Boyun-Fıtığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Boyun Fıtığına Hangi Bölüm Bakar?

Boyun Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Boyun Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Boyun fıtığı muayenesi için boyun omurilik sinir cerrahisi ve beyin cerrahisi bölümlerine gidilmelidir. Boyun, sırt ve omuz ağrılarına sebep olan boyun fıtığı, tedavi edilmemesi durumunda ameliyatla alınmak zorunda kalacaktır. Boyun ve sırt bölgesinde ağrı yaşayan kişiler, sinir cerrahi bölümlerine başvurarak, ağrının kaynağının tespit ettirmelidir. Boyun ağrılarının en büyük sebebi olan ve oldukça yaygın görülen boyun fıtığı, sosyal yaşamı zorlaştıran etkenler arasında yerini almaktadır. Boyun fıtığı için gerekli muayeneleri yapan ve teşhisi koyan uzmanlar, fıtığın evresine göre hastalara tedavi yöntemleri uygulayacaktır. Boyun fıtığı tedavisi, boyun fıtığının evresine, boyutlarına ve durumuna göre, fizik tedavi ya da ameliyat olarak ikiye ayrılmaktadır.


Boyun Fıtığı Nedir, Nasıl Anlaşılır?

Boyun fıtığı oluşumu, omurgadaki disklerin kaymasından kaynaklanır. Boyun Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? sorusuna bağlı olarak boyun omurilik sinir cerrahisi ve beyin cerrahisi bölümlerine giderek boyun fıtığı anlaşılmaktadır. İlerleyen yaş ya da hareketsizlik gibi etkenler sonucunda, omurgada ve boyundaki disklerin yük emme potansiyelinde azalmalar meydana gelmektedir. Disklerin yapısında deformeler meydana geldiğinde, boyun bölgesinde fıtıklaşma oluşmaktadır. Omurgadaki disklerin jelatin kısmında meydana gelen yırtılmalar ve bu yırtılmalara bağlı olarak omurgaya bası uygulanması, boyun fıtığı olarak adlandırılmaktadır. Boyun hareketlerinin zorlaşması, sürekli boyun ağrısı çekilmesi, boyun ağrısının omuzlardan parmak uçlarına kadar vurması ve parmak ucunda sancıların meydana gelmesi, boyun fıtığının belirtileri arasındadır.

Boyun Fıtığı Bilgi Formu

Boyun Fıtığı Belirtileri Nelerdir?

Boyun fıtığı oluşumunun bulguları arasında yer alan durumlar, aşağıda tüm detaylarıyla sıralanmıştır:

Boyundan kola doğru uzanan tek taraflı ağrılar,
Boyundan parmak uçlarına kadar yayılan uyuşma ve sancılar,
Ağrının yayıldığı kolda kuvvet kayıplarının oluşumu,
Eldeki cisimlerin aniden düşürülmesi,
Devam eden omuz ve boyun ağrıları,
Yürümede sorun yaşanması,
Dengenin kontrol altına alınamaması.

Boyun fıtığının belirtileri arasında sayılan faktörler, akut ve kronik boyun fıtığına göre değişmektedir. Akut boyun fıtığında, nukleus pulpozus fıtıklaşması meydana gelmekte ya da bu bölge serbest şekilde dışarı çıkmaktadır. Konik boyun fıtığında, boyun kemiğinde gagalaşma meydana gelecektir. Boyun bölgesinden yayılan ağrı ve sinir sıkışmalarının istirahatle geçmemesi durumunda, beyin ve sinir cerrahisi bölümüne başvurulmalıdır.

Boyun Fıtığı Oluşum Sebepleri Nelerdir?

Boyun fıtığının nedenleri arasında yer alan faktörler, aşağıda tüm detaylarıyla belirtilmiştir:

Sürekli aynı pozisyonda kalmak ve aynı noktaya bakmak, boyunda fıtıklaşmaya yol açmaktadır.
Uzun süre aynı noktada sabit kalınması ve boynun kımıldamaması, fıtık sebepleri arasındadır.
Uzun süre bilgisayar ve televizyon karşısında hareketsiz kalınması, boyun ağrısına bağlı fıtıklaşmaya yol açacaktır.
Egzersiz yapmamak ve boynun kilitlenmesine sebep olmak, boyun fıtığına yol açmaktadır.
Klimanın soğuğuna uzun süre maruz kalınması, boyunda fıtık oluşumunu tetiklemektedir.

Sadece dış etkenlere bağlı kalmayan boyun fıtığı, yapısal problemler sebebiyle de ortaya çıkabilir. Narin yapıdaki, zayıf ve uzun boyunlu insanların, normal kişilere kıyasla boyun fıtığı olma ihtimali daha yüksektir. Kısa boyunlu kişiler, uzun boyunlu kişilere kıyasla, daha düşük oranlarda boyun fıtığıyla karşılaşmaktadır. Genç yaşlarda sigara kullanımına başlanması ve uzun süre sigara içilmeye devam edilmesi, boyun fıtığı oluşum yaşını erkene indirmektedir.

Kimler Boyun Fıtığı Oluşum Riski Taşırlar?

Boyun fıtığı riski taşıyan kişilerin genel özellikleri, aşağıda listelenmiştir:

Sürekli masa başı işlerde çalışan kişiler, boyun fıtığı riski barındırmaktadır.
Şoförlük mesleği yapan ve sürekli araç kullanan kişiler, boyun fıtığı olabilirler.
Trafik kazasına bağlı olarak boynundan darbe alan ve boynunu ani şekilde hareket ettiren kişiler, boyun fıtığı riski taşımaktadır.
Dışarıdan alınan darbelere bağlı travma geçirilmesi, boyun fıtığı oluşumuna yol açmaktadır.
Boynun dengesiz şekilde hareket ettirilmesi, bölgede fıtıklaşmaya yol açacaktır.
Boyun kaslarının hasar gömesi ve zayıflaması, boyunda fıtık oluşumunu tetiklemektedir.
Stres, yorgunluk ve psikolojik kaygılar, boyun fıtığını tetiklemektedir.
Yanlış tekniklerle uygulanan boyun masajları, bölgedeki disklerin zarar görmesine bağlı olarak boyun fıtığı oluşturmaktadır.
Duruş bozukluğu, boyun fıtığının temel sebepleri arasındadır. Uzun süre bilgisayar ve telefon kullanımı, duruş bozukluğu sebebiyle boyun fıtığına yol açacaktır.
30-40 yaş aralığındaki kişiler, boyun fıtığı riski en yüksek kategoride yer almaktadır.

Boyun Fıtığı Tanısı Nasıl Koyulur?

Boyun fıtığı muayenesi ve tanısı için hastaların sağlık geçmişleri dinlenmektedir. Elle muayene ve MR görüntülemeleriyle tespit edilen boyun fıtığı, ihtiyaca göre röntgen çekimleriyle de teşhis edilmektedir. Sadece sağlık geçmişi ve fiziksel muayene sonrasında bile hastalara boyun fıtığı teşhisi koyulabilir. Boyun yapısı, omurganın duruş yönü ve elle muayenede hissedilen dokular, boyun fıtığı hakkında kesin kanıya varılmasını sağlayan etkenler arasındadır. Görüntüleme cihazları sayesinde, boyundaki fıtığın boyutu, konumu ve risk derecesi gibi bilgilere ulaşılmaktadır. Kesin olarak boyun fıtığı tanısı koyulmasında, nörolojik muayene, görüntüleme cihazları, EGM testleri ve radyolojik muayene yöntemleri uygulanmalıdır. Boyun ağrısı şikayetiyle muayeneye gelen hastalarda, sinir tahribatına yol açmış bulgulara rastlanılmazsa, sadece yatarak dinlenme ve egzersiz tedavisi uygulanmaktadır. Fizik tedavi uygulamaları, ağrı kesici tedavisi ve düzenli istirahat sonucunda, hastalardaki boyun fıtığı bulguları ortadan kalkacaktır.

Boyun Fıtığı Tedavisi Nasıl Yapılır, Hangi Yöntemler Uygulanır?

Boyun fıtığının tedavi yöntemleri, fıtığın bulunduğu yere, boyutuna ve hastaya olan etkilerine göre değişmektedir. Şiddetli olmayan boyun fıtığı, istirahat, egzersiz, duruş düzenlemesi ve fizik tedaviyle kontrol altına alınmaktadır. Fizik tedavi ve diğer uygulamalara rağmen, boyun ve kol bölgesindeki ağrılarda azalma görülmüyorsa, hastalar cerrahi müdahaleye alınmaktadır. Kollarda uyuşma, güç kaybı, halsizlik, karıncalanma ve benzeri durumların meydana gelmesi de hastaların boyun fıtığı ameliyatına alınmasını gerektirmektedir. Boyun fıtığı operasyonu sonrasında, hastalar fıtıklardan kurtulmakta ve buna bağlı olarak fıtığın tüm etkileri ortadan kalkmaktadır. Boyun fıtığı ameliyatında kullanılan mikro cerrahi uygulamaları sayesinde, hastaların yaşadığı tüm şikayetler ortadan kalkmakta ve günlük yaşam kalitesi artmaktadır. Mikro cerrahi operasyonlarından sonra, hastaların yaşadığı ağrı ve kramplar tamamen sone ermektedir.

Boyun Fıtığı Ameliyatının Özellikleri Nelerdir?

Boyun fıtığı operasyonu, boyundan başlayarak omuriliğin tamamına yayılan sinir sıkışmasını ortadan kaldırmak ve tahrip olmuş diskleri onarmaktır. Boyun fıtığı ameliyatında, boynun yük taşıma özelliği ve hareket edebilme fonksiyonları koruma altına alınmaktadır. Boyun fıtığı ameliyatı, bölgenin kritikliği sebebiyle fazla risk taşımaktadır. Geleneksel boyun fıtığı cerrahisi uygulamaları, hastaların farklı alanlarda problem taşımasına yol açabilir. Boyun bölgesindeki doku ve sinirlerin rahatlamasını sağlayan boyun fıtığı ameliyatı, omurganın doğal yapısına zarar verebilir. Boyun fıtığı tedavisinin son noktası olan boyun fıtığı ameliyatı, genel anestezi altında uygulanmakta ve ameliyat sonrasında, uzun bir tedavi sürecine girilmektedir. Son dönemlerde geliştirilen boyun ameliyatı yöntemleri, boyun fıtığı ameliyatının risklerini en aza indirmeye yöneliktir.

Boyun Fıtığı Ameliyatından Sonra Nelere Dikkat Edilmelidir?

Boyun ameliyatının iyileşme sürecinde, hastaların dikkatli davranması ve fizik tedaviye devam etmesi gerekir. Son dönemde geliştirilen boyun fıtığı ameliyat yöntemleri, hastaların iyileşme oranını artırmıştır. Boyun fıtığı ameliyatı, medikal tedavilerin yetersiz kalması ve hastalarda felç riskinin oluşması durumunda zorunlu hale gelmektedir. Boyun fıtığı ameliyatının ardından, ameliyat bölgesinde tekrardan fıtık gelişme olasılığı oldukça azdır. Boyun fıtığı ameliyatından sonra, hastaların 10 gün yatarak dinlenmesi ve boyunlarını çok fazla hareket ettirmemesi gerekir. İstirahat dönemi içerisinde, günde sadece 6-7 defa tuvalete kalkılması ve kalan sürelerde tekrardan yatılması gerekir. Dinlenme süresi boyunca, hastaların ortopedik yatak ve yastıklarda istirahat etmesi gerekmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Baş-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Baş Ağrısına Hangi Bölüm Bakar?

Baş Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Baş Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Baş ağrısına bakan bölüm; nörolojidir. Şiddetli, uzun süreli ve geçmeyen baş ağrısı çeken kişilerin nöroloji bölümünden randevu aldıktan sonra bir nöroloğa görünmelilerdir. Devamlı olarak baş ağrısı çekenlerin bu ağrının önünü her seferinde ağrı kesici ile almaları yanlıştır. Sık ve fazla sayıda ağrı kesici kullanımı böbrek ve mide gibi organlarda hasara neden olabilmektedir. Ağrı kesicisiz baş ağrısının önüne geçilememesi durumunda da doktora başvurulması gerekmektedir. Baş ağrısı her yaş grubunda görülebilmektedir. Özellikle kadınlarda erkeklere oranla daha sık baş ağrısı görülmektedir.


Telaşlanılması Gereken Baş Ağrıları Nelerdir?

Baş ağrısının ciddiye alınması gereken durumlar bulunmaktadır. Bu durumlar ile karşılaşıldığında ise; hemen bir nöroloji doktorundan randevu alınması gereklidir. Yaşandığında doktora gidilmesi gereken durumlar aşağıda sıralanmıştır:

Daha önceden yaşanmamış olan ve yeni yeni başlayan bir baş ağrısı olduğunda doktora gidilmelidir.
Daha önce karşılaşılmadığı kadar şiddetli bir baş ağrısı ile karşılaşılır ise; bu durumda doktora görünülmelidir.
Gece uykudan baş ağrısı sebebi ile uyanılır ise; ayrıca ağrıya ek olarak bulantı ve kusma da olur ise, bu durumda acilen doktora gidilmesi gereklidir. MR veya tomografi çekilerek beyin tümörünün veya beyin kanamasının olup olmadığı tespit edilmelidir.

Baş Ağrısı Bilgi Formu

Baş Ağrısının Çeşitleri Nelerdir?

Baş ağrısı tipleri oldukça fazla sayıdadır. Ancak en fazla rastlanılanları aşağıda açıklanmıştır:

Gerilim tipi baş ağrısı; günlük hayatta en fazla rastlanan baş ağrısıdır. Bu ağrının esas nedenleri ise; sinir, stres ve kaygı olmaktadır. Başın etrafında oluşmaktadır. Ağrı kesici kullanımı ile kesilebilecek bir ağrıdır. Ancak devamlı ağrı kesici ile kesilmesini sağlamak, bir süre sonra ağrının ağrı kesiciye yanıt vermemesine neden olabilmektedir. Özellikle öğleden sonra daha fazla görülmektedir. İlaç, rahatlama egzersizi ve psikoterapi ile önüne geçilebilmektedir.
Migren ağrısı; tek taraflı ve zonklayıcı etkisi olan bir ağrıdır. Ayrıca mide bulantısı ve kusma da beraberinde görülebilmektedir. Şiddetli bir ağrı olduğu için kişinin günlük rutinindeki performansının düşmesine veya günlük rutininin aksamasına neden olabilmektedir. Belirli aralıklarla migren atakları yaşanabilmektedir. Özel migren ilaçları ile tedavisi sağlanmaktadır.
Adetle ilişkili migren ağrısı; kadınların regl dönemlerinde kendini gösteren migren ataklarıdır. Önleyici tedavi yaklaşımları uygulanacağı için sadece regl döneminde migren ilaçları kullanarak ağrı önlenebilmektedir.
Nevralji; çok kısa süreli olan ancak bu süre içerisinde elektrik çakması gibi şiddet hissedilen ağrılardır. Yüzde olması durumunda, trigeminal nevralji olarak adlandırılmaktadır ve en fazla rastlanan türü olmaktadır. Epilepsi ilaçları ile tedavisi yapılabilmektedir. İlaçlardan bir sonuç alınamaz ise; sinir blokajı uygulanabilmektedir. Bu uygulama ise; ağrının oluştuğu sinire lokal anestezi yapılması ve uyuşması ile beraber ağrının kesilmesi şeklinde olmaktadır.

Gerilim Tipi Baş Ağrısının Belirtileri Nelerdir?

Gerilim tipi baş ağrısının semptomlarından aşağıda bahsedilmiştir:

Ağrının yanı sıra kafada doluluk hissi yaşanmaktadır.
Alın ve şakak bölgelerinde basınç hissedilmektedir.
Kafa derisinde, boyunda ve omuz kaslarında hassasiyet görülmektedir.
Işığa ve sese karşı hafif bir hassasiyet olduğu görülmektedir.
Baş ağrısı çekilirken fiziksel aktivitede bulunmak; mide bulantısı, kusma ve görme bozukluğu gibi durumlara neden olmamaktadır. Aksine iyi gelebilme ihtimali de bulunmaktadır.

Migren Tipi Baş Ağrısının Ayırt Edilmesi İçin Bilinmesi Gereken Belirtiler Nelerdir?

Migren tipi baş ağrısının semptomları aşağıdaki gibidir:

Migren tipi baş ağrısı başlamadan 1-2 gün öncesinde görülen belirtilere prodrom denmektedir. Kabızlık, ruh halinde değişiklikler, iştahın artması, boyun tutulması, su ihtiyacının artması, sık idrara çıkma ihtiyacı hissedilmesi ve sık esneme görülebilmektedir.

Migren atağı başlamadan hemen önce bazı duyusal değişiklikler olabilmektedir. Dokunma hissinde güçsüzlük, konuşma bozukluğu, görme bozukluğu, uyuşma ve karıncalanma gibi belirtiler görülebilmektedir.

Migren ataklarının süresi, 4 saat ile 72 saat arasında değişmektedir. Periyotları ise ayda bir olabildiği gibi, bir hafta içerisinde birkaç kere de olabilmektedir. Atak esnasında, atağı ayırt edebilmek amacı ile bazı belirtiler görülmektedir. Kalp atışı şeklinde zonklama, mide bulantısı, kusma, ışığa ve sese karşı aşırı hassasiyet, bulanık görme, baş dönmesi, baygınlık hissi; bu belirtilerdir.

Migren atağı yaşandıktan sonraki 24 saat süresince; hastalar kendilerini güçsüz, huzursuz ve bitkin hissetmektedirler. Aynı zamanda ışığa ve sese karşı hassasiyet yaşadıkları gibi, baş dönmesi de yaşarlar. Bir nebze de olsa kendilerini rahatlamış olarak da hissedebilmektedirler.

Küme Tipi Baş Ağrısının Semptomları Nelerdir?

Küme tipi baş ağrısının belirtileri şu şekildedir:

Tek taraflı ağrı hissedilmektedir.
Huzursuzluk hissi sarmaktadır.

Genellikle göz çevresinden başlayan bu ağrı; yüz, baş, boyun, omuz ve diğer bölgelere de yayılabilmektedir. Ağrıdan etkilenen tarafa göre o tarafta bulunan gözde kızarıklık oluşması ve gözyaşı gelmesi belirtiler arasındadır.

Ağrıdan etkilenen tarafta burun tıkanıklığı veya burun akıntısı görülebilmektedir.
Alın veya yüz bölgesinde terleme görülebilmektedir.
Yüzde solukluk veya kızarma olabilmektedir.
Ağrıdan etkilenen kısımda gözün çevresinde şişlik oluştuğu görülmektedir.
Göz kapağında düşüklüğe neden olabilmektedir.

Nevraljik Tipi Baş Ağrısının Ayırt Edici Belirtileri Nelerdir?

Nevraljik tipi baş ağrısının semptomları aşağıdadır:

Aniden şiddetli bir şekilde başlayan ağrılara verilen isimdir.
Yüksek ateş, bulantı, kusma, ense sertliği, kafa karışıklığı, nöbetler, uyuşma veya konuşma zorluğu gibi belirtileri bulunmaktadır.
Baş ağrısının daha da şiddetlenmesi durumunda; düşme ve kafa travması olmaktadır.

Çocuklarda Baş Ağrısı İle Karşılaşıldığında Ne Yapılmalıdır?

Çocuklarda baş ağrısı; ağrı kesici ile geçiştirilmemesi gereken bir ağrıdır. Çocuklarda en sık primer, yani birincil, diğer bir ismi ile gerilim tipi baş ağrısı görülmektedir. Ayrıca migren ağrısı da sık görülmektedir. Primer ağrılar; kafatasının ön kısmında olan ağrılardır. Başın arka kısmında ağrı hissedilmesi durumunda, doktora başvurulması gerekmektedir. Çocuklarda Baş Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı yine nöroloji olmaktadır. Çocuğun yaşamda karşılaştığı stres de göz önüne alınarak, bir nöroloğa gösterilmesi gerekmektedir.

Baş Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Baş ağrısının nedenleri şöyledir:

Beynin içinde bulunan veya etrafında yer alan kan damarları ile ilgili problem yaşanması, inme inmesi gibi durumlarda baş ağrısı oluşabilmektedir.
Menenjit gibi enfeksiyonlar baş ağrısına neden olabilmektedirler.
Kafa içi basıncının çok yüksek veya çok düşük olması durumunda baş ağrısı oluşabilmektedir.
Beyin tümörü baş ağrısına sebep olabilmektedir.
Travmatik beyin hasarı baş ağrısına neden olabilmektedir.
Aşırı ilaç kullanan kişilerde baş ağrısı görülebilmektedir.

Kronik Günlük Baş Ağrısını Tetikleyen Durumlar Nelerdir?

Kronik günlük baş ağrısı sebepleri şunlardır:

Özellikle kadınlarda daha fazla görülmektedir.
Kaygı düzeyi yüksek olanlarda kronik günlük baş ağrısı görülmektedir.
Depresyon ve karamsarlık etkisi altında olanlarda baş ağrısı olmaktadır.
Uyku düzeni bozuklukları yaşayanlar baş ağrısı çekmektedirler.
Aşırı kilo baş ağrısına neden olabilmektedir.
Horlama, kronik günlük baş ağrısını tetikleyebilmektedir.
Aşırı kafein tüketimi baş ağrısını tetikleyen faktörler arasındadır.
Aşırı ağrı ilacı tüketenlerde kronik günlük baş ağrısı görülebilmektedir.
Kronik ağrı yaratabilecek durumlar ile karşılaşanlarda baş ağrısı görülebilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Bel-Fıtığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Bel Fıtığına Hangi Bölüm Bakar?

Bel Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Bel fıtığına bakan bölümlerden ilk olarak tercih edilmesi gerekenler; beyin ve sinir cerrahi ile fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüdür. Bel fıtığı teşhisi; fiziki ve nörolojik muayeneler ile konulmaktadır. Bel fıtığının cerrahi ve cerrahi olmayan tedavi yöntemleri bulunmaktadır.


Bel Fıtığının Görüldüğü Yaş Aralığı Nedir?

Bel fıtığının görüldüğü kişilere bakıldığında; belirli bir yaşta veya cinsiyette görüldüğü söylenememektedir. Yetişkinliklerde gençlere göre daha fazla görülmektedir. Erişkinlerin %80’inin yaşamında en az bir kere bel ağrısı şikayeti yaşadığı görülmektedir. Bel fıtığı şikayeti ile doktora başvuranlar genellikle 30 yaş ile 60 yaş aralığındadır. Ancak risk faktörlerine ve kişinin yaşadığı rahatsızlıklara göre bu yaş aralığı değişiklik göstermektedir.

Bel Fıtığı Bilgi Formu

Bel Fıtığının Sebepleri Nelerdir?

Bel fıtığının nedenlerine bakıldığında; diskin dış kısmında bulunan halkada zayıflama veya yırtılma olması ile beraber bel fıtığının oluştuğu görülmektedir. Disk zayıflamasına sebep olan durumlar ise aşağıda verilmiştir:
Yaşlanma ve dejenerasyon kaynaklı olarak disk zayıflaması meydana gelebilmektedir.
Aşırı kilolu olma, obezite problemi yaşama; bel fıtığının en çok karşılaşılan nedenlerinden biridir. Diskler omurganın esnekliğini sağlamaktadırlar. Omurga ise, vücudun ağırlığını taşımaktadır. Dolayısı ile aşırı kilolu bireylerde omurgaya daha fazla yük binmektedir ve disklere de daha fazla baskı uygulanmaktadır. Bu da fıtık oluşumuna neden olmaktadır.
Hareketsiz bir yaşam sürülmesi bel fıtığına neden olabilmektedir. Kasların yeterince güçlenememesi ile beraber vücut ağırlığı omurgaya da binmektedir ve bu da fıtıklaşmaya sebep olabilmektedir.
Sigaranın disk dejenerasyonuna sebep olması ile beraber bel fıtığı ortaya çıkabilmektedir.
Omurga fizyolojisine uygun olmayan hareketlerin yapılması, aşırı yük kaldırılması bel fıtığına sebep olabilmektedir.
Uzun süre ayakta durmayı, uzun süre oturmayı gerektiren meslek gruplarında bel fıtığı görülebilmektedir. Ayrıca futbol, halteri kürek, güreş gibi sporlar ile uğraşanlar da bel fıtığı sıkıntısı ile karşılaşabilmektedirler.

Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir?

Bel fıtığının belirtileri aşağıdaki gibidir:

Bacak veya ayak bölgesinde karıncalanmaların ve uyuşuklukların hissedilmesi bel fıtığı belirtileri arasındadır.
Kas güçsüzlüğü bel fıtığı belirtilerindendir.
Hareket ederken zorlanma yaşanması durumunda, bel fıtığı olunabilmektedir.
İktidarsızlık problemi yaşayanlar bel fıtığından şüphelenebilmektedirler.
Bel ağrısı, bel fıtığının en fazla karşılaşılan belirtilerindendir.
Bacak bölgesine vuran ağrılar, bel fıtığı belirtilerindendir.
Çok çabuk yorulanlar, bel fıtığından şüphelenmelilerdir.
İdrar tutamama problemi, bel fıtığı belirtilerindendir.
Bel fıtığı belirtileri arasında denge kaybı bulunmaktadır.
Otururken de yürürken de zorluk çekenler bel fıtığı olabilmektedirler.

Bel Fıtığı İçin Risk Oranları Ne Kadardır?

Bel fıtığının risk faktörlerine bakıldığında; bel fıtığı problemi yaşayan kişilerin %25’inin çalışma gücünde kayıp yaşadığı görülmektedir. Ortalama 6 aya kadar uzayacak şekilde istirahat almaları gerekmektedir. Özellikle uzun süre araç kullanımını gerektiren, masa başında oturmayı gerektiren ve ağır yük taşımayı gerektiren meslek gruplarında çalışan kişiler için risk daha fazladır. Bel fıtığı problemi yaşama oranı %85 iken, bu problemi yaşayanların %85’i de tedavisiz bel ağrılarından kurtulabilmektedir. Kadınların hamilelik dönemlerinde bel fıtığına yakalanma riskleri artmaktadır.

Bel Fıtığı Teşhisi İçin Hangi Bölüme Gidilmelidir?

Bel fıtığına bakan bölümler içerisinden hangisine gidileceğine karar vermekte zorlanılabilmektedir. Bel fıtığı bel ağrısı yapmaktadır ve bu ağrı sebebi ile gidilebilecek bölümlerden aşağıda bahsedilmiştir:
Dahiliye, yani iç hastalıkları bölümüne gidilebilmektedir.
Ortopedi ve travmatoloji bölümü, bel fıtığı şikayeti ile gelenleri muayene etmektedir.
Beyin ve sinir cerrahisine, bel fıtığı kaynaklı bel ağrısı şikayeti ile gidilebilmektedir.
Üroloji bölümü bel ağrısı şikayeti ile ilgilenmektedir.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüne bel ağrısı şikayeti nedeni ile gidilebilmektedir.
Yukarı bahsedilmiş olan bölümlere bel ağrısı nedeni ile gidilebilmektedir. Ancak esas bel fıtığı problemi olanların öncelikli olarak gitmeleri gereken bölümler; beyin ve sinir cerrahisi veya fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüdür.

Bel Fıtığı Tanısı Nasıl Konur?

Bel fıtığı teşhisi için öncelikle bir uzmana muayene olunması gerekmektedir. Bel fıtığı şikayeti ile gidilebilecek olan bölümlerden bir tanesine gittikten sonra doktor hasta öyküsü almaktadır. Sonrasında ise fiziki muayene yapmaktadır. Gerekmesi durumunda; hastanın kas reflekslerini ve kas gücünü test edebilmek için nörolojik muayene de gerçekleştirilebilmektedir. Omurilik ve sıvı basısını tespit edebilmek için röntgen, MR, BT veya CT taramasına başvurulabilmektedir. Hastanın fıtıktan etkilenen sinir köklerinin tespit edilebilmesi için ise; EMG (elektromyogram) cihazı kullanılmaktadır.

Bel Fıtığı İçin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bel fıtığı tedavi yolları aşağıda açıklanmıştır:

Kısa süreli istirahat önerilebilmektedir. Ancak bu süreçte kasların güçsüzleşmemesi için yapılabilecek egzersizler konusunda da doktordan bilgi alınması gerekmektedir. İstirahat süresi 2 gün ile 1 hafta arasında bir süre olmaktadır.
Bel fıtığının ağrısının azaltılabilmesi için uygulanabilecek ve cerrahi olmayan tedaviler ise; ultrasonik ısıtma tedavisi, elektrik uyarıları, sıcak uygulaması, soğuk uygulaması ve elle masaj gibi yöntemlerdir.
Traksiyon yöntemi ile tedavi uygulanabilmektedir. Çekme ve germe yöntemi olarak da bilinmektedir. Fizik tedavi uzmanı veya fizyoterapist dışında biri tarafından uygulanmasına izin verilmemelidir. Bel ağrılarının hafiflemesinde önemli bir rolü bulunmaktadır.
Bel fıtığı için korse kullananların fıtıklaşmış disklerinde iyileşme olmasını korse sağlamamaktadır. Ancak korse ile bel fıtığı kaynaklı ağrıların azaltılabilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca duruşun doğru olması sağlanabilmektedir.
Reçeteli ve reçetesiz ilaçlar ile bel fıtığından doğan ağrılar kontrol altına alınabilmektedir. Ancak ilaçların bilinçsiz kullanılması mide rahatsızlıklarına yol açabileceği için doktora danıştıktan sonra ilaç kullanılması gerekmektedir. Analjezikler ve NSAIDler ile ağrı geçirilebilmektedir.
Bel fıtığının çok daha kötü rahatsızlıklara sebep olmasını engellemek amacı ile bel fıtığı ameliyatı yapılabilmektedir. Bu ameliyat sırasında, fıtıklaşmış diskin bir kısmı çıkartılmaktadır.

Bel Fıtığı İçin Cerrahi Müdahale Ne Zaman Gereklidir?

Bel fıtığında acil cerrahi müdahale yapılması gereken zaman; mesane ve bağırsak kontrolünü kaybetmeye neden olacak sinirlere aşırı baskı yapmaya başladığı dönemdir. Büyük bir disk hernisinin bu bölgeyi kontrol eden sinirlere baskı yapması ile bu problem oluşmaktadır. Bununla beraber kasık ve genital bölgede uyuşma ile beraber karıncalanma görülebilmektedir.

Bel Fıtığının Tekrarlama Oranı Ne Kadardır?

Bel fıtığının tekrarlama ihtimaline bakıldığında; %2 ile %3 civarında bir oranda tekrarladığı görülmektedir. Tekrarlama oranı oldukça düşük olan bir rahatsızlıktır. Özellikle ameliyat olduktan sonra dikkat edilmesi gereken konulara dikkat edildiğinde, bel fıtığının tekrarlama oranı daha da düşmektedir.

Bel Fıtığından Korunmak İçin Neler Yapılabilir?

Bel fıtığı olmamak için yapılabilecekler şu şekildedir:

Kilo almamaya özen gösterilmesi gerekmektedir. Bel omurlarına uygulanan basıncın artmaması için ideal kilo korunmalıdır.
Hareketsiz kalmamaya özen gösterilmelidir. Özellikle bel ve karın bölgesini etkileyen düzenli egzersizler yapılmalıdır.
Günlük yaşamda hareket ederken omurga fizyolojisine uygun hareket edilmelidir. Yerden bir nesne alınacağı zaman, dizlerin kırılması ve öyle yere çökülmesi gereklidir. Dizleri kırmadan eğilmek, omurga fizyolojisine uymayan bir harekettir.
Bel fıtığından korunmak için küçük yaştaki çocuklara da düzenli olarak bel egzersiz programı yaptırılabilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Bilateral-Torasik-Outlet-Sendromu-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Bilateral Torasik Outlet Sendromu

Torasik outlet sendromu ya da ülkemizde bilinen adı ile Torasik çıkış sendromu; göğsün üst kısmında bulunan damarların, baskı görerek kol ve omuzları etkilemesidir. Torasik outlet köprücük kemiği ile ilk kaburga arasındaki boşluktur.



Torasik çıkış sendromu; kaza, hamilelik durumlarında görülebilir. Diğer bir görülme olasılığı da özellikle kol ve omuz gücünün ağır bastığı sporlar olan tenis, voleybol ve yüzme sporları ile uğraşılmasıdır. Kadın ve erkeklerde de görülebilen bu sendrom, vakaların sayısına göre incelendiğinde kadınlarda daha çok görülmektedir.


blank

Bilateral Torasik Outlet Sendromu Nedenleri Nelerdir?

Torasik çıkış sendromu nedenleri anatomik olarak köprücük kemiği ile birinci kaburga arasındaki damarların sıkışma sonucu oluşmaktadır. Anatomik olarak torasik outlet sendromu oluşma nedenleri:

  • Sırt yaralanması,
  • Duruş bozuklukları,
  • Boyun ve köprücük kemiği travmaları,
  • Uyku bozuklukları,
  • Meslek gereği masa başı işler,
  • Voleybol, tenis, yüzme,golf gibi sporların uzun süre yapılması gibi nedenler bu sendroma neden olabilir.

Özellikle profesyonel olarak bu sporlar ile uğraşan kadınlarda, bu sendrom daha fazla görülmektedir.

Torasik Outlet Sendromu Belirtileri Nelerdir?

Torasik outlet sendromu belirtileri üst maddede belirtilen durumlarda ortaya çıkmaktadır. Bu sendromu teşhis etmedeki öncül belirti; el, kol, omuz ve parmaklarda uyuşma ve karıncalanmadır. Tanı koymaya yardımcı olacak diğer belirtiler:

  • Boyun ağrısı,
  • His kaybı,
  • Siyanoz,
  • Kol ağrısı,
  • Hareket kısıtlığı,
  • El ve kollarda kavrama zorluğu diğer belirtilerdir.

Siyanoz; cildin mavimsi renge dönme durumudur. Cilt, mavi renk almaya başlıyorsa tanı için doktora gidilmelidir.

Torasik Outlet Sendromunun Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Torasik outlet sendromu tedavisi için bütün hastalıklar gibi erken teşhis çok önemlidir. Erken teşhis sayesinde hastalık ilerlemeden bu sendromun tedavisi için en etkili yol olan fizik tedaviye başlanır.
Erken teşhis edilen durumlarda hastalara; kilo verme, düzenli ve sağlıklı beslenme, spor gibi uygulamalar verilerek hastalık tedavi edilmektedir.

Torasik outlet sendromu ilerleyen kişilerde sinir hasarının daha fazla gelişmemesi ve kemik hasarının artmaması için uzman doktorlar tarafından cerrahi müdahale uygulanmaktadır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Omurga ve Omurilik Tümörleri

blank

Omurgada oluşan tümörler iyi huylu (selim), ya da kötü huylu (habis) olabilirler. Bu tümörler omuriliğin içinde, ya da etrafındaki dokularda ve omurgada gelişebilirler.

Bir omurilik tümörü ya da bu bölgedeki omuriliğe bası yapan herhangi bir kitle sinirlere baskı yaparak ağrı, nörolojik problemler ve bazen felçlere neden olabilir. Omurga tümörlerinin selim ya da habis olması sonucu değiştirmez; tedavi edilmezlerse kalıcı felçlere sebep olabilirler.

Omurganızın bir tümör tarafından zarar görebilecek kısımları şunlar olabilir:

  • Omurga: omurga, omur adı verilen kemiklerin üst üste dizilmesi ile oluşur ve içinden omurilik geçer
  • Omurilik: omurganın içerisindeki kanalda bulunur ve beyincikten kuyruk sokumuna kadar uzanır. Beyinden vücuda ve vücuttan beyine mesajları taşır. Omuriliği etrafında üç tabakadan oluşan ve onu korumakla görevli olan bir kılıf vardır. En dıştaki tabaka “dura” adını alır ve çok dayanıklıdır.
  • OMURGA TÜMÖRLERİNİN ÇEŞİTLERİ NELERDİR
  • RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
  • BELİRTİLER NELERDİR?
  • DOKTORA NE ZAMAN GİTMELİYİM?
  • DOKTOR RANDEVUSUNA HAZIRLIK
  • MUAYENE VE TETKİKLER
  • TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?
OMURGA TÜMÖRLERİNİN ÇEŞİTLERİ NELERDİR
  • Dura dışındaki (omurga) tümörler: omurgada oluşan tümörlerin çoğu vücudun başka yerlerinde oluşan kanserlerden omurgaya yayılırlar (metastaz). Bunların arasında prostat, meme, akciğer ve böbrek kanserleri ilk sıraları alırlar. Metastatik tümörlerde ağrı genellikle ilk belirtidir. Omurga kemiklerinin kendilerinden çıkan tümörler çok daha seyrek görülürler. Bununla birlikte, osteosarkom ve Ewing tümörü gibi bazı tümörler özellikle gençleri seçerler. Ayrıca Osteoid osteoma ve hemangioma omurganın daha sık görülen kendi tümörleridirler.
  • Duranın altında omuriliğin dışında gelişen tümörler: Bu tümörler omuriliği çevreleyen kılıflardan, ya da omurilikten çıkan sinirlerin kılıflarından kaynaklanırlar. Bu tümörler selim ya da habis olabilirler.
  • Omurilik dokusundan gelişen tümörler: Bu tümörler omurilikteki sinir hücrelerinden çok onlara destek olan hücrelerden doğarlar. Çoğunlukla kötü huylu tümörlerdir. Nadiren başka bölgelerde oluşan kanser de omurilik dokusu içine metastaz yapabilirler.
RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

Omurilik tümörlerinin kesin nedeni belli değilse de genetik faktörlerin tümör gelişiminde büyük rolü olduğu düşünülmektedir. Omurilik tümörleri genellikle şu kişilerde daha çok görülürler:

  • Nörofibromatozis 2: Ailevi görünüm özelliği olan bu selim tümör insanlarda beyincikte işitme sinirine komşu olarak tek veya iki taraflı gelişir ve olarak işitme kaybına neden olur. Bu tümörün bulunduğu şahıslarda omurilik tümörü gelişme sıklığı da fazladır.
  • Von hippel Lindau Hastalığı: Birçok organı da tutabilen bu hastalık beyin, gözde retina, ve omuriliğin damarlarından kaynaklanan selim bir tümördür; ayrıca böbrek ve böbreküstü bezleri gibi organlarda başka tümörler de oluşturur.
  • Vücut bağışıklığının yetersiz olduğu durumlar: Kan hücrelerini tutan kanserli hastalarda vücut bağışıklığı hastalığa bağlı olarak ya da yapılan tedavileri yan etkisi olarak azaldığından bu hastalarda omurilik tümörleri görülebilirler.
  • Halen bulunan başka organ kanserleri: Vücudun başka yerinde yerleşmiş herhangi bir kanser omuriliğe metastaz yapabilirse de meme, akciğer, multipl myeloma ve prostat kanserlerinde metastaz daha sık rastlanır.
BELİRTİLER NELERDİR?

Bulgu ve belirtiler tümörün cinsine ve bulunduğu yere göre değişir. Tümör büyüdükçe omuriliği ve ondan çıkan sinir köklerini etkileyerek çok çeşitli bulgu ve belirtiler verebilir.

Omurilik tümörünün belirtileri şunlar olabilir:

  • Tümörün yerleştiği bölgeye göre değişen ve vücudun başka bölgelerine de yayılabilen ağrı.
  • Kol ve bacaklarda güç ve duyu kaybı
  • Bazen düşmelere de neden olabilen yürüme güçlükleri
  • Ağrı, sıcaklık ve soğukluk duyularının azalması
  • İdrar yapma ve dışkılama işlevlerinin bozulması
  • Baskı altında kalan sinirlere bağlı olarak vücudun değişik kısımlarında felçler

Omurilik tümörlerinin belirtileri sıklıkla omurganın diğer iyi huylu hastalıkları ile karıştırıldığından tanı konulması güçleşir ve gecikir. Örneğin boyun ve bel ağrısı omurganın bütün hastalıklarının ortak belirtisidir.

DOKTORA NE ZAMAN GİTMELİYİM?

Belirtildiği gibi birçok omurilik hastalığı omurilik tümörlerinin bulgu ve belirtilerini taklit ederler. Ancak aşağıdaki belirtileri taşıyorsanız hemen doktora görünün:

  • Kol ve bacaklarınızda giderek artan güçsüzlük
  • Kol ve bacaklarda giderek artan uyuşma ve karıncalanmalar
  • Yürüme güçlüğü
  • İdrar ve dışkı işlevlerinde bozulma
DOKTOR RANDEVUSUNA HAZIRLIK

Omuriliğinizde tümör olabileceğini düşündüren bazı belirtiler yaşıyorsanız doktorunuzdan randevu alın. Muayene süresi kısıtlı olduğu için doktor tarafından bilgi istenebilecek bazı önemli noktaları önceden göz önüne alın. Bu noktalar şunlar olabilir:

  • Kol, ya da bacaklarınızdaki güç kaybı
  • Kol, ya da bacaklarınızdaki uyuşma ve karıncalanma gibi duyu bozuklukları.
  • İdrar yapma ve dışkılama işlevindeki değişiklikler
  • Eğer varsa, arkadaşlarınızın ya da yakın aile fertlerinin sizde gözlemlediği değişiklikler
  • Vitaminler ve diyet katkıları da dahil olmak üzere kullandığınız bütün ilaçlar
  • Doktora sormak istediğiniz bütün sorular. Özellikle, eğer omurilik tümörü tanısı almışsanız bilgilenmeniz için aşağıdaki soru örneklerinden yararlanabilirsiniz:
    • Ne tip bir beyin omurilik tümörü taşıyorum?
    • Omuriliğimin neresinde bulunuyor?
    • Ne büyüklükte?
    • Büyüme eğilimi gösteriyor mu ve hangi hızda?
    • İyi huylu mu, yoksa habis mi?
    • Tedavi seçenekleri nelerdir?
    • Ameliyat şart mı?
    • Ameliyattan sonraki durumum nasıl olacak?
    • Bu tip tümörlerin sonucu nedir?

Akınıza takılan her şeyi hatırlamak güç olacağı için önceden bir soru listesi hazırlayın.

MUAYENE VE TETKİKLER
  • Nörolojik muayene: Nörolojik muayene, kas gücü, duyu, denge ve refleks muayenelerini içerir. Bunlardan bir veya birkaçının bozulması omuriliğinizde bir tümör ya da bir hastalık olduğunu gösterir.
  • Görüntüleme yöntemleri: Görüntüleme yöntemleri omurilik tümörlerinin tansında başvurulan en önemli tetkiklerdir. Manyetik rezonans imaj (MRI) tekniği en çok kullanılan yöntemdir. Bazen damar yolu ile boya işlevi gören bir madde enjekte edilir. Bu madde tümörün daha iyi görüntülenmesini sağlar. Diğer bir görüntüleme tekniği bilgisayarlı tomografidir. (BT). BT, özellikle omurga kemiklerinde oluşan tümörleri görüntülemede yararlıdır.
  • Elektromyografi (EMG): Her ne kadar görüntüleme yöntemleri omurilik tümörlerine tanı konulmasında yeterli ise de bazı durumlarda ayırıcı tanı için EMG gerekebilir. EMG, sinir ve kaslardaki elektriksel iletimi ölçen bir tetkik yöntemidir.
TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

İdeal tedavi yöntemi omurilik tümörünü tamamen yok etmektir.

  • Cerrahi yöntem: Bu yöntem tedavide en geçerli yöntemdir. Tanı konulduktan sonra hemen ameliyat yapılmalıdır. Hastanın gözlenmesinin bir anlamı yoktur, çünkü kaybedilen vakit sırasında gelişebilecek felçler genellikle geri dönüşsüzdürler. Gelişen yeni teknikler daha önce ameliyat edilmesi imkânsız görülen tümörlerin bugün kolaylıkla çıkarılabilmelerini sağlamaktadırlar. Yüksek kalitede görüntü sağlayan cerrahi mikroskoplar tümör dokusunu normal dokudan ayırt etmede büyük kolaylık sağlamaktadırlar. Ayrıca operasyon sırasında kullanılan nöromonitorizasyon teknikleri de sinirlere olabilecek hasarı minimuma indirgemektedirler. Ultrasonik dalgalar ve lazer ışınları de ameliyat sırasında başvurulan teknik yöntemlerdir. Bununla birlikte, bütün bu gelişmiş teknolojiye rağmen bazı tümörler tam olarak çıkarılamayabilir. Tümör tam olarak çıkartılamazsa cerrahi tedaviye kemoterapi ve radyoterapi eşlik eder.
  • Standart radyasyon tedavisi: Bu yöntem operasyon sırasında tam olarak çıkartılamayan tümör artıklarını öldürmek, ya da nüks etme olasılığı olan habis tümörlerin tedavisi için uygulanır. Metastatik tümörlerde de en etkili yöntemlerden biridir. Radyoterapi bazı çok ağrılı hallerde, ya da cerrahinin çok riskli olduğu durumlarda başlıca tedavi şekli olarak da kullanılır.
  • Stereotactic radyasyon cerrahisi: bu teknik halen beyin tümörlerinin tedavisi için kullanılmaktadır. Omurilik tümörlerinin tedavisi için de araştırmalar yapılmaktadır.
  • Kemoterapi: Kanser tedavisinde uygulanan kemoterapinin amacı kanser hücrelerini öldürmek ya da büyümelerini yavaşlatmaktır.,Kemoterapinin tek başına ya da radyoterapi ile birlikte kullanımının sizin için ne ölçüde yararlı olacağına doktorunuz karar verecektir. Kemoterapinin halsizlik, bulantı, kusma, infeksiyon riskinin artması ve saç dökülmesi gibi riskleri vardır.
  • Diğer ilaçlar: Cerrahi, radyoterapi, ve bazen tümörün kendisi omurilik içerisinde ödeme neden olacağından bu durumu önlemek için doktorlar bazen tedavi süreci içerisinde kortizon alımını önerebilirler. Kortizonun her ne kadar ödem giderici etkisi varsa da uzun süreli tedavilerde kemik erimesi, kan basıncında yükselme, şeker hastalığı ve enfeksiyon riskini arttırma gibi yan etkileri de vardır.

Genel olarak omurilik tümörlerinin tedavi süreci haftalar boyunca devam eder. Bu süreç zarfında, tümörün oluştuğu yere bağlı olarak, kol ve bacaklarda geçici güç kaybı, duyu kayıpları oluşabilir. Ayrıca operasyon sonrası kanamalar ve sinir hasarları da görülebilen komplikasyonlar arasındadırlar.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Arterio Venöz Malformasyonlar (AVM)

blank

AVM NEDİR?

Vücutta atardamarlarla toplardamarlar arasında kılcal damarlar vardır. Beyinde, atardamarlarla toplardamarları arada kılcal damar ağı bulunmadan birleşmelerine “aerterio venöz malformasyon” (AVM) adı verilir.

  • NEDEN OLUŞURLAR?
  • AVM’LERİN YARATTIĞI PROBLEMLER NELERDİR?
  • AVM’LER NELERE NEDEN OLABİLİRLER?
  • RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
  • DOKTORUNUZDAN RANDEVU ALIN
  • TANI İÇİN YAPILACAK TESTLER NELERDİR?
  • TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?
NEDEN OLUŞURLAR?

Beyne gelen kan akımı “arter” adı alan kalın duvarlı atardamarlarla sağlanır. Arterler devamlı olarak dallara ayrılarak daha küçük dalları oluştururlar ve sonunda vücuttaki en ince damar olan ve “kapiller damar” adı verilen kılcal damar ağını meydana getirirler.

Beyin hücreleri kanla gelen oksijen ve besin maddelerini kapiller damarlardan alırlar. Kapiller damarlar aynı zamanda hücrelerdeki karbondioksit ve atık maddeleri de toplarlar. Sonra tekrar aralarında birleşerek daha ince duvarlı “ven” adını alan toplardamarları oluştururlar. Venler kanı temizlenmek üzere karaciğer, kalp ve akciğerlere taşırlar. AVM, arter ve venlerin arada kapiller damar ağı olmadan birleşmesi ile oluşur.

Bir başka deyimle AVM’ler arter ve venler arasındaki bir kısa devredir. Atardamarlardaki yüksek basıncı düşüren kılcal damar ağı bulunmadığından yüksek basınçlı kan doğrudan toplardamarlara geçeceğinden ince duvarlı bu damarlarda yırtılma ve kanamalara neden olur. Kılcal damar ağının bulunmaması ayrıca AVM etrafındaki beyin dokusunun beslenme bozukluklarına da neden olur. AVM’ler çocuğun ana karnında gelişimi sırasında damar sisteminin gelişim bozuklukları sonucu ortaya çıkar ve kesin nedeni belli değildir.

AVM’LERİN YARATTIĞI PROBLEMLER NELERDİR?

Beyin AVM’leri kanayıncaya kadar kendilerini belli etmeyebilirler. Bazı AVM’ler sara nöbetleri ile ortaya çıkabilirler. Beyin AVM’lerinin belirtileri şunlardır:

  • Sara nöbetleri
  • Baş ağrısı
  • Başta duyulan bir ses
  • Vücudun bir yarısında güçsüzlük ve uyuşukluk
  • AVM’nin yerine bağlı olarak ortaya çıkabilen görme bozuklukları, konuşma ve anlayış güçlükleri.
AVM’LER NELERE NEDEN OLABİLİRLER?
  • Kanama: AVM’lerde arter ve venler normal yapıda değildir. Damarların duvarları zayıf ve incedir. Daha önce belirtildiği gibi arter ve venler arasında kapiller yatak yoktur. Kan basıncını yavaşlatacak bir barier olmadığından yüksek basınçlı arter kanı venler üzerine aşırı yük bindireceğinden bu damarlarda yırtılma ve kanamalara neden olur. Kanama fazla ise beyin içinde birikerek kuvvet kaybı, uyuşukluk, görme ve işitme bozuklukları, hatta davranış bozuklukları gibi inme benzeri belirtilere sebep olabilir.
  • Beyin hücrelerinin yetersiz beslenmesi: AVM atardamarlarla toplardamarlar arasında kılcal damarların olmadığı bir kısa devre olduğundan kan doğrudan toplardamarlara geçer. Bu nedenle de hücreler yeteri kadar oksijen alamaz. Bu durum AVM etrafında işlevi olmayan ölü hücrelerin oluşmasına neden olur. Sonuç olarak sara nöbetleri, felçler ve uyuşukluklar ortaya çıkar.
  • Anevrizma oluşumları: Normal damarlarla karşılaştırıldığında AVM içerisindeki damarların duvarları yetersizdir. Kan basıncı bu ince ve zayıf damarlarda “anevrizma” adı verilen balonlaşmalara sebep olur. Bu anevrizmalar yırtılmaya daha da elverişlidirler.
  • Yer işgal eden kitleler: Bir kişi büyüdükçe beynindeki AVM de büyür ve bir kitle halini alabilir. Bu kitle beyne baskı yaparak adeta bir tümör gibi baş ağrılarına neden olabilir. Bu kitle beyin omurilik sıvısının dolanım yollarına baskı yaparak bu sıvının basıncının artmasına neden olabilir. Bu duruma “hidrosefali” denir. Hidrosefali baş ağrısı için başka bir nedendir
RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

AVM için belirli bir risk faktörü yoktur. Bazı ailelerde sık görüldüğü rapor edilmişse de belirli bir genetik faktör bulunmamaktadır.

DOKTORUNUZDAN RANDEVU ALIN

Eğer size beyninizde AVM olduğu söylendi ise ya da böyle bir kuşkunuz varsa bir beyin cerrahına başvurun. Görüşmeye gitmeden önce yaşadığınız bütün belirtileri gözden geçirin, hatta yazın. Yanınızda durumunuzu bilen bir arkadaş ya da yakınınızı da birlikte götürün. AVM tanısı konuldu ise doktora bazı sorular sormanız gerekebilir. Bunlar genel olarak şunlardır:

  • AVM beynimin neresinde?
  • Ne büyüklükte?
  • Tedavi seçenekleri nelerdir?
  • Bu AVM için cerrahi girişim şart mıdır?
  • Tedaviden sonraki durumum nasıl olabilir?
  • Bu tür AVM’lerin uzun vadede sonucu nasıldır?
TANI İÇİN YAPILACAK TESTLER NELERDİR?

Doktorunuz yakınmalarınızı dinledikten sonra sizden bazı tetkikler isteyecektir. Nörolojik muayene, diğer beyin hastalıklarında olduğu gibi, bir dizi tanı yöntemleri arasında ilk adımdır. Bunu görüntüleme yöntemleri takip eder.

  • Nörolojik Muayene: nörolojik muayene,  görme, işitme duyularının ölçülmesi; kas gücü, duyu, denge ve reflekslerin muayenesi gibi tetkikleri içerir. Bunlardan bir veya birkaçının bozulması beynin bir AVM ya da hastalık tarafından etkilendiğini gösterir.
  • Görüntüleme yöntemleri: görüntüleme yöntemleri AVM tanısında en önemli rolü oynayan tetkiklerdir.
    • Bilgisayarlı tomografi (BT): BT tetkikinde tanı için X ışınları demeti kullanılır. AVM tanısında çok hassa bir tetkik değildir. Başka amaçlarla yapılan BT tetkikleri tesadüfen bulunan AVM’ler için ipucu verebilir. Bazen AVM’lerde kireçlenmeler olabilir. Kireçlenmeler BT ile diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha iyi görüntü vereceğinden bu vakalarda BT yardımcı olabilir.
    • BT anjiografi: Bu arter ve venleri görüntülemede kullanılan bir BT tekniğidir. Damardan ve boya etkisi gösteren bir madde verildikten sonra tetkik yapılır ve AVM’yi besleyen ve boşaltan damarlar bütün detayı ile görüntülenir. Görüntüler üç boyutlu olarak da yapılandırılabilir.
    • Manyetik rezonans imaj (MRI): Bu teknikte kuvvetli manyetik alan kullanılır. AVM’nin tam yerini görmeyi sağlar.
    • Manyetik rezonans anjiogram (MRA): Bu test MRI sırasında aynı anda yapılır. BT aniografide olduğu gibi damardan verilen bir boyadan sonra görüntüler elde edilir.
    • Beyin anjiografisi: Bu yötem AVM’lerin görüntülenmesinde en güvenilir tekniktir. Doktorlar kasık damarından boya enjekte ederler ve vucuttaki bütün damarlar görünür hale gelir. Bu tetkik yönteminde en küçük AVM’ler dahi görülür.
TEDAVİ SEÇENEKLERİ NELERDİR?

AVM tedavisi için birçok seçenek vardır. Doktorunuz AVM’nin büyüklüğüne ve yerine göre sizin için en uygun yöntemi seçecektir.

  • Cerrahi tedavi: Eğer AVM beyinde ulaşılabilecek bir konumda ise cerrahi en etkili yoldur. Fakat AVM’nin büyüklüğü ve derinliği arttıkça ameliyatın riskleri de artar. Bu durumlarda doktorlar başka tedavi yöntemleri de önerebilirler. Operasyon sırasında AVM’yi oluşturan anormal doku yumağı ile birlikte çevresindeki ölü beyin dokusu da çıkartılır.
  • Endovasküler embolizasyon: Bu teknikte anjiografide olduğu gibi önce kasık bölgesinde ki atardamar içinden ince bir tüp AVM’nin olduğu bölgeye kadar gönderilir. Daha sonra “koil” (coil) adı verilien, “titanyum” isimli bir metalden yapılmış spiral ya da helezon şeklinde yayları andıran küçük parçalarla AVM’nin içi doldurulur. Bu amaçla koil dışında başka maddeler de kullanılabilir. AVM, normal beyin dokusunu besleyen damarları kapatmadan tamamen doldurulmalıdır. Bazen bu işlem ameliyattan önce, ameliyatı kolaylaştırmak ve risklerini azaltmak amacı ile de yapılabilir.
  • Stereotaktik radyasyon cerrahisi (stereotactic radiosurgery: Bu aslında bilinen anlamda bir cerrahi yöntem olmayıp radyasyon tedavisinin değişik bir şeklidir. Bu yöntemle değişik yönlerden gelen birçok ışın demeti tek bir noktaya odaklandırılır. Her ne kadar her bir demetin gücü çok fazla değilse de odaklandıkları noktada toplam olarak çok yüksek bir enerji oluşur. Böylece normal beyin dokusuna zarar verilmeden hasta dokuların tahrip edilmesi sağlanır. Bu yöntem çapı 2 cm. ya da daha küçük AVM’ler için uygundur. AVM’nin tamamen tıkanması iki-üç yıl sürebilir. İşlem tek seansta yapılır ve hastanede yatılması gerekmez.
  • İlaç tedavisi: Sara nöbeti geçiren hastalara nöbetleri önlemek için verilir. Bu ilaçlar hastalarda ameliyat sırasında ve sonrasında, daha önce nöbet geçirmemiş olsalar dahi, önlem amacı ile kullanılır.
  • Takip: Bazen her türlü tedavinin çok riskli olabileceği bazı hastalarda doktorlar hastayı sadece takibe alırlar. Aynı mantık problem yaratma olasılığı çok düşük olan çok küçük AVM’ler için de geçerlidir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Boyun Fıtıkları

blank

BOYUN OMURGASI

Omurganın yapısını omurlar, diskler ve tendon adı verilen bağ dokuları oluşturur. Omurlar kemik bloklar olup üst üste sıralanarak omurgayı oluştururlar. Omurların arasındaki kıkırdak yapılar “disk” adını alırlar. Boyun bölgesi omurgasında yedi adet omur, fakat bu bölgede omurilikten çıkan sekiz çift sinir bulunur.

Omurların ortasında daire şeklinde bir delik bulunur. Bütün omurlar üst üste dizildiğinde bu delikler tüp şeklinde bir kanal oluşturur ve bu kanalın içerisinde omurilik vardır. Sinirlerin görevi beyinden uyarıları vücuda dağıtmak ve vücuttan gelenleri de beyne iletmektir. Böylece beyinden gelen uyarılarla iç organların çalışması, kol ve bacakların hareketleri sağlanır. Sinirler ayrıca ağrı, dokunma duyusu, sıcaklı ve soğukluk gibi duyuları da omurilik yolu ile beyne taşırlar.

DİSK

Birinci ve ikinci boyun omurları dışında bütün omurlar  arasında lastik, ya da silikon kıvamında darbe emici özellikli dokular vardır ve bunlara “disk” adı verilir. Disklerin ortasında jel benzeri bir çekirdek, etraflarında da daha sert kapsül şeklinde bir bant bulunur. Disklerin görevi omurgaya gelen darbeleri ve aşırı yüklenmeleri karşılamaktır. Yanlardan çıkan sinirler bu disklere komşu olarak seyrederler.

Çocuk ve gençlerde disk sudan zengin bir yapıya sahiptir. Yaşlandıkça, disklerdeki su oranı giderek düşer ve dış kısmında çatlaklar oluşmaya başlar. Boyun bölgesinde disklerin aşırı yüklenmesi sonucunda iç kısımdaki çekirdeğin etraftaki kapsülü yırtarak dışarıya çıkmasına “boyun fıtığı” denir.

  • BOYUN FITIĞI NİÇİN OLUŞUR?
  • BELİRTİLERİ NELERDİR?
  • NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİYİM?
  • TANI YÖNTEMLERİ
  • TEDAVİ YÖNTEMLERİ
  • HASTANEDE NE KADAR KALIRIM?
  • NE ZAMAN ÇALIŞABİLİRİM?
BOYUN FITIĞI NİÇİN OLUŞUR?

Boyun fıtıklarının genel nedeni diskte “dejenerasyon” adı verilen,  zaman içerisinde oluşan bozulma ve yırtıklardır. Daha önce de belirtildiği gibi, çocukluk yıllarında diskin su içeriği oldukça fazladır. Zamanla bu su oranı azalır. Bu durum diskteki yırtılma ve aşınmaları kolaylaştırır. Ayrıca fıtıklaşmaya neden olan bazı risk faktörleri de vardır. Bunlar arasında aşağıdaki nedenler sayılabilir:

  • Duruş bozuklukları
  • Boyun kaslarının zayıflığı
  • Aşırı kilo
  • Sigara ve tütün kullanımı
BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kol ağrısı: Fıtıklaşan diskin sinirler üzerinde oluşturduğu baskı boyun ve omuzdan başlayıp kola ve kürek kemiğine yayılan bir ağrıya neden olur. Kol ağrısı bazen sinirlerin geçtiği delikler içerisinde oluşan kireçlenmeler nedeni ile de görülebilir. Omurlar arasındaki eklemlerin kireçlenip büyümesi de sinirlere baskı yapabileceğinden aynı ağrılara neden olabilir.

Kas gücü kaybı: Kolda ve elde fıtık tarafından sıkıştırılan sinirlerin ulaştığı kaslarda işlev bozukları görülebilir. Bu durum, fıtığın yerine bağlı olarak diz, ayak bileği, ya da ayak parmaklarının gücünde azalmalara neden olabilir.

Uyuşma ve karıncalanmalar: Yine fıtığın yerine bağlı olarak, kol ve elde uyuşma ve karıncalanmalar olabilir.

Kramplar: Etkilenen sinirlerin ulaştığı kaslarda kramplar olabilir. Boyun ve omuz adalelerinde de spazm ve sertleşmeler görülebilir

Kas erimeleri: Damarlarda sonlanan sinir uçları dokuların gereksinimine göre daralıp genişleyerek hücreleri yeterli kan akımını sağlarlar. Fıtığı etkilediği sinir uçlarının ulaştığı kasların damarlarında bu işlev bozulduğu için kaslarda ortaya çıkan beslenme bozukluklarına bağlı olarak erme ve incelmeler olabilir. Bu duruma özellikle ilerlemiş vakalarda üst kol kaslarında rastlanır.

NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİYİM?

Eğer boynunuzdan kolunuza ve kürek kemiğinize yayılan ağrınız varsa, kol ya da elinizde güç kaybı hissediyorsanız, kolunuzda ve elinizde karıncalanma ve uyuşmalar oluyorsa hemen doktora başvurun. Doktora gitmeden önce aşağıdaki soruların cevaplarınızı kafanızda yapılandırın, hatta bir liste yapın:

  • Ne zamandan beri yakınmalarınız var?
  • Sizce yakınmalarınızı başlatan zorlayıcı bir hareket yaptınız mı?
  • Ağrı boynunuzdan kürek kemiğinize, kolunuza,  elinize doğru yayılıyor mu?
  • Elinizde uyuşma, karıncalanma var mı?
  • Yakınmalarınızı arttıran herhangi bir hareket ya da pozisyon var mı?
  • Yakınmalarınızı azaltan herhangi bir hareket ya da pozisyon var mı?
  • Aldığınız bir ilaç var mı? Faydası oluyor mu?
TANI YÖNTEMLERİ

Birçok vakada hastalığın hikâyesi tanı koymada yardımcı olursa da kesin tanı için bazı tetkiklerin yapılmasını zorunlu kılar.

NÖROLOJİK MUAYENE

Doktorunuz ilk aşamada size “nörolojik muayene” adı verilen bir muayene uygular. İçin genel olarak aşağıda sıralanan muayeneler yapılır.

  • Kol ve el kaslarının muayenesi
  • Dokunma ve ağrı duyusunun muayenesi
  • Kol reflekslerinin muayenesi
  • Kol kaslarının çevrelerinin ölçümü

GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

Röntgen tetkiki: Her ne kadar röntgen tetkiki boyun fıtıklarının görüntülenmesinde yeterli bir yöntem değilse de iltihaplanmalar, tümörler, omurga kaymaları kemik kırıkları ve doğumsal bozukluklar gibi beklenmeyen rahatsızlıkları ortaya çıkarmada yardımcı olabilir.

Bilgisayarlı tomografi (BT): Bu tetkik daha çok kemik yapıyı gösterir, ancak röntgen tetkiklerine göre daha detaylı görüntüleme sağlar. Omurganın çeşitli yönlerdeki kesitlerini, hatta 3 boyutlu görünümünü elde etmek mümkündür.

Manyetik rezonans imaj (MRI): Bu tetkik, boyun fıtıklarının tanısında baş vurulan en yaygın yöntemdir. Vücudunuzun görüntülerinin elde edilmesi için kuvvetli manyetik alan kullanılır. Kemik yapıdan çok yumuşak dokuların görüntülenmesinde kullanılır. Boyun fıtıklarının yerini ve tarafını saptamada kullanılan en etkili yöntemdir.

Myelografi: Bu yöntem eski ve hemen, hemen tamamen terk edilmiş bir tetkik şeklidir. Bel bölgesinden iğne ile beyin-omurilik sıvısının içine röntgen ışınları altında görülebilen bir ilaç verilerek yapılır. Günümüzde, belki sadece MRI makinesine girmekte sakınca bulunan hastalarda uygulanabilir.

SİNİR TESTLERİ

Elektromyografi, bir sinir iletim testi olup sinir boyunca hareket eden sinir dalgasının şiddetini ve hızını ölçmek için kullanılır. Özellikle boyun fıtığı bulgu ve belirtilerini taklit eden başka hastalıkların ayırıcı tanısında çok yararlıdır.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ

KORUYUCU TEDAVİ

Başlıca ilaç tedavisi ve yatak istirahatından oluşur. Yeni oluşan rahatsızlıklarda oldukça etkilidir.

  • İlaç tedavisi
    • Ağrı kesici ve kas gevşeticiler
    • Narkotikler: Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların etkili olmadığı hallerde kullanılabilir. Bu ilaçların kullanımı sadece hastane ortamında yapılmalıdır
    • Nöropatik ağrı ilaçları: Bu ilaçlar gabapentin (neurontin), pregabalin (Lyrica), duloxetine (Cymbalta), ve tramadol (Contramal) gibi ilaçları içerir. Bu ilaçlar genellikle sinir harabiyetlerinde kullanıldığından boyun fıtıklarında kullanımları sınırlıdır.
  • Fizik tedavi: Fizik tedavi uzmanları genel olarak bazı egzersiz hareketler gösterirler ve cihazlarla ve yöntemlerle ağrıyı hafifletmeye çalışırlar. Bu yöntemler arasında sıcak uygulaması, çekme ve germe hareketleri, ultrasonografi ve elektrikle uyarmalar sayılabilir.

CERRAHİ TEDAVİ

Boyun fıtıklarının hepsi ameliyat gerektirmez. Öte yandan ameliyat gerektirdiği halde ihmal edilen hastalarda kalıcı hasarlar oluşabilir. İlerlemiş boyun fıtıkları sadece kollara giden sinirlere baskı yapmakla kalmaz omuriliğe de baskı yaparak bütün vücutta kalıcı felce neden olabilirler. Yeterli bir süre uygulanan ilaç tedavisi ve yatak istirahatına rağmen kol ağrıları, kas güçsüzlüğü, uyuşma ve karıncalanmalar, devam ediyorsa ameliyata gereksiniminiz olabilir. Yapılan ameliyat “mikrodiskektomi” olarak adlandırılır. Ameliyat, boynun ön tarafından fıtık bulunan yerin tam üstünden orta hattın biraz sağından 2-3 cm. uzunluğunda bir cilt kesisinden girilerek yapılır. Fıtık tamamen temizlendikten sonra bu aralığa bir protez konulur.

HASTANEDE NE KADAR KALIRIM?

Hastanede kalış süreniz genel olarak bir gecedir.  Ameliyat için gereken tetkikler ya ameliyat günü sabah, ya da bir gün önceden yapılır. Ameliyattan sonraki gün sabah ayağa kalkarsınız ve o gün taburcu edilirsiniz. Ciltte görünen ameliyat dikişiniz olmaz. Sadece bir defa taburcu olmadan pansuman yapılır ve bir daha pansumana gerek olmaz. Kullanılan özel su geçirmez pansuman malzemeleri hemen banyo yapabilmenize olanak tanımaktadır.

NE ZAMAN ÇALIŞABİLİRİM?

Ameliyattan sonra bir hafta kadar istirahat edilmesini öneriyoruz.  Ameliyattan hemen sonra bir boyun korsesi takıp bir hafta kadar kullanacaksınız. İleri kas gücü kaybı olanlar için bazen iki haftalık fizik tedavi programı gerekebilir. Bir hafta sonra çalışamaya başlayabilirsiniz.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Bel Fıtıkları

blank

BEL OMURGASI
Omurganın yapısını omurlar, diskler ve tendon adı verilen bağ dokuları oluşturur. Omurlar kemik bloklar olup üst üste sıralanarak omurgayı oluştururlar. Omurların arasındaki kıkırdak yapılar “disk” adını alırlar. Her omurun ortasında bir delik vardır ve üst üste geldikleri zaman bu delikler bir kanal oluşturur.

Bu kanalın içerisinde omurilik bulunur. Omurların arasında yanlarda birer delik vardır ve bu deliklerden, iki taraflı olarak, omurilikten çıkan ve bütün vücutta dağılan sinirler geçer. Sinirlerin görevi beyinden uyarıları vücuda dağıtmak ve vücuttan gelenleri de beyne iletmektir. Böylece beyinden gelen uyarılarla iç organların çalışması, kol ve bacakların hareketleri sağlanır. Sinirler ayrıca ağrı, dokunma duyusu, sıcaklı ve soğukluk gibi duyuları da omurilik yolu ile beyne taşırlar.

Bel bölgesindeki omurgada beş adet omur bulunur. Bu bölgedeki omurilikten sağlı sollu olmak üzere beş çift sinir çıkar

DİSK
Omurlar arasındaki lastik, ya da silikon kıvamındaki darbe emici özellikli dokular “disk” adını alır. Disklerin ortasında jel benzeri bir çekirdek, etraflarında da daha sert, kapsül şeklinde bir bant bulunur. Disklerin görevi omurgaya gelen darbeleri ve aşırı yüklenmeleri karşılamaktır.

Yanlardan çıkan sinirler bu disklere komşu olarak seyrederler. Çocuk ve gençlerde disk sudan zengin bir yapıya sahiptir. Yaşlandıkça, disklerdeki su oranı giderek düşer ve dış kısmında çatlaklar oluşmaya başlar. Bel bölgesinde disklerin aşırı yüklenmesi sonucunda iç kısımdaki çekirdeğin etraftaki kapsülü yırtarak dışarıya çıkmasına “bel fıtığı” denir.

  • BEL FITIĞI NİÇİN OLUŞUR?
  • BELİRTİLERİ NELERDİR?
  • NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİYİM?
  • TANI YÖNTEMLERİ
  • TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
  • HASTANEDE NE KADAR KALIRIM?
  • NE ZAMAN ÇALIŞABİLİRİM?
BEL FITIĞI NİÇİN OLUŞUR?

Bel fıtıklarının genel nedeni diskte “dejenerasyon” adı verilen, zaman içerisinde oluşan bozulma ve yırtıklardır. Daha önce de belirtildiği gibi, çocukluk yıllarında diskin su içeriği oldukça fazladır. Zamanla bu su oranı azalır. Bu durum diskteki yırtılma ve aşınmaları kolaylaştırır. Ayrıca fıtıklaşmaya neden olan bazı risk faktörleri de vardır:

Kilo: Aşırı kilo diskler üzerinde aşırı yüklenmeye neden olarak bel fıtıklarına yol açar.

Meslek ve yaşam tarzı: zor şartlar altında çalışan kişilerde bel fıtığına yakalanma riski daha fazladır. Devamlı ağır yük kaldırmak, orantısız eğilme ve bükülme hareketleri de bel fıtıklarının başlıca etkenlerindendir. Uygunsuz beslenme, yetersiz fiziksel egzersiz, sigara ve tütün kullanımı da ciddi risk faktörleri arasındadır.

Genetik yapı: çok yaygın değilse de bazı kişilerde disk yapısında kalıtımsal olarak zayıflık görülebilmektedir.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Bel ağrısı: Künt ya da keskin bel ağrısı genel olarak bel fıtıklarının başlangıç belirtisidir. Bu belirti sıklıkla bel fıtıklarına refakat eder. Bu ağrının nedeni kapsülde ve omurların arka yüzlerini yukarıdan aşağı ilk boyun omurundan kuyruk sokumuna kadar döşeyen bağ dokusundaki gerilmeye hassa sinir uçlarının uyarılmasıdır.

Siyatik (Siyatalji): bel bölgesinde omurilikten çıkan sinirler kendi aralarında birleşerek “siyatik sinir” adı verilen vücudun en kalın sinirini oluştururlar. Siyatik sinir kalça bölgesinden itibaren aşağı doğru dallanarak bütün bacak bölgesinde dağılır. Fıtıklaşan disk tarafından gerilen kapsül ve bağdokusu bir süre sonra basınca dayanamaz ve yırtılır. Bu dokular yırtılınca üzerlerindeki gerilme ve basınç kalkacağı için birçok zaman bel ağrısı azalır veya kaybolur. Ancak dışarı çıkan disk çekirdeği bu defa omurilikten çıkan sinirin üzerine oturur ve bazen dayanılmaz ölçülere ulaşan bacak ağrısı başlar. Halk arasında bu ağrıya “siyatik” adı verilir ancak siyatik, yukarıda belirtildiği gibi, sinire verilen isimdir. Bunun yerine “siyatik ağrısı” ya da tıptaki adı ile “siyatalji” demek daha doğrudur.  Birçok hasta bel ağrısının geçerek bacak ağrısına dönüşmesini fıtığın iyileşme yoluna girdiği şeklinde yorumlarsa da gerçek, hastalığın geri dönüşsüz yola girdiğidir.

Kas gücü kaybı: Bel bölgesinde fıtık tarafından sıkıştırılan sinirlerin ulaştığı kaslarda işlev bozuklukları görülebilir. Bu durum, fıtığın yerine bağlı olarak diz, ayak bileği, ya da ayak parmaklarının gücünde azalmalara neden olabilir.

Uyuşma ve karıncalanmalar: Yine fıtığın yerine bağlı olarak, bacak ve ayakta uyuşma ve karıncalanmalar olabilir.

Kramplar: Etkilenen sinirlerin ulaştığı kaslarda kramplar olabilir. Sırt ve bel adalelerinde de spazm ve sertleşmeler görülebilir

Kas erimeleri: Damarlarda sonlanan sinir uçları dokuların gereksinimine göre daralıp genişleyerek hücreleri yeterli kan akımını sağlarlar. Fıtığın etkilediği sinir uçlarının ulaştığı kasların damarlarında bu işlev bozulduğu için kaslarda ortaya çıkan beslenme bozukluklarına bağlı olarak erme ve incelmeler olabilir. Bu duruma özellikle ilerlemiş vakalarda baldır kaslarında rastlanır.

İdrar, dışkılama ve cinsel fonksiyon bozuklukları: İlerlemiş vakalarda fıtıklaşan kıkırdak yalnız bacağa giden sinire değil idrar torbası, barsaklar ve cinsel organlara giden sinirleri de sıkıştırabilir. Bu durumda idrar yapamama, idrar kaçırma ve erkeklerde cinsel işlev bozuklukları da görülebilir.  Bu durum tedavi edilmeyen bel fıtıklarında görülen en ağır ve geri dönüşü olmayan sonuçtur.

NE ZAMAN DOKTORA GİTMELİYİM?

Eğer belinizden bacağınıza yayılan ağrınız varsa, ayağınızda güç kaybı hissediyorsanız, ayak ve bacağınızda karıncalanma ve uyuşmalar oluyorsa hemen doktora başvurun. Doktora gitmeden önce aşağıdaki soruların cevaplarınızı belleğinizde yapılandırın, hatta bir liste yapın:

  • Ne zamandan beri yakınmalarınız var?
  • Yakınmalarınız başlamadan önce ağır bir cisim kaldırdınız mı, ya da itip çektiniz mi?
  • Ağrı belinizden bacağınıza, topuğunuza doğru yayılıyor mu?
  • Bacağınızda, ya da ayağınızda uyuşma, karıncalanma var mı?
  • Yakınmalarınızı arttıran herhangi bir hareket ya da pozisyon var mı?
  • Yakınmalarınızı azaltan herhangi bir hareket ya da pozisyon var mı?
  • Aldığınız bir ilaç var mı? Faydası oluyor mu?
TANI YÖNTEMLERİ

Birçok vakada hastalığın hikâyesi tanı koymada yardımcı olursa da kesin tanı için bazı tetkiklerin yapılması zorunludur.

NÖROLOJİK MUAYENE

Doktorunuz ilk aşamada size “nörolojik muayene” adı verilen bir muayene uygular. Bunun için genel olarak aşağıda sıralanan muayeneler yapılır.

  • Bacak ve ayak kaslarının muayenesi
  • Dokunma ve ağrı duyusunun muayenesi
  • Bacak ve ayak reflekslerinin muayenesi
  • Bacak kaslarının çevrelerinin ölçümü

GÖRÜNTÜLEME YÖNTEMLERİ

Röntgen tetkiki: Her ne kadar röntgen tetkiki bel fıtıklarının görüntülenmesinde yeterli bir yöntem değilse de iltihaplanmalar, tümörler, omurga kaymaları kemik kırıkları ve doğumsal bozukluklar gibi beklenmeyen rahatsızlıkları ortaya çıkarmada yardımcı olabilir.

Bilgisayarlı tomografi (BT): Bu tetkik daha çok kemik yapıyı gösterir, ancak röntgen tetkiklerine göre daha detaylı görüntüleme sağlar. Omurganın çeşitli yönlerdeki kesitlerini, hatta 3 boyutlu görünümünü elde etmek mümkündür.

Manyetik rezonans imaj (MRI): Bu tetkik bel fıtıklarının tanısında baş vurulan en yaygın yöntemdir. Vücudunuzun görüntülerinin elde edilmesi için kuvvetli manyetik alan kullanılır. Kemik yapıdan çok yumuşak dokuların görüntülenmesinde kullanılır. Bel fıtıklarının yerini ve tarafını saptamada kullanılan en etkili yöntemdir.

Myelografi: Bu yöntem eski ve hemen, hemen tamamen terk edilmiş bir tetkik şeklidir. Bel bölgesinden iğne ile beyin-omurilik sıvısının içine röntgen ışınları altında görülebilen bir ilaç verilerek yapılır. Günümüzde, belki sadece MRI makinesine girmekte sakınca bulunan hastalarda uygulanabilir.

SİNİR TESTLERİ

Elektromyografi, bir sinir iletim testi olup sinir boyunca hareket eden sinir dalgasının şiddetini ve hızını ölçmek için kullanılır. Özellikle bel fıtığı bulgu ve belirtilerini taklit eden başka hastalıkların ayırıcı tanısında çok yararlıdır.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

KORUYUCU TEDAVİ

Başlıca ilaç tedavisi ve yatak istirahatından oluşur. Yeni oluşan rahatsızlıklarda oldukça etkilidir.

  • İlaç tedavisi
    • Ağrı kesici ve kas gevşeticiler
    • Narkotikler: Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçların etkili olmadığı hallerde kullanılabilir. Bu ilaçların kullanımı sadece hastane ortamında yapılmalıdır
    • Nöropatik ağrı ilaçları: Bu ilaçlar gabapentin (neurontin), pregabalin (Lyrica), duloxetine (Cymbalta), ve tramadol (Contramal) gibi ilaçları içerir. Bu ilaçlar genellikle sinir harabiyetlerinde kullanıldığından bel fıtıklarında kullanımları sınırlıdır.
  • Fizik tedavi: Fizik tedavi uzmanları genel olarak bazı egzersiz hareketleri gösterirler ve cihazlarla ve yöntemlerle ağrıyı hafifletmeye çalışırlar. Bu yöntemler arasında sıcak uygulaması, çekme ve germe hareketleri, ultrasonografi ve elektrikle uyarmalar sayılabilir.

CERRAHİ TEDAVİ

Bel fıtıklarının hepsi ameliyat gerektirmez. Öte yandan ameliyat gerektirdiği halde ihmal edilen hastalarda kalıcı hasarlar oluşabilir. Yeterli bir süre uygulanan ilaç tedavisi ve yatak istirahatına rağmen kas güçsüzlüğü, uyuşma ve karıncalanmalar, bel ve bacak ağrıları devam ediyorsa ameliyata gereksiniminiz olabilir.

İki tip ameliyat şekli vardır:

  1. Mikrodiskektomi: Fıtığın oluştuğu bölgenin hizasında bel kemiğinin üzerinden yapılan küçük (3-4 cm.) cilt kesisinden girilerek özel mikroskoplar yardımı ile fıtık bulunarak çıkartılır.
  2. Mikrodiskektomi + füzyon: Bir’den fazla aralıkta fıtık varsa, ya da iki taraflı girişim uygulanması gerekiyorsa ileride oluşabilecek bir kaymayı önlemek amacı ile omurların, fıtık çıkartıldıktan sonra, birbirlerine vidalarla tutturulmaları gerekebilir. Bu işlem “füzyon ameliyatı” adını alır.

Çok büyük bel fıtıkları ani olarak ayakta tam felç, bacak aralarında süvari yaması tarzında uyuşukluk ve idrar yapma bozuklukları ile kendilerini gösterebilirler. Bu acil bir durumdur ve hastanın acil olarak ameliyata alınması gerekebilir.

HASTANEDE NE KADAR KALIRIM?

Hastanede kalış süreniz genel olarak bir gecedir.  Ameliyat için gereken tetkikler ya ameliyat günü sabah, ya da bir gün önceden yapılır. Ameliyattan sonraki gün sabah ayağa kalkarsınız ve o gün taburcu edilirsiniz. Ciltte görünen ameliyat dikişiniz olmaz. Sadece bir defa taburcu olmadan pansuman yapılır ve bir daha pansumana gerek olmaz. Kullanılan özel su geçirmez pansuman malzemeleri hemen banyo yapabilmenize olanak tanımaktadır.

NE ZAMAN ÇALIŞABİLİRİM?

Ameliyattan sonra bir süre istirahat edilmesi uygundur. Ameliyattan önce ileri kas gücü kaybı olanlar için bazen iki haftalık fizik tedavi programı gerekebilir. Çalışmaya başlamadan önce ortalama bir ay kadar istirahat edilmesini öneriyoruz.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Beyin Tümörleri

blank

Beyinde oluşan normal dışı hücre topluluklarına beyin tümörü adı verilir. Bazı beyin tümörlerinin iyi huylu (selim) olmasına karşın bazıları kötü huylu kanserlerdir (habis). Her ne kadar “kanser” kelimesi vücutta beyin dışında başka dokuların habis tümörlerine verilen isim olsa da kötü huylu beyin tümörleri için de kullanılmaktadır.

Beyin tümörleri beyninizdeki hücrelerden doğabileceği gibi (primer beyin tümörleri) vücudunuzun başka yerlerinde oluşan kanserler de beyne sıçrayabilir (sekonder ya da metastatik beyin tümörleri).

  • NEDEN BEYİN TÜMÖRLERİ OLUŞUR?
  • BELİRTİLERİ NELERDİR?
  • RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
  • DOKTORUNUZDAN RANDEVU ALIN
  • MUAYENE VE TETKİKLER
  • TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
NEDEN BEYİN TÜMÖRLERİ OLUŞUR?

Beyin tümörleri beyin hücrelerinden kaynaklanabileceği gibi onları destekleyen dokuların hücrelerinden, örneğin beyni saran zarlardan (meninksler), bazı salgı bezlerinden (hipofiz ve pineal ), ana karnında gelişim sırasındaki bazı kalıntılardan (dermoid, epidermoid) ya da beyin-omurilik sıvısı salgılayan hücrelerden (koroid pleksus tümörleri) de doğabilirler. Primer beyin tümörleri normal hücrelerin DNA’larında oluşan değişiklikler sonucunda oluşurlar (mutasyon).

Bu değişiklik beyinde anormal hücrelerden oluşan bir kitle meydana getirir ve bu kitle tümör adını alır. Vücudun başka bir yerinde oluşan tümör hücrelerinin, genel olarak kan yolu ile beyne yayılmaları metastatik beyin tümörlerini oluşturur. Metastatik beyin tümörleri primer olanlara göre daha sık görülürler. Birçok çeşit primer beyin tümörü vardır. Genel olarak tümörler kaynaklandıkları beyin hücrelerinin adı ile anılırlar.

İşitme ve denge sinirinin şvan hücrelerinden (schwan) oluşan akustik nöroma ya da şvannoma (schwannoma), astrosit’lerden oluşan astrositoma (astrocytoma), ependim hücrelerinden (ependym) oluşan ependimoma (ependymoma), medulloblast’lardan oluşan medulloblastoma, oligodendrosit’lerden (oligodendrocyt) oluşan oligodendrositoma (oligodendrocytoma), ve meninks kılıflarının hücrelerinden (meninx) oluşan meningioma ve pinel dokudan kaynaklanan pineablastomalar bunlara örnek olarak verilebilir.

Sekonder ya da metastatik beyin tümörlerini oluşturan kanser hücreleri vücudun herhangi bir yerindeki kanser dokularından beyne ulaşabilirlerse de meme, kalın barsak, böbrek, akciğer ve melanom gibi kanser türlerinin metastazları daha sık görülür.

BELİRTİLERİ NELERDİR?

Beyin tümörlerinin bulgu ve belirtileri tümörün büyüklüğüne, yerine, tipine ve büyüme hızına göre değişiklik gösterir. Belirti ve bulgular genel olarak şunlar olabilir:

  • Yeni başlayan, ya da daha önce olsa bile tarzı değişen baş ağrıları
  • Açıklaması olmayan ani bulantı ve kusmalar
  • Bulanık görme, çift görme, ya da görüş alanının daralması gibi görme problemleri
  • Özellikle vücudun bir yarısında oluşan kol ve bacakta güçsüzlük ve duyu bozuklukları
  • Denge bozuklukları
  • Hafıza ve algılama bozuklukları
  • Kişilik ve davranış değişiklikleri
  • Sara nöbetleri, özellikle daha önce nöbeti olmayan yetişkin hastalardaki nöbetler
  • İşitme problemleri
RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

Yaş: Beyin tümörleri her ne kadar yetişkinlerde daha çok görülürse de her yaşta görülmeleri de doğaldır. Hatta bazı tür beyin tümörleri özellikle çocukluk çağında görülürler.

Radyasyon: Kontrolsüz ışın tedavisi, nükleer kazalar ya da nükleer silahların yaydığı iyonize radyasyonun etkisinde kalmak beyin tümörlerinin gelişmesinde önemli etkendirler. Yüksek gerilim hatları, cep telefonlar ve ev aletlerinin yaydığı diğer tip radyasyon tiplerinin beyin tümörü oluşturduğu konusunda yeterli delil yoktur.

Aile bağlantısı: Beyin tümörlerinin küçük bir bölümünün kalıtımsal olarak geçtiği bilinmektedir. Bunu dışında bazı beyin tümörlerinin sindirim sistemi, üreme ve idrar yolları, akciğer ve çoklu sistem doğumsal anomalileri ile birlikte görülebildikleri bilinmektedir.

DOKTORUNUZDAN RANDEVU ALIN

Beyninizde tümör olabileceğini düşündüren bazı belirtiler yaşıyorsanız doktorunuzdan randevu alın. Muayene süresi kısıtlı olduğu için doktor tarafından bilgi istenebilecek bazı önemli noktaları önceden göz önüne alın. Bu noktalar şunlar olabilir:

*Vücudunuzdaki bütün belirtiler
*Eğer varsa, yakınlarınızın gözlemleri de dahil olmak üzere, kendinizde algıladığınız bütün davranış ve kişilik değişiklikleri
*Vitaminler ve diyet katkıları da dahil olmak üzere kullandığınız bütün ilaçlar.
*Her detayı hatırlamak zor olabileceği için durumunuzu bilen bir arkadaş ya da aile ferdini de yanınıza alının.
*Doktora sormak istediğiniz bütün sorular. Özellikle, eğer beyin tümörü tanısı almışsanız bilgilenmeniz için aşağıdaki soru örneklerinden yararlanabilirsiniz:

  • Ne tip bir beyin tümörü taşıyorum?
  • Beynimin neresinde bulunuyor?
  • Ne büyüklükte?
  • Büyüme eğilimi gösteriyor mu ve hangi hızda?
  • İyi huylu mu, yoksa habis mi?
  • Tedavi seçenekleri nelerdir?
  • Ameliyat şart mı?
  • Ameliyattan sonraki durumum nasıl olacak?
  • Bu tip tümörlerin sonucu nedir?

Akınıza takılan her şeyi hatırlamak güç olacağı için önceden bir soru listesi hazırlayın.

MUAYENE VE TETKİKLER

Nörolojik muayene: nörolojik muayene genel olarak adale gücü, dokunma ve ağrı duyusunun muayenesi, görme, işitme ve refleks muayenelerini içerir. Bunlardan bir veya birkaçının bozulması beynin bir hastalık ya da tümör tarafından etkilendiğini gösterir.

Görüntüleme yöntemleri: Görüntüleme yöntemleri beyin tümörü tanısında en önemli araçlardır. Manyetik rezonans imaj (MRI) beyin tümörü tanısında kişiye zararsız olan en yaygın ve güvenilir yöntemdir. Bazen tümörün daha iyi görüntülenebilmesi için tetkik sırasında damar yolu ile bir ilaç verilmesi gerekebilir. Diğer görüntüleme yöntemleri arasında bilgisayarlı tomografi (BT) ve pozitron emisyon tomografisi (PET) sayılabilir.

Metastatik beyin tümörleri için testler: Yapılan testler tümörün bir metastatik tümör olduğunu düşündürüyorsa Beyin cerrahınız tümörün kaynağını bulmak için başka testler isteyebilir. Bunlar, akciğer, karaciğer, böbrek mide gibi bazı organların görüntülenmesi ve kanser taraması için yapılan bazı kan testleridir.

Stereotaksik biyopsi: Ulaşılması güç, çok küçük, ya da riskli bölgelere yerleşen tümörler için kafatasına açılan küçük bir delikten iğne biyopsisi ile tümörden parça alınabilir. Bunun için Beyin bazı özel cihazlarla yapılan ölçümler sonucunda tümörün yerini tam olarak saptadıktan sonra kafatasına küçük bir delik açarlar ve bir iğne ile bu delikten girerek tümörden biyopsi alırlar.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Beyin tümörü tedavisi için birçok yöntem vardır. Tümörü tanısı konulduğunda en uygununu seçmek için bütün bu yöntemler gözden geçirilir.

Cerrahi: En etkili tedavi yöntemi tümörün cerrahi olarak çıkartılmasıdır. Bu işlem kafatasında oluşturulan bir pencereden girilerek yapılır. Bu cerrahi yönteme “kraniotomi” adı verilir. Beyin tümörlerinin operasyonunda kraniotomi dışında daha önce bahsedilen stereotaksik teknikler, hipofiz tümörlerinde burun boşluğundan girilerek (transnazal, transsfenoidal) girişimler, ve endoskopik yöntemler sayılabilir. Beyin tümörleri için yapılan cerrahi girişimler, bütün diğer cerrahi girişimlerde olduğu gibi, kanama ve iltihap gibi riskler taşırlar. Ayrıca tümörün yerine cinsine ve büyüklüğüne bağlı olarak da ameliyattan sonra sara nöbetleri, geçici veya kalıcı şuur bozuklukları, güç kayıpları, görme ve işitme bozuklukları görülebilir.

Radyasyon (ışın) tedavisi: Işın tedavisinin amacı normal beyin hücrelerine zarar vermeden tümör hücrelerini öldürmektir. Standart ışın tedavisinde tümörün cinsine bağlı olarak 10-30 seans arasında değişmek üzere beyne ışın uygulanır. Bu tedavi genel olarak operasyondan sonra ameliyatta gözden kaçan ya da tam çıkartılamayan tümör hücrelerini yok etmek için ilave bir yöntemdir. Işın tedavisi vücudun dışında konumlanan bir makine yardımı ile uygulanır. Bazı vakalarda radyoaktif madde beynin içine tümörün yakınına bırakılır (brachytherapy). Işın, sadece tümörün olduğu kısma yönlendirilebileceği gibi bütün beyne de uygulanabilir. Işın tedavisi sırasında bitkinlik, baş ağrısı, kusmalar ve kafa cildinde etkilenmeler olabilir.

Radiosurgery (ışınsal cerrahi): Bu yöntem ışın tedavisinin değişik bir şekli olup bilinen anlamda bir cerrahi yöntem değildir. Çok sayıda ışın küçük bir alana odaklanır. Her bir ışını gücü çok fazla olmamakla beraber hepsi bir noktaya odaklandığı için bu noktada çok yüksek bir enerji elde edilir. Bu girişim tek seansta yapılır ve hastanede yatmak gerekmez.
Kemoterapi: Kemoterapi gereken hastalara tümör hücrelerini öldürmek için bazı ilaçlar verilir. Verilen ilaç tümörün cins ve hacmine göre değişir. Bulantı, kusma ve saç dökülmesi gibi yan etkileri vardır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.





Beyin Anevrizmaları

blank

ANEVRİZMA NEDİR?

Beyin anevrizmaları beyin damarlarının zayıf yerlerinde oluşan baloncuk şeklindeki şişliklere verilen isimdir. Çoğunlukla atar damarların dallanma yerlerinde oluşurlar. Genellikle tomurcuk şeklinde (sakküler), ya da iğ biçiminde (füziform) oluşumlardır.

Bir anevrizma yırtıldığında kan beynin bütün kıvrımlarını ve ana atardamarların etrafını saran “araknoid” ve “pia” isimleri alan iki zarın arasına sızar. Bu iki zarın arasındaki boşluğa “subaraknoid aralık” denir ve burada “beyin-omurilik sıvısı” adı verilen berrak, renksiz bir sıvı bulunur. Bu sıvının içerisine olan kanamalara da “subaraknoid kanama” (SAK) adı verilir. Her ne kadar SAK’ın birçok nedeni varsa da, anevrizma kanamaları en sık karşılaşılan nedendir.

  • ANEVRİZMALAR NİÇİN OLUŞUR?
  • RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?
  • KALITIMSAL RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?
  • KANAYAN ANEVRİZMANIN BELİRTİLERİ NELERDİR?
  • KANAMADAN SONRA NELER OLABİLİR?
  • TIBBİ YARDIM İÇİN NE YAPILMALI?
  • TANI İÇİN YAPILACAK TETKİKLER NELERDİR?
  • TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?
  • KANAMAMIŞ ANEVRİZMALAR
  • AİLE BİREYLERİNİN TAKİBİ
  • TEDAVİ SONRASI YAŞAM ŞEKLİ NASIL OLMALI?
ANEVRİZMALAR NİÇİN OLUŞUR?

Eğer atardamarların duvarında bir zayıflık varsa kan basıncı zamanla duvarda dışa doru bir balonlaşma oluşmasına neden olur. Damarların en zayıf yerleri dallanma noktalarıdır ve bu nedenle anevrizmaların en sık görüldüğü yerler buralarıdır.

RİSK FAKTÖRLERİ NELERDİR?

Anevrizma oluşumunda erken olduğuna inanılan risk faktörleri şunlardır:
Sigara ve tütün kullanımı
Yüksek tansiyon
Damar duvarındaki doğumsal bozukluklar
Aile bireylerinde anevrizma bulunması
40 üzerindeki yaş
Cinsiyet: Anevrizma oluşumunda kadın/erkek oranının 3/2 olduğu rapor edilmiştir
Arterio-venöz malformasyonun (AVM) anevrizma ile birlikte bulunması
Uyuşturucu, özellikle de kokain alışkanlığı
Tümörler
Önceden geçirilmiş kafa travmaları

KALITIMSAL RİSK FAKTÖRLERİ VAR MIDIR?

Bağ dokusu bozuklukları: bu hastalıkta damar duvarındaki bağ dokusunun yapısında bozukluk vardır. Bu hastalıkla birlikte beyin anevrizması olan kişilerin anne-baba ve kardeşlerinde de anevrizma gelişebilir.
Ehlers-Danlos sendromu, Marfan sendromu, fibromüsküler displazi gibi kalıtımsal hastalıklarla birlikte beyin anevrizmaları görülebilir.
Polikistik böbrek hastalığı: Böbrekte sıvı dolu kistler oluşur. Bu hastalarda ve aile bireylerinde anevrizma oluşumu sıktır.
Aile hikâyesi: Anevrizması olan kişilerin anne-baba ve kardeşler gibi birinci derce akrabalarında da anevrizma görülme oranı sıktır.

KANAYAN ANEVRİZMANIN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Ani ve çok şiddetli baş ağrısı subaraknoid kanamanın ilk belirtisidir. Genellikle hastalar tarafından “daha önce hiç yaşanılmamış şiddette bir baş ağrısı” olarak tarif edilir. Subaraknoid kanamanın belirtileri genel olarak şunlardır:
Ani, çok şiddetli baş ağrısı
Bilinç kaybı
Bilinç bulanıklığı
Baş dönmesi
Boyun ve ense sertliği
Bulanık görme, çift görme
Işığa karşı hassasiyet

KANAMADAN SONRA NELER OLABİLİR?

Anevrizma yırtılmasından sonra birçok ciddi soru ortaya çıkar.

Kanamanın tekrarlaması: Kanayan anevrizmanın tekrar kanama riskinin %30 dolaylarında olduğuna inanılmaktadır. Tekrar kanama riskinin en yüksek olduğu zaman dilimleri ilk 24-48 saat ve 7.-10. Günler arasıdır. İlk 48 saat içinde görülen ikincil kanamalar ilk kanamadan sonra yaşayan hastalardaki en sık ölüm nedenidir. Erken tedaviye başlanması kanama tekrarını önleyen en önemli girişimdir.

Damar spazmı (vasospazm): anevrizma yırtıldığında kanama uzun süre devam etmez. Genellikle birkaç saniye içerisinde durur. Ancak beyin dokusu ile temas eden taze kan doku ve hücrelerde zedelenmeye neden olur. Bu olayın bir sonucu olarak damarlarda daralma (vasospazm) oluşur. Daralan damarlar beyne yeterli miktarda kan taşıyamaz olur. Bunu sonucunda da beyin dokularında kalp krizlerindekilere benzeyen enfarktüs alanları, yani hücre ölümleri görülür. Damar spazmları 3-14. Günler arasında oluşur. 7-10. Günlerde oran en yüksek düzeyine ulaşır.

Hidrosefali: Beyin zarları arasında ve beyin içerisinde sarnıç benzeri boşluklar içerisinde dolaşan sıvının hacim ya da basıncının artmasına “hidrosefali adı verilir. Bu sıvı devamlı olarak beyindeki özel dokular tarafından üretilir ve emilerek kana karışır. Günlük üretilen ve emilen miktar ortalama 500 mililitre kadardır. Anevrizma yırtılmalarından sonra oluşan hidrosefalinin nedeni beyin-omurilik sıvısının dolaştığı ince kanalları kan hücrelerinin tıkamasıdır. Bir başka neden de bu kan hücrelerinin beyin- omurilik sıvısının emilmesine engel olmasıdır. Sonuç olarak her iki bozukluk da sıvının beyinde birikerek basıncının artmasına, yani hidrosefaliye neden olur.

Sara nöbetleri: Anevrizma kanamalarından sonra sara nöbetleri sıklıkla görülür. Önceden bulunan yüksek tansiyon, beyin dokusunun içine de kanama oluşu, beyin infarktüsü ve uzun süreli koma sara nöbetlerini tetikleyen faktörlerdir.

TIBBİ YARDIM İÇİN NE YAPILMALI?

Beyin anevrizmalarına genellikle kanadıktan sonra tanı konulabilir. Ancak, bazı kişilerde başka amaçlarla, örneğin kafa travmalarından sonra yapılan tetkikler sonucunda da anevrizma tanısı konulabilir. Eğer bir kişi anevrizma kanamasını düşündüren belirtiler yaşıyorsa derhal bir hastanenin acil servisine başvurulmalıdır. Hastanın özel araçla değil ambulansla sevki önerilir. Ambulanslar acil yardım araç-gereçleri ve eğitimli personelle donatılmış olduklarından transport sırasında gerekebilecek acil girişimler bu araçlarda yapılabilir.

TANI İÇİN YAPILACAK TETKİKLER NELERDİR?

Eğer acil servis doktorları bir anevrizma kanaması geçirdiğinizi düşünürlerse kesin tanı için bir dizi tetkik yapacaklardır.
Bilgisayarlı tomografi (BT): Beyin BT, beyinde kanama şüphesinde yapılacak ilk tetkiktir. Eğer subaraknoid aralıkta, beyin omurrilik sıvısı içerisinde kan görülürse, bir anevrizma kanaması olasılığı yüksektir.

BT Anjiografi: Bu, damarları görüntülemek için uygulanan bir BT tekniğidir. Damardan verilen boya işlevli bir madde beyin damarlarının, dolayısı ile de eğer varsa anevrizmanın detayları ile görüntülenmesini sağlar. BT anjiogram radyoloji uzmanlarınca 3 boyutlu olarak da görüntülenebilmektedir.

Manyetik Rezonans Anjiogram (MRA): Bu test MRI tetkikinin değişik bir şeklidir. MRI tetkiki sırasında yapılır. Doktorlar MRI tetkiki sırasında damara boya görevi yapan bir madde enjekte ederler. Bu işlemden sonra damarlar ve eğer varsa, anevrizma görünür hale gelir.

Lomber Ponksiyon (LP- beyin-omurilik sıvısı testi): Anevrizma kanamalarından sonra beyin-omurilik sıvısı kanlı olacağından ve subaraknoid aralık da omuriliğin etrafında kuyruk sokumuna kadar uzandığından bel bölgesinden iğne ile girilerek alınan sıvı örnekleri kanlı olacaktır. Bu bulgu subaraknoid kanama için kesin tanıdır. Yapılan bu işleme “lomber ponksiyon” (LP) adı verilir. Eğer bir hastada SAK bulguları varsa fakat BT tetkiki kanama için yeterli delil sağlamıyorsa LP tanıyı kesinleştirmek için en etkili yöntemdir.

Beyin Anjiografisi: bu tetkik sırasında doktorlar kasık bölgesindeki atardamardan ince bir kateter (çok ince kanalı olan bir boru) sokarak röntgen kontrolü altında bunu beyne kadar ilerletirler. Bunun içerisinden boya işlevi gören bir madde enjekte ederler ve beyin damarlarının görünür duruma gelmesini sağlarlar. Bu işlem anevrizmaları gösterir. Beyin anjiografisi diğer görüntüleme yöntemlerine göre daha riskli olduğundan, diğer yöntemler SAK’ın nedeni hakkında yeterli bilgiyi vermediği durumlarda başvurulan bir tetkik şeklidir.

TEDAVİ YÖNTEMLERİ NELERDİR?

Cerrahi tedavi: Cerrahi tedavi “klipleme” (clipping)adını alır. Beyin cerrahları kafa kemiğinin küçük bir kısmını çıkartarak anevrizmaya ulaşırlar. Anevrizmayı bulduktan sonra balon şeklindeki anevrizmanın dibine “klip” (clip) adı verilen ve çok küçük minyatür bir mandalı andıran bir kıskaç koyarlar. Bu klip anevrizmanın boynunu kapatarak içine kan dolmasını, dolayısı ile de yırtılmasını engeller

Koil uygulaması (coiling): Anjiografide olduğu gibi önce kasık bölgesinde ki atardamar içinden ince bir tüp anevrizmaya kadar gönderilir. Daha sonra koil” (coil) adı verilen, “titanyum” isimli bir metalden yapılmış spiral ya da helezon şeklinde yayları andıran küçük parçalarla anevrizmanın içi doldurulur. Bu cisimler anevrizmanın içerisinde kanın pıhtılaşmasını sağlayarak tıkanmasını sağlarlar. Hem ameliyatın hem de koil uygulamasının üstünlükleri ve riskleri vardır.

KANAMAMIŞ ANEVRİZMALAR

Kanamış bir anevrizma her zaman acil tedavi gerektirirken kanammış anevrizmaların bazı hallerde gözlem altında tutulması da düşünülebilir. Tedavi yolu tercih edilirse seçenekler kanamış anevrizmalarda olduğu gibi cerrahi ya da koil uygulamalarıdır. Gözlem ya da tedavi seçenekleri arasında tercih yapılırken şu noktalar dikkate alınır:

  • Kanama olasılığı
  • Anevrizmanın büyüklüğü, yeri ve genel görünümü
  • Hastanın yaşı ve genel durumu
  • Aile öyküsü
  • Hastanın kararı

Kanamadan tanı konulan anevrizmalarda cerrahi girişim riski daha az, hastanede kalış süresi daha kısa, iyileşme ve normal yaşama dönüş süresi çok daha hızlıdır.

AİLE BİREYLERİNİN TAKİBİ

Otoriteler, anevrizma tanısı konulan bir kişinin birinci derece akrabalarının da gözden geçirilmesini önerirler. Eğer bir ailede iki ya da daha fazla kişide anevrizma saptanırsa bunların 25 yaş üzerindeki birinci derece akrabalarının hepsinin görüntüleme yöntemleri ile tetkik edilmeleri önerilmektedir.

TEDAVİ SONRASI YAŞAM ŞEKLİ NASIL OLMALI?

Bir anevrizma hastası iseniz tedaviden sonraki yaşam tarzınızı gözden geçirmeniz gerekecektir.
Sigarayı bırakın: Sigaranın anevrizma oluşumundaki en etkili risk faktörlerinden olduğunu hiç unutmayın! Bu faktör özellikle kadınlarda daha da önemlidir.

Sağlıklı bir diyete başlayın: Bir diyet uzmanının görüşünü alın.
Spor yapmaya başlayın: Önce doktorunuzla görüşün.
Kan basıncınızı düzenli olarak kontrol ettirin: Yüksek kan basıncının da risk faktörleri arasında olduğunu aklınızdan çıkarmayın.
Kafein içeren içecekleri kısıtlayın: kafein kan basıncının yükselmesine neden olabilir.
Ikınma gerektiren aktivitelerden kaçının: Ağır yük kaldırmak gibi nefesinizi tutmak zorunda kalarak yapılan hareketlerden kaçının. Kabız olmamaya gayret edin.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp