana gelen hastalıklar olarak bir gruplama yapılabilmektedir.

Yine özellikle tiroid hastalıkları ve oluşan tiroid nodül yapıları da kötü huylu oluşumlar ve iyi huylu oluşumlar olarak farklı bir sınıflandırmaya da tabi tutulabilmektedir. Yapılan bu gruplandırmalar ise genel olarak hastalıkların teşhislerinden tedavilerine kadar hemen her unsur üzerinde etkileri olabilen özellikler de taşımaktadır.



Tanı Yöntemleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ve özellikle tiroid kaynaklı hastalıkların tanıları ve teşhisleri için ise uzman doktorlar görev almaktadırlar. Uzmanlar öncelikle kişinin fiziki kontrol ve muayenesini yapmakta ve devamında ise genel olarak sağlık durumunu ortaya çıkarmaktadırlar. Bu fiziksel muayenelerde ise temel olarak boyun kısımları dikkatli bir şekilde kontrol edilmektedir. Devamında ise özellikle kan içinde ki hormon düzeylerini belirlemek adına bazı kan testleri de yapılmaktadır.

Tiroid nodülleri tanısı koyulurken de aynı test ve muayeneler yapılmakta ve sonuçlar değerlendirilmektedir. Sonrasında ise nodülleri tespit etmek için ultrason yöntemi de kullanılmaktadır. Ayrıca sintigrafi ve iğne biyopsi yöntemleri de tam olarak net tanı koymak için tercih edilen teknikler arasına girebilmektedir.



Tedavi Yöntemleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise genel anlamda farklı teknik ve yöntemlerle tedavileri yapılabilen sağlık sorunları olmaktadır. Temel olarak tanısı koyulan hastalığın özelliklerine ve kişilerin genel durumlarına göre uzman doktorlar uygun seçenekleri belirlemektedir. Yine tedavi seçeneklerinin farklı çeşitleri de birbiri ile birlikte aynı vaka da kullanılabilmektedir.

Nodüllerin tedavileri de temel olarak özelliklerine ve mevcut risk ve tehlike durumlarına göre planlanmaktadır. Özellikle kanser riski taşıyan ve etkileri daha sıkıntılı olan nodül yapılarının tedavileri için daha farklı yöntemler tercih edilebilmektedir. Yine radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi operasyon seçenekleri de sıklıkla tercih edilen tedavi yöntemleri arasında bulunmaktadır.

Vaskülit, Trombosit, Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin,





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tansiyon 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Tansiyon


Tansiyon

Tansiyon atardamarımızın içindeki kan basıncıdır. Kalbimiz vücudumuza kan pompalamak için aort damarları kullanır. Pompalama süresince kan dolaşımı damarlarda bir basınç yaratır. Damarlarımızda meydana gelen bu basınca tansiyon deriz.

Tansiyon 2022

Tansiyon Nedir

Kalbimiz vücudumuza aort damarlar sayesinde kan pompalar ve bu pompalama işlemi basınç ile gerçekleşir. İşlem sırasında damarlarımızın duvarlarında da basınç oluşur. Oluşan bu basınç tansiyondur. Vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışmaya devam etmesi ve organ ile dokularımızın yeterince kan alabilmesi için bu işlem hayati önem taşır.

Kan pompalanması için kalbin kasılması gerekir. Kalp kasıldığında atardamarlar üzerinde belirli miktarda bir basınç oluşur. Kalp gevşediği zaman damar duvarlarında az miktarda basınç kalarak büyük ya da küçük dediğimiz tansiyon çeşitlerini meydana getirir.

Kalp gevşediğinde damarlarımızda kalan basınç insandan insana değişiklik gösterebilir ama normal kabul edilen oranlar vardır. Büyük tansiyon sağlıklı bir bireyde 90 ile 120 küçük tansiyonun ise sağlıklı bir bireyde 60 ile 80 civarında olması gerekir.


Belirlenen ağırlıkların aşılması ya da azalması durumunda rahatsızlıklar meydana gelir. Tansiyonun düşük olması sık rastlanan bir durumdur fakat çok ciddi sonuçları her zaman meydana gelmez. Düşük tansiyona aynı zamanda hipotansiyon denir.

Yüksek tansiyon dediğimiz hipertansiyon ise hipotansiyona göre daha risk taşıyan bir rahatsızlıktır. Genellikle belirli bir yaş üzerindeki kişilerde görülür ve uzman bir doktorun takibi altında olmalıdır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Tansiyon Nedenleri

Tansiyon hastalığı insanlarda iki tür olarak ortaya çıkar. Düşük tansiyon dediğimiz hipotansiyon ve yüksek tansiyon dediğimiz hipertansiyon. Bu iki türün insanlarda ortaya çıkmasının farklı nedenleri vardır.

Hipotansiyon belirli bir hastalığa sahip olan bireylerde yan etki olarak gözlemlenebilir. Gün içerisinde yediğimiz yemekler, stres seviyemiz, ilaç kullanıyorsak hangi ilaçları kullandığımız, fiziksel ve ruhsal durumumuzdaki değişiklikler hipotansiyon seviyemizi değiştirebilir.
İnsanlarda tansiyonun en düşük olduğu vakitler gece uykuda oldukları zamandır. Sabah uyandığımızda tansiyonumuz da birden yükselir. Kadınlarda hamilelik süreci boyunca hipotansiyon görülmesi sık rastlanılan bir durumdur.
Bazı kalp rahatsızlıkları da hipotansiyona sebep olabilir. B12 vitaminin eksikliği de hipotansiyon sebeplerinden biridir. Hipertansiyon dediğimiz yüksek tansiyon hastalığı hipotansiyona göre daha risklidir.
Erkek bireylerde hipertansiyon genellikle 50 yaş altında, kadın bireylerde ise 55 yaş üstünde daha sık rastlanır. Hipertansiyon hastalarının büyük bir bölümü hastalığı genetik olarak taşır.
Fazla kilosu olan kişiler ve obezite problemine sahip olan bireylerde hipertansiyon sık görülen bir hastalıktır. Şeker hastalığı olan bireyler de hipertansiyon riskini taşırlar. Yemeklerimizde kullandığımız tuz miktarı eğer çok fazla olursa bu insanlarda yüksek tansiyona sebep olabilir.

Günlük hayatınızda fazla hareket etmiyorsanız ileriki yaşlarda hipertansiyon riski taşımanız daha yüksek olur. Sigara ya da alkol kullanımı hipertansiyon hastalığını tetikleyen maddelerdir. Stresli bir işiniz ya da hayatınız varsa yüksek tansiyon riskini daha fazla taşırsınız.



Tansiyon Belirtileri

Hipotansiyon yaşayan bireyler eğer tansiyon düşüklüğü aniden olursa baş dönmesi, bayılma, görüşte bulanıklık, dikkat eksikliği ve yorgunluk olarak belirtileri yaşarlar. Eğer düşmeler ani yaşanıyor ve baygınlık gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa uzman bir doktora görünmek gerekir çünkü düşük tansiyonun altında yatan sebep olarak başka bir rahatsızlık olabilir.

Nabızda hızlanma, soğuk terleme ve üşüme, cildin soluk olması, nefes alırken hızla ve kısık kısık alma gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Normal oran 110 mm Hg seviyede olan tansiyonun 90 mm Hg’ye düşmesi bile ani baş dönmelerine ve bayılmalara sebep olabilir. Kanama sebebiyle hipotansiyon yaşanıyorsa ciddi sonuçlar meydana gelebilir. Hipertansiyon dediğimiz yüksek tansiyon en belirgin semptomlarından biri şiddetli baş ağrısıdır. Baş ağrısı ense bölgesinden başlayarak alın bölgesine doğru ilerler.

Kulaklarda uğultu ve çınlama hipertansiyonun belirtilerindendir. Eğer şiddetli bir yükseliş olursa burunda kanama meydana gelir. Burunda kanama meydana gelirse kişi kafasını yukarı kaldırmamalı kanamaya izin vermelidir çünkü burun kanaması beyin kanamasını engelleyici nitelikte olur.

Başın şiddetli biçimde dönmesi yüksek tansiyonun belirtilerinden biridir. Kalp çarpıntısı ve kişinin normalden daha çok terlemesi de yüksek tansiyonun belirtilerindendir. Yüksek tansiyona sahip olan kişiler normal döngülerinden daha çok idrara çıkmaya başlar. Tansiyonda ani yaşanan yükselişler gözlerde görüş kaybı ve denge kaybına sebep olabilir.



Tansiyon Tanı Yöntemleri

Kalbin kasılması ile damarlar yoluyla vücudumuza kan pompalaması işlemi sırasında damarlarda basınç oluşur. Kalp gevşediğinde kan miktarı azalır ama damar duvarlarında belirli bir miktar basınç kalır. Kalan basıncın normal değerler üzerinde alçalması ya da yükselmesi ile tansiyon meydana gelir. Hipertansiyon tanısı için öncelikle kan basıncının ölçümü gerçekleştirilir.

Kişinin kan basıncı 140 ile 90 mm Hg değerlerinden yüksek çıkarsa hasta hipertansiyon olabilir. Kişiden kişiye şiddeti ve belirtileri değişebilen hipertansiyon için öncelikle ne derece sapma yaşandığı belirlenmelidir.

Kişinin bir defa tansiyonunun ölçülmesi kesin bir tanı konulmasını sağlamaz. Gün içerisinde yaşadığı farklı duygular ve fiziksel aktiviteler tansiyonunda değişiklik olmasını sağlayabilir. Bu sebeple tanı konması için tansiyon en az 2 hafta boyunca her hafta birkaç sefer olmak üzere ölçülür.

Testler, fiziki muayene, ekokardiyografi ve elektrokardiyogram, 24 saat boyunca kan basıncının izlenmesi gibi yöntemler hastaya uygulanır. Tansiyonunuzun ölçüleceği zaman en az 1 saat öncesinden hiçbir şey yememeniz gerekir. Dinlenmeli ve sigara ya da kahve tüketmemelisiniz.

Hipotansiyon yaşayan bireyler öncelikle uzman doktora başvurarak yaşanan semptomların ne sıklıkla olduğunu ve ne zaman ortaya çıktıklarını anlatmalıdır. Düşük tansiyona sebep olabilecek farklı bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için test ve tahliller yapılabilir. Daha sonra kişinin semptomları ne derece gösterdiğine bağlı olarak kişiye özel bir tedavi yöntemi belirlenebilir.



Tansiyon Tedavi Yöntemleri

Hipotansiyon yaşayan hastalar genellikle hafif derecede semptomlar gösteriyorsa ilaçla tedavi gerekmez. Fakat semptomlar şiddetli oluyorsa ve başka bir sebepten kaynaklanıyorsa müdahale edilmesi gerekir. Düşük tansiyon sahibi bir kişi ilaç kullanmaya başladıktan sonra daha şiddetli semptomlar göstermeye başladıysa ilaç durdurulabilir ya da değiştirilebilir.

Uzman doktorun önermesi ile kullanılabilecek olan hipotansiyon ilaçları kişideki etkisine göre belirlenir. Kişinin ilaç kullanmasına gerek yoksa hayatında yapacağı bazı önlemler ile tansiyonunu yükseltebilir. Yemeklerine daha çok tuz eklemek çok abartılı bir şekilde olmadığı sürece yardımcı olur.

Sıvı tüketimi özellikle su tüketimi daha fazla yapılmalıdır. Tükettiğimiz sıvı kan hacmini arttıracağı için tansiyonumuzu da dengeler. Tansiyon hastaları hipertansiyon durumu yaşadığında ilaç kontrolünde olurlar.

Eğer hastalık başka bir rahatsızlıktan kaynaklıysa öncelikle bu rahatsızlık tedavi edilir. Kişi kendi hayatında yaptığı önlemlerle de tansiyonunu dengede tutabilir. Belirli egzersizler bu duruma faydalıdır. Hipertansiyon sahibi olan kişiler beyaz unlu ekmek yememeli tam tahıl un ile yapılan ekmekleri tercih etmelidir.

İlaç kullanımı doktor kontrolünde ve düzenli olarak gerçekleşir. İlaçlar gün içerisinde belirli saatlerde alınır ve aksamaması önemlidir. Doktorunuzun yaptığı değerlendirme sonucu sizin için bir ilaç takvimi ortaya çıkarır. İlaç takvimine uymak kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi için önemlidir. Stres ve üzüntüden uzak durmak da ilaç tedavisinin yanında dikkat edilmesi gereken hususlardır.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Hepatit D, Guatr





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!


Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.


Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…


Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.


Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp