En Son Eklenenler


K Vitamini 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


K Vitamini


K Vitamini

K vitamini sağlıklı bir vücut için gerekli olan ve iki türde farklılık gösteren bir vitamindir. K1 ve K2 olmak üzere iki türü vardır. K1 vitamini yediğimiz lahana veya ıspanak gibi sebzeler aracılığı ile alınır. K2 dediğimiz tür ise insanlarda bağırsaklar tarafından üretilen ve doğal yolla bulunan bir türdür.

K Vitamini 2022

K Vitamini Nedir

İki türden meydana gelen K vitaminlerinin vücutta işlevsellikleri aynıdır. Sorumlulukları kan pıhtılaşmasıdır. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan proteinlerin üretilmesinde rol oynarlar.

Yaralanma durumlarında vücudumuzun dış bölgesinde ya iç kısmında aşırı derece kanama olması bu şekilde önlenmiş olur. Yediğimiz sebzeler aracılığı ile yeterince vitamin alamıyorsak, bağırsaklarda vitamin üretimi bir sebepten az oluyorsa ya da aldığımız vitamin yeteri derecede vücudumuz tarafından emilmiyorsa K vitamini eksikliği dediğimiz hastalık ortaya çıkar.

Kanın pıhtılaşması gereken proteinler vitamin eksikliği olursa üretim aşamasında bozulmaya uğrarlar. Bozulma nedeniyle kanın pıhtılaşma problemleri de oluşmaya başlar. Yaralanma durumlarında çok fazla kanama meydana gelebilir ve kan durması gecikebilir.


Yetişkin bireyler için K vitamininin eksik olması durumu çok sık görülmez. Aldıkları gıdalar aracılığı ile yeteri kadar vitamin depolamış olurlar ve bağırsaklardaki üretim ile de vitamin ihtiyacı yeterince karşılanır. Yetişkinler için oluşabilecek eksiklik vücuda alınan ya da vücutta oluşan vitaminlerin bir sebepten kaynaklı düzgün emilememesi olabilir. Çok ciddi beslenme bozuklukları da K vitamini eksikliği için zemin hazırlayabilir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



K Vitamini Nedenleri

Vücudumuzda oluşan K vitamini eksikliğinin kişiden kişiye değişebilen sebepleri olabilir. Öncelik olarak yediğimiz gıdalardan yeteri kadar vitamin alamamaktır. Dengesiz ve bozuk beslenme alışkanlığı bu duruma büyük oranda zemin hazırlar. Yetişkin bireyler için az görülen bir hastalık olmasına rağmen yaşanan vakalar da vardır.

K vitaminin eksikliği öncelikle kişinin kullandığı Warfarin gibi kanı sulandıran ilaçlar sebebiyle meydana gelebilir. Başka bir hastalıktan ötürü antibiyotik kullanımı varsa bu durum da vitamin eksikliğine sebep olabilir. Antibiyotiklerin en büyük etkisi bağırsaklar üzerindedir ve buradaki K vitaminin üretilme aşamasına olumsuz anlamda etki edebilirler. Beslenmede ıspanak ya da lahana gibi K vitamini içeriği bol olan sebzelerin az tüketilmesi eksikliğe sebep olabilir.

Dışarıdan gıda yoluyla alınan vitaminler vücudumuz tarafından emilir. Bu emilme işleminin sekteye uğramasına sebep olabilecek bazı hastalıklar kişide görüldüğünde vitamin eksikliği oluşabilir. Bağırsak bölgesinde bulunan hastalıklar vitamin üretimini azaltabilir ya da bozabilir.

Kişinin karaciğerinde veya safra bölgesinde bulunan hastalıklar K vitamininin eksikliğine sebep olabilirler. Bir sebepten ötürü kişinin bağırsaklarının bir kısmı cerrahi operasyon ile alındıysa K vitaminin üretimi azalır ve eksikliğe sebep olabilir.

Yetişkinlerden çok K vitaminin eksikliği yeni doğan bebekler üzerinde gözlemlenir. Anne sütünde bulunan K vitaminin oranı az ise bebeklerde eksiklik görülebilir. Hamilelik sırasında plasenta aracılığı ile yeteri kalan emilmeyen K vitamininin eksikliği de söz konusu olabilir.



K Vitamini Belirtileri

K vitamini vücudumuzdaki kan pıhtılaşmasını kontrol ettiği için eksikliği sebebiyle oluşan en ciddi belirti sürekli kanama ve yoğun kanama olur.

Basit bir yaralanma olayında bile kan pıhtılaşma aşamasına geç gireceğinden dolayı yüksek miktarda kanama olabilir.
Yaralanma olayı olmadan ve belirli bir sebebi yokken vücutta görülebilen kanamalar yaşanması da sık yaşanır.
Kanama haricinde vücutta morarma ve çürüme olaylarının sık ve daha kolay yaşanması görülür.
Tırnak bölgesinde dip kısımlarda görülen kan toplaşmaları belirtilerden biridir.
Mukoza zarı kanamaları kişinin yaşadığı belirtilerdendir.
Yetişkin bireylerde dışkı yaptıkları zaman dışkı üzerinde koyu renkli ve az bir miktar kanlı kısımlar olabilir.
Bebek hastalarda görülen K vitamini eksikliği belirtileri göbekte kordon olan bölümde kanama meydana gelmesi olarak görülür.
Bir sebep yokken bebeğin yüzünde, sindirim sisteminde, burun bölgesinde ya da cildinde kanamalar meydana gelebilir.
Erkek bebekler için erken sünnet yapılması sonrası kanamanın normalden fazla olması ve durmada gecikme yaşanması gözlemlenebilir.
Aniden gelişebilen beyinde oluşan kanamalar da K vitaminin eksikliği kaynaklı olabilirler. Bu sebeple yeni doğan bebeklerin takibinin iyi yapılması gerekir.

Kan pıhtılaşmasında meydana gelen bozukluklar vücudun diğer organlarını da etkiler. Hayati organlarda meydana gelebilecek bozukluklar da belirtiler arasında olabilir. Vücutta yaşanan doku bozuklukları da K vitamininin eksikliğinden kaynaklanabilir.



K Vitamini Tanı Yöntemleri

Gerçekleşen belirtiler sebebiyle kendisinde K vitamini eksikliği olduğundan şüphelenen bir kişi uzman doktora başvurmalıdır. Uzman doktor öncelikle hastanın hikayesini dinleyerek ortaya çıkan belirtilerin şiddetini ve sebeplerini araştırmaya başlar.

Hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa ilacın bilgisi alınır. Başka bir hastalıktan ötürü antibiyotik kullanıp kullanmadığı ya da yakın zamanda kullanıp kullanmadığı sorulur. Vücutta vitamin emilmesini olumsuz anlamda etkileyebilecek başka bir hastalığın olup olmadığı öğrenilir.

Bu soruların dışında kişinin nasıl bir beslenme düzeninin olduğu öğrenilir. K vitamininin eksik olup olmadığına dair kesin sonuç veren testin adı protrombin zamanı denilen testtir ve PT olarak kısaltılır. Kan alınarak başlayan test daha sonra alınan kana birtakım kimyasal sıvılar eklenerek kanın pıhtılaşmasının kontrol edilmesi şeklinde gerçekleştirilir. K vitamini eksikliği olmayan ve kan pıhtılaşması normal olan bireyler için olması gereken pıhtılaşma süresi 11 saniye ile 13,5 saniye arasındadır. Eğer test sonucunda kanın pıhtılaşması bu oranlardan daha uzun sürüyorsa K vitamininin eksikliği tespit edilmiş olunur.

INR denilen test yöntemi de K vitamininin eksikliğini ölçmek amacıyla dünya çapında uygulanan bir test türüdür. Test sonucunda normal kabul edilen oran 0,9 ile 1,1 arasında olan orandır. Bir kişi kan sulandıran ilaç kullanıyorsa INR değeri oranı 2 ile 3,5 oranı rakamlarına kadar yükseliş gösterebilir. Test sonucunda yükseklik gözlemlenirse kişiye özel tedavi süreci başlamış olur.



K Vitamini Tedavi Yöntemleri

K vitamini eksikliği ciddiye alınması gereken ve ciddi sonuçlara neden olabilecek hastalıklardan biridir. Yetişkinlerde ciddi ve şiddetli kanamalara yol açabilir. Bebeklerde eksiklik oranına bağlı olarak beyin kanaması gibi hayati tehlike taşıyan durumlara yol açabilir.

Bu tehlikeli durumlara rağmen teşhis konulduktan sonra K vitamininin eksikliği tedavi edilebilecek bir hastalıktır. K vitaminin hasta olan kişiye ağız yolu ya da damar yolu kullanılarak verilmesi ile eksiklik durumu giderilmiş olur. Kişinin belirtilerinin şiddetine ve hikayesine göre veriliş şekli doktorun kararına bağlıdır. Vitamin eksikliği eğer altta yatan başka bir hastalık sebebi ile oluyorsa öncelikle o hastalığın tedavisine yoğunlaşılır. K vitamini eksikliği kişinin düzensiz beslenmesinden kaynaklanıyorsa uzman bir diyetisyen yardımıyla beslenme şekli düzenlenir.

Kişi hem beslenmesini düzenlerken hem de sağlıklı beslenme konusunda eğitim alması için yardımcı olunur. Yeşil yapraklı sebzelerde K vitamininin oranı oldukça yüksek olduğu için kişiler bu besinleri tüketerek ihtiyaçları olan kadar vitamini her gün vücutlarına alabilirler.

Erkek bireylerde gün içerisinde alınması gereken vitamin oranı 120 mcg iken kadın bireylerde bu oran 90 mcg olarak belirlenmiştir. Hasta eğer kan sulandırıcı ilaç kullanıyorsa vitamini alırken daha dikkatli olması gerekebilir ve vitamin dozu duruma göre azaltılabilir. Kendinizde K vitamininin eksikliğinden şüphe duyarsanız uzman bir doktora görünmeniz şarttır.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Tansiyon, Soğuk Algınlığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Karaciğer Yağlanması 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Karaciğer Yağlanması


Karaciğer Yağlanması

Karaciğer yağlanması hastalığı karaciğeri meydana getiren hücrelerin aşırı derece de fazla yağ biriktirmesi sonucu meydana gelen bir hastalık olarak açıklanmaktadır. Özellikle karaciğer içinde çok fazla yağ birikmesi durumunda ise ortaya önemli ve ciddi sonuçlar doğurabilecek sağlık sorunları da çıkabilmektedir.

Karaciğer Yağlanması 2022

Temel olarak ise bu organ içinde bulunması gereken yağ oranları son derece düşük olmakta ve bu temel olarak işlevleri sıkıntıya düşürmemektedir. Karaciğer organı son derece büyük bir organdır ve hem kanın süzülmesi hem de yiyeceklerin besin öğelerinin alınması gibi temel farklı ve önemli görevleri de bulunmaktadır. Özellikle bu organ üzerinde biriken yağ ise zaman içinde organ üzerinde farklı hasarların ve problemlerin oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Karaciğer yağlanması hastalığı farklı sebep ve etkenlere bağlı olarak organ üzerinde yağ birikmesi şeklinde de karakterize edilmektedir. Bu hastalığa nende olabilen etmenler ise vakalar içinde değişiklikler gösterebilmektedir. Yine sağlıklı ve iyi durumda ki bir karaciğer organında ise doğal yapısı gereği düşük miktarlarda yağ bulunmaktadır.

Özellikle bulunan bu düşük miktarda yağ oranlarının farklı sebeplere göre yükselmesi ve normal sınırları aşması durumunda ise ortaya bir hastalık ya da sağlık sorunu çıkabilmektedir. Yine yağ miktarının karaciğer içinde yükselmesi ise beraberinde bu organda iltihap yapılarının ortaya çıkmasına da nende olabilmektedir. Bu durumların sonucu olarak ise son derece önemli görevleri olan bu organ görevleri konusunda geri kalmaya başlayabilmektedir.

Karaciğer yağlanması hastalığı ya da diğer ismiyle Hepatosteatoz durumu ise genel yapısı gereği son derece sessizce ilerleyip, büyüyebilen bir hastalıkta olabilmektedir. Bu rahatsızlığın ilk aşamalarında ise temel olarak hastalığa bağlı ve karakterize belirtiler de çoğu zaman ortaya çıkmamaktadır. İlk aşamalardan sonra temel olarak yaygınlaşan hastalık durumlarında ise ortaya sıkıntılı ve zorlayıcı belirti ve semptomlar da genel anlamda çıkabilmektedir.

Özellikle bir bütün olarak karaciğer organı ve onun sağlıklı olması açısından bu hastalık son derece zararlı etkilere ulaşabilmektedir. Farklı hastalık ve sağlık sorunları da yine aynı organ üzerinde bu yağlanmaya bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden erken teşhisi ise kişilerin sağlıkları açısından son derece önemli olmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Nedenleri

Karaciğer yağlanması hastalığının temel ve ana nedeni ise karaciğer içinde biriken aşırı yağ olarak ifade edilmektedir. Bunun temel sebepleri ise vücudun aşırı derece yağ meydana getirmesi ya da meydana getirilen yağ yapılarının uygun şekilde kullanılmamaları olarak gösterilmektedir. Bu durumda ise bu aşırı fazla olan yağlar karaciğer organı içinde depo edilmeye başlamakta ve devamında ise organın yağlanmasına nende olabilmektedir.

Karaciğeri meydana getiren hücreler içinde biriken bu yağlar ise karaciğerin normal ve sağlıklı yapısını hastalık sürecinde bozmakta ve organın işlevlerini yitirmesine de neden olabilmektedir. İşte oluşan fazla yağların da farklı ve çeşitli oluşma ve meydana gelme nedenleri de bulunmaktadır.

Karaciğer yağlanması ve karaciğerde aşırı derece de yağ birikmesine neden olan en önemli sebeplerden bir tanesi ise alkol olarak gösterilmektedir. Kişilerin uzun süreler, devamlı ve çok fazla miktarlarda alkol kullanmaları durumları ise beraberinde sıklıkla bu hastalığı getirebilmektedir.

Farklı sebep ve etkenlere bağlı olarak gelişebilen bu hastalığa neden olabilecek bazı durumlar ise şunlar olabilmektedir;

  • Aşırı ve sürekli alkol alınması
  • Aşırı kilolu olma ve obezite
  • Kan şekeri seviyesinin aşırı yüksek olması
  • Bazı durumlarda hamilelik
  • Hepatit C
  • Farklı türde ki ilaçların olumsuz etkileri
  • Kalıtsal ve genetik nedenler
  • İnsülin direnci
  • Kolesterol miktarları


Karaciğer Yağlanması Belirtileri

Karaciğer yağlanması oldukça önemli olabilecek bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Bu noktada yağlanma durumuna ve ilerlemesine bağlı olarak kişilerde organın bütün olarak büyük hasarlara uğraması da söz konusu olabilmektedir. Yine özellikle erken zamanda tanısı konulup, tedavi aşamasına geçilmeyen vakalarda ise genel vücut işleyişi bakımından da ciddi sorun ve problemler oluşabilmektedir.

Bu sorun bazı vaka gruplarında ve türlerinde ise başlangıç evrelerinde temel ve etkin belirti ve hastalık semptomları ortaya koymamaktadır. Devamında ise bu sorun özellikle karaciğer de oluşan ve son derece tehlikeli olabilen Siroz hastalığına da nende olabilmektedir. Farklı hastalarda ise yine bu sağlık sorunu nedeni ile görülen belirtilerde farklılık ve değişiklikler de gösterebilmektedir.

Karaciğer yağlanması ve bu sorunun neden olduğu çeşitli karaciğer hastalıklarına bağlı olarak ise çeşitli belirtiler hastalığın seyri sürecinde ortaya çıkabilmektedir. Farklı türlerde gelişebilecek hastalıkların ise etkileri genel olarak vücudun farklı bölgeleri üzerinde de oluşup, gözlenebilmektedir.

Özellikle değişik hastalıklarda karın bölgesinin sağ tarafında şiddetli ağrılar ya da cilt yüzeyinde renk ve doku değişiklikleri gibi durumlarda ortaya çıkabilmektedir.

Özellikle en tehlikeli karaciğer hastalıklarından biri olan Siroz hastalığına da sebep olan bu durum kesinlikle kontrol altına alınması gereken bir sorun olarak ifade edilmektedir. Siroz yaşanması durumunda ise özelikle bazı belirtiler çok daha ciddi ve tehlikeli boyut ve derecelere de çıkabilmektedirler.



Karaciğer Yağlanması Çeşitleri

Karaciğer yağlanması ise yine farklı sebep ve etkiler genelinde genel olarak üç ana gruba ayrılarak incelenmektedir. Bu sınıflama da ise belirgin kriter ise yağlanmaya nende olan sebep ya da etkenler olmaktadır. Bu bağlamda yağlanma sorunlarına nende olabilen ilk etken ise hamilelik olmaktadır ve ilk grup hastalık buna göre sınıflandırılmaktadır.

Yine aşırı alkol alımına bağlı olarak gelişen yağlanma sorunları da farklı bir tür ve grubu oluşturmaktadır. Son olarak ise oluşturulan gruba bu iki nedene bağlı olmadan oluşan yağlanma sağlık sorunları dâhil edilmektedir. Yine yapılan hastalık grupları dışında ise özellikle ileri boyutları ciddi hastalıklara nende olan yağlanma rahatsızlığı ilerleme seviyelerine göre de farklı kısım ve evrelere de ayrılmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Tanı Yöntemleri

Karaciğer yağlanması tanısı konulurken ve teşhis aşamalarında uzman doktorlar farklı yönlerden olaya yaklaşabilmektedir. Bu bağlam da temel olarak ise öncelik hastalığa net olarak tanı koymak ve altında yatan olası sebepleri de gün ışığına çıkartmak olabilmektedir. Bu kapsam da özellikle uzmanlar vakaların aile ve genel sağlık öykülerini ve durumlarını da dikkate alarak incelemektedirler.

Yine özellikle alkol tüketiminin olup olmadığı varsa boyutlarının tespiti de teşhis aşamasında önemli bir başlık olarak ön plana çıkabilmektedir. Bunlarla beraber ise yine hastanın fiziksel muayene ve kontrolleri de teşhis aşamalarında yapılan faaliyetler içinde yer almaktadır. Ayrıca yine uzman hekim tarafından gerek görülmesi durumlarında ise tanı için farklı test ve tekniklerde uygulanmaktadır.



Karaciğer Yağlanması Tedavi Yöntemleri

Karaciğer yağlanması tedavisinde oluşan yağlanmaya etki edecek ve bu durumu sonlandıracak bir ilaç ya da yöntem henüz bulunmamaktadır. Fakat bu hastalığın tedavisinde ise özellikle yapılacak beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ile yağlanma oluşumunun hızı kesilebilmektedir.

Bu durum da karaciğer organının daha fazla zarar laması ve farklı hastalıkların oluşabilmesi durumlarını engelleyebilmektedir. Ayrıca yağlanmaya bağlı olarak karaciğer üzerinde farklı hastalık ya da sorunlar oluşmuşsa bu durumda ise tedavi içine farklı uygulama ve yöntemler de girebilmektedir. Özellikle oluşan problem ve sorunların çözümlerine dair tedavi seçenekleri ise uygulanana farklı yöntemleri ve teknikleri içerebilmektedir.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Tansiyon, Soğuk Algınlığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Vaskülit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Vaskülit


Vaskülit

Vaskülit genel olarak kan damarları içinde meydana gelen iltihaplanma durumları sonucu oluşan hastalıklara verilen genel bir adlandırma olarak ifade edilmektedir. Bu noktada bu sağlık sorunu yaşamın devamı için hayati öneme sahip olan damar yapılarını etkileyen ve hasarlara meydan verebilen özelliklere sahip olmaktadır.

Vaskülit 2022

Ayrıca oluşan hasarlara bağlı olarak da yeterli miktarda ve düzenli olarak kan akışının sağlanmamasına bağlı olarak da farklı organlar etkilenebilmektedir. Bu genel tanımı olan hastalığın farklı isimleri de bulunmaktadır genel anlamda bu sağlık sorununa Arterit ya da Anjiyit isimleri de verilebilmektedir. Kendi içinde oluşumlarına göre farklı çeşitlere de ayrılabilen bu rahatsızlığın bazı çeşitleri ise ileri safhalara kadar semptomlar göstermemektedirler.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Vaskülit veya Arterit rahatsızlığı direkt kan damarlarının içini etkileyen ve iltihaplanmalara neden olan bir hastalık grubu olarak açıklanmaktadır. Bu doğrultuda oluşan iltihapların boyutları ve oluşma şekilleri ise genel bağlamda hastalığın etki ve zararlarını belirleyen unsurlar arasında yer almaktadır.

Anjiyit temel olarak damar yapıları dışında ise arter yapıları içinde de ortaya çıkabilen ve bazı zamanlarda belirtileri çok geçe kalabilen bir hastalık olma özellikleri de taşıyabilmektedir. Bu hastalık grubu içinde yer alan farklı türde ve etkilere sahip çok sayıda rahatsızlık da bulunmaktadır. Ayrıca genel olarak Arterit hemen herkes üzerinde oluşabilecek ve etkileri de kişilere göre değişiklikler taşıyabilen bir yapıda göstermektedir.

Vaskülit grubu içinde yer alan kimi hastalıklar ise yapıları bakımından sadece belirli bir grubu ya da risk faktörüne sahip bireyi de etkileyebilmektedir. Hastalıkların kan damarları ve arter gibi bölgelerde oluşması ise beraberinde bütün vücut yapısının bu rahatsızlık sonucu etkiler görmesine neden olabilmektedir.

Özellikle vücut doku ve organları için son derece önemli olan kan bu hastalık yüzünden yeteri miktarlarda taşınamamaktadır. Dolayısıyla da sonuç olarak hemen her organ ve genelinde de vücut fonksiyonları olumsuz etkilenip, zararlar görebilmektedir. Yine hastalığın özellikle etkilediği damar yapılarına göre de vereceği zararlar birbiri içinde farklılıklar da taşıyabilmektedir. Hastalığa bağlı olarak ise organ ya da vücut sistemlerine olması gerektiği etkinliğe sahip olamayan daha kalitesiz kan taşınmış olmaktadır.



Vaskülit Nedenleri

Vaskülit hastalığının tam ve kesin olarak hangi etkenlere ya da nedenlere bağlı olarak oluştuğu ise halen ortaya açık ve net olarak konulamamış bir durum olarak ifade edilmektedir. Bunun dışında ise farklı türleri olan bu hastalığa neden olabilecek farklı ve geçerli nedenler ise açıklanmaktadır. Bu duruma bağlı olarak farklı kişilerde bu hastalığın görülme nedenleri de son derece farklılar gösterebilmektedir.

Yine bu hastalığa bağlı bazı alt hastalık türlerinin kişilerde oluşmasının temel nedenlerinden bir tanesi olarak ise genetik özellikler ve kalıtsal yapı gibi unsurlar gösterilmektedir. Farklı türde seyreden Anjiyit hastalıklarında ise Otoimmün sebeplerde göz önüne alınan neden ve sebepler arasında sayılmaktadır.

Vaskülit hastalığının oluşmasına neden olabilen diğer faktörler olarak ise başta Hepatit grubu enfeksiyon hastalıkları ile farklı kan hastalıkları gibi durumlarda olabilmektedir. Yine temel olarak bağışıklık sistemini etkileyen hastalıklar sonucunda da bu rahatsızlığın ortaya çıkabildiği gözlenebilmektedir. Hatalığa etkin olarak neden olabileceği belirtilen durumlardan bazıları ise kan kanseri, romatizma ve farklı ilaç birleşimlerinin yan etkileri olarak da açıklanmaktadır.

Bu hastalık ve bağlı rahatsızlıkların oluşması için bazı vakalarda yaşam şekli ve zararlı madde kullanımları gibi nedenlerde etkin bir rol oynayabilmektedir. Ayrıca hastalığa ait farklı türlerin bir kısmı kadın bireylerde çok daha fazla görülebilmekte iken yine bazı çeşitleri ise özellikle belirli bir yaşta ki erkek kişilerde çok daha sık ve yaygın olarak görülebilmektedir.



Vaskülit Belirtileri

Vaskülit genel olarak farklı türlerinde farklı belirtiler verebilen bir hastalık tanımı olarak da kabul görmektedir. Yine değişik Arterit çeşitleri ise belirti verme bakımından ve seviyeleri açısından da değişiklikler taşıyabilmektedir. Bu hastalığın vereceği ya da ortaya koyacağı semptomlar ise genel olarak hastalığın geliştiği yere ve etkilediği vücut bölümüne göre de farklılıklar taşımaktadır.

Özellikle etkilenen doku ya da organların düzgün çalışmaması ise en net olarak ortaya çıkabilen sorunlar arasında kabul edilmektedir. Yine bu hastalık türü içinde yer alan kimi rahatsızlıklar da ise hastalarda belirti ya da semptom durumları gelişmemektedir. Bunun aksi olarak ise yine değişik çeşitlerinde ise ortaya çıkan hastalık belirtileri son derece zorlayıcı ve yıpratıcı da olabilmektedir.

Vaskülit hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilen ve genel olarak kabul görmüş bazı ortak semptomlar ise şunlardır;

  • Aşırı ve dengesiz kilo kaybedilmesi
  • Devamlı süren baş ağrısı
  • Halsizlik ve devamlı yorgunluk
  • Yüksek ateş
  • Genel kas ağrıları
  • Eklem ve kemik ağrıları

Bu ortak belirtiler dışında ise temel olarak hastalığın etkilediği sistem ya da organ merkezli tipik ve sıkıntı verici belirtiler oluşabilmektedir. Netice olarak kan damarlarını etkileyen bu hastalığa bağlı olarak vücudun tamamında hasar ve sorunların oluşma ihtimali de bulunmaktadır. Bu bağlamda bu rahatsızlık kişilerin sindirim, dolaşım ve diğer sistemlerinde etkilere neden olabilmekte yine cilt ya da farklı organlarını da etkileyebilmektedir.



Vaskülit Tanı Yöntemleri

Vaskülit farklı birçok hastalıktan oluşan bir grup olduğu için tanı çalışmaları da farklı işlem ve yöntemleri içerebilmektedir. Öncelikle hastalığın türü ve çeşidini tanımlamak ise tanı ve teşhis aşamasının öncelikleri arasında kabul edilmektedir. Ortaya çıkan hastalık belirtileri yani semptomları da bu doğrultuda dikkatle incelenen önemli göstergeler olmaktadır. Bunun dışında özellikle yapılan fiziki muayeneler de tanı aşamalarının ilk adımlarını oluşturmaktadır.

Uzmanlar muayene, hastalık öyküleri gibi unsurları beraberinde tıbbi test ve teknik işlemleri ile birlikte uygulayabilmektedir. Bu sayede hastalığın teşhisi ve daha da önemlisi hangi tür bir hastalık olduğunun da ortaya konması amaçlanmaktadır. Özellikle zorlu sonuçları olabilen bu hastalığın tanı ve teşhis aşamaları bu sebeplerle son derece büyük önemler de taşımaktadır.

Vaskülit teşhis aşamalarında ise kullanılan farklı tıbbi test ve görüntüleme uygulaması da bulunmaktadır. Bu yöntemlerin tercihi de yine hastalığın etkilediği bölge ve türlerine göre belirlenmektedir. Özellikle farklı türlere ayrılabilen bu hastalığın tam ve net olarak tanısının konulması için ise genel olarak şu teknik ve yöntemler tercih edilebilmektedir;

  • Farklı türde kan testleri
  • İdrar testi
  • Farklı tıbbi görüntüleme işlemleri
  • Anjiyo olarak da bilinen Anjiyografi
  • Biyopsi

Yapılan bu test ve tetkikler sonucunda ise uzman doktor ya da doktorlar tam olarak hastalığı ve ait olduğu türü ortaya koymaya çalışmaktadırlar. Bu aşamalardan sonra ise hastalığa göre en uygun tedaviye geçilebilmektedir.



Vaskülit Tedavi Yöntemleri

Vaskülit tedavisi ise farklı türlerde farklı uygulamaları kapsayabilen özellikler taşıyabilmektedir. Fakat temel olarak bu hastalığın tedavisi ise öncelikli olarak oluşan iltihap yapılarının giderilmesi odaklı olabilmektedir. Bu noktadan sonra ise bu iltihapların aynı ya da farklı damarlar içinde gelişmesinin önlenmesi adına tedaviler yapılabilmektedir.

Hastalığın tedavisinde ise çoğu durumda uygun olan etken maddelere sahip ilaçlarla yapılan tedavi seçenekleri de tercih edilebilmektedir. Yine çok daha ilerlemiş bazı hastalar için ise tedavi işlemi olarak ameliyat seçenekleri gibi unsurlar tercih edilebilmektedir.

Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin, E Vitamini, Düşük Tansiyon





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Trombosit 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Trombosit


Trombosit

Trombosit kemik iliği hücrelerinin kanımıza karışırken parçalanmasıyla oluşan yapılardır. Vücudumuzda bulunan kanın kan plazması denen bölümü %60 oranındadır. Kan plazması kısmı proteinler, vitamin ve tuzlardan meydana gelir ve beyaz renklidir. %40 oranında olan kalan kısım ise kırmızı renkli kan hücreleri, beyaz renkli kan hücreleri ile trombositler dediğimiz kemik iliği hücreleridir.

Trombosit 2022

Trombosit Nedir?

Kırmızı kan hücreleri %99 oranında yer kaplarken beyaz kan hücreleri ile trombositler %1 oranına denk gelir. Kan pulcukları da denilen trombositler kanımızda bulunan hücrelerin en küçüğüdür. Çekirdekleri yoktur ve mikroskopla bakıldıklarında plaka şeklinde görülürler.

Kanımızda bulunan trombositlerin miktarı önemlidir. Eğer normalden fazla sayıda oluşum varsa kan pıhtılaşması dediğimiz olay meydana gelir. Trombosit oranı karaciğerimiz tarafından kontrol altında tutulur. Trombositler sürekli olarak oluşup parçalanma döngüsüne sahiptir.

Oluşan trombositler dalak aracılığı ile parçalanarak yok edilir. Parçalanmadan önceki var olma süreleri en fazla 10 gündür. Kanımızda gerçekleşen kimyasal reaksiyonlar trombositler aracılığı ile düzenlenir. Bir kaza sonucunda yaralanırsak kanımız akmaya başlar ve trombositler bizi korumak için kanımızın pıhtılaşmasını sağlar.


Kaza sonucu hasar gören damarın üzerinde birbirine bağlanmış şekilde müdahale eden trombositler kanamayı öncelikle kontrol altına alırlar ve daha sonra da kanamayı durdururlar. Kan pıhtılaşmasını sağlayarak yaranın iyileşme süreci için uygun koşullar oluşmasına yardım ederler. Trombositlerin miktarının normalden az ya da çok olması birtakım problemler açığa çıkarır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Trombosit Nedenleri

Sağlıklı bir insanda bulunması gereken trombosit miktarı 150.000 ile 450.000 hücre/ml rakamları arasındadır. Eğer vücudumuzda bulunan kan pulcukları 150.000 altına düşerse trombosit düşüklüğü oluşur. 450.000 rakamının üzerine çıkarsa yüksek trombosit meydana gelir.

Trombositopeni yani trombosit düşüklüğünün sebepleri insanın kemik iliğinde meydana gelen hasarlar sebebiyle olabilir. Kemik iliklerinde üretim oranının baskıyla birlikte azalması nedenlerden biridir. Trombositlerin üretimi hormonlar aracılığı ile olur. Düzenleyici hormonların miktarı azalırsa trombosit sayılarında da düşüş yaşanır.

Belirli hastalıklar sebebiyle dalağın trombositleri yok etme hızı yükselebilir. Kanımızda bulunan kan sıvı miktarı normalden daha yüksek olursa trombositlerin sayısı da normalden az olabilir. Trombosit yüksekliği ise trombositoz olarak adlandırılır.

İnsanın fizyolojik özelliklerine bağlı olarak yüksek miktarda trombosit üretmesi sık rastlanılan bir durumdur. Demir eksikliği yükselişte büyük rol oynar. Bir sebepten dalağı alınmak zorunda kalınan bireyler için trombosit parçalama işlemi yavaşlar ve bu da artışa sebep olur.

Sindirim sisteminde oluşan rahatsızlıklar örneğin bağırsak iltihabı gibi sayının yükselmesine neden olabilir. Aynı zamanda romatizma iltihabı yaşayan kişiler de sayıda artış gözlemlenir. Kemik iliklerinin işlevini olumsuz anlamda etkileyen kanser türü de vücuttaki trombosit sayısının artmasına neden olur.

Kan hücrelerini düzenleyici görevi gören hormonların sayısı arttığında trombosit miktarında da artış olabilir. Kanda bulunan sıvı oranı artarsa trombosit artış gösterir.



Trombosit Belirtileri

Trombosit düşüklüğü oluştuğunda değerlerde hangi şiddette azalma olduğu da önemlidir. Belirtiler azalmanın oranına göre kendisini gösterir. Çok fazla düşük oran olduğunda görülen semptomlar da şiddetli olur. Eğer taban trombosit sayısı 50.000 ve altına düşerse şiddetli belirtiler ortaya çıkar.

Fiziksel anlamda görünür olan belirtilerden ilki kişinin kol, bacak bölgelerinde kırmızı, kahverengi veya mor renkli morlukların oluşmasıdır. Bu morluklar gözle görülebilir olurlar. Burun kanaması belirli aralıklarla tekrarlanma ile ortaya çıkar.

Kadınlarda regl dönemi uzun sürer ve normalden daha yoğun kan akması yaşanır. Diş etlerinde kanama meydana gelir. Yaralanma durumlarında kanın akmasının durmaması ve yoğun olarak akması meydana gelir. Kan kusma ya da tuvalet yaparken kan gelmesi de önemli belirtilerdendir. Trombosit yükselmesi ise düşme durumlarına göre daha az şiddetli belirtiler meydana getirir.

Kişi bir sebepten kan testi yaptırırsa tesadüf olarak trombosit değerlerinin yüksek olduğu görülebilir çünkü çoğunlukla semptom oluşmaz. Yükseliş miktarı normalin çok fazla üzerinde olursa bazı belirtiler kendisini göstermeye başlar. Başta oluşan ağrı ve dönme başlıca belirtilerdir.

Göğüs bölgesinde oluşan ağrılar, görüş kaybı ve görmekte zorlanma, kendini yorgun ve bitkin hissetme gibi belirtiler meydana gelebilir. Kişide trombosit artışı varsa fiziksel olarak el ve ayak bölgelerinde şişlikler gözlemlenebilir. Vücudunda kaşıntı meydana gelir. Dalak bölgesinde şişme yaşanır. Kişi normalden daha kolay kanar ve morarır.



Trombosit Tanı Yöntemleri

Kişide bulunan trombosit sayısının düşüklüğü ya da yüksekliğinin tespit edilmesi için özel olarak uygulanan bir test vardır. Kan tahlili sırasında gerçekleştirilen bu test ile hastanın vücudunda bulunan trombositlerin oranı ölçülür.

Test hastaya aç karna uygulanır. Test sırasında kırmızı kan hücrelerinin ayrılması sağlanır ve geriye kalan kısımdaki trombosit sayılarının miktarı hesaplanır. 150.000 ile 450.000 aralığında olması gereken trombosit oranı için yükseklik ya da düşüklük durumları varsa tespit edilir.

Kemik iliğinde bulunan hastalıklar varsa bu test ile ortaya çıkar. Fakat hastalık yalnızca kemik iliğinden kaynaklı bir problemden olmayabilir. Kişinin başka bir hastalık sebebiyle kullandığı ilaç varsa bunlar da incelenmelidir. Trombosit düşüklüğü ya da yüksekliği dalak kaynaklı bir sorundan dolayı da olabileceği için uzman doktor bununla ilgili tetkikler ister. Enfeksiyon oluşumu olup olmadığı kontrol edilir.

Kişide önceden bulunan kronik bir rahatsızlık sebebiyle trombosit problemi oluştuysa bu hastalığın tedavi süreçleri incelenir ve buraya yoğunlaşır. Dalak kaynaklı hastalık kişinin hayatı boyunca üzerinde etkili olabilir. Kişi sigara kullanıyorsa bırakmalıdır. Uzman doktorun tavsiyesi ile egzersiz programı oluşturarak sağlığına dikkat etmelidir.

Özel diyet programı ile beslenmesine de dikkat etmelidir. Trombosit test uygulaması kan alınması ile gerçekleştirilir. Trombosit yapı itibariyle kişiden kişiye bağışlanabilen bir yapı olduğu için uzman doktor lazım görürse dışarıdan da müdahale edebilir.



Trombosit Tedavi Yöntemleri

Trombosit azalması ya da yükselmesi teşhisi her ne kadar kolay olsa da tedavi süreci için öncelikle neden kaynaklandığının teşhis edilmesi gerekir. Hastalığı meydana getiren sebep tedavi edilmeden artış ya da azalış durdurulamaz.

Kişide oluşan hastalığın sebebi ve ne derece artış ya da azalış gösterdiğine bağlı olarak tedavi yöntemi uzman doktor tarafından belirlenir. Trombosit miktarı şiddetli semptomlar gösterilecek şekilde düştüyse uzman doktor birtakım ilaçlar kullanmanızı isteyebilir. Bunun dışında yaralanma olursa kanamayı durdurmak zor olacağı için tehlikeli durumlar için dikkatli olmasını tavsiye eder. Spor yapmayı bırakması gibi önlemler alınabilir.

Diş fırçalarken kanama olmaması için yumuşak fırça uçlu modelleri tercih edebilirler. Yüksek trombosit için yine hastalığa sebep olan durumun teşhisi önemlidir. Şiddeti az olan semptomlar için doktor yalnızca takip etmeyi tercih edebilir. Yükselişte çok yüksek bir oran varsa uzman doktorun tavsiye ettiği ilaçlar kullanılır.

İlaç tedavisi haricinde eğer doktor gerekli görürse dışarıdan müdahale ile fazla olan trombosit miktarının alınma işlemi gerçekleştirilebilir. Hem yükselme hem de düşüş olduğunda öncelikle hastalığın neden kaynaklığını tespit etmek oldukça önemlidir. Uzman doktor bu saptamaya dayanarak bir tedavi yöntemine baş vurur.

Düşük trombosite neden olabilecek bazı gıdalar da vardır. Sarımsak, karanfil, kimyon gibi gıdalar düşük trambosit hastası olan insanlar için tüketilmemesi gereken ürünlerden bazılarıdır.

Vaskülit, Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin, E Vitamini





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri


Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise vücut için oldukça önemli olan hormonları üreten tiroid bezlerinde meydana gelen sağlık sorunları olarak ifade edilmektedir. Bu yapıların ise sorun yaşamaları durumlarında vücudun hemen her organ ve sistemi bir şekilde olumsuz bir şekilde etkilenebilmektedir.

Tiroid Hastalıkları ve Tiroid Nodülleri 2022

Oluşan sağlık sorunları bazen tiroid bezlerinin az çalışmasına bağlı olarak bazı durumlarda ise bu bezlerin normalden fazla çok çalışmasına bağlı ortaya çıkabilmektedir. Her iki durumda beraberinde farklı rahatsızlıklar ve sağlık sorunları getiren olumsuz durumlar olarak kabul edilmektedir. Yine nodül yapıları da tiroid içinde meydana gelen yumru şeklinde oluşumlar olarak açıklanmaktadır. Bu nodüller şekil, boyut ve etkileri ile de birbirlerine göre farklı özellikler taşıyabilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri gibi sağlık sorunlarının oluştuğu ve meydana geldiği yer ise tiroid bezleri olarak isimlendirilen vücut parçaları olmaktadır. Tiroid bezleri ise vücutta boyun kısmında nefes borusu yanında bulunan ve temel olarak küçük boyutlu olan yapılardır. Bu organ ise oldukça önemli görevleri yerine getiren ve hasara uğraması durumunda tüm vücudun etkilendiği önemli bir vücut organı olarak kabul edilmektedir.

Özellikle tiroid hormonları denen hormonları salgılayan bu bezler vasıtasıyla metabolizma ve genel vücut fonksiyonları da sağlıklı olarak işleyebilmektedir. İşte bu bez kaynaklı meydana gelen hastalıklarda ise öncelikli olarak sağlıklı düzeylerde hormon salınması olmamaktadır. Bu durumun sonucu olarak ise vücut yapısı etkilendiği alanlar ve genel anlamda olumsuz şekilde etkilenmektedir.

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri oluşumları ise temel olarak kötü huylu olmayan ve iyi huylu olan, ilk aşamalarda ise fark edilemeyen kitleler olarak açıklanmaktadırlar. Oluşan bu kitleler başlangıç zamanlarında son derece küçük oldukları için çoğu zaman fark edilmemekte ve beraberinde gelişimlerine de devam edebilmektedirler. Yine oluşan bu nodül yapıları başlı başına bir tiroid hastalığı olarak da ortaya çıkabilmektedirler. Fakat bazı tür nodüller ise çok daha farklı bir hastalığın belirtisi ya da sonucu olarak da oluşum gösterebilmektedirler.

Birçok türü iyi huylu olma özellikleri gösteren nodül oluşumlarının bazı çeşitleri ise kişilerde kanser oluşumlarına da zemin hazırlayabilmektedir. Yine nodüller genel anlamda ise normalden fazla hormon salgılanmasına da neden olabilmektedir.



Nedenleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise tiroid organı üzerinde farklı sebeplerin varlıkları ve sonuçları dolayısıyla meydana gelebilmektedir. Özellikle tiroid bezi hastalıklarında ise nedenler birbirinden son derece farklı özellikler ve şartlarda taşıyabilmektedir. Bazı vakalarda görülen hastalıklar ise temel olarak bağışıklık sistemi kaynaklı sorunlardan ortaya çıkmaktadır.

Tiroid bezi hastalıkları ise her zaman çok önemli ve hızlıca tedavi edilmesi gereken hastalıklar olarak kabul edilmektedir. Bunun en önemli sebepleri ise bu organın salgıladığı hormonların vücut bütünlüğü ve sağlığı açısından hayati derece de önemli olmaları konusu olmaktadır. Hem az hem de çok fazla hormon salgılanması durumlarında da temel vücut işleyişi ciddi olarak hasar görüp sekteye uğrayabilmektedir.

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri konusunda meydana gelen nodül yapıları da yanı hastalıklarda olduğu gibi farklı sebeplerin sonuçları olabilmektedir. Özellikle nodül olarak isimlendirilen bu sağlık sorunları ise genel anlamda en fazla görülen tiroid rahatsızlıkları içinde yer almaktadır. Özellikle nodül yapılarının insanlar arasında bu kadar fazla görülmesine sebep olarak ise temel iyot eksikliği konusu gösterilmektedir.

Bu durum dışında ise tiroid yapısı üzerinde iyi huylu kist yapıları da tiroid nodülleri oluşturan farklı bir sebep olarak öne çıkmaktadır. Ayrıca farklı türde bir tiroid bezi hastalığı olan Hashimato hastalığı da bazı durumlarda tiroid bezinde nodüllerin oluşmasına nende olabilen bir hastalık olabilmektedir.



Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri Belirtileri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ve özelinde tiroid hastalıkları bazı belirti ve semptomları da hastalık oluşumu ile birlikte oluşturmaktadırlar. Tiroid bezlerine bağlı hastalıklarda ise genel olarak bezlerin az çalışmasına ve çok çalışmasına göre belirtiler arasında farklılıklar görülebilmektedir. Bu ortaya çıkan hastalıkları da etkileyen bir unsur olarak ön plana çıkmaktadır.

Bu kapsam da tiroid bezlerinin çok çalıştığına yani aşırı hormon salgılandığına dair belirtiler şunlardır;

  • Yavaş hareket etmek ve hemen yorulmak
  • Ruh halinin depresyon benzeri bir hal alması
  • Seste kısılmalar
  • Kabızlık sorunu
  • Kilo artışı
  • Unutkanlık ve odaklanma sorunları
  • Adet sayılarının azalması
  • El ve ayak bölgelerinde oluşan ödemler

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri kapsamında görülen fazla hormon üretilmesine ve aşırı tiroid bezi çalışmasına bağlı olarak ortaya çıkan belirtiler ise şöyle sırlanabilirler;

  • Tansiyon yüksekliği
  • Kalp çarpıntıları oluşması
  • Aşırı terleme durumları
  • Asabiyet
  • Aşırı kilo kayıpları
  • Uyku sorunları ve uykusuzluk durumları
  • El bölgesinde titremeler
  • Saç incelme ve dökülmeleri
  • Sürekli süren ishal durumu
  • Gözlerin büyümesi
  • Regl ve adet dönemlerinin düzensiz olması
  • Tiroid bezinde büyüme ve devamında oluşan Guatr hastalığı

Tiroid bezinde oluşan nodül yapılarının da farklı belirtileri bulunmaktadır;

  • Sesin aşırı kısılması
  • Nefes alma sorunları
  • Yutma problemleri
  • Boyun kısmında oluşan ağrı
  • Boyunda şişkinlikler
  • Sesin çatallaşması durumları


Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri çeşitleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri kendi aralarında farklı çeşit ve türlere de ayrılabilmektedir. Hastalıkların oluşumlarına göre, sebep olan etkenlere göre ve etkiledikleri alana göre de bu gruplandırmalar yapılabilmektedir. Bu bağlamda tiroid kaynaklı hastalıklar temel olarak, tiroid bezinin anatomik yapısına göre oluşan hastalıklar ve yine tiroid bezinin çalışma durumuna göre meydana gelen hastalıklar olarak bir gruplama yapılabilmektedir.

Yine özellikle tiroid hastalıkları ve oluşan tiroid nodül yapıları da kötü huylu oluşumlar ve iyi huylu oluşumlar olarak farklı bir sınıflandırmaya da tabi tutulabilmektedir. Yapılan bu gruplandırmalar ise genel olarak hastalıkların teşhislerinden tedavilerine kadar hemen her unsur üzerinde etkileri olabilen özellikler de taşımaktadır.



Tanı Yöntemleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ve özellikle tiroid kaynaklı hastalıkların tanıları ve teşhisleri için ise uzman doktorlar görev almaktadırlar. Uzmanlar öncelikle kişinin fiziki kontrol ve muayenesini yapmakta ve devamında ise genel olarak sağlık durumunu ortaya çıkarmaktadırlar. Bu fiziksel muayenelerde ise temel olarak boyun kısımları dikkatli bir şekilde kontrol edilmektedir. Devamında ise özellikle kan içinde ki hormon düzeylerini belirlemek adına bazı kan testleri de yapılmaktadır.

Tiroid nodülleri tanısı koyulurken de aynı test ve muayeneler yapılmakta ve sonuçlar değerlendirilmektedir. Sonrasında ise nodülleri tespit etmek için ultrason yöntemi de kullanılmaktadır. Ayrıca sintigrafi ve iğne biyopsi yöntemleri de tam olarak net tanı koymak için tercih edilen teknikler arasına girebilmektedir.



Tedavi Yöntemleri

Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri ise genel anlamda farklı teknik ve yöntemlerle tedavileri yapılabilen sağlık sorunları olmaktadır. Temel olarak tanısı koyulan hastalığın özelliklerine ve kişilerin genel durumlarına göre uzman doktorlar uygun seçenekleri belirlemektedir. Yine tedavi seçeneklerinin farklı çeşitleri de birbiri ile birlikte aynı vaka da kullanılabilmektedir.

Nodüllerin tedavileri de temel olarak özelliklerine ve mevcut risk ve tehlike durumlarına göre planlanmaktadır. Özellikle kanser riski taşıyan ve etkileri daha sıkıntılı olan nodül yapılarının tedavileri için daha farklı yöntemler tercih edilebilmektedir. Yine radyoaktif iyot tedavisi ve cerrahi operasyon seçenekleri de sıklıkla tercih edilen tedavi yöntemleri arasında bulunmaktadır.

Vaskülit, Trombosit, Grip Aşısı, Gıda Zehirlenmesi, Ferritin,





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Tansiyon 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Tansiyon


Tansiyon

Tansiyon atardamarımızın içindeki kan basıncıdır. Kalbimiz vücudumuza kan pompalamak için aort damarları kullanır. Pompalama süresince kan dolaşımı damarlarda bir basınç yaratır. Damarlarımızda meydana gelen bu basınca tansiyon deriz.

Tansiyon 2022

Tansiyon Nedir

Kalbimiz vücudumuza aort damarlar sayesinde kan pompalar ve bu pompalama işlemi basınç ile gerçekleşir. İşlem sırasında damarlarımızın duvarlarında da basınç oluşur. Oluşan bu basınç tansiyondur. Vücudumuzun sağlıklı bir şekilde çalışmaya devam etmesi ve organ ile dokularımızın yeterince kan alabilmesi için bu işlem hayati önem taşır.

Kan pompalanması için kalbin kasılması gerekir. Kalp kasıldığında atardamarlar üzerinde belirli miktarda bir basınç oluşur. Kalp gevşediği zaman damar duvarlarında az miktarda basınç kalarak büyük ya da küçük dediğimiz tansiyon çeşitlerini meydana getirir.

Kalp gevşediğinde damarlarımızda kalan basınç insandan insana değişiklik gösterebilir ama normal kabul edilen oranlar vardır. Büyük tansiyon sağlıklı bir bireyde 90 ile 120 küçük tansiyonun ise sağlıklı bir bireyde 60 ile 80 civarında olması gerekir.


Belirlenen ağırlıkların aşılması ya da azalması durumunda rahatsızlıklar meydana gelir. Tansiyonun düşük olması sık rastlanan bir durumdur fakat çok ciddi sonuçları her zaman meydana gelmez. Düşük tansiyona aynı zamanda hipotansiyon denir.

Yüksek tansiyon dediğimiz hipertansiyon ise hipotansiyona göre daha risk taşıyan bir rahatsızlıktır. Genellikle belirli bir yaş üzerindeki kişilerde görülür ve uzman bir doktorun takibi altında olmalıdır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Tansiyon Nedenleri

Tansiyon hastalığı insanlarda iki tür olarak ortaya çıkar. Düşük tansiyon dediğimiz hipotansiyon ve yüksek tansiyon dediğimiz hipertansiyon. Bu iki türün insanlarda ortaya çıkmasının farklı nedenleri vardır.

Hipotansiyon belirli bir hastalığa sahip olan bireylerde yan etki olarak gözlemlenebilir. Gün içerisinde yediğimiz yemekler, stres seviyemiz, ilaç kullanıyorsak hangi ilaçları kullandığımız, fiziksel ve ruhsal durumumuzdaki değişiklikler hipotansiyon seviyemizi değiştirebilir.
İnsanlarda tansiyonun en düşük olduğu vakitler gece uykuda oldukları zamandır. Sabah uyandığımızda tansiyonumuz da birden yükselir. Kadınlarda hamilelik süreci boyunca hipotansiyon görülmesi sık rastlanılan bir durumdur.
Bazı kalp rahatsızlıkları da hipotansiyona sebep olabilir. B12 vitaminin eksikliği de hipotansiyon sebeplerinden biridir. Hipertansiyon dediğimiz yüksek tansiyon hastalığı hipotansiyona göre daha risklidir.
Erkek bireylerde hipertansiyon genellikle 50 yaş altında, kadın bireylerde ise 55 yaş üstünde daha sık rastlanır. Hipertansiyon hastalarının büyük bir bölümü hastalığı genetik olarak taşır.
Fazla kilosu olan kişiler ve obezite problemine sahip olan bireylerde hipertansiyon sık görülen bir hastalıktır. Şeker hastalığı olan bireyler de hipertansiyon riskini taşırlar. Yemeklerimizde kullandığımız tuz miktarı eğer çok fazla olursa bu insanlarda yüksek tansiyona sebep olabilir.

Günlük hayatınızda fazla hareket etmiyorsanız ileriki yaşlarda hipertansiyon riski taşımanız daha yüksek olur. Sigara ya da alkol kullanımı hipertansiyon hastalığını tetikleyen maddelerdir. Stresli bir işiniz ya da hayatınız varsa yüksek tansiyon riskini daha fazla taşırsınız.



Tansiyon Belirtileri

Hipotansiyon yaşayan bireyler eğer tansiyon düşüklüğü aniden olursa baş dönmesi, bayılma, görüşte bulanıklık, dikkat eksikliği ve yorgunluk olarak belirtileri yaşarlar. Eğer düşmeler ani yaşanıyor ve baygınlık gibi belirtiler ortaya çıkıyorsa uzman bir doktora görünmek gerekir çünkü düşük tansiyonun altında yatan sebep olarak başka bir rahatsızlık olabilir.

Nabızda hızlanma, soğuk terleme ve üşüme, cildin soluk olması, nefes alırken hızla ve kısık kısık alma gibi belirtiler de ortaya çıkabilir. Normal oran 110 mm Hg seviyede olan tansiyonun 90 mm Hg’ye düşmesi bile ani baş dönmelerine ve bayılmalara sebep olabilir. Kanama sebebiyle hipotansiyon yaşanıyorsa ciddi sonuçlar meydana gelebilir. Hipertansiyon dediğimiz yüksek tansiyon en belirgin semptomlarından biri şiddetli baş ağrısıdır. Baş ağrısı ense bölgesinden başlayarak alın bölgesine doğru ilerler.

Kulaklarda uğultu ve çınlama hipertansiyonun belirtilerindendir. Eğer şiddetli bir yükseliş olursa burunda kanama meydana gelir. Burunda kanama meydana gelirse kişi kafasını yukarı kaldırmamalı kanamaya izin vermelidir çünkü burun kanaması beyin kanamasını engelleyici nitelikte olur.

Başın şiddetli biçimde dönmesi yüksek tansiyonun belirtilerinden biridir. Kalp çarpıntısı ve kişinin normalden daha çok terlemesi de yüksek tansiyonun belirtilerindendir. Yüksek tansiyona sahip olan kişiler normal döngülerinden daha çok idrara çıkmaya başlar. Tansiyonda ani yaşanan yükselişler gözlerde görüş kaybı ve denge kaybına sebep olabilir.



Tansiyon Tanı Yöntemleri

Kalbin kasılması ile damarlar yoluyla vücudumuza kan pompalaması işlemi sırasında damarlarda basınç oluşur. Kalp gevşediğinde kan miktarı azalır ama damar duvarlarında belirli bir miktar basınç kalır. Kalan basıncın normal değerler üzerinde alçalması ya da yükselmesi ile tansiyon meydana gelir. Hipertansiyon tanısı için öncelikle kan basıncının ölçümü gerçekleştirilir.

Kişinin kan basıncı 140 ile 90 mm Hg değerlerinden yüksek çıkarsa hasta hipertansiyon olabilir. Kişiden kişiye şiddeti ve belirtileri değişebilen hipertansiyon için öncelikle ne derece sapma yaşandığı belirlenmelidir.

Kişinin bir defa tansiyonunun ölçülmesi kesin bir tanı konulmasını sağlamaz. Gün içerisinde yaşadığı farklı duygular ve fiziksel aktiviteler tansiyonunda değişiklik olmasını sağlayabilir. Bu sebeple tanı konması için tansiyon en az 2 hafta boyunca her hafta birkaç sefer olmak üzere ölçülür.

Testler, fiziki muayene, ekokardiyografi ve elektrokardiyogram, 24 saat boyunca kan basıncının izlenmesi gibi yöntemler hastaya uygulanır. Tansiyonunuzun ölçüleceği zaman en az 1 saat öncesinden hiçbir şey yememeniz gerekir. Dinlenmeli ve sigara ya da kahve tüketmemelisiniz.

Hipotansiyon yaşayan bireyler öncelikle uzman doktora başvurarak yaşanan semptomların ne sıklıkla olduğunu ve ne zaman ortaya çıktıklarını anlatmalıdır. Düşük tansiyona sebep olabilecek farklı bir rahatsızlığın olup olmadığını anlamak için test ve tahliller yapılabilir. Daha sonra kişinin semptomları ne derece gösterdiğine bağlı olarak kişiye özel bir tedavi yöntemi belirlenebilir.



Tansiyon Tedavi Yöntemleri

Hipotansiyon yaşayan hastalar genellikle hafif derecede semptomlar gösteriyorsa ilaçla tedavi gerekmez. Fakat semptomlar şiddetli oluyorsa ve başka bir sebepten kaynaklanıyorsa müdahale edilmesi gerekir. Düşük tansiyon sahibi bir kişi ilaç kullanmaya başladıktan sonra daha şiddetli semptomlar göstermeye başladıysa ilaç durdurulabilir ya da değiştirilebilir.

Uzman doktorun önermesi ile kullanılabilecek olan hipotansiyon ilaçları kişideki etkisine göre belirlenir. Kişinin ilaç kullanmasına gerek yoksa hayatında yapacağı bazı önlemler ile tansiyonunu yükseltebilir. Yemeklerine daha çok tuz eklemek çok abartılı bir şekilde olmadığı sürece yardımcı olur.

Sıvı tüketimi özellikle su tüketimi daha fazla yapılmalıdır. Tükettiğimiz sıvı kan hacmini arttıracağı için tansiyonumuzu da dengeler. Tansiyon hastaları hipertansiyon durumu yaşadığında ilaç kontrolünde olurlar.

Eğer hastalık başka bir rahatsızlıktan kaynaklıysa öncelikle bu rahatsızlık tedavi edilir. Kişi kendi hayatında yaptığı önlemlerle de tansiyonunu dengede tutabilir. Belirli egzersizler bu duruma faydalıdır. Hipertansiyon sahibi olan kişiler beyaz unlu ekmek yememeli tam tahıl un ile yapılan ekmekleri tercih etmelidir.

İlaç kullanımı doktor kontrolünde ve düzenli olarak gerçekleşir. İlaçlar gün içerisinde belirli saatlerde alınır ve aksamaması önemlidir. Doktorunuzun yaptığı değerlendirme sonucu sizin için bir ilaç takvimi ortaya çıkarır. İlaç takvimine uymak kişinin hayatını sağlıklı bir şekilde sürdürmesi için önemlidir. Stres ve üzüntüden uzak durmak da ilaç tedavisinin yanında dikkat edilmesi gereken hususlardır.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Hepatit D, Guatr





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Su İçmenin Önemi 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Su İçmenin Önemi


Su İçmenin Önemi

Su içmenin önemi hayati bir konudur.

Su içeriğinde yer alan pek çok mineral insan vücudu için gerekli minerallerdir. Kalsiyum, potasyum, magnezyum, sodyum, fosfat mineralleri su sayesinde vücudumuza girer. İnsan hayatının devamı için gerekli olan oksijenden sonra sudur.

Su İçmenin Önemi 2022

Vücudumuzda büyük miktarda su bulunur. Bilim insanlarına göre kanımızın %83 oranı, kemiklerimizin %22 oranı ve beynimiz ile kaslarımızın %75 oranı sudan meydana gelir. Yaşamsal faaliyetlerden olan terlemek, tükürük oluşumu, idrar üretimi, eklemlerimiz ve gözümüzdeki kayganlaşmalar, vücut ısımızın dengelenmesi su oranın bu kadar yüksek olmasına bağlı olarak gerçekleşir.

Dünyamızdaki su kaynaklarının %3 oranı içilebilir özelliği taşır ve su tüketimi az olursa birtakım hastalıklara yol açar. Su içmenin önemi içtiğimiz suyun faydalı olmasına bağlıdır. Suyun sahip olduğu ph değeri yüksek olmalıdır. Bunun için ideal oran 7,5 ile 8,5 alkali oranına sahip olmasıdır.

Su içerken dikkat etmemiz gereken husus ph değerinin kaç olduğudur.


Dışarıdan su aldığımızda etiketini okuyarak ph değerinin olması beklenen değerler arasında olup olmadığını kontrol edebilir ve bizim için daha sağlıklı olan su markalarını tercih edebiliriz. Mevsime göre su tüketimi oranı değişiklik gösterebilir. Sıcak mevsimlerde vücut sağlığı için su tüketilmesi daha yüksek oranda olmalıdır. Kişi spor ya da egzersiz yapıyorsa muhakkak su tüketmelidir. Susuzluğun ortaya çıkması sonucu birtakım olumsuz semptomlar görülebilir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Su İçmenin Faydaları

Bir insan susuz kalırsa vücudunda birtakım belirtiler ortaya çıkmaya başlar. Su içmenin önemi burada ortaya çıkarak vücut dengesinin korunmasını sağlar. Susuz kalan bir kişide baş ağrıları, halsiz hissetme ve kabızlık gibi semptomlar kendini gösterebilir.

Kişi uzun süre susuz kalırsa vücut üzerinde daha ciddi riskler oluşmaya başlar. Su ihtiyacı meyve suyu, çay, süt gibi başka yapıda sıvıların tüketilmesi aracılığı ile de giderilebilir fakat bunların hiçbiri gerçek su içmenin yerini tutamaz. Vücudun kalması gerekenden uzun süre susuz kalması insanda susuzluk hissinin ortaya çıkmasını sağlar.

Belirtilerin kendisini göstermeye başlaması susuzluk ile olduğundan belirtilerin önceden önlenmesi önemlidir. Bu sebeple susamadan su içmeyi alışkanlık haline getirmemiz gerekir. Su içmenin önemi özellikle çocuk yaştaki ve ileri yaştaki insanlar için daha büyüktür.

Çocuklar genel olarak susadıklarını fark etmemeye eğilimdi olurlar. Yaşlı bireyler de aynı şekilde susadıklarını fark etmeyebilirler. Bu sebeple yakınları tarafından su içmeye teşvik edilmeleri ve takip edilmeleri gerekir. Yetişkin ve sağlıklı bir birey için su ihtiyacı gün içerisinde hangi aktiviteleri gerçekleştirdiğine, yaşına, yaşadığı iklime ve yemek yeme tercihlerine göre farklılık gösterebilir.

Sağlık bir yetişkin günde en az 2 veya 3 litre su tüketmelidir. 4 ile 8 yaş aralığında bulunan çocuk bireyler için bu oran 1 veya 1,5 litre olur. 14 ile 18 yaş aralığında bulunan genç bireyler için ise oran 2 veya 2,5 litre olarak belirlenmiştir.



Su İçmenin Cilde Faydaları

Yetişkin bir birey için her gün tüketmesi gereken su miktarı en az 2 litredir. Su içmenin önemi her yaşta insan için farklı şekilde ortaya çıkabilir. Cildimizin sağlıklı olması ve sağlıklı oluşunun korunması için su içmenin çok büyük etkisi bulunur.

  • Gerekli miktar su tüketildiğinde cilt için nem dengesi sağlanır.
  • Kişinin cildi parlar ve olması gerektiği gibi genç ve canlı bir görünüme sahip olur.
  • Cilt üzerindeki olumlu etkisinden başka suyu gerekli miktarda tüketmenin birçok faydası vardır.
  • Ağız kokusu problemi yaşayan kişiler için su içmek bu durumu önleyici niteliktedir.
  • Su içmenin önemi vücudumuzun sağlıklı olması için oldukça büyüktür.
  • Kalbimizin sağlıklı bir şekilde görevlerini yerine getirmesine yardımcı olan su tüketimi hücrelerimiz için gerekli olan oksijenin daha hızlı bir biçimde taşınabilmesine yardımcı olur.
  • Saç dökülmesi ya da kepek oluşumu problemi yaşayan kişiler için bu durumları engelleyici görev görür. Ayrıca saç dökülmesine karşı da etkilidir.
  • Kişinin sindirim sisteminde sorun varsa örneğin kabızlık gibi bu durumların iyileşmesi için yardımcı olur.
  • Kişi spor yapacaksa spor yaptığı süre boyunca su tüketirse kramp ya da kasılma gibi durumları engelleyici görev görür.
  • Stres gibi olumsuz duyguların kişiyi daha az etkilemesini sağlayarak ruhsal durumu da düzenler.


Su İçme Alışkanlığı Nasıl Kazanılır

Yetişkin bireylerde su içme alışkanlığı yanında sürekli bir şişe su bulundurarak ve kendilerini şartlayarak kazanılabilir. Çocuk ve yaşlı bireylerde ise bu durum kendilerinin kontrolünde olmadığı için yine yetişkinlerin hatırlatması ve takip etmesi gerekir. Su içmenin önemi insanlığın daha sağlıklı bir gelecek yaşaması için büyüktür fakat su tüketiminin de bilinçli yapılması gerekir.

İçme sularımızın temiz ve herkese yetecek kadar kalması için günlük hayatımızda da bazı basit tedbirler alabiliriz. Örneğin aldığımız sebze, meyve gibi gıdaları direkt çeşme altında yıkamak yerine bir kaba su koyarak toplu bir şekilde temizleyebiliriz. Dişimizi fırçaladığımız zaman ya da elimizi yıkadığımız zaman çeşmeyi akar şekilde bırakmayarak tedbir alabiliriz. Su içmenin önemi hamilelik döneminde de oldukça yüksektir.

Hamilelik dönemi ve sonrasında yeteri kadar su tüketmek anne sütünün oluşmasına en çok yardımcı olan etkendir. Mide problemi yaşayan bireyler için reflü gibi hastalıkların tedavisinde rahatlatıcı etki görür.

Nezle, grip gibi solunum yolu hastalıklarını yaşayan bireyler için su tüketmek vücut dirençlerinin güçlenmesini sağlar. Dışarıdan maruz kaldığımız sakıncalı maddeler ve günlük stres bir süre sonra vücudumuzda ödem oluşmasına neden olabilir. Su içmek oluşan ödemlerin atılması için de en etkili yöntemlerden biridir.

Yavaş metabolizmanız varsa su tüketimi hızlanmasına yardımcı olur ve bağışıklık sisteminizi güçlendirir. Böbrek hastalıkları da su içmek sayesinde önlenmiş olur.



Su İçmek Bağışıklık Sistemi

Sindirim problemi yaşayan kişiler için su tüketimi oldukça önemlidir. Su içmenin önemi en çok bağışıklık sistemi zayıf olan insanlarda ortaya çıkar. Yemek yediğimizde besinlerin sindirilmesi içtiğimiz su sayesinde daha hızlı ve sağlıklı biçimde gerçekleşir.

Bağırsak problemi ve hastalıklarının önlenmesini sağlar. Vücudumuzda ödem oluşmuşsa bunların atılmasına yardımcı olur. Vücut ısımız bizi hastalıklardan koruyacak şekilde içtiğimiz su sayesinde dengede kalır.

Kanımızın vücudumuzda dolaşımı su tüketimi ile daha hızlı ve sağlıklı olarak gerçekleşir. Metabolizmanın düzgün ve yüksek oranda çalışması su tüketiminin doğruluğuna bağlıdır. Kilo problemi yaşayan kişiler için metabolizmanın hızlı çalışması kilo vermeyi kolaylaştırır. Su içmenin önemi vücudumuzun işleyişi açısından bize pek çok fayda sağlar.

Kan oranındaki sıvı miktarı dengede olduğunda kanımız vücudumuzda daha kolay dolaşır ve kanın pıhtılaşması gibi tehlikeli durumların yaşanma riskini azaltır. Psikolojik olarak su tüketimin de pek çok faydası vardır. Depresyon yaşayan bir kişi su tüketimi ile üzerindeki olumsuz duyguların uzaklaşmasını sağlamak için yardımcı olabilir.

Gerginlik, stres gibi duygular kişi kendisini susuz hissettiğinde daha şiddetli yaşanır. Su tüketimi dengeli olduğunda kişini ruh halini bu durumdan olumlu anlamda etkilenir. Su tüketiminin dengeli olması oldukça önemlidir. İhtiyaçtan fazla su tüketmek de birtakım olumsuz durumlara neden olabilir. Vücudumuz tam alması gereken miktarda su almalıdır.

K Vitamini, Karaciğer Yağlanması, Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Soğuk Algınlığı 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Soğuk Algınlığı


Soğuk Algınlığı

Soğuk algınlığı burun ve boğaz bölgesinde (üst solunum yolları) meydana gelen ve nezle de dediğimiz viral enfeksiyonlardır. Birçok insan tarafından kış mevsiminde görüldüğü düşünülür fakat her mevsimde görülebilir. Belirli bir ülkeye ya da bölgeye özel bir hastalık değildir ve bütün dünyada görülür.

Soğuk Algınlığı 2022

Soğuk Algınlığı Nedir?

Birden fazla virüs kaynaklı gözlemlenebilen soğuk algınlığı geçirildiği süreç içerisinde ağır semptomlar gözlemse de büyük zararlara sebep olmaz. Hastalık en çok mevsimsel değişiklik zamanlarda ya da aniden oluşan sıcaklık farklılıklarında ortaya çıkar.

Nezle oluşumuna neden olan 200 ve üzeri sayıda virüs keşfedilmiştir.

En sık rastlanılan nezle virüsleri şunlardır:

  • Rinovirüs
  • Koronavirüs
  • Adenovirüs
  • Respiratuar Sinsitiyal Virüs

Günlük hayatta ve dünya genelinde en çok rastlanılan nezle virüsleridir. Rinovirüs ise aralarında başı çeken virüstür. Nezle mevsim, yaş, cinsiyet ve bulunulan konum fark etmeksizin insanlar için en sık rastlanılan bulaşıcı hastalıktır. Virüsü alan kişi öksürme ve hapşırma gibi semptomlar gösterir.


Öksürük ve hapşırık ile ortaya çıkan tanecikler diğer insanlar tarafından solunduğunda nezle bulaşmış olur. Bir kişiden nezle virüsü kaptığınızda semptomlarınız 3 saate kadar görülmeye başlar ve hastalık süreci 10 gün içerisinde kendi kendine biter. Görülen semptomlar ateş, öksürme, yorgunluk, burunda akıntı, göz yaşarması ve kızarması başta olmak üzere genelde hafif seyreder. Virüsü soluduğunuzda burnunuz tıkanır ve nefes almakta zorluk oluşur.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Soğuk Algınlığı Nedenleri

Nezleye sebep olan 200’den fazla virüs türü tespit edilmiştir. Tüm dünyada en fazla görülen soğuk algınlığı virüsü ise rinovirüslerdir. Virüsü kapmış bir kişi öksürünce ya da hapşırınca virüs içeren tanecikler havaya saçılır. Sağlıklı bir bireyin virüsü kapması da göz, burun ya da ağız yoluyla olur.

Bir hasta hapşırdığında ya da öksürdüğünde havaya damlacıklar yayılır ve virüs de bu damlacıklar yoluyla insandan insana bulaşır. Direkt solunma yoluyla bulaşmasının yanında bir de temas yoluyla bulaşma olasılığı vardır.

Virüs taşıyan biriyle el ele tutuştuğunuzda, havlu, mutfak eşyası, telefon veya oyuncak gibi hasta olan kişiye ait eşyalara dokunduğunuzda virüsü kapma ihtimaliniz vardır. Soğuk algınlığı elle temas sonrasında eğer birey elini yıkamadan kendi ağız, burun ya da gözüne dokunursa virüsü bedenine aktarılmış olur.

Küçük çocuklarda eğer soğuk ortamlarda kalma süreleri gereğinden fazla olsa üşütme olasılığı yüksek olur. Her yaştan kronik bir rahatsızlığa sahip olan insanların üşütme riski daha fazladır.

Bağışıklık sistemi zayıfladığında insanlar nezle virüslerine daha açık hale gelirler. Her mevsim gözlemlenebilir fakat genelde kış veya sonbahar mevsimlerinde hastalığın görülmesi daha yüksek oranlarda meydana gelir. Zararlı madde kullanımı örneğin sigara kullanımı virüslere karşı daha duyarlı olmaya sebep olur ve hastalık daha ağır geçirilebilir. Kalabalık ortamlarda çok fazla bulunmak da virüs kapma ihtimalini yükseltir.



Soğuk Algınlığı Belirtileri

Soğuk algınlığına sebep olan virüsler vücuda giriş yaptığında semptomlar bir ile üç gün içerisinde kendisini göstermeye başlar. Soğuk algınlığı semptomları kişinin bağışıklık sisteminin direncine göre değişkenlik gösterebilir. Belirtiler ağır yaşayanlar da daha hafif atlatan bireyler de olabilir.

Hastalık belirtileri burunda tıkanma ve akıntı, boğazda ağrı, belirli aralıklarla yükselebilen hafif ateş, yorgunluk ve halsizlik, baş ağrısı, vücudun genelinde hissedilen ağrı, hapşırık, öksürük ve soluk alırken zorlanma olarak ortaya çıkar. Burun akıntısı hastalığın seyri içerisinde renk değiştirerek yeşil ya da sarı renk olabilir fakat bu daha ağır bir enfeksiyonun habercisi değildir.
Belirtileri göstermeye başlayan kişilerde genellikle 10 gün içerisinde kendiliğinden iyileşme görülür. Soğuk algınlığı geçiren kişi yine de eğer kronik bir hastalığı varsa ya da ateşi çok yükseliyorsa uzman bir doktora danışmalıdır.

Ağır belirtiler yüksek ateş olarak ortaya çıkar. Hastanın ateşi 38.5 ve daha yüksek oranda ise, ateşlenme günlerce sürerse tıbbi müdahale yapılmalıdır. Aynı şekilde boğazda yüksek derecede ağrı olursa, solunum problemi ortaya çıkarsa da kesinlikle doktor müdahalesi gerekir.

Çocuklar için ağır belirtiler yüksek ateştir. Çocuğun ateşi düşer ve birdenbire tekrar yükselirse bu ağır semptomlar gösterdiğine işarettir. Çocuğun nefes almada zorlanması, şiddetli baş ağrısı, kulak bölgesinde oluşan ağrılar, yemek yiyememe, halsizlik ve sersemlik gibi belirtiler de doktora başvurulması gerektiğini gösterir.



Soğuk Algınlığı Tanı Yöntemleri

Soğuk algınlığı belirtileri insanlar tarafından iyi şekilde bilindiği ve kolay fark edildiği için tanı konması hızlı ve kolay olur. Klasik bir nezle için doktora gitmeniz gerekmeden de kendinize teşhis koyabilir ve iyi dinlenme ile hastalığı 2 hafta gibi bir sürede tamamen bünyenizden atabilirsiniz.

Hastalığın semptomları ağır görünmeye başlarsa örneğin yüksek ateş devamlı olursa doktora başvurulması gerekir. Uzman doktor bakteriyel bir enfeksiyon oluşundan şüphelendirse tanı yöntemlerine başvurur. Normalden daha ağır geçirilen hastalık durumlarında doktorlar göğüs röntgen filmi isteyebilir. Röntgen haricinde birtakım başka test ve tahliller de yapılabilir.

Belirtiler en çok burun tıkanıklığı olarak ortaya çıktığı için solunum yollarını etkiler. Bu sebeple nezle bir tür burun iltihaplanması olarak da karşımıza çıkabilir. Soğuk algınlığı birçok virüsten kaynaklı olabildiği için test yapılmadan virüs türünü saptamak mümkün değildir.

Hasta gösterdiği belirtilere göre uzman bir doktora başvurması gerekip gerekmediğine kendisi karar verir. Belirtiler kendisini ağır gösteriyorsa hastalığın akciğere inip inmediğinin kontrol edilmesi için çekilen göğüs röntgeni kesin sonuç verir. Bronşit gibi ileri aşama soğuk algınlıkları müzminleşebilecekleri için erken müdahale önemlidir. Yaşlı bireyler ve geçirdiği başka bir hastalığı olan kişilerde soğuk algınlığının belirtileri daha ağır seyredebilir. Hamile olanların da soğuk algınlığına karşı daha dikkatli olması gerekir çünkü belirtileri ağır yaşayabilirler.



Soğuk Algınlığı Tedavi Yöntemleri

Soğuk algınlığı direkt olarak bir tedavisi bulunmayan bir hastalık olup ilaç kullanımı her zaman gerekli değildir. Hastalığın belirtiler ağır görünüyorsa uzman doktorun tavsiye ettiği ilaçlar kullanılabilir. Antibiyotik nezle virüslerinin tedavisinde etkili değildir. Eğer yapılan testler sonunda bakteriyel bir enfeksiyon oluşumu teşhis edilirse antibiyotik kullanılır.

Semptomların hafif ya da ağır olmasına göre belirtileri giderecek tedavi yöntemi uygulanır. Birçok farklı ilaç hastalığın tedavisinde kullanılabilir. Başta ağrı kesici olmak üzere ateş düşürücüler de kullanılır. Ağrı kesiciler reçetesiz olarak satılanlar da kullanım için uygundur ve pek çok insan doktora gitmeden bu şekilde kullanmayı tercih eder. Yetişkinler için ağrı kesici kullanımı daha kolaydır fakat çocuklar ya da bebekler için semptomlar nasıl olursa olsun doktor kontrolünde olmalıdır. Soğuk algınlığı doktor tavsiye ile burun açıcı spreyler de kullanılabilir fakat bu spreylerin kullanım süresi en fazla beş gündür.

Küçük çocuklar için ilaç yerine doktor kontrolünde öksürük şurubu da verilebilir. Nezlenin sebebine göre hangi ilaç kullanılacağı belirlenir. Virüs kaynaklı soğuk algınlıklarında antibiyotik kullanılmaz ve hastalığın %80 gibi bir oranı virüslerden kaynaklıdır. Geriye kalan %20 oranı ise bakteri kaynaklı soğuk algınlıklarıdır. Bu durumda da antibiyotik kullanımı başlar. Hastalık seyrinde en önemli tedavi yöntemlerinden biri dinlenme ve istirahattir. Su ve diğer sıvıların bol tüketilmesi de hastalığın iyileşme süresinde önemlidir.

Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri, Tansiyon, Mide Bulantısı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Siroz 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Siroz


Siroz

Siroz özellikle kronik olarak oluşmaya devam eden ağır bir karaciğer hastalığı ya da rahatsızlığı olarak tanımlanmaktadır.

Bu noktada bu hastalık dolayısıyla karaciğer organı üzerinde ileri derece de ve oldukça ağır hasarlar meydana gelebilmektedir. Beraberinde ise yaşamın devam edebilmesi için son derece önemli bir organ olan karaciğer de farklı sorun ve problemler de meydana gelebilmektedir.

Siroz 2022

Karaciğer organı ise özellikle kanın içinde yer alan her türlü zararlı ve toksin maddenin kandan ayrılması görevlerini de yerine getirmektedir. Bunun dışında yine düzenli ve sağlıklı vücut fonksiyonları içinde farklı görevleri olan bu organın hasar alması durumlarında ise kişiler için hayati risk taşıyan sorunlar meydana gelebilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Siroz hastalığı ise temel olarak hastalanmış olan karaciğer dokularının ilerleyen zamanla birlikte sağlıklı dokuları da hasta etmelerine bağlı olarak gelişen bir hastalık olarak da ifade edilmektedir. Karaciğer organı insan vücudu içinde kendisini yenileyip, onarabilen tek organ olma özelliğine sahip bir organ olarak tanımlanmaktadır.

Fakat farklı sebeplere bağlı olarak bu organda meydana gelen hasar ve yaraların boyutları büyüdükçe organ kendisini yenilemede yetersiz kalabilmektedir. Bu durumun sonucu olarak ise farklı görev ve işlevlerini de sağlıklı bir şekilde yerine getirememektedir. Bu durumun sonucu olarak ise bütün vücut yapısı bir bütün halinde olumsuz bir şekilde etkilenmektedir. Yine bu hastalığa bağlı ortaya çıkan birçok sorun ise temel anlamda geri döndürülemez boyutlarda olabilmektedir.

Siroz etkileri, belirtileri ve olası sonuçları bakımından kişiler için son derece tehlikeli hastalıklardan biri olarak kabul edilmektedir. Ayrıca karaciğeri bir bütün olarak etkileyen bu hastalığın erken teşhisi ise yol açabileceği zararlar bakımından da büyük önem taşıyan bir konu olmaktadır. Bu hastalığın oluşması için farklı etken ve sebepler bulunmaktadır, özellikle hepatit rahatsızlıkları ve alkoliklik ise temel olarak bu hastalığa neden olan bazı nedenler olarak gösterilmektedir.

Bu hastalığa bağlı olarak ise karaciğer organı hastalık ilerledikçe farklı tepkiler de verebilmektedir. Yine organ başlangıçta hücre sayısına bağlı olarak küçülmeye ardından da çok daha sertleşmiş bir forma dönüşmeye başlayabilmektedir. Hastalık kontrol altına alınmadığı durumlarda ise çok daha hızlı bir ilerleme gösterebilmektedir.



Siroz Nedenleri

Siroz hastalığının oluşması için ve bu hastalığın ilerlemesi farklı sebepler ve yine tetikleyici unsurlar olabilmektedir. Bu kapsam da bu hastalığın oluşumu için kabul edilen en önemli nedenlerden bir tanesi alkol kullanmanın kronik bir hale gelmesi olarak kabul edilmektedir. Aşırı derece de ve sürekli alkol alınması beraberinde bu boyutları son derece ciddi olabilen karaciğer hastalığını getirebilmektedir.

Bunun yanında özellikle bu hastalığın ilerlemesi durumunda ise karaciğer organı tam olarak iflas da edebilmektedir. Yine alkol kullanımı dışında bu rahatsızlığa neden olabildiği belirtilen farklı unsurların varlıkları da kabul edilmektedir. Bu açıdan özellikle Hepatit B ve Hepatit C gibi kronik rahatsızlıklar sonucunda da kişilerde bu ciddi karaciğer hastalığı oluşabilmektedir.
Siroz hastalığı görülen vakaların bir kısmında ise hastalık herhangi bir nedene bağlı olmadan da ortaya çıkabilmektedir. Bu türe giren hastalık türünde ise somut ya da işlevsel bir neden ortaya çıkarılamamaktadır, bu tip hastalıklara ise genel olarak

Kriptojenik hastalık ismi de verilebilmektedir.

Alkol ve diğer hastalıklar dışında şu belirtilen nedenlerde kişilerde bu hastalığın oluşmasına neden olabilmektedir;

  • Kalp yetmezliği durumu
  • Safra kesesi ve safra yollarına bağlı rahatsızlıklar
  • Karaciğer organında farklı nedenlere bağlı oluşan yağlanma
  • Otoimmün durumlar
  • Özellikle etkili ve kuvvetli ilaçların devamlı alınması
  • Bakır ve demir gibi minerallerin çok fazla alınması


Siroz Belirtileri

Siroz genel yapısı olarak çoğu vaka da ilk aşamalarda fazla belirti vermeyen bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Özellikle hastalığın ilk aşamalarında kişiler de neredeyse hiç semptom görülmemektedir. Bu tehlikeli hastalığın belirtileri ise hastalığın seyri ilerledikçe ortaya çıkmakta ve genel olarak da etkileri zamanla birlikte de artabilmektedir.

Belirtilerin derecelerinin artmasının ana nedenlerinden bir tanesi ise hastalığın ilerlemesine bağlı olarak karaciğer organında oluşan hasarın oldukça fazla artması olmaktadır. Yine erken tanı ve teşhisi son derece önemli olan bu ciddi sağlık sorununda ortaya çıkan belirtilerin takibi ve tespit edilmesi de son derece büyük önem taşımaktadır. Özellikle erken tanı ve teşhis hastalığın etkilerini kontrol altına almak için önemli avantajlarda sunabilmektedir.

Siroz hastalığına bağlı olarak ortaya çıkabilen semptomlar ise bazı durumlarda vakalar arasında farklılıklar da gösterebilmektedir. Bu nokta aynı hastalığın etkileri ve şiddeti gibi farklı kişiler arasında değişiklikler de taşıyabilmektedir.

Bunlar dışında genel anlamda bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkabilen belirtiler ise şunlar olabilmektedir;

  • Kansızlık sorunları
  • Bulantı ve kusmaların yaşanması
  • Devamlı yorgunluk ve halsizlik
  • Bacak bölgelerinde şişliklerin oluşması
  • Kaşıntı ve cildin sararması
  • Kanda pıhtılaşmama
  • Regl düzensizlikleri yaşanması
  • İştahın azalması ve kilo kayıpları yaşanması
  • Cilt yüzeyinde bölgesel kanamalar
  • Aşırı asabiyet
  • Yoğun gaz problemleri
  • Kabızlık problemi
  • Karın bölgesinde asitlere bağlı olarak aşırı şişme


Siroz Tanı Yöntemleri

Siroz hastalığının tanısı konulurken ve teşhis aşamalarında ise izlenilen farklı aşamalar ve yöntemler de bulunmaktadır. Bu noktada özellikle hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan belirtilerin tespit edilmesi ise öncelikle yapılan işlemlerin başlarında yer alabilmektedir. Bunlar dışında uzman doktorlar tarafından yapılan fiziki muayenelerde özellikle kişilerin yaşadıkları semptomların anlaşılması açısından önem taşıyabilmektedir.

Bunun dışında vakalarda kişilerin hayat ve yaşam şekilleri ile alışkanlıkları da doktorlar tarafından araştırılmaktadır. Özellikle alkol sorunları olup olmadığı konusu ise bu hastalık bakımından son derece büyük önem taşıyabilmektedir. Beraberinde bir diğer önemli konu ise kişilerin hastalık geçmişlerinin ortaya konulması olmaktadır. Bu sayede kişinin daha önce özellikle Hepatit benzeri enfeksiyon hastalıkları geçirip geçirmediği de ortaya çıkarılmaktadır.

Siroz teşhis aşamalarında özellikle karaciğer organına yönelik olarak yapılan fiziksel muayeneler ise önemli bir tutmaktadır. Bu organda yaşanan farklı şekil ve boyut değişimleri ise tanı aşamalarında yol gösterici unsurlar arasında kabul görmektedir. Fiziksel muayene ve kontroller dışında ise özellikle hastalığa net olarak tanı konulabilmesi için yapılan bazı test ve tetkik işlemleri de bulunmaktadır.

Bu sayede tüm unsurların ışığı altında uzmanlar hastalığa net ve tam olarak tanı koyabilmektedirler. Bu nokta içinde hastalara uygulanan testlerden bir tanesi ise farklı kan sayım testleri olabilmektedir. Yine değişik amaçlarla MR ve farklı görüntüleme yöntemleri de tanı aşamalarında başvurulan yöntemler arasında yer alabilmektedir. Bazı vakalarda ise uzman doktorlar daha net bir tanı koyabilmek için biyopsi seçeneklerini de uygulamaya alabilmektedirler.



Siroz Tedavi Yöntemleri

Siroz tedavi planlamasında öncelikli amaç ise karaciğerde meydana gelmekte olan hasar ve ara durumlarının durdurulması olmaktadır. Buna paralel olarak ise kişilerin yaşadıkları olumsuz hastalık belirtilerinin etkilerinin en az seviyelere indirilmesi de amaçlanmaktadır. Temel olarak ise karaciğer de meydana gelen sorunun ve yıpranmanın boyutlarına göre de hastalık üç kısma ayrılabilmektedir.

Bu noktada hastalığı ilerletecek ve hastalığın büyümesine nende olabilecek etkenlerden kaçınmak ise son derece önem verilen bir tedavi seçeneği olarak görülmektedir. Bu kapsam içinde özellikle alkol kullanımının komple bırakılması ve fazla ilaç alımlarının durdurulması gibi başlıklar da uygulanabilmektedir.

K Vitamini, Karaciğer Yağlanması, Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



En Son Eklenenler


Reflü 2022

Plastik ve Estetik Cerrahi


Reflü


Reflü

Reflü tür olarak bir sindirim sistemi hastalığı olarak da tanımlanmakta olan yemek borusu ile alakalı bir sağlık sorunu olarak açıklanmaktadır. Bu rahatsızlıkta midede yer alan maddeler farklı nedenlere bağlı olarak yemek borusu içinde yukarıya doğru hareket etmektedirler.

Reflü 2022

Bu durumun sonucu olarak ise mide organı içinde yer alan başta asitler ve diğer maddeler de yemek borusu vasıtasıyla kişilerin ağızlarına kadar ulaşabilmektedir. Devamında ise ağız içine ulaşan bu acı ve zararlı maddeler acımsı tatlara ve yine rahatsız edici yiyecek kalıntılarının hissedilmesine de neden olabilmektedir. Farklı türlerde ve etkilerde de seyredebilen bir hastalık da olabilmektedir ve etkileri de vakalarda değişik olarak gözlenebilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu



Genel Tanıtım

Reflü toplum içinde farklı kişilerde de görülebilen ve görülme sıklığı yaygın olabilen bir hastalık olarak da kategorize edilebilmektedir. Yine temel olarak mide içinden yemek borusu üzerinden ağza ulaşan sıvılar ve yiyeceklerle tanımlanmakta olan bu hastalığa bağlı semptomlarda oluşabilmektedir. Özellikle hastalığın en tipik ve ayırt edici belirtileri olarak ise ağız içine gelen acı tatlar ve benzeri rahatsızlık veren maddeler olarak belirtilmektedir.

Bu durumda kişiler ağızları içinde oluşan bu durumdan rahatsız olmakta ve beraberinde ise fiziksel olarak da sorunlar yaşayabilmektedirler. Bu sindirim sistemi eksenli hastalığın oluşması içinde farklı sebep, neden ve etkenler de bulunmaktadır. Ayrıca etkileri ve belirtileri de vakalar arasında farklılıklar gösterebilmektedir.

Reflü hastalığının oluşum nedenlerine göre ve ortaya çıkardığı sonuçlara göre de farklı türleri olabilmektedir. Özellikle yemek borusu organı içinde iç kısımda meydana gelebilen ödem durumlarına bağlı olarak da gelişebilen çeşitleri bulunmaktadır. Bu şekilde meydana gelen hastalık türüne ise Atipik ismi verilmektedir.

Oluşan bu ödem yapısı sonrasında ise hastaların özellikle boğaz kısımlarında bir yumru ya da benzeri bir unsurun varlığını hissetmeleri de olası bir sonuç olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu hastalığa bağlı olarak ortaya çıkan en yaygın belirtilerden bir tanesi ise sıklıkla meydana gelebilen göğüs ağrıları olabilmektedir. Bu nedenle ortaya çıkardığı ağrılarla bağlantılı olarak bazı durumlarda hastalar kalp sorunları yaşadıklarını da düşünebilmektedirler.



Reflü Nedenleri

Reflü beraberinde özellikle farklı sorunları ve ağız içinde oluşan acı tatlar gibi etkileri olabilen bir hastalık olarak da kategorize edilmektedir. Buna bağlı olarak hastalık mide ve yemek borusunu etkilemekte ve özellikle ilerlemesi durumlarında ise yemek borusu içinde tahriş ve zararlara neden olabilmektedir. Hastalığın ortaya çıkmasının nedenleri arasında ise Sfinkter kapağının gevşemesi ve bu sayede mide asitlerinin yemek borusu içine geçmesi de gösterilmektedir.

Özellikle bu kapağın sık ve fazla olarak gevşemeye başlaması neticesinde ise mide asitleri ve diğer maddeler kolay bir şekilde yemek borusu içinde ağza doğru yükselebilmektedirler. Bu soruna dayalı olarak ise bu hastalık meydana gelebilmekte ve beraberinde de farklı belirti ve semptomları da getirebilmektedir.



Reflü Belirtileri

Reflü rahatsızlığı ortaya koyduğu semptom ve belirtiler bakımından da farklı tür ve gruplar altına ayrılabilmektedir. Bu bağlamda belirtiler ise tipik belirtiler ve Atipik semptomlar olarak farklı kriterler altına alınıp, sınıflandırılmaktadır.

Bu kapsam içinde tipik belirtiler ise genel olarak şunlar olabilmektedir;

  • Mide içinde başlayan yanma hissi
  • Mide ekşimesi
  • Ağız içinde meydana gelen acı tatlar
  • Göğüs bölgesinde oluşan ağrılar
  • Yemeklerin ağza tekrar geri gelmesi

Özellikle hastalığa bağlı olarak sıklıkla görülen belirtilerin başında ise göğüs ağrıları gelebilmektedir. Bu durum ise hastaların öncelikle farklı hastalık ve sağlık sorunları şüpheleriyle hastanelere de başvurmalarına neden olabilmektedir.

Reflü hastalığına bağlı olarak meydana gelebilen ikinci tip belirti grubu ise Atipik belirtiler sınıflaması olmaktadır. Bu belirtilerin birçoğu ise genel olarak solunum yolları ve kulak, burun, boğaz kaynaklı rahatsızlık belirtileri ile de karışabilmektedir.

Bu kapsam altında ortaya çıkabilen bazı Atipik belirtiler ise şu şekilde maddeler halinde sayılabilirler;

  • Oluşan kuru ve devamlı öksürükler
  • Ağızda koku meydana gelmesi
  • Ses kısılmaları
  • Diş çürümeleri
  • Sinüzit kaynaklı sorunlar yaşanması

Bu hastalık devam etmesi ve ilerlemesi durumunda ise özellikle kronik olabilecek bazı farklı hastalıklara da neden olabilmektedir. Solunum yolu hastalıklarından akciğer kaynaklı hastalıklara kadar farklı birçok hastalığın oluşması için de zemin hazırlayabilmektedir.



Reflü Tanı Yöntemleri

Reflü hastalığının tanı ve teşhis noktalarında özellikle uzman doktorlar meydana gelen belirtileri ve yol açtıkları şikâyetleri de dikkate almaktadırlar. Ama bu unsur genel olarak her vakayı kapsayan bir teknik ve yöntem de olmamaktadır bazı hastalarda hastalığa ait belirtiler de bulunmamaktadır. Bu kapsam da fiziksel muayene ve gözlem aşamaları ise her hasta için uygulanan tanı prosedürleri içinde de yer alabilmektedir.

Yine fiziksel muayene dışında ise özellikle organ durumlarını görmek ve tanıyı koymak adına ise farklı tıbbi teknik ve uygulamaları da kullanılmaktadır. Bu kapsamda bu amaçla kullanılan tıbbi tekniklerden bir tanesi ise Gastroskopi olmaktadır. Bunun dışında ise uygun görülmesi durumlarında farklı teknik ve yöntemlerde tanı için devreye sokulabilmektedir.



Reflü Tedavi Yöntemleri

Reflü hastalığı yine hayat tarzı ve beslenme alışkanlıkları ile de yakından ilgisi olan bir hastalık olarak da ifade edilmektedir. Bu kapsam altında tedavi seçeneklerinin içinde genel anlamda hayat tarzı değişiklikleri gibi uygulamalar da girebilmektedir. Yine tedavi için doktorun karar vermesine bağlı olarak tedaviyi hızlandırıcı etkisi olan ilaçların kullanılması da çoğu zaman girebilmektedir.

Özellikle verilen ilaçların düzenli ve zamanlarına uygun olarak alınması ise tedavinin başarılı sonuç vermesinde etkin önemi olan unsurlar olarak ön plana çıkmaktadır. Bu kapsam içinde hem beslenme ve hayat şekli değişiklikleri hem de gerekli ilaçlarla tedavinin tam olarak yapılamaması durumlarında ise devreye ameliyat seçeneği de girebilmektedir.



Reflüye Neler İyi Gelir

Reflü hastalığının ortaya koyduğu zararları önlemek için ve etkilerini ortadan kaldırmak için yapılması gereken bazı şeyler de bulunmaktadır. Bu kapsam içinde bireylerin kesinlikle uzun saatler boyunca aç olarak durmamaları da son derece önemli bir hususu oluşturmaktadır. Yine yemek yerken yutmadan önce her lokmanın son derece fazla çiğnenmesi de hastalığın belirtilerinin engellenmesi konusunda işe yaramaktadır.

Yine bu hastalığa sahip olan hastaların yemek yerken sıvı içmemeye de özenle dikkat etmeleri gerektiği belirtilmektedir. Özellikle üzerinde durulan ve önem verilen önemli bir konu da kişilerin asla tok karnına uykuya yatmamaları konusu olmaktadır. Yine uykuya yatmadan en az iki ya da üç saat önce yemek yenmesi de uzmanlar tarafından önerilen konu başlıkları içinde yer tutmaktadır.

Nasıl Beslenilmeli

Reflü hastalığı olan kişiler özellikle bazı besin ve gıdalardan uzak durarak gelişebilecek atak ve belirtileri son derece azaltabilmektedirler. Bu kapsamda mide kapağının açık kalması sonucu asitlerin yemek borusuna geçmesi olarak şekil bulan hastalıkta beslenme ve seçilen gıdalarda son derece önemli olabilmektedir.

Yine hastalığa uygun olarak düzenlenecek beslenme şekilleri ile de hastalar mevcut hastalıklarını kendi kontrolleri altına da alabilmektedirler.

Temel olarak ise özellikle şu besinlerden uzak durulması önerilmektedir;

  • Aşırı yağlı besinler
  • Çikolata ve çikolata içeren gıdalar
  • Baharatlı yemek ve gıdalar
  • Alkol ve türevi içkiler
  • Kahve ve kafein
  • Gazlı özelliklere sahip olan tüm içecekler
  • Sarımsak ve soğan gibi sebzeler
  • Turşu ve turşu içeriğinde olan gıdalar

K Vitamini, Karaciğer Yağlanması, Vaskülit, Trombosit, Tiroid hastalıkları ve tiroid nodülleri





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp