Mideye-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Mideye Hangi Bölüm Bakar?

Mideye-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Mideye Hangi Bölüm Bakar? Mide hastalıklarına bakan bölümler, iç hastalıklarından sorumlu dahiliye ve gastroentoloji olarak sıralanmaktadır. Mide problemi yaşayan kişiler, ilk olarak dahiliye bölümüne gitmelidir. Dahiliye bölümünde yapılacak test ve muayenelerin ardından, hekimler tarafından gerekli görülmesi durumunda gastroenteroloji kliniğine sevk yapılacaktır. Mide ağrısı gibi temel bir sebeple kendisini belli eden mide hastalıkları, birbirinden farklı sebeplerle ortaya çıkabilir. Mide hastalıklarının erkenden teşhis edilmesi, ileri seviye hastalıkların oluşumunu engelleyecektir. Mideye bakan bölümler, gerekli durumlarda mide içini incelemek için endoskopik cihazlara başvurabilirler.


Gastrit Nedir, Özellikleri Nelerdir?

Mide gastriti gelişimi, akut ve kronik olarak iki ayrı başlık altında incelenmektedir. Midenin iç kısmında bulunan koruma tabakasında iltihaplanma meydana geldiğinde, gastrit problemi ortaya çıkmaktadır. Mide asidinin, mideyi koruyucu mukozayla temas etmesi sonucunda ortaya çıkan yıpranmalar, midede gastrit oluşumuna yol açmaktadır. Akut ve kronik olarak ikiye ayrılan gastrit türleri, aşağıda detaylı şekilde açıklanmıştır:

Akut Gastrit: Hemen belirti gösteren ve bir anda ortaya çıkan gastrit türüdür. Mide ağrısının yanında, belli bölgede şiddetli karın ağrısına sebep olmaktadır. Ağrıyan bölgeye baskı yapıldığında, ağrının daha da şiddetlendiği görülür. Tedavisi kolay ve hızlıdır.

Kronik Gastrit: Uzun süre anlaşılamayan ve sinsice ilerleyen gastrit türüdür. Tedavi edilmediğinde mide ve bağırsak ülserine yol açmaktadır. Tedavi süresi geciktirildiğinde, mide kanserine varana kadar ilerlemekte ve mideyi tahrip etmektedir.

Mide Hastalıkları Bilgi Formu

Mide Ağrısının Sebebi Nelerdir, Mide Ağrısı Nasıl Gelişir?

Mide ağrısının nedenleri, fiziksel ya da psikolojik durumlara bağlı olabilir. Mide ağrısı oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

Kabızlık sorunları
Hazımsızlık
Gastroenterit
Midede gelişen enfeksiyonlar
İrritabl bağırsak sendromlarının gelişimi
Çok hızlı yemek yemek
Gereğinden fazla yemek yemek
Besin zehirlenmesi
Aşırı stres ve gerginlik
Fazla kilolu olmak

Mide ağrısı, kendisini karın krampları ve sancılarla belli etmektedir. Çok ciddi sayılmayan mide ağrısı, bazı durumlarda önemli mide hastalıklarının belirtisi sayılabilir. Nadir görülen mide ağrıları, genellikle akut problemler sonucu ortaya çıkmakta ve kısa sürede kaybolmaktadır. Ancak sürekli tekrarlanan ve kronik olarak şiddetini artıran mide ağrıları, ciddi hastalıkların habercisi sayılabilir. Kronik mide ağrısı sorunu yaşayan kişiler, iç hastalıkları uzmanına başvurmalı ve şikayetlerini bildirmelidir.

Mide Gastriti Belirtileri ve Etkileri Nelerdir?

Gastrit bulguları, akut gastrit ve kronik gastrit türlerine göre iki ayrı kategoride incelenmektedir. Mide gastriti belirtilerinin, gastrit türüne göre dağılımı aşağıda sıralanmıştır:

Akut Gastrit Belirtileri:
Sırt ve omuz ağrıları
Mide bulantısı ve kusma
İştah kaybı
Sürekli geğirme
Karnın tok olması hissi
Karında şişlik hissi
Kahve telvesine benzer şekilde ya da kanlı şekilde kusma
Dışkıda kan bulunması
Siyah renkli dışkı
Midede ekşime görülmesi

Kronik Gastrit Belirtileri:
Karında şişkinlik hissi
Dolgunluk hissi
Sürekli geğirme

Kronik gastrit sorunu yaşayan hastalarda, her zaman belirti görülmemekte, görülen belirtiler de oldukça düşük seviyede gerçekleşmektedir. Kronik gastrit erken dönemde teşhis edilmediğinde, daha kapsamlı hastalıklara yol açmaktadır.

Mide Ülseri Nedir, Nasıl Oluşur?

Midede ülser gelişimi, kronik gastrit probleminin erken dönemde tedavi edilmemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Mide asidinin sebep olduğu mide ülseri, midede delik şeklinde yara açılmasına sebep olmaktadır. Mide ülserini tetikleyen etken, Helicobacter Pylori ismindeki mikroptur. Sürekli aspirin kullanımı, NSİ ilaçların kullanımı, antiromatizmal ilaçların kullanımı ve genetik faktörler başta olmak üzere, birbirinden farklı etkenler sonucu mide ülseri oluşabilir. Kortizon ilaçlar, stres, sürekli sigara tüketimi, alkol tüketimi, çok fazla kahve içilmesi ve çevre kirliliği sonucu oluşan bakteriler, mide ülserinin tetikleyici nedenleridir. Mide ülserinin tedavi edilmemesi, midede ve onikiparmak bağırsağında kanser oluşumuna yol açacaktır. Üst sindirim sisteminde meydana gelen kanamalar, mide delinmesi, mide kanaması ve tıkanma sorunları, mide ülseri sebebiyle oluşmaktadır.

Mide Ülseri Belirtileri Nelerdir?

Mide ülserinin bulguları, üst karın bölgesinde ortaya çıkan kemirme ve yanma hisleridir. İki yemek öğünü arasında kendini belli eden bu sorunlar, geceleri uykudan uyanılmasına sebep olabilir. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, mide ülseri kaynaklı oluşan karın ağrıların ritmi artacaktır. Mide asidini ve yanmalarını azaltan çiğneme tabletleri alındığında, ortalama 1 saat boyunca ağrı hissi yaşanmayacaktır. Üst karında meydana gelen ağrılarla birlikte, bulantı ve kusma sorunları da görülmektedir. Hastalar kustuklarında, karında görülen sanrı ve ağrılar yok olmakta, sonradan kendini yenilemektedir. İştahsızlık oluşumu ve kilo kaybı da mide ülserinin tipik bulguları arasında yerini almaktadır.

Mide Reflüsü Özellikleri ve Nedenleri Nelerdir?

Reflü oluşumu, midedeki asidin yemek borusundan yukarı doğru çıkmasıdır. Özellikle yemekten sonra görülen mide asidi kaçması, reflüyü tetikleyen besinlerin tüketimiyle etkisini artırmaktadır. Yemek borusuna mide asidinin gelmesinin yanında, yenen yemeklerin bir kısmı ve midenin acı suyu da gelmekte ve ağızda kötü bir tat bırakmaktadır. Reflüye sebep olan faktörler şunlardır:

Çok baharatlı besinlerin tüketilmesi
Çikolata ve kakao tüketimi
Alkol ve uyuşturucu kullanımı
Sigara kullanımı
Taze sıkılmış meyve suyu
Asitli içecekler
Paketli gıdalar
Çay ve kahve tüketimi

Belirtilen etkenlere bağlı olarak gelişen reflü, kendisini öksürük, hıçkırık, mide bulantısı, kusma, geğirme, ses kısıklığı, boğaz ağrısı ve diş çürüklüğüyle belli etmektedir. Midede oluşan reflü belirtileri, ülkedeki insanların %20’sinde meydana gelmektedir. Genellikle gastrit sorunu olan kişiler, kendilerinde reflü olduğunu zannetmektedir. İki hastalığın belirtileri benzese de etkileri birbirinden farklıdır.

Mide Kanseri Nedir, Nasıl Oluşur?

Mide kanseri oluşumu, dünya genelinde en fazla karşılaşılan 4 kanser türünden bir tanesidir. Mide kanserinin başlıca nedenleri, kronik gastrit ve ülser problemleridir. Mide mukozasında gelişen kötü huylu tümörlerin artmasıyla oluşan mide kanseri, sindirim sistemi organlarına da yayılmaktadır. Kanserin tedavisi için kemoterapi ve ameliyat uygulamaları kullanılmaktadır. Aşırı sigara ve alkol kullanımı, ülseri ve gastriti tetikleyici türde beslenme, bağışıklık sisteminin güçsüz olması, mide kanserine yol açan temel faktörler arasındadır. Mide kanserinden korunmak isteyen kişilerin, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığını benimsemesi gerekir.

Mide Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Mide kanserinin bulguları, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

Asidite ve geğirme sorunları, mide kanserinin temel belirtileri arasında yer almaktadır.
Midede doluluk hissi yaşanması, yemek yerken anında doyma hissi gelmesi, kilo kaybı yaşanması ve uzun süre tokluk hissi oluşması, mide kanseri belirtileri arasındadır.
Mide içi kanamalara sebep olan mide kanseri, kan değerlerini düşürmekte ve yüzün daha soluk görünmesine yol açmaktadır.
Vücutta kan pıhtısı oluşumuna sebep olan mide kanseri, aniden göğüste sıkışma hissi yaşanmasına, nefes darlığına ve bacaklarda şişlik oluşmasına yol açmaktadır.
Mide bulantısı ve yemekleri yutmada zorluk yaşanması, mide kanserinin bir diğer bulgusudur.

Mide Hastalıkları Nasıl Teşhis Edilir?

Mideye Hangi Bölüm Bakar? Mide muayenesi aşamasında, elle muayene ve endoskopi uygulamaları kullanılmaktadır. Mide içindeki tüm hastalıkların teşhis edilmesini sağlayan endoskopi yönteminde, yemek borusundan aşağı kameralı bir hortum salınmaktadır. Yemek borusunu ve mide içini kontrol eden bu kamera sayesinde, mide içinde gelişmiş tüm hastalıklar tespit edilmektedir. Endoskopiyle mide hastalıkları teşhisi yapılmadan önce uzmanlar tarafından hastaların sağlık geçmişi taranmakta ve yaşanan bulgular incelenmektedir. Mide hastalıklarının sebep olduğu bulgulara rastlandığında, endoskopi uygulamasıyla hastalıkların kaynağı tespit edilecektir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Mide-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Mide Ağrısına Hangi Bölüm Bakar?

Mide-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Mide Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı için gidilmesi gereken bölümler, iç hastalıkları ve gastroenterolojidir. Mide ağrısı ve buna benzer ağrılarla karşılaşan kişiler, ilk olarak dahiliye yani iç hastalıkları bölümüne gitmelidir. İç hastalıkları uzmanına, yaşanan tüm sorunlar ve belirtiler hakkında detaylı bilgi verilmelidir. Uzmanlar tarafından gerekli inceleme ve muayeneler yapıldıktan sonra, mide rahatsızlığının sebebi anlaşılmaktadır. İhtiyaç halinde, mide hastalığının detaylarına inilmesi için dahiliye uzmanı tarafından gastroenteroloji bölümüne yönlendirme yapılmaktadır. İç hastalıkları uzmanının teşhis ettiği hastalıklar için derhal tedaviye başlanmakta ve mide ağrısının sonlanması sağlanmaktadır.


Mide Hastalıkları Nasıl Muayene Edilir?

Mide hastalıklarının teşhisi için gerçekleştirilen muayenelerde, hastaların şikayetlerine göre şekillenmektedir. İç hastalıkları uzmanı, gelen hastanın şikayetlerini ve mide ağrısına sebep olan faktörleri hastadan dinlemektedir. Midede ortaya çıkan belirtiler ve kişilerde oluşan rahatsızlıklar değerlendirildikten sonra, hastaların sağlık geçmişi ve kullanılan ilaçlar hakkında bilgi alınacaktır. Hasta hakkında detaylı bilgi edinen hekimler, hastalıkların ana kaynağını tespit etmek için elle muayene yapacaktır. Karın bölgesine baskı uygulayan hekimler, hastaların tepkilerine göre farklı testler talep edecektir. Midede yer alan hastalıkların detaylı şekilde görüntülenmesi için endoskopik görüntüleme sistemi kullanılacaktır. Mide Ağrısına Hangi Bölüm Bakar sorusunun yanıtı olan iç hastalıkları ve gastroenteroloji bölümlerinde muayene yapılmaktadır.

Mide Ağrısı Bilgi Formu

Mide Ağrısına Sebep Olan Durumlar Nelerdir?

Mide ağrısının sebepleri arasında yerini alan durumlar, aşağıda detaylıca sıralanmıştır:

Kabızlık ve hazımsızlık
Aşırı kilolu olma
Çok yemek yeme
Gastornterit
İrritabl bağırsak sendromu gelişimi
Çok hızlı yemek yemek / yemekleri çiğnemeden yutmak
Mide ve bağırsaklarda gelişen enfeksiyonlar
Bakteri kaynaklı gelişmiş enfeksiyonlar
Vücuda yerleşen virüsler
Midenin tahriş olması
Midede iltihap oluşumu
Gıda zehirlenmesi yaşanması
Aşırı stres ve gerginlik

Belirtilen etkenler sebebiyle, midede ağrılar görülmektedir. Mide ağrısına sebep olan etkenler belirlendikten sonra, rahatsızlığın ortadan kalkması için gerekli tedavi yöntemleri uygulanacaktır. Midede ekşime, asitli reflü oluşumu, gaz çıkarma gereksinimi, şişkinlik hissi, nefes kokusu, sürekli tekrarlanan hıçkırık ve öksürükler, mide ağrısının belirtileri arasında yerini almaktadır.

Hangi Hastalıklar Mide Ağrısına Yol Açar?

Mide hastalığı çeşitleri ve bu hastalıkların özellikleri, aşağıda detaylarıyla ele alınmıştır:

Gastoözofageal Reflü: Mide ağrısına yol açan reflü, aynı zamanda midede ekşime, yanma, yemek borusuna safra gelmesi ve kuru öksürük gibi çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilir. Reflü oluşumunu tetikleyen besinlerin tüketimi arttıkça, mide ağrısı ve reflü belirtileri de etkisini artıracaktır.
Gastrit: Yemekten sonra yaşanan şişkinlik, mide bulantısı ve mide ağrısına sebep olan gastrit, kronik ve akut olarak iki ayrı kategoride incelenmektedir.
Helicobacter Pylori Enfeksiyonu: Mide asidinde yaşamını devam ettiren bakteri türü sebebiyle, midede enfeksiyonlar ortaya çıkmaktadır. Mide ülserinin de başlıca kaynağı olan Helicobacter Pylori, midede ağrı, yanma, ekşime, şişkinlik, bulantı ve ishal gibi etkilerle kendini göstermektedir. Mide ağrısında sebep olan başlıca durumlardan bir tanesi de Helicobacter Pylori enfeksiyonudur.
İlaç Kullanımı: Sürekli ilaç kullanan kişilerde, mide mukozası zarar görmekte ve mide ağrısı gibi etkiler ortaya çıkmaktadır.
Düzensiz Beslenme: Beslenme düzensizliği ve sağlıksız beslenme gibi durumlar, mide hastalıklarının asıl kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Özellikle çölyak hastası olan kişiler, glüten içerikli besinleri tükettikleri zaman mide ağrısı yaşamaktadır.

Gastrit Nedir, Kaç Çeşit Gastrit Türü Bulunmaktadır?

Midede gastrit oluşumu, oldukça sık karşılaşılan mide hastalıklarından bir tanesidir. Akut ve kronik olarak iki ayrı kategoride ele alınan gastrit hastalığının özellikleri, aşağıda tüm detaylarıyla yerini almaktadır:

Akut Gastrit: Bir anda ortaya çıkan ve genellikle kendiliğinden kaybolan gastrit türüne, akut gastrit adı verilmektedir. Midede ağrıyan bölgeye dokunulduğunda ya da elle baskı yapıldığında, bölgede ağrılar meydana gelmektedir.
Kronik Gastrit: Uzun süre herhangi bir belirti vermeyen kronik gastrit, sinsi şekilde ilerlemekte ve hastalara zorlu süreçler yaşatmaktadır. İleri evrede kendini ortaya çıkarak kronik gastrit, tedavi edilmediğinde ülser ve kansere yol açabilir.

Gastrit Oluşumu Belirtileri Nelerdir?

Gastrit bulguları arasında yerini alan faktörler, akut ve kronik gastrite göre değişiklik göstermektedir. Akut ve kronik olarak ikiye ayrılan gastrit oluşumu belirtileri, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

Akut Gastrit Belirtileri:
Sırt bölgesinde ağrı ve krampların oluşması
Mide bulantısı ve kusma
İştah kaybı
Sürekli geğirme
Karnın dolu olduğu hissi
Karnın şişmesi
Kahve telvesine benzer şekilde kusma
Kanlı şekilde kusma
Dışkının kanlı olması
Dışkının siyah renkli olması

Kronik Gastrit Belirtileri:
Geğirme
Karında doluluk hissi oluşumu
Midede şişkinlik oluşumu

Kronik gastrit, akut gastrite kıyasla daha az belirti göstermektedir. Akut gastritten daha tehlikeli olan kronik gastrit, belirli evreye gelene kadar herhangi bir belirti göstermeyebilir. Akut ve kronik gastrit belirtilerinden herhangi birini fark eden kişiler, derhal iç hastalıkları uzmanından randevu almalıdır. Özellikle kronik gastritin tedavi edilmemesi ya da ileri seviyeye gelene kadar fark edilmemesi, midede ülsere, kansere ve onikiparmak bağırsağı kanserine yol açabilir.

Reflü Nedir, Nasıl Oluşur?

Reflü oluşumu, mide öz suyunun patolojik biçimde yemek borusundan yukarı çıkması ve tüm yemek borusunda yanma hissi uyandırmasıdır. Gün içinde tüketilen besinlerin tadı ve mide acı suyu, kişilerin ağzına ve boğazına gelmektedir. Günlük yaşamı etkileyen reflü, özellikle tetikleyici besinlerin tüketilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Göğüs kafesinde ve midede yanma şikayetleriyle hekimlere başvuran hastalar, beslenme düzenlerini kontrol altında tutarak reflü şikayetlerinden kurtulabilirler. İnsanların %20’sinde görülen reflü problemi, en yaygın mide hastalıklarından bir tanesidir. Mide öz suyunun ve mide asidinin kontrol altında tutulması için reflüyü tetikleyen besinlerden uzak durmak gerekir.

Reflünün Oluşum Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir?

Reflü bulguları, hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Gastritle sıkça karıştırılan reflünün oluşum sebepleri ve belirtileri, aşağıda listelenmiştir:

Çikolata ve kakao tüketimi reflüyü tetiklemektedir.
Asitli içecekler içildiğinde, reflü oluşumu artmaktadır.
Sigara ve alkol kullanan kişiler, normal kişilere göre daha sık reflü problemi yaşamaktadır.
Taze sıkılmış meyve suları ve asit ağırlıklı meyvelerin tüketimi, mide asidini artırmakta ve Reflüye sebep olmaktadır.
Kahve ve çay tüketimi, reflünün başlıca sebepleri arasındadır.
Aşırı stres ve gerginlik gibi psikolojik problemler, reflü oluşumuna sebep olan faktörler arasında yer almaktadır.
Çok fazla baharatlı gıdaların tüketilmesi, mide öz suyunu hareketlendirmekte ve reflüyü tetiklemektedir.
Reflü oluşumunu tetikleyen faktörler sonucunda, hastalarda ses kısıklığı, nefes kokusu, göğüs kafesi ve mide borusunda yanma, karında şişlik, diş çürüğü, boğaz ağrısı ve ağza acı su gelmesi gibi belirtilerle karşılaşılmaktadır.

Mide Ülserinin Özellikleri Nelerdir, Mide Ülseri Nasıl Gelişir?

Midede ülser oluşumu, özellikle gastrit tedavisinde geç kalındığı zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Helicobacter Pylori bakterisinin mideye yerleşmesi ya da NSİ içerikli aspirin ve benzeri ilaçların sürekli tüketilmesi, midede ülser oluşumuna yol açacaktır. Mide ülseri, mide duvarında delinmelere bağlı yaralar anlamına gelmektedir. Mide delinmesine kadar giden mide ülseri, tedavide geç kalınması durumunda kansere sebep olabilir. Kortizon ilaçların sıkça tüketimi, aşırı stres hali, düzensiz beslenme, kahve tüketimi, sigara ve alkol tüketimi gibi etkenler, mide ülserini tetiklemektedir. Ülserin görülme yaşı, 30 ila 50 aralığında değişse de genç yaştaki kişilerde de mide ülserine rastlanması söz konusudur.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Şeker-Hastalığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Şeker Hastalığına Hangi Bölüm Bakar?

Şeker-Hastalığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Şeker Hastalığına Hangi Bölüm Bakar, Şeker hastalığı tanısının yapıldığı bölüm, İç Hastalıkları bir diğer adıyla Dahiliye birimi olarak bilinmektedir. Şeker hastalığına bakan bölüm aynı zamanda kan değerleri ile ilgili pek çok hastalığı gözlemleyebildiği için şeker hastalığının takibi iyi bir biçimde yapılabilmektedir.

Şeker hastalığı vücudun farklı organlarında da etki oluşturması nedeniyle, doktor tarafından detaylı inceleme gerektirmektedir. Mide, bağırsak vb. iç organlarda ve kan değerlerinde oluşan değişimler, şeker hastalığının nedeni olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple Dahiliye uzmanları, şeker hastaları için detaylı tetkiklerin yapılmasını istemektedir.


Şeker hastalığı, farklı tiplerde görülmek üzere dörde ayrılmaktadır. Tip1 Diyabet, Tip2 Diyabet, Gebelik Şekeri, Özel Diyabet olarak bilinen şeker hastalıklarının farklı belirtileri ve tedavi yöntemleri olduğu bilinmektedir.

Şeker hastalığı türlerinin kendi içlerinde seviyeleri bulunmaktadır. Bu seviyeler, tanı ve tedavi yöntemleri içerisinde belirleyici olmaktadır. Şeker hastalığının başlangıç seviyesi ve ilerlemiş bir şeker hastasının tedavi süreci farklılıklar içermektedir.

Şeker Hastalığı Bilgi Formu

Şeker Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Şeker hastalığını nedenleri, çevresel faktörler ve genetik faktörler olarak ikiye ayrılmaktadır. Her iki faktör de göz önünde bulundurularak ortaya çıkma nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır:

Aile üyelerinden birinde şeker hastalığının görülmesi, başlıca nedenler arasında yer almaktadır.
Beslenme düzenine dikkat edilmemesi, aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerin tüketilmesi şeker hastalığına neden olabilmektedir.
Aşırı kilo ve hareketsiz yaşam da şeker hastalığının ortaya çıkmasını tetikleyen unsurlar arasında yer almaktadır.
Kortizon içerikli ilaçlar, tansiyon problemleri gibi farklı hastalıklar sonucu da şeker hastalığı ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerin çoğu Tip 2 Diyabet olarak bilinen şeker hastalığının belirtileri arasında bulunmaktadır. Tip 1 Diyabet hastalığı ise doğrudan bağışıklık sistemi ile ilgili olmaktadır. Yani vücutta oluşan farklı bir tahribat sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir.
Şeker hastalığının genetik faktörler ve hastalıklar dışındaki nedenleri çoğunlukla beslenme ile ilişkili olmaktadır. Beslenme düzeninin sağlıklı içerikler sunmaması, aşırı kilo oluşturacak şekilde beslenilmesi, egzersiz yapılmaması sonucu şeker hastalığına yakalanma riski oldukça yüksektir.

Şeker Hatalığı Belirtileri Nelerdir?

Şeker hastalığının belirtileri, kişilere ve diyabet türlerine göre değişiklik gösterse de ortak olarak belirlenmiş bazı belirtiler bulunmaktadır. Bu belirtilerin sıralaması şu şekilde yapılmaktadır:

Sık sık idrara çıkma isteği
Ağız kuruluğu nedeniyle çok fazla su içme isteği
Cilt dokusunda oluşan yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı bir dokuya dönüşmesi
Vücutta oluşan enfeksiyonların uzun süreli olması
El ve ayaklarda oluşan karıncalanma hissi
Acıkma halinde çok güçsüz kalınması

Bu belirtilerin bir arada görülmeye başlanması, şeker hastalığının oluşma habercisi olabilmektedir. Bilinen belirtilerin iki haftadan fazla süreyle devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurularak şeker ölçümlerinin yapılması gerekmektedir.
Şeker hastalığına bakan bölüm olarak bilinen Dahiliye bölümünden hem açlık şekerinin hem de tokluk şekerinin ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçümler sonucunda görülen değerlere göre doktor tarafından gerekli yönlendirmeler yapılmaktadır.

Tip 2 Diyabet Risk Grubu Kimlerdir?

Tip 2 Diyabet görülme riski yüksek olan kişiler, diğer şeker hastalığı türlerinden farklı olarak yaşamsal aktiviteler konusunda hassasiyet göstermeyen kişiler olarak bilinmekte ve şu şekilde sıralanmaktadır:

Aşırı kilo problemi olan kişiler, Obezite tanısı alanlar
Yüksek tansiyon hastası olanlar
Kötü kolesterol seviyesi yüksek olanlar
İyi kolesterol seviyesi düşük olanlar
Hareketsiz bir yaşam sürenler
Polikistik Over sendromu bulunanlar
Gebelik şekerinin gebelik sonlandırılmasına rağmen devam edenler
İnsülin direnci tanısı alanlar

Bu kişiler şeker hastalığı risk grubu içerisinde yer almaktadır. Risk grubu olarak belirtilen kişiler, hastalığa yakalanma olasılığı diğer kişilerden daha fazla olanlar olarak belirtilebilmektedir.

Şeker hastalığı risk grubunda bulunanların, düzenli olarak şeker seviyelerini ölçtürmeleri gerekmektedir. Herhangi bir belirtiye gerek kalmadan, rutin Dahiliye muayeneleri esnasında şeker kontrolünü de talep etmeleri önerilmektedir.

Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet Farkları Nelerdir?

Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabet farklılıkları, hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve belirtiler üzerinden görülmektedir. Bilinen bazı farklılıklardan şu şekilde söz edilmektedir:

Tip 1 Diyabet, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında görülmeye başlarken; Tip 2 Diyabet daha ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan bir hastalıktır.
Tip 1 Diyabet, bağışıklık sistemi ile ilgili bir problem sonucu oluşurken; Tip 2 Diyabet, çoğunlukla yaşamsal aktivitelerin iyi düzenlenmemesi sonucu oluşmaktadır.
Tip 1 Diyabet, belirtileri daha ağır görülürken; Tip 2 Diyabet belirtileri çoğu zaman artış gösterene kadar fark edilmemektedir.
Bu farklılıklar göz önünde bulundurularak Tip 1 Diyabet hastalığının diğer diyabet türlerinden daha ciddi bir tedavi yöntemi gerektirdiği bilinmektedir. Bu süreçte yalnızca tedavi değil, aynı zamanda beslenme desteğinin de alınması gerekmektedir.
Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet hastalıklarının ortak özellikleri ise her ikisinin de bir beslenme koçluğu gerektirmesi, her öğünde yenen besinlerin içeriklerine mutlaka dikkat edilmesi, paketli gıdalardan uzak durulması olarak bilinmektedir.

Şeker Kontrol Testleri Nelerdir?

Şeker hastalığının tanısına yönelik yapılan testler, açlık testi ve tokluk testi olarak ikiye ayrılmaktadır. Şeker hastalığına yönelik tam tanının konulabilmesi için kişilerin açlık kan şekerlerinin ve tokluk kan şekerlerinin ayrı ayrı ölçülmesi gerekmektedir.
Açlık kan şekerinin normal değerlerinin 70 ile 100 arasında olduğu bilinmektedir. Bu değerlerin üstünde olması yüksek şeker, altında olması da düşük şeker belirtisi olarak ifade edilmektedir.
Şeker yükleme testi olarak bilinen Oral Glikoz Tolerans ise, ikinci aşama test olarak bilinmektedir. Açlık şekerinin beklenen değerlerden yüksek çıkması halinde uygulanmaktadır. Yemek yenmesinin ardından 2 saat sonra ölçüm yapılmasını gerektirir. Glikoz seviyesinin ortalama 200 ve üzerinde görülmesi, şeker hastalığının habercisi olmaktadır.
Şeker kontrol testleri, sağlık ocaklarında ve eczanelerde de yapılabilmektedir. Fakat bu yerlerde yapılan şeker testleri yalnızca açlık kan şekeri testi olmaktadır. Oral Glikoz Tolerans testinin hastanelerde yapılması önerilmektedir.

Şeker Hastalığının Tanı ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Şeker hastalığının tanı ve tedavi yöntemleri, öncelikle şeker testlerinin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Şeker testlerinde belirtilen herhangi bir durum olmaması halinde şeker tedavileri uygulanmamaktadır.  Şeker değerlerinin beklenen sınırlardan farklı çıkması halinde öncelikle beslenme düzeninin iyi bir biçimde oluşturulması gerekmektedir. Bunun akabinde şeker ölçümlerine devam edilerek, birkaç ilaç takviyesi ile normal değerlere ne zaman ulaşılacağı kontrol edilmektedir.

Şeker Hastalığına Hangi Bölüm Bakar sorunun yanıtı olan Dahiliye doktoru tanı ve tedavide sıralı yöntemler izler. Şeker hastalığına yönelik yapılan ilk tedavi yönteminin sonuç vermemesi halinde insülin kullanımına başlanmaktadır. İnsülin, vücudun şeker dengelemesini yaptığı için beslenme öncesinde insülin kullanılarak şeker hastalığının belirtileri engellenebilmektedir.  İnsülin kullanımı, kişilerin şeker değerlerine ve hastalığın seviyesine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin günde iki defa insülin kullanması gerekenlerin, en az 12 saat arayla insülin kullanmaları gerekmektedir.

İnsülin kullanımında dikkat edilmesi gereken konulardan birisi de doktor kontrollerinin aksatılmaması olarak bilinmektedir. İnsülin ilaçlarının içerisinde yan etki barındıracak etken maddeleri bulunabildiği için doktor önerisi olmadan kullanmak sakıncalı olabilmektedir.

Şeker hastalığına bakan bölüm olarak bilinen Dahiliye bölümünden, insülin kullanımı ile ilgili öneriler alınabilmektedir. Bu öneriler dahilinde insülin kullanımlarının düzenli bir biçimde yapılması şeker hastalarının yaşam kalitesi için önemli olmaktadır.

İnsülin kullanımı, şeker değerlerinin normal seviyelere ulaşması ile sonlandırılabilmektedir. Fakat bu sonlandırma kararının doktor tarafından verilmesi gerekmektedir. Aksi durumlarda hastalığın sürüyor olması, şeker koması riskini beraberinde getirebilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Karın-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Karın Ağrısına Hangi Bölüm Bakar?

Karın Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Karın ağrılarının teşhisini yapan bölüm, çoğunlukla Dahiliye (İç Hastalıkları Bölümü) olarak bilinmektedir. Karın ağrısına bakan bölüm ihtiyaca göre farklı uzmanlık dallarına yönlendirme yapabilmektedir. Mide ve kasılmalarla ilgili bir durum olması tespit edildiğinde Gastroentroloji bölümüne de yönlendirme yapılabilmektedir.
Karın ağrıları vücudun farklı bir yerinde oluşan hastalıkların habercisi olabildiği gibi, karın bölgesinde kalan iç organlarla ilgili bir hastalığın da habercisi olabilmektedir. Bu sebeple öncelikle karın bölgesinin gerekli tetkiklerden geçirilmesi gerekmektedir.
Karın ağrısı ve mide ağrıları çoğunlukla birbirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple karın ağrısı çekenlerin hangi bölüme gidecekleri konusunda kararsızlık yaşamaları söz konusu olmaktadır. Karın ağrısının yanı sıra gözlenen diğer belirtiler, hangi bölüme başvurulacağını daha iyi göstermektedir.


Karın Ağrısı Muayenesi için Nasıl Randevu Alınır?

Karın ağrısı için randevu alma, öncelikle karın ağrısının hangi nedenlerden kaynaklanabileceğinin düşünülmesini gerektirmektedir. Örneğin regl ağrıları için doğrudan kadın doğum uzmanına gidilmesi gerekirken sebebi belli olmayan ağrılarda Dahiliye randevusu alınması gerekmektedir.

Karın ağrısı ile hangi bölüme gidileceğine karar verilmesinin ardından, doktor ve hastane tercihlerinin de yapılması gerekmektedir. Devlet hastanesi bünyesinde çalışmakta olan bir doktorun tercih edilmesi durumunda Sağlık Bakanlığı randevu hattının ya da MHRS adresinin kullanılması gerekmektedir.

Özel muayene ya da özel hastanede çalışmakta olan bir doktordan randevu almak içinse ilgili hastanenin ya da muayenehanenin aranması gerekmektedir. Özel kurumların randevu süreçleri kendi içlerinde özel olarak yürütülmektedir.
Randevu süreçlerinde önemli olan, hangi bölümden randevu alınacağıdır. Karın ağrısı, pek çok hastalığı içermesi nedeniyle farklı uzmanlık alanlarında bulunmakta olan bir hastalık belirtisidir. Fakat her türlü karın ağrısı teşhis sürecinde Dahiliye uzmanları tedavi planı oluşturabilmektedirler.

Bir hastalığın çok ilerlemiş olması durumunda Dahiliye uzmanının alanı dışında kaldığı tespit edilirse, bu durumlarda hastanın sevk işlemleri uzman doktor tarafından yürütülmektedir. Dolayısıyla karın ağrısı için hastanelerin Dahiliye bölümlerinden randevu alınması yeterli görülmektedir.

Karın Ağrısı Bilgi Formu

Karın Ağrısı Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?

Karın ağrısının belirti olarak bilindiği hastalıklar, çoğunlukla karın bölgesinin iç kısmında kalan iç organlarla ilgili olmaktadır. Bunun yanı sıra daha farklı hastalıkların da belirtisi olabilen karın ağrısı belirtisi şu hastalıkları akla getirmektedir:
-Dış gebelik
-İshal
-Kabızlık
-Apandis
-Regl dönemi rutin ağrıları
-Gaz sancısı
-Mide ve bağırsaklara bağlı hastalıklar
-Safra kesesi taşlarına bağlı ağrılar
-Enfeksiyon sonucu oluşan ağrılar

Bu ağrıların her biri farklı tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir. Fakat öncelikle karın ağrısını tetikleyen nedenin ne olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun akabinde uzman tarafından gerekli yönlendirmeler yapılabilmektedir. Karın ağrısının ne şekilde geldiği ve ne kadar süre devam ettiği, muayene esnasında sorulan sorular arasında yer almaktadır. Karın ağrısının şiddetine ve sıklığına bağlı olarak gerekli test yönlendirmeleri yapılmakta ve gerekli tedavi süreçleri başlatılmaktadır.

Karın ağrısının mide problemlerinden kaynaklandığının belirlenmesinin ardından, eğer hafif tedaviler yeterli olmazsa Dahiliye uzmanı tarafından Gastroentroloji bölümüne hastanın sevki gerçekleştirilmektedir.

Karın Ağrısı Nasıl Olur?

-Karın ağrısı hakkında bilgi, öncelikli olarak karnın nasıl ağrıdığına bağlı olarak verilmektedir. Özellikle karın ağrısının hangi bölgede hissedildiği de karın ağrısının tanımlaması içerisinde yer almaktadır.
-Karın ağrısının özellikle kaburgaların alt tarafından başlayarak vücudun belirli bölgelerine yayıldığı bilinmektedir. Karın ağrısının şiddetlendiği bölge, genellikle ağrıya neden olan organın bulunduğu bölge olarak belirtilmektedir.
-Karın ağrısının sancı şeklinde, bir şey batıyor gibi olması çoğunlukla gaz durumu ile ilgili olmaktadır. Regl dönemi sancıları da gaz sancılarına benzemekle birlikte, genital bölgeye doğru inen bir ağrı olarak bilinmektedir.
-Mideye bağlı karın ağrılarında çoğunlukla yanma hissi oluşmaktadır. Karın bölgesinde, gerçek bir yanma hissi oluşması bize gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarının oluştuğunu göstermektedir. Bu gibi durumlarda karın ağrısına bakan bölüm olarak Gastroentroloji gösterilmektedir.
-Mide ağrılarının dışındaki her türlü karın ağrıları için ilk olarak Dahiliye uzmanına başvurulması gerekmektedir. Çünkü belirgin bir hastalık olmaması durumunda, her türlü karın ağrısı tedavisinde, Dahiliye tedavileri iyileştirici olabilmektedir.

Karın Ağrısı Teşhisi Nasıl Yapılır?

Karın ağrısı teşhisinin yapılması, oluşan ağrının hangi bölgede ve ne şekilde oluştuğunun belirlenmesinin yanı sıra vücutta oluşan diğer belirtilerin de takip edilmesi ile mümkün olmaktadır.

Teşhis yöntemleri ve tetkikler, uzmanın ön gördüğü bir hastalık durumunun tespit edilmesi için kullanılmaktadır. Bu sebeple karın ağrısının teşhisi için farklı pek çok test uygulanabilmektedir.

Teşhis sürecinde karın ağrısının şiddeti ve süresinin yanı sıra, ağrıyı çeken kişinin yaş ve cinsiyet gibi bilgileri de önemli olmaktadır. Örneğin kadınlar için regl nedeni ile ağrı oluşabildiği gibi erkeklerde prostat gibi durumlardan kaynaklanan ağrılar meydana gelebilmektedir.

Böbrek ve bağırsak hastalıkları nedeniyle de karın ağrısı oluşabileceği için karın ağrısı teşhis yöntemleri içerinde hem kan tahlili hem de idrar tahlili bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ultrason gibi görüntüleme teknikleri de kullanılarak teşhis yapılmaktadır.

Karın ağrısı, pek çok kişinin sık sık yaşadığı bir durum olduğu için doktora başvurma konusunda geç kalınabilmektedir. Bu sebeple karın ağrısının iki gün üst üste şiddetli bir biçimde sürmesi halinde mutlaka bir uzman görüşüne başvurulması önerilmektedir.

Karın Ağrısı İçin Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalıdır?

Karın ağrısı için doktora başvurma, ağrının uzun süre devam etmesi ve şiddetlenmesi halinde gerekli görülmektedir. Doktora başvurmak için dikkat edilmesi gereken iki başlık, süre ve şiddet olmaktadır.
Örneğin regl sancısı bir gün boyunca şiddetli geçirildiğinde ertesi gün tekrarlanmazsa bu normal bir ağrı olduğu için doktora gidilmemesinde sakınca yoktur. Fakat bir gün boyunca devam eden ağrının dayanılmaz ve alışılmadık bir halde olması durumunda mutlaka bir doktora başvurulması gerekmektedir.

Karın ağrısının yanı sıra vücutta farklı belirtilerin de görülmeye başlanması, karın ağrısı nedeniyle doktora başvurmayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü karın ağrısı tek başına bir hastalığın habercisi olmasa da oluşan diğer belirtiler ile hastalık durumu işaret ediliyor olabilmektedir.

Karın ağrısı ile birlikte; ishal, kusma, ateş, kanama gibi belirtilerin olması acil müdahale gerektiren durumlar olarak bilinmektedir. Bu durumlarda süre ve şiddet beklenmeden bir uzmana başvurulması önerilmektedir.

Karın Ağrısı Teşhis ve Tanı Süreçleri

Karın ağrısının tanısının konulması, farklı tahlil ve görüntülenme yöntemleri ile yapılmaktadır. Karın ağrısı teşhisi ile hastaneye gidilmesi halinde yapılabilecek olan muayene tetkikleri şu şekilde olmaktadır:
-Ultrason ile görüntüleme
-Röntgen çekme
-Kan tahlili
-İdrar tahlili
-Endoskopi
-Kolonoskopi

Bu tanı yöntemleri kullanılırken, öncelikle karın ağrısının neye işaret edebileceğinin öğrenilmesi için hastadan anamnez formu alınmakta ve bununla birlikte genel muayenesi yapılmaktadır.

Yapılan ön görüşmenin ardından, karın ağrısının hangi sebeplerle ortaya çıkmış olabileceği doktor tarafından ön görülmekte ve ilgili tetkikler yapılmaktadır. Örneğin mide ve bağırsak ile ilgili bir durum olması ön görülmesi halinde, Endoskopi veya Kolonoskopi uygulaması yapılmaktadır.

Karın ağrısına bakan bölüm Dahiliye bölümü olması nedeniyle, bu hastalıkların her biri için ön tedavi uygulaması yapabilmektedir. Bu sebeple, öncelikle tanı konulması ve bunu ardından ön tedavi yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir. Ön tedavinin yetersiz kalması halinde farklı uzmanlıklara da yönlendirme yapılabilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


İri-Gözler-Tiroit-Belirtisi-Mi-Dora-Hospital-1200x679.jpg

İri Gözler Tiroit Belirtisi Mi?

İri gözler tiroit belirtisi olarak görülmektedir. İri gözler tiroit belirtisi olarak kadınlarda erkeklere göre daha sık rastlanan bir durumdur.



Tiroidin Tetikleyicileri Nelerdir?


Tiroidin tetikleyicileri sigara ve strestir. İri gözler tiroit belirtisi olurken, bu belirtileri ve hastalığı da sigara ile stres tetiklemektedir. Göze bağlı belirtileri azaltabilmek adına sigaradan uzak durulması gereklidir.


blank

Tiroit Hastalığının Gözde Meydana Gelen Belirtileri Nelerdir?

Tiroit hastalığının gözdeki belirtileri şunlardır:

  • Üst göz kapağının yukarıya doğru çekilmesine göz kapağı tutulumu adı verilmektedir. Tiroidin en sık rastlanan belirtilerinden biridir ve erken teşhis edilmesi durumunda botoks enjeksiyonu aracılığı ile çözüme ulaştırılabilmektedir. Ancak ilerlemesi durumunda cerrahi operasyon geçirilmesi gereklidir.
  • Gözün arka kısmındaki yağ ve kas hacminin artması sonucu gözlerin öne doğru çıkması ile karşı karşıya kalınabilmektedir. Göz çukurunun genişletilmesi veya cerrahi yöntem ile tedavi edilmesi mümkündür.
  • Yumuşak doku tutulumu olması durumunda kortizon veya ışın tedavisi yapılabilmektedir. Yumuşak doku tutulumuna örnek vermek gerekir ise; göz çevresinde ağrı, dolgunluk hissi, kapak torbalanmaları, ışıktan rahatsızlık, gözde kızarıklık, gözde şişlik gibi durumlar verilebilmektedir.
  • Göz dışı adele tutulumu tiroit belirtileri arasındadır. Şaşılıktan yakınan hastalara özel prizmatik gözlükler verilebilmektedir veya şaşılık cerrahisi ile tedavi edilebilmektedir.
  • Göz kapaklarının aşırı açılması durumunda eğer korneada kuruma meydana gelmiş ise; gözde batma hissi oluşabilmektedir veya görmede bulanıklık olabilmektedir. Suni gözyaşı ile, göz kapama tedavisi ile veya korneanın ciddi zarar gördüğü durumlarda cerrahi tedavi ile bu belirtiler ortadan kaldırılabilmektedir.
  • Optik sinirin kanlanması durumu oluşabilmektedir. Bu durumda acil tedavi sürecine geçilmesi gereklidir. Tedavi orbital dekompresyon cerrahisi ile uygulanabilmektedir.

Tiroit Hastalığının Tedavisi Tek Başına Yeterli Midir?

Tiroit hastalığının tedavisinin yeterliliği konusunda uzman görüşleri tek başına yeterli olmadığı yönündedir. İri gözler tiroit belirtisi olarak gösterilmektedir ancak tiroit tedavisi uygulanırken, bir de gözde oluşan hasarın giderilmesi amacı ile bir göz doktoruna da gidilmesi gereklidir. Endokrin uzmanı ve göz doktoru ile beraber yürütülen bir tedavi süreci sonunda iyileşilebilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Peptik-Ülser-Gastrik-Ülser-Farkı-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Peptik Ülser Gastrik Ülser Farkı

Peptik Ülser Gastrik Ülser Farkı

Peptik ülser ve gastrik ülser temelde birbirini içine alan kavramlardır. Peptik ülser, vücudun iç ve dış yüzeyini örten, araları çok sıkı olan ve özelleşen bir doku olan epitel dokuda meydana gelen yararlar ülser veya peptik ülser olarak tanımlanmaktadır. Bu yönüyle peptik ülser daha genel bir ifadeyi tanımlamaktadır.


Gastrik ülser ise bilinen adıyla mide ülseridir. Midenin iç yüzünde bazı bölümlerinden aşınması sonucu midede ortaya çıkan yaralar mide ülseri yani gastrik ülserdir. Bu yönüyle peptik gastrik ülser farkı yapmak oldukça zordur.


blank
blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.

Peptik Ülser Çeşitleri Nelerdir?

Peptik ülser, gastrointestinal sistemin farklı bölümlerinde, asit nedeniyle oluşan ülser türüdür. Asidin zararları etkilere neden olması, mide asidinin artması veya asit normal olsa bile mukozol defansın bozulmasıyla ortaya çıkabilir. Peptik ülser yaygın olarak mide ve duodenumda (onikiparmak bağırsağı) görülür. Peptik ülserin görüldüğü başlıca alanlar:

  • Dil ülseri,
  • Mide ülseri,
  • Onikiparmak bağırsağı ülseri,
  • Ülseratif kolit,
  • Varis ülseri,

Olarak sınıflandırılmaktadır.

Mide Ülserinin Belirtileri Nelerdir?

Mide hastalıkları arasında ilk sırada yer alan gastrik ülser, peptik ülser başlığı altında tanımlanabilmektedir. Peptik ülserin en yaygın biçimde görüldüğü alanlardan biri olan mide ülserin temel belirtileri:

  • Karnın üst bölgelerinde yakıcı ağrılar,
  • Mide bulantısı,
  • Mide ekşimesine bağlı olarak yanma hissi,
  • Yemekten hemen önce ve hemen sonra gelen ağrılar vb.

Yer almaktadır. Peptik gastrik ülser farkı bu nedenle yapılması imkânsızdır. Peptik ülser çeşitleri arasında sayılabilen mide ülseri, peptik ülserin altında incelenmektedir.

blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.
blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.

Peptik Ülser Nasıl Tedavi Edilir?

Ülser tedavisi yapılırken temel hedef, ağrıların azaltılması ve komplikasyonaları engelleyerek hastalığın iyileşmesini sağlamaktır. Ülserin ortaya çıktığı bölgeye göre farklı türden tedaviler uygulanabilir. Peptik ülserin yaygın görüldüğü alanlardan biri olan mide ülseri için ilaç tedavileri uygulanmaktadır. Yeni ülserin engellenmesi adına ilaç tedavisinin uzun süre kullanılması gerekebilir.

Ülserden kaçınmanın en önemli yollarından biri beslenme alışkanlıklarını ve yaşam tarzını değiştirmektir. Peptik gastrik ülser farkı sadece genel ve özel ayrımı yapılarak ifade edildiği için gastrik ülserden korunmanın yolu doğru bir beslenmedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Duodenum-Mukozası-Nedir-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Duodenum Mukozası Nedir?

Duodenum Mukozası Nedir?

Duodenum ülseri, diğer bir adıyla onikiparmak bağırsağı ülseri peptik ülserler arasında en yaygın görülen ülser çeşitlerinden biridir. İnce bağırsağın yaklaşık 25 cm kadar olan ilk bölümünde yer alan onikiparmak bağırsağı, C harfi görünümüne sahiptir. Bu bölgede meydana gelen ülser, duodenum ülser olarak tanımlanır.


Onikiparmak bağırsağı ülserinin ortaya çıkmasında birçok farklı neden sayılabilir. Sağlıksız beslenme ve tedavi edilmeyen gastrit en temel sebepleri arasında gösterilmektedir. Duodenum mukozası, hastaların ağzına ekşi su gelmesi ve mide ekşimesi gibi şikâyetlerle ortaya çıkabilir.


blank
blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.

Duodenum Ülseri Belirtileri Nelerdir?

Duodenum ülseri belirtileri farklı şekillerde ortaya çıkabilir. Onikiparmakbağırsağı ülserinin başlıca belirtileri:

  • Mide ekşimesi,
  • Ağıza özellikle geceleri ekşi su gelmesi,
  • Solgun görünüm,
  • Baş dönmesi,
  • Çok sık terleme,
  • Mide üzerine temasta ağrı,
  • Yemekten sonra göğüs bölgesine ilerleyen ağrılar,

Yer almaktadır.


Bu belirtiler özellikle ilkbahar ve sonbahar aylarında daha çok artış göstermektedir. Duodenum mukozası özellikle yaşam tarzının değiştirilmesi ve beslenmeye dikkat edilmesi halinde hafifler.

Duodenum Ülseri Kimlerde Görülür?

Duodenal ülser tanı ve teşhisi yapılırken bu hastalığın genellikle düzensiz yaşam tarzı, gürültü, aşırı derecede sigara, sinir bozuklukları vb. durumlar yaşayan kişilerde ortaya çıkmaktadır. Hastanın yaşam tarzı hastalığın ortaya çıkmasında en büyük etkenlerden biridir. Bunun yanı sıra:

  • Tedavi edilmeyen gastrit,
  • Asit miktarında artış,
  • Aşırı derece alkol ve sigara kullanımı,
  • Çok sıcak veya soğuk ürün tüketimi,
  • Hamur işi tüketimi,
  • Sinir ve stres bozuklukları,
  • Hormon dengesizliği vb.

Unsurlara dikkat etmeyen hastalarda onikiparmak ülserinin oluşma ihtimali oldukça yüksektir.

blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.
blank
Whatsapp Üzerinden Bilgi Alabilirsiniz.

Duodenum Mukozası Tedavisi Nasıl Yapılır?

Duodenum ülseri tedavisi için hastalara farklı tür uygulamalar yapılabilir. Bu uygulamalar genellikle hastalığın boyutlarına göre değişiklik göstermektedir. Tedavi için öncelikli olarak hastalığı doğuran nedenlerin ortadan kaldırılması gerekir. Yaşam tarzında yapılacak ufak değişimler tıbbi tedaviye de yardımcı olacaktır. Buna göre:

  • Az ve sık sık yemek yemek,
  • İstirahat etmek,
  • Stres, kaygı ve üzüntüden uzak kalmak,
  • Sigara, alkol vb. ürünlerden uzak durmak,

Tedavi için gerekli en önemli unsurlardır. Duodenum mukozası tedavi edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına neden olabilir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Diyabet.jpg


Diyabet


Diyabet (şeker hastalığı) toplumda giderek artan sıklıkta görülen, glukozun dokulara geçememesi sonucu kandaki şeker seviyesinin yükselmesi, şekeri kullanması gereken dokuların ise şeker yerine alternatif enerji kaynaklarını kullanmak zorunda kalması ile karakterize, yavaş seyirli ancak yıkıcı bir hastalıktır.

blank

Bu hastalığın zararlı etkilerinin önüne geçmek için kan şekeri seviyesinin normal sınırlarda tutulması gerekir ancak özellikle ülkemiz gibi sosyokültürel düzeyi yüksek olmayan ülkelerde hastaların tedavi ve diyet uyumu istenen seviyede olmadığı için ne yazık ki bu hastalığın olumsuz sonuçlarını daha sık görürüz. Bunlar arasında en bilinenleri katarakt, böbrek yetmezliği, damar tıkanıklıkları, kapanmayan basit yaralar ve nöropatik ağrılardır.

Kan şekerinin uzun süre normal değerlerin üzerinde seyretmesi sonucu sinir hücrelerinde hasar meydana gelir ve bunun sonucunda özellikle el ve ayaklarda belirgin olmak üzere yanma, batma, acıma hissi şeklinde ağrılar gelişir. Bu ağrılar hem çok can sıkıcı, hem de günlük yaşam konforunu belirgin derecede azaltan sorunların başındadır.


  • Depresyona Kadar Gider
  • Ağrı Skorlama Testleri Geliştirildi
Depresyona Kadar Gider

Diyabetik nöropatinin en büyük handikapı pek tanınmamasından dolayı teşhis edilmesindeki sorunlardır. Nöropatik ağrı tanımı normal bir dokunma eyleminin bile ağrıya yol açması veya basit bir ağrıya sebep olabilecek bir uyaranın çok daha şiddetli bir ağrı doğurması olarak özetlenebilir. Bu ağrılar diyabet hastalarında %50 sıklıkta ve eldiven-çorap tutulumu şeklinde ortaya çıkar. Yani hasta eldiven ve çorap bölgelerinde bu ağrıları belirgin olarak hisseder.

Ayrıca nöropatik ağrı diğer ağrıların aksine geceleri daha şiddetli olur ve maalesef standart ağrı kesici tedavilere cevap vermez. Nöropatik ağrı bu özellikleri ile hastanın psikolojik durumunu, sosyal işlevselliğini ve yaşam kalitesini önemli oranda bozar ve ağrı tedavi edilirken bu ek sorunların da göz önünde bulundurulması gerekir.

Ağrıya sıklıkla iştah kaybı, anksiyete, depresyon, dikkat dağınıklığı, uyku problemleri de eşlik eder. Bazı hastalar bu ağrıdan dolayı çalışamaz, yürüyemez, uyuyamaz, hatta kıyafetlerin sebep olduğu yanma hissi sebebi ile giyinemezler bile.

Ağrı Skorlama Testleri Geliştirildi

Buraya kadar anlatılanlar bile nöropatik ağrının doğru teşhis ve tedavisinin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu nedenle diyabet hikâyesi olan hastalarda özel ağrı skorlama testleri geliştirilmiş ve kliniklerde uygulamaya konulmuştur. Bu testlerde sonuçları yüksek çıkan hastalar nöropatik ağrı yönünden ayrıca değerlendirilir.

Nöropatik ağrı tedavisinde standart ağrı kesicilerin etkisinin olmadığını biraz önce belirtmiştik. Bu ağrı tipinde daha çok antidepresan ilaçlar, antiepileptikler ve zaman zaman da uzun etkili opioidler kullanılır. İlk bakışta ilgisiz gibi görünse de antidepresanlar hem ağrı kesici etkileri olduğu için kullanılır, hem de nöropatik ağrı ile birlikte sıkça görülen anksiyete ve depresyonun tedavisini sağlar.

Keza geçmişte aynı anda hem epilepsi (sara), hem de diyabeti olan hastalarda kullanılan bazı antiepileptiklerin aynı zamanda hastaların el ve ayaklarındaki yanıcı ağrıları geçirdiğinin ortaya çıkması ile tesadüfen etkinlikleri keşfedilen antiepileptikler de nöropatik ağrı tedavisinde değerli bir seçenektir.

Nöropatik ağrı tedavisinin en önemli basamağı yukarıda da bahsettiğimiz gibi doğru teşhis ve sonrasında doğru ilaçla tedavidir. Ülkemizde ve tüm dünyada en önemli sorun hastaların nöropatik ağrı üzerinde etkisi olmayan ilaçlar ile tedavi edilmeye çalışılmasıdır. Burada teşhisin erken konulup doğru tedavinin erken başlaması hastalığın ilerleyişi açısından da olumlu olacaktır.

Nöropatik ağrı her ne kadar diyabet ile birlikte zaman içinde ilerleme gösteren kalıcı olarak iyileşme göstermesi beklenmeyen bir bulgu olsa da, ağrının erkenden tespit ve tedavisi, ağrının kronikleşmesini engelleyeceğinden ileride daha düşük ilaç dozları ile daha etkin ağrı tedavisini sağlayacaktır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Migren-Tedavisi.jpg


Migren Tedavisi


Ataklar halinde gelen baş ağrısı tıp dilinde migren olarak adlandırılır. Atak süresi 4 saatten başlar ve 72 saate kadar devam edebilir.

blank

Ataklar arasında yaşam normale dönse de bir sonraki atağın beklentisi kişiyi demoralize eder. Kendi içinde nörolojik bir rahatsızlık olarak görülen migren, geçmiş dönemlerde sadece şiddetli bir baş ağrısı olarak düşünülürdü.

Orta ya da şiddetli nitelendirilen migren tipi baş ağrıları kişinin normal yaşamını olumsuz yönde etkiler. Migren ağrısı çeken kişinin yanı sıra ailesinin veya çalışma arkadaşlarının günlük rutinleri de durumdan etkilenebilir. Şakak bölgesinde zonklayıcı tarzda yaşanan baş ağrısı boyunca nabızda da kuvvetli tepkimeler meydana gelir. Ağrı belli durumlarda başın tek bir bölgesine yerleşerek artış gösterir ve sonuç mide bulantısı ve kusmaya kadar gidebilir. Sese ve ışığa karşı hassasiyetin yaşandığı migren ataklarında günlük yaşantı tamamen sekteye uğrar.


  • Migren Kimlerde Görülür?
  • Migren Ataklarına Neden Olan Yiyecekler Nelerdir?
  • Migrenin Belirtileri Nelerdir?
  • Migren Ağrısının Hızlıca Dindirilmesi
Migren Kimlerde Görülür?

Migren kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülür. Kadınlarda bu oran %20’lere kadar çıkarken erkeklerde sadece %7 seviyelerindedir. Yapılan araştırmalar konusunda uzman bir hekim tarafından tanısı konmamış migren ağrısı çeken kadınların oranının %60 olduğunu ortaya koymaktadır.

Hastalığın seyrine göre migren tedavisi için sadece karanlık ve sessiz odada uyumak gerekebilir. Nedeni tam olarak bilinmeyen migren hastalığına sahip olan anne ve babanın çocuğunda da şiddetli baş ağrısı sorunun yaşanma ihtimali %40 civarındadır. Kadınlarda adet dönemi öncesinde azalan östrojen hormonu seviyesi de şiddetli baş ağrısını tetikleyebilir.

Migren Ataklarına Neden Olan Yiyecekler Nelerdir?

Migren hastalığının yiyeceklerle doğru orantılı ilgili olduğu tıbbi çalışmalarla kanıtlanmıştır. Bu yiyecekler arasında; eski peynir, çikolata, tütsülenmiş et, salamura balık, sosis, salam ve yoğurt sayılabilir. Kahve, çay, bira ve şarabın baş ağrısını harekete geçirdiği söylenebilir.

Katkı maddelerinden kullanılan ilaçlara, duygusal sorunlardan yaşam şeklinin değişmesine kadar hemen her şey şiddetli baş ağrısı üzerinde etkili olabilir. Tetikleyiciler kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Bunu fark eden hastaların migren tedavisi için ilgili ürünlerden uzak kalması tavsiye edilir.

Migrenin Belirtileri Nelerdir?

Yeni başlayan baş ağrısının sıradan bir durum mu yoksa bir atak mı olduğunu anlamak kolay olmayabilir. Buna rağmen migren atakları zaman içinde ayrıt edilebilir. Atakların en belirgin özellikleri arasında;

* Orta ve şiddetli ağrı
* Mide bulantısı ve kusma
* Sese ve ışığa karşı hassasiyet
* Tek taraflı ve zonklama türü ağrı ve
* Zaman için artan ağrı şiddeti gösterilebilir.

Deneyimli hastalar atak öncesi yaşadıkları süreçte durumu teşhis edebilirler. Yaklaşık olarak yarım saat süren ve aura adı verilen dönemde gözde ışık çakmaları, görme kaybı ve bölgesel uyuşma görülebilir. Kendi durumuna uygun migren tedavisi konusunda denemeler yapmış hastalar bu süreçten hafif hasarla ayrılabilmek için hayatlarını düzene sokabilirler.

Migren Ağrısının Hızlıca Dindirilmesi

Migren tedavisi kişiye özel olarak planlanabilir. Hastanın şikayetlerini dikkate alarak yapılan planlamalarda öncelik yaşanan sürecin en hasarsız şekilde atlatılmasını sağlamaktır. Şiddetli ağrının yaşandığı durumlarda hastanın beyin tomografisi alınarak sürecin nedenleri ya da farklı alanlara yaptığı hasarlar tespit edilebilir. Migreni tetikleyen durumların ortadan kaldırılmasına yönelik çalışmaların ardından koruyucu tedavi planı da devreye sokulabilir.

Uzman kontrolünde kullanılacak ilaçlar migren tedavisi konusunda ciddi yol kat edilmesini sağlayabilir. Etkili bir tedavi planı için günlük rutinlerinden yeniden gözden geçirilmesi gerekebilir. Baş ağrısı dönemlerini listelemek, düzenli egzersiz, kilo kontrolü, stresle baş edebilme becerisi ve alkolden uzak bir yaşam ağrısız bir yaşamın anahtarı olabilir. Migren ilacı kullanan hastaların destekleyici olarak mide bulantı hapı içmesi de tedaviyi destekleyebilir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Nöral-Terapi-Nedir.jpg


Nöral Terapi Nedir?


Nöral terapi, bir tanı koyma, hastalıkları ve vücudun elektrofizyolojisindeki bozukluklardan kaynaklanan acıyı tedavi etme yöntemidir.

blank

Bu elektriksel bozukluklar, hücre zarındaki düzensizliklerle belli olur ve tipik olarak, anormal otonom sinir sistemi cevaplarını tetikler. Bu durum, yaralarda, otonom gangliada, dişlerde, iç organlarda ya da herhangi bir bozukluğun olduğu bölgesel dokularda görülebilir.

Elektrofizyolojik bozokluğun olduğu dokularda, elektriksel potansiyel düşük ya da yüksektir. Bu durumda, akım yüksek voltajın olduğu alandan düşük voltajın olduğu alana doğrudur ve vücudun sinir sistemine kafa karıştırıcı mesajlar gönderir. Vücut, otonom sinir sisteminin düzenini değiştirerek, kronik acıyla ya da fonksiyon bozukluğuyla bu duruma tepki gösterir.

Elektrofizyolojik düzensizlik vücudun her bölgesinde görülebilir ve çoğunlukla belirtilerin görüldüğü vücut bölgesinden uzaktadır. Buna örnek olarak, eski bir yara, migren baş ağrısına neden olabilir. Çoğu durumda, bu ilişki oldukça tahmin edilemezdir ve elektrofizyolojik bozukluklar vücudun bütün bölgelerinde aranmalıdır.

Çarpıntı, akciğerde bronşların kasılması, hazımsızlık, kabızlık, cinsel fonksiyon bozukluğu, dismenore ve hatta soğuk eller ve ayaklar gibi otonom sinir sisteminin kontrol ettiği vücut fonksiyonları ile ilgili herhangi bir belirtiye, elektrofizyolojik bozukluklar neden olabilir.


  • Nöral terapi Elektrofizyolojik Bozukluğu Nasıl Tedavi Eder?
  • Nöral Terapi Ne Kadar Güvenlidir?
  • Hangi Durumlar Başarılı Bir Tedaviyi Önler?
Nöral terapi Elektrofizyolojik Bozukluğu Nasıl Tedavi Eder?

Bir elektrofizyolojik bozukluk bulunduğunda, bölgeye lokal anestezi enjeksiyonuyla tedavi edilebilir. Kain anestetikleri hücre membranı sabitleyicileridir ve lidokainin kardiyak aritmilaeri tedavi ettiği gibi elektriksel bozukluk üzerinde etkili olur. Bozukluk üzerine nöral terapi enjeksiyonun etkisi hemen görülür. Bu bazen ani bir rahatlama tepkisidir ya da herhangi bir yanıt tipik olarak ilk birkaç günde ortaya çıkar.

Son yıllarda kain anestetikleri gibi çalışan ve enjeksiyona dayalı olmayan bir tedavi yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemde, patentli bir elektriksel cihaz, elektrofizyolojik bozukluğun olduğu bölge üzerinde bir ya da iki dakika boyunca kullanılır. Sıklıkla tedaviye yanıt kalıcıdır. Bazen, nöral terapi yanıtı bir günden az sürer. Ama, kısa bir yanıt görüldüğünde, tedavi tekrar edilir. Her tedaviden sonra, daha uzun bir yanıt görülür. Tedavi, gerekli olmayana kadar devam ettirilir.

Nöral Terapi Ne Kadar Güvenlidir?

Nöral terapi oldukça güvenli bir tıbbi tedavidir. En yaygın kullanılan anestetikler (kain ve prokain), nadiren alerjik reaksiyonlara neden olurlar. Geçmişte, bu anestetiklere karşı görülen alerjik reaksiyonlara, metil paraben gibi koruyucular neden olmuştur. Bu koruyucular, nöral terapi uygulayan uzmanlar tarafından artık kullanılmamaktadır.

Genelikle, hastalar, nöral terapi enjeksiyonundan sonra, birkaç dakika içerisinde bayılma hissi yaşarlar. Buna, iğne korkusu ya da kain anestetikleri nedeniyle kan basıncının kısa süreli olarak düşmesi neden olur. Bir iç organdaki delik, enjeksiyon sonucu ortaya çıkabilir. Ama iğneler herhangi bir yan etkiye neden olmayacak şekilde küçük tasarlanmıştır. Buna rağmen, akciğerde bir delik oluşursa ciğer sönmesi görülür. Bu yüzden, derin enjeksiyon akciğer için yapıldığında, göğüste akciğere yakın bir yere yapılır. Enjeksiyon için diğer riskli bölgeler ise baş ve boyundur. Yüksek miktarda anestetiğin damarlara enjekte edilmesi, bir nöbete neden olabilir. Bundan kaçınmak için, baş ve boyuna enjeksiyonlar yavaşça yapılmalı ve iğnenin arterlere ulaşmadığından emin olmak için aralıklarla çekilip kontrol edilmelidir.

Hangi Durumlar Başarılı Bir Tedaviyi Önler?

Antibiyotiklerin, antiinflamatuarların, antidepresanların kullanımı nöral terapi cevabının zayıf olmasına neden olur. Vücutta mineral ve vitamin eksiklikleri yaygın olarak görülen bir durumdur. Bu nutrientler, sinir sistemi hücrelerinde elektriksel sinyallerin iletiminde rol oynar. Bu nedenle, vitamin ve mineral eksikliği durumunda nöral terapi yanıtı zayıf olur. Uyuşturucu hap, tütün ve alkol kullanımı da nöral terapi yanıtının düşük olmasına neden olur.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp