Uyluk-Germe-Fiyatları-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Uyluk Germe Fiyatları Dora Hospital

Uyluk germe operasyonu fiyatları konusunda net bir açıklama yapmak mümkün olmamaktadır. Uzman bir doktor tarafından yapılacak muayeneler neticesinde uygulama yöntemi belirlenmektedir. Operasyon planı yapıldıktan sonra fiyat bilgisi de tarafınızla paylaşılacaktır. Uyluk germe ameliyatı fiyatlarına etki eden faktörler şu şekilde listelenebilmektedir:

-Uygulama yöntemi
-Uyluk bölgesindeki sarkmanın yoğunluğu
-Bölgedeki yağlanma miktarı
-Doktorun uzmanlığı
-Liposuction tercih edilip edilmemesi


Uyluk Germe Ameliyatı Nedir?

Uyluk germe ameliyatı, kalça ve uyluk bölgelerinde bulunan fazla yağ ve derinin alınmasına yardımcı olan estetik cerrahi yöntemi olarak tanımlanabilmektedir. Operasyon neticesinde bölge sıkılaştırılarak estetik görünüme tekrar kavuşturulmaktadır. Uyluk Germe Fiyatları ise uygulama yöntemine göre değişiklik gösterebilir.

Uyluk Germe Bilgi Formu

Uyluk Germe Ameliyatı Yapılabilen Kişiler

Uyluk germe operasyonu yapılabilen kişiler genellikle 40 yaş ve üstündeki kişilerdir. Ciltte sarkma ve gevşeme sorunlarının meydana gelmesi halinde gerekmektedir. Ciltte sarkmalara neden olabilen sıkıntılar şu şekilde kendini gösterebilmektedir:
Özellikle yaşlanma sıkıntıları gibi sebepler neticesinde ciltte sarkma ve gevşeme problemleri yaşanabilmektedir. Uyluk germe operasyonu yaşlılık sebebiyle oluşan sarkmaların önüne geçebilmektedir.
Aşırı kilo alınması uyluk bölgesinde de yağlanmaya sebep olmaktadır. Bu kiloların verilmesi ise sarkmalara neden olmaktadır. Uyluk germe operasyonu ile bölgede oluşan deri fazlalığı alınabilmektedir.
Menopoz dönemi vücutta pek çok değişikliğe neden olmaktadır. Bu değişikliklerden bir tanesi de cilt sarkmalarıdır. Menopoz döneminde oluşan uyluk sarkmalarını düzeltmek için uyluk germe ameliyatı kullanılabilmektedir.
Bacak bölgesinde yağlanma kişiyi estetik görünümden uzaklaştırmaktadır. Bu durumlarda estetik bir görünümüne tekrar kavuşabilmek için de uyluk germe ameliyatı ideal bir tercihtir.

Uyluk Germe Yöntemi Karar Süreci

Uyluk germe estetiği yönteminin belirlenmesi için öncelikle hastanın uzman bir doktora başvuru yapması gerekmektedir. Doktor hasta üzerinde detaylı bir muayene gerçekleştirmektedir. Bu süreçte hasta ve doktorun sağlıklı bir iletişim kurması büyük önem arz etmektedir. Çünkü hastanın uyluk germe operasyonundan beklentisine uygun bir yöntem belirlenmesi gerekecektir. Muayene sırasında yağ ve deri sarkmaları incelenerek liposuction ve lipomatik gibi yöntemlerin tek başına yeterli olup olmayacağı belirlenmektedir. Hastanın tek sıkıntısının yağlanma olması halinde bu yöntemler tercih edilebilmektedir. Ancak sarkmalar meydana gelmişse bu durumda uyluk germe estetiğinin tercih edilmesi gerekecektir. Uyluk germe ameliyatında karar kılındıktan sonra doktor ameliyata destek olması amacıyla liposuction tedavisi de uygulayabilmektedir.

Uyluk Germe Ameliyatı Öncesi Dikkat Edilmesi Gerekenler

Uyluk germe ameliyatından önce dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde listelenebilmektedir:

Uyluk germe operasyonu cerrahi bir müdahaledir. Bu nedenle tüm cerrahi operasyonlarda olduğu gibi hastanın ameliyattan bir hafta önce aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçları kesmesi gerekmektedir.
Bazı bitkisel takviyeler de aspirin gibi kan sulandırıcı etki gösterebilmektedir. Bu nedenle bitkisel çay içmek istiyorsanız doktorunuza danışmanız faydalı olacaktır.
Sigara ve alkol kullanımı, iyileşme sürecinin yavaşlamasına ve enfeksiyon riskinin artmasına sebep olabilmektedir. Bu gibi sebepler nedeniyle en az bir hafta önce bırakılmalıdır.
Ginseng, CO-enzim Q gibi multivitaminler kanı sulandırıcı vitaminlerdir. Bu nedenle en az bir hafta önce kullanmayı bırakmanız gerekmektedir.
Uyluk germe ameliyatı öncesinde birkaç gün önce hasta hastaneye yatırılarak müşahede altında tutulabilmektedir.
Ameliyat öncesinde hastanın yetersiz beslenmemesi gerekmektedir. Bu nedenle ağır diyetlerden kaçınmak faydalı olacaktır.
Ameliyat öncesinde soğuk algınlığı gibi bir durum olması halinde hastanın doktorunu bilgilendirmesi gerekmektedir. Böyle bir durumda ameliyat ertelenebilmektedir.
Ameliyat dönemi hastanın adet dönemine denk geliyorsa doktorla bu bilginin paylaşılması gerekmektedir. Böyle bir durumda ameliyat adet dönemi sonrasına ertelenebilmektedir.

Uyluk Germe Ameliyatı

Uyluk germe operasyonu, üst bacak bölgesindeki sarkmaların ve yağlanmanın önüne geçmek için yapılmaktadır. Operasyona dair bilinmesi gerekenler ise şu şekilde belirlenmektedir:

Uyluk germe ameliyatında kişiye genel anestezi uygulanmaktadır.
Ameliyat genel olarak 1 ila 2 saat aralığında sürmektedir. Ancak bu konuda net bir bilgi vermek doğru olmayacaktır.
Ameliyat sürecinde yapılması gereken ilk işlem hastanın bölgedeki yağ dokusunun çıkarılmasıdır.
Yağlanmanın alınmasından sonra sıkılaştırma işleminin gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Uyguk bölgesinde bulunan sarkmaların toparlanabilmesi için bölgedeki fazla derinin gerilmesi gerekecektir.
Fazla derinin gerilmesi işlemi kasık bölgesine doğru dikey bir şekilde yapılmaktadır.
Deri fazlası çıkarıldıktan sonra uyluk germe ameliyatı tamamlanmaktadır.

Uyluk Germe Ameliyatı Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

Uyluk germe operasyonunun ardından dikkat edilmesi gereken hususlar şu şekilde listelenebilmektedir:
Hastanın en az bir hafta spor yapmak gibi yoğun hareketlerden uzak durması gerekmektedir. Uyluk germe ameliyatı hastanın üst bacak bölgesinde gerçekleşen bir ameliyat olduğu için bu bölgeye yüklenmek doğru olmayacaktır.
Hastanın birkaç haftalık süreçte korse kullanması gerekmektedir.
İlk birkaç gün operasyonun gerçekleştirildiği bölgede şişlik olabilmektedir. Bu durumun kişiyi endişelendirmesine gerek bulunmamaktadır.
Hastanın çok ciddi bir ağrı çekmeyeceği söylenebilmektedir. Oluşan ağrılar için işleminizi gerçekleştiren doktor size uygun bir ilaç reçete edecektir.
Drenlerin alınması için gereken süre ortalama 1 ila 3 gündür.
Erimeyen dikişler 1 ila 3 hafta içerisinde alınmaktadır.
Uyluk germe operasyonu geçiren kişinin birkaç gün yürümekte zorluk çekme ihtimali bulunmaktadır. Maksimum 4 gün içerisinde bu sorunun ortadan kalkacağı tahmin edilmektedir.
Kişi uyluk germe ameliyatından sonra duş almak için 48 saat beklemelidir.
Kişinin uyluk germe ameliyatından sonra en az 1 hafta ağır kaldırmaması gerekmektedir. 1 hafta sonra ise doktor muayenesi sonucunda karar verilecektir.

Uyluk Germe Ameliyatı Sonucunda Oluşabilecek Komplikasyonlar

Uyluk germe ameliyatı riskleri, genellikle çoğu kişinin karşılaşmadığı durumlardır. Ancak nadiren de olsa bazı komplikasyonlar gelişebildiği için bu konuda bilgi sahibi olmanız önem arz etmektedir. Uyluk germe ameliyatı sonucu gelişme potansiyeli olan komplikasyonlar şu şekilde listelenebilmektedir:

Kanama sık rastlanan bir komplikasyon değildir. Ancak yine de ameliyat sonrasındaki on gün içerisinde kişinin kan sulandırıcı ilaçlar almaması tavsiye edilmektedir. Aspirin böyle bir ilaçtır. İlaç kullanmadan önce doktora danışarak kan sulandırıcı ilaçlar hakkında bilgi sahibi olunabilmektedir.
Estetik operasyon sonucunda enfeksiyon yaşanması riski oldukça düşüktür. Ancak yine de böyle bir sorun yaşanması durumunda öncelikle antibiyotik tedavisi uygulanacaktır. Gerekli olması halinde ek cerrahi girişimler de uygulanabilmektedir.
Uyluk germe operasyonu sonucunda cilt duyusunda bazı değişiklikler meydana gelebilmektedir.
Nadiren de olsa gözle görülebilecek cinsten cilt kalıntıları oluşabilmektedir.
Uyluk germe ameliyatından sonra bacak bölgesinde oluşan deformasyona da bağlı olarak iz kalmaktadır. Bu iz kişi ayaktayken görülebilen bir iz değildir. Aynı zamanda bikini giyildiğinde de belli olacağına dair bir endişeniz olmasına gerek bulunmamaktadır. Yalnızca bacakların açık olduğu durumlarda iç kenarlardan görülebilmektedir. İzler ilk ay yoğun bir şekilde gözükse de daha sonra bu görünüm azalmaktadır. Ancak çok nadiren de olsa anormal bir şekilde gelişen izler oluşabilmektedir. Bu durumda genellikle cerrahi müdahale yapılmaktadır.
Özellikle sigara içen kişilerde iyileşme dönemi diğer kişilere kıyasla çok daha uzun sürebilmektedir. Bu durum pansuman ve cerrahi müdahale gerektiren yara açılmalarına da neden olabilmektedir.

Bu riskler çok nadir rastlanan olasılıklardır. Doktorunuz operasyon öncesi sizi detaylı olarak bilgilendirmektedir. Uyluk germe ameliyatı yaptıran kişilerin genellikle estetik görünümlerinden son derece memnun kaldıkları bilinmektedir. Uyluk ameliyatına dair sorularınızı cevaplandırmak ve Uyluk Germe Fiyatları bilgisi almak için bizimle iletişime geçebilirsiniz.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Tiroit-Ameliyatı-Fiyatları-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Tiroit Ameliyatı Fiyatları Dora Hospital

Tiroit ameliyatı tiroit nodülünün tespit edilmesi halinde yapılır. Deneyimli hastanelerde tiroit ameliyatının yapılması gerekir. Ancak bu sayede tiroit ameliyatı sonrasında ses telleri yüzde yüz oranında korunabiliyor. Tiroit cerrahisinden günümüzde yaygın olarak faydalanmaktayız. Cerrahi uygulamalar sayesinde boyunda bulunan ve kelebek şeklindeki bu organda meydana gelen hastalıkların tedavi edilmesi mümkün olur. Bu organdan vücutta bulunan bir çok işlevin düzenlenmesini sağlayan hormon salgılanmaktadır. Hormonların olması gerektiğinden eksik ya da fazla olması durumlarında ise insanlarda çeşitli şikayetler görülür. Genellikle erkeklerde kadınlara oranla daha çok tiroit hastalıkları görüldüğü bilinmektedir. Hastalık nedeni ile diğer hastalıkların da önü açılabilir. Bu yazımızda Tiroit Ameliyatı Fiyatları hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.


Tiroit Bezi İşlevsizliğinde Ameliyat Yapılması Gerekebilir

Tiroit bezi işlevsizliğinde ameliyat bazı durumlarda gerekli olmazken bazı durumlarda hastanın tek çaresi olabilir. Tiroit ismi Latince kökenlidir ve kalkanbezi anlamına gelmektedir. Bu ismi kalkana benzeyen yapısı nedeni ile almıştır. Bununla beraber organı kelebeğe benzetenler de vardır. Erkeklerde tiroit bezi daha net bir şekilde görülebilir. Bu bezden T4, T3 ve çeşitli hormonların salgısı gerçekleşir. Hormonlar buradan kana karışır. Kanda normal seviyesinde bulunması gereken hormonlar vardır. Bu hormonlar işlevleri kontrol etmekle görevlidir. Her işlevsizlik durumunda ameliyat gerekmez. Ameliyatın gerekli olup olmadığına en iyi hekiminiz yapacağı muayene ve testler sonrasında karar verebilir. Tiroit Ameliyatı Fiyatları hekim muayene ve testler sonrasında karar verilebilir.

Tiroit Bilgi Formu

İyi Huylu Tiroit Hastalıkları

İyi huylu tiroit hastalıkları başında tiroid büyümesi yer alır. Halk arasında bu hastalık guatr olarak da bilinir. Tiroidin birkaç bölgesinde ya da dışına doğru görülebilir. Diğer iyi huylu tiroit hastalıkları işlevsel bozucu olanlardır. Yani tiroit bezleri fazla hormon üretmeye başlar. Bu hastalıklar kabaca zehirli guatr olarak bilinir. Az hormon üretilmesi halinde de işlev bozuklukları meydana gelir. Üçüncü grup iyi huylu tiroit hastalıkları iltihapla birlikte gelişir. Bu hastalıklarda kişi kendi dokusunu yabancı olarak algılar. İşlevsel bocukluklar da bulunur.

Tiroit Nodülü Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Tiroit nodülü için ameliyat yapılması için öncesinde nodül fark edilmesi ya da kötü huylu bir nodülün bulunması gerekmektedir. Nodül fark edildikten sonra nodülün alınması gerekir. Nodüller ultason, biyopsi gibi farklı tekniklerden yardım alarak belirlenebilmektedir. Nodülün bulunduğu yere göre değişiklik göstermekle beraber bazen tiroit bezinin tamamının bazen de bir kısmının alınması gerekir. Bazı hastalar için ameliyat sonrasında ek tedavi işlemine gerek yoktur. Bazı hastalarda ise hastalığın durumuna göre cerrahi işlem yeterli olmayabilir. Bu durumda geri kalan kısmın alınması icap edebilir.

Tiroit Nodülü için Ameliyat Gerektiren Durumlar Hangileridir?

Tiroit nodülü için ameliyat gerektiren durumlar olduğunu, her durumda kişinin ameliyat olması gerekmediğini söylemiştir. Yapılan araştırmalara göre bütün tiroid nodüllerinden yalnızca yüzde 5’inin kanser olduğunu ortaya koymuştur. Cerrahi durumlarda iğne biyopsisi sonrasında hekimin kanser şüphesi koyması gerekir. Ya da büyük nodüllerden oluşan guatr söz konusudur ve bu guatr bası yaparak hastaya rahatsızlık verir. Son olarak kişide zehirli guatr varsa ameliyat olunması gerekir. Zehirli guatr, çoklu nodüllerden fazla hormon salgılanması olarak özetlenebilir.
Bir çok tiroit nodülü incelendiği zaman, bu nodüllerin belirti vermedikleri anlaşılır. Boyutları büyük olan nodüller hekimlerin genel kontrol yapmaları sırasında ortaya çıkar. Bazen hastalar aynaya baktıkları zaman boyunlarında büyük bir yumru görebilirler. Nodüllerin çoğunu elle hissetmek mümkün değildir. Ultrason taraması sırasında tesadüfen nodül olduğu görülür. Nodül boyutunun fazla büyük olduğu durumlarda basıdan dolayı ağrı şikayetleri olabilir. Aynı zamanda yutkunmada zorluk, nefes darlığı gibi şikayetler de görülebilir.

Gebelikte Tiroit Hastalıkları ve Tiroit Ameliyatı

Gebelik döneminde tiroit hastalığı ve hastalık için ameliyat daha farklı bir öneme sahiptir. Hastalığın tedavi edilmediği durumlarda hem annede hem de bebekte ciddi sağlık problemleri olabilir. Uygun zamanda uygulanması gereken tedaviler uygulanırsa, hastalık ortadan kaldırılabilir. Tiroid problemi normalde olmayan bir kadın, gebe kaldıktan sonra, iyota olan ihtiyacı artacağı için tiroit ile ilgili hastalıklara yakalanabilir. Bunun sebebi hamile vücutta hormonal değişikliklerin ve metabolik gereksinimlerin farklı olmasıdır. İyot ihtiyacının çok fazla olmaması çok etki etmemekle birlikte, dramatik farklar olması halinde anne adaylarında ciddi problemler görülebilir.

Ağır hipotiroidi görüldüğü durumlarda hamile kalınması bile mümkün olmayabilir. Buna rağmen hamile kalan kadınlar ise:
-Erken doğum yapma,
-Bebeğin zeka gelişiminde problemler,
-Düşük gibi problemler olur.

Ayrıca anne adayları da hamilelikleri sırasında dayanılması güç problemler ile karşılaşabilirler. Bu problemler arasında:
-Terleme,
-Halsizlik,
-Aşırı yorgun olma hali,
-Aşırı sinirlilik,
-Titreme,
-Kilo alınamaması yer alır.

Gebelikte Tiroit Hastalıklarının Bebeğe Olan Etkileri Nelerdir?

Gebelik döneminde tiroit hastalığının bebek üzerine etkileri şu şekilde sıralanabilir:
-Doğum sonrası kanama,
-Sezaryen olasılığının artması,
-Bebekte düşük doğum ağırlığı,
-Plasentanın doğum zamanından önce yırtılması,
-Gebelikte hiper tansiyon,
-Çocukta ilerleyen zamanlarda görülecek olan bilişsel bozukluklar,
-Bebekte düşük olasılığının artması gibi problemler tiroit hastalıklarından kaynaklanır.

Özellikle medüller tip olan tiroit kanserlerinde genetik testler yapılarak teşhis konulduğu biliniyor. Ailenin herhangi bir bireyinde tiroit hastalığının olması demek, birinci dereceden yakınlarda bu hastalığın görülme riskinin artmasına neden oluyor. Bu oran sanıldığından daha düşük, yalnızca yüzde 10 oranında ailevi tiroit hastalıkları görüldüğü biliniyor.

Tiroit Hastalıklarında Tuz Tüketimi

Tiroit hastalıklarında tuz kullanımı için en çok tuzun iyotlu mu yoksa iyotsuz mu kullanılması gerektiği konuşuluyor. Tiroit hormonun ham maddesi iyottur. İyot, vücutta üretilmediğinden mutlaka dışarıdan alınmalıdır. Her sağlıklı bireyin dışarıdan alması gereken iyot miktarı günlük yarım çay kaşığı kadardır. Fakat hamilelik gibi özel durumlarda kişilerin almaları gereken iyot miktarı 250 mcg’ya kadar artabilir. İdeal oranda tuz tüketimi yapıldığı zaman hem kalp hem tansiyon sağlığı başta olmak üzere genel sağlığa katkı sağlanmış olur. Kaya, deniz ve himalaya tuzları son zamanlarda popüler. Fakat bu tuz türleri içerisinde iyot barındırmadığından insan vücudu ihtiyacı olan tuzu alamaz. Her yaş grubunun, zihinsel gelişimi, genel sağlığı için iyot tüketmesi gerekir. Özel durumları olan kişilerin tüketmeleri gereken miktar ve şekillerde değişiklik olabilir. Bu durumlarda en iyisi hekime danışmaktır.

Tiroit Hastalıklarında Radyoaktif İyot Tedavisi Yapılması

Tiroit hastalıklarında radyoaktif iyot tedavisi ameliyat için alternatif bir yöntem olarak biliniyor. Yöntem kısa RAI olarak adlandırılıyor. Bu yöntemde hastalar ağız yolu ile kapsül ya da sıvı formda ilaç alıyorlar. Radyo iyot adı verilen bu ilaç hastanın sindirim sisteminden emiliyor. Ardından ilaç guatr adı verilen tiroit bezlerinde toplanıyor. İlaç radyasyon yaydığı için, tiroit hücrelerinin fazla büyümesinin önüne geçiyor. Aynı zamanda fazla faaliyeti engeller. Bu sayede ilaçtan sonra tiroit fonksiyonu normalde dönmüş olur. İstenmeyen fazla dokulardan kurtulunmuştur. Kullanılacak olan iyot dozu belirlenirken tiroit hastalığının özellikleri göz önünde bulundurulmalıdır. Düşük doz verilmesi halinde hastaların yatak dinlenmesi yapması da gerekmez, anında hastaneden çıkarlar. Tiroit ameliyatı ve ameliyata alternatif tedavi yöntemleri için fiyat bilgisi almak isterseniz bizimle iletişime geçmekten çekinmeyin. Tiroit Ameliyatı Fiyatları Dora Hospital Çağrı Merkezi yetkilileri ile konuşarak öğrenebilirsiniz.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Prostat-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Prostat Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Prostat Hangi Bölüm Bakar?; Prostata bakan bölüm; üroloji, yani diğer bir ismi ile bevliye bölümüdür. Prostat; mesane ve penis arasındaki kısımda bulunan bir beze verilen isimdir. Bu bez yaklaşık olarak ceviz büyüklüğündedir. Spermi besleyen ve koruyan bir sıvı salgıladığı için önem taşımaktadır. Boşalma esnasında üretraya sıkışan bu sıvı sperm ile beraber dışarıya atılmaktadır. Prostat iltihaplanma ve büyüme olabildiği gibi, prostat kanserine kadar gidebilmektedir. Erkeklerde prostat kanseri olma olasılığı 7’de 1’dir. Ayrıca prostat kanseri olan erkeklerde ölüm oranı ise; 39’da 1’dir. İdrarını yaparken prostat belirtileri ile karşılaşan kişilerin doktora başvurması gerekmektedir. Erken teşhis prostat hastalıkları için önem taşımaktadır.


Prostat Hastalıkları Nelerdir?

Prostat rahatsızlıkları aşağıda gruplandırılmıştır:

Prostatit ismi ile bilinen prostat iltihabı görülebilmektedir. Prostat bezinin şişmesi ile beraber meydana gelmektedir ve ağrı ile kendisini göstermektedir. Bajteriyel enfeksiyon sebep olarak gösterilebilmektedir. Ancak mikrobik bir durum oluşmamasına rağmen prostatit olunabilmesi de mümkündür. Birkaç hafta veya birkaç ay içerisinde ilaç ile düzeltilebilmesi mümkün olabilmektedir.
Benign prostat hiperplazisi, yani BPH ismi ile bilinen iyi huylu prostat büyümesine rastlanabilmektedir.
Prostat hastalıklarından bir diğeri ise, prostat kanseridir. Kanserin yer aldığı doku, prostat bezi dokusudur. Özellikle batı ülkelerinde daha fazla görülen bir kanser türüdür. Özellikle 65 yaşından daha büyük olan erkeklerin prostat kanseri olma olasılıkları daha yüksektir. Prostat kanseri riski özellikle 50 yaşından büyük olan erkeklerde daha fazladır. Yakın erkek akrabalarında prostat kanseri olanlar risk altındadır.

Prostat Bilgi Formu

Prostat Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Prostatın semptomları aşağıda verilmiştir:

İşemeye başlarken ve işemeyi sonlandırırken zorluk çekilebilmektedir.
İdrar akışında zayıflık ve kesiklik olduğu görülebilmektedir.
İdrar yaparken yanma ve ağrı hissi meydana gelebilmektedir.
Prostat olanlarda sık işeme ihtiyacı bulunmaktadır.
Mesaneyi tam boşaltamama hissi olanlarda prostat olabilmektedir.
Gece saatlerinde sık sık idrara çıkma ihtiyacı hissedenlerde prostat olabilmektedir.
Birden idrar sıkışıklığı hisseden ve sonrasında da idrarını tutmada zorluk çekenlerde prostat olabilmektedir.
İdrarını yaptıktan sonra damlamaların devam etmesi durumunda kişinin prostat olabilme ihtimali bulunmaktadır.
İdrar yapamama hali prostatın belirtileri arasındadır.
İdrarda veya menide kana rastlanması durumunda prostat olunabilmektedir.
Ağrılı boşalma prostat semptomları arasındadır.
Kasık, kalça, bel, sırt veya bacak bölgelerinde ağrı hissedilebilmektedir.

Prostat Büyümesi Neden Olmaktadır?

Prostat büyümesinin sebebi günümüzde kesin olarak bilinememektedir. Ancak erkeklik hormonu olan testosteron ve östrojen dolayısı ile prostat büyümesinin olduğu düşünülmektedir. Erkekler ergenlik dönemine girdiklerinde prostatlarında 2 kat büyüme olmaktadır. 25 yaşından itibaren de prostat büyümesi devam etmektedir. Prostat Hangi Bölüm Bakar? sorusuna yanıt yine üroloji bölümü olmaktadır.

Prostat Büyümesinin Ağırlıklı Olarak Görüldüğü Yaş Grubu Nedir?

Prostat büyümesinin olduğu yaş aralıklarına bakıldığında; 30lu yaşlarda büyümeye başlaması ile beraber erkeğin hayatının sonuna kadar prostat büyümesi devam etmektedir. Ancak belirli yaş gruplarında prostat büyümesinin oranı artmaktadır. 50 yaşın üzerindeki erkeklerde prostat büyümesinin görülme olasılığı daha fazladır. 60 yaşın üzerindekiler için prostat büyümesi oranı %65’e kadar çıkmaktadır. 80li yaşlarda bu oran %90’ı da geçmektedir.

Prostat Büyümesi Nasıl Tedavi Edilebilmektedir?

Prostat büyümesi tedavisi için uygulanabilecek tedavi yöntemlerinden aşağıda bahsedilmiştir:
Düzenli olarak prostat büyümesi takip edilebilmektedir. Gözlem yapılarak büyüme takip edilirken beklenmektedir.
İlaç ile prostat büyümesine müdahale edilebilmektedir.
Cerrahi yöntemler ile prostat ameliyatı yapılarak büyümeye engel olunabilmektedir.

Prostat Büyümesini Azaltabilmek İçin Neler Yapılabilmektedir?

Prostat büyümesini yavaşlatabilmek için hastaların günlük hayatlarında bazı düzenlemeler yapmaları gerekmektedir. Özellikle yediklerine ve içtiklerine dikkat etmelilerdir. İdrar miktarlarını arttırabilecek, sık sık idrara çıkma ihtiyacı hissettirebilecek olan yiyecek ve içeceklerden uzak durmalılardır. Alkol ve kafein içeren içecekleri tüketmemeleri önerilmektedir. Gün içerisinde sık sık seyahat eden prostat hastalarının, gündüz sıvı tüketimlerini azaltmaları tavsiye edilmektedir. Kabızlık yapabilecek besinleri tüketmemeleri ve kabızlığa neden olabilecek olan bir hayat düzeninden uzak durmaları gerekmektedir. Ayrıca prostat problemi olan hastaların idrarlarını art arda 2 kere yapmaları, sonrasında yaşayacakları prostat şikayetlerinde gün içerisinde bir azalma meydana getirebilmektedir.

Prostat Büyümesi İlacı Alan Kişiler Eş Zamanlı Olarak Hangi İlaçları Kullanamazlar?

Prostat büyümesi için ilaç alanların kullanamayacakları bazı ilaçlar bulunmaktadır. Sertleşmeyi sağlayan ilaçların bu süre içerisinde kullanılması uygun değildir. Birlikte kullanılması durumunda, tansiyon düşüklüğü meydana gelebilmektedir. Ayrıca antibiyotikler, epilepsi ilaçları ve psikiyatristin verdiği bazı ilaçlar; prostat büyümesi için kullanılan ilaçlar ile beraber kullanıldıklarında etkileşime girebilmektedirler. Dolayısı ile de istenmeyen sonuçları olabilmektedir.

Prostat Kanseri Tedavisi Nasıl Yapılır?

Prostat kanseri tedavi uygulamaları belirlenirken kişinin hastalığın hangi evresinde bulunduğu, hastalığın derecesinin ne olduğu, kişinin fizyolojik olarak hangi tedavileri kaldırabildiği önemli bir etkendir. Tedavisiz aktif bir gözlem yapılabileceği gibi kanser için tedavi de uygulanabilmektedir. Uygulanabilecek olan tedaviler ise aşağıda belirtilmiştir:
Açık radikal prostatektomi ve da Vinci radikal prostatektomi gibi cerrahi tedaviler uygulanabilmektedir.
Radyoterapi ve brakiterapi gibi ışın tedavileri uygulanabilmektedir.
HIFU ve kryoterapi olmak üzere fokal tedavi uygulaması ile prostat kanseri tedavi edilebilmektedir.
Hormon tedavisi ve kemoterapi gibi ilaç tedavileri uygulanabilmektedir.

Prostat Ameliyatı Ne Zaman Yapılır?

Prostat ameliyatının gerçekleşmesi için kişinin ilaç tedavisine yanıt vermiyor olması gerekmektedir. Uygulanan ilaç tedavisi ile beraber kişinin prostat büyümesinin önüne geçilememiş olması ve artık ilacın yeterli gelmiyor olması gerekmektedir. Buna ek olarak daha fazla ilaç kullanamayacak kadar ilacın yan etkisini gören hastalar prostat ameliyatı olabilmektedirler. Mesanesinde taş bulunan, idrar yolunda devamlı tekrarlayan kanama olan, sık sık idrar yolunda iltihap olan ve idrarını boşaltamayan hastaların da tedavi için çözüm yolları prostat ameliyatından geçmektedir.

Prostat Ameliyatından Sonra Hangi Komplikasyonlar Görülebilmektedir?

Prostat ameliyatı olunduktan sonra karşılaşılabilecek komplikasyonlara bakıldığında; en çok karşılaşılanın kanama olduğu görülmektedir. Ayrıca ameliyat esnasında prostatın yeterli derecede temizlenmemesi durumunda; tekrar ameliyat olunmasını gerektirecek şikayetler ortaya çıkabilmektedir. Ameliyatın ardından idrar kanallarında darlığın meydana gelmesi halinde ise; hem hasta için hem doktor için zorlayıcı bir süreç başlamaktadır. Çünkü doktorun darlığın önüne geçebilmesi için kullanması gereken aletler oldukça ince aletlerdir ve bu aletler ile çalışmak zorlayabilmektedir.

Prostat Ameliyatı Olan Hastanın Cinsel Hayatı Bundan Nasıl Etkilenir?

Prostat ameliyatı olan kişinin cinsel yaşamına bakıldığında; ameliyat öncesinde sertleşme problemi yaşamaması durumunda, ameliyat sonrasında da sertleşme problemi yaşamama olasılığı ortalama %98 ile %99 civarında olmaktadır. Ancak dışarıya atılan meni miktarına bakıldığında, meninin azaldığı görülmektedir. Prostat kazınırken meninin bir kısmı idrar torbasına, kalan kısmı ise dışarıya atılmaktadır. Bu yüzden özellikle yaşı ilerlemiş olan ve çocuk sahibi olmak isteyen erkeklerin prostat ameliyatı öncesinde bu durumu dikkate alması gerekmektedir.

Prostat Ameliyatı Sonrasında Doğal Yollardan Çocuk Sahibi Olunabilir Mi?

Prostat ameliyatı olanların normal yollar ile çocuk sahibi olma ihtimalleri azalmaktadır. Çünkü meni miktarlarında azalma olmaktadır. İmkansız değildir ancak doğal yollar ile çocuk sahibi olamayan prostat hastaları aşılama yöntemine başvurabilmektedirler. Tüp bebek yöntemi ile kolaylıkla çocuk sahibi olabilmeleri mümkündür.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Romatizmaya-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Romatizmaya Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Romatizma şikayetleri bulunan kişiler, hastalıkların teşhisi için romatoloji bölümünde yer alan romatolog uzmanlarına muayene olmalıdır. Romatologlar tarafından yapılan incelemelerin ardından, hastaların eklem ağrılarının romatizma kaynaklı olup olmadığı teşhis edilecektir. Kas ağrıları, eklem ağrıları ve diğer iskelet sistemi ağrılarını muayene eden romatoloji uzmanları, hastalarda bulunan romatizmanın evresine göre tedavi sürecine başlayacaktır. Romatizmal hastalıkların kaynakları, evreleri ve bulundukları bölgelere göre, farklı farklı tedavi uygulamaları yapılacaktır. Romatizmaya bakan bölümler, fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümleriyle ortak şekilde hareket etmekte, ihtiyaca göre hastalar fizik tedaviye sevk edilmektedir.


Romatizma Nasıl Bir Hastalıktır, Nasıl Anlaşılır?

Romatizma hastalığı, her yaşta meydana gelen ve iskelet sistemini doğrudan etkileyen, bölgesel olarak ağrı ve sıkışmalara neden olan, kronik bir problemdir. Kas, iskelet ve bağ sisteminde tahribat neden olan romatizma, iltihaplı ve normal olarak iki ayrı kategoride incelenmektedir. İltihaplı romatizma, vücutta daha hızlı yayılmakta ve romatizmayı tetikleyen faktörlere göre iltihabın oranı artmaktadır. Mevsimsel geçişler ya da hava durumuyla hiçbir alakası bulunmayan romatizma, her insanda karşılaşılabilen kronik hastalıklardan bir tanesidir.

Romatizma Bilgi Formu

Romatizma Oluşumunun Sebepleri Nelerdir, Hangi Durumlarda Romatizma Oluşur?

Romatizmanın nedenleri arasında yer alan faktörler, romatizmaya yakalanmayan kişilerin de risk grubunda olmasına yol açmaktadır. Tam olarak hangi sebeple ortaya çıktığı bilinmeyen romatizma, kişilerin kas, kemik ve eklem hareketlerinin kısıtlanmasına yol açmaktadır. Romatizma oluşumuna, eklemlerin soğuğa maruz kalması, eklemlerin çok fazla tahrip olması, aşırı kilolu olmak, sporlarda ani hareketlerin yapılması, spor yaralanmaları ve dışa bağlı travmalar sebep olabilir. İltihapsız romatizmanın genetik miras sonrası ortaya çıktığı düşünülürken, iltihaplı romatizma için kesin bir kaynak tespit edilememiştir.

Romatizmanın Belirtileri Nelerdir?

Romatizma oluşumunun bulguları arasında yer alan temel etkenler, romatizma şikayeti bulunan tüm hastalarda gözlemlenmektedir. Romatizma kaynaklı ortaya çıkan belirtiler, aşağıda detaylıca ele alınmıştır:

-Romatizma sorunu yaşayan kişilerde, kas ağrıları, eklem hareketsizliği, dokularda hassasiyet, bölgesel ödem ve şişlikler ya da bölgesel sancılar görülmektedir.
-Sindirim sisteminde bozuklukların meydana gelmesi, romatizma belirtileri arasındadır.
-Kalp ve damar hastalıklarının ortaya çıkması, romatizma kaynaklı olabilir.
-Böbreklerin olması gerekenden daha az çalışması, romatizmanın belirtileri arasında yer almaktadır.
-Nörolojik problemlerin oluşumu, hastalardaki romatizmanın temel sebeplerinden bir tanesidir.
-Nefes almada zorluk çekilmesi ve göğüste sıkışma hissi, romatizma oluşumunun belirtileri arasındadır.
-Sabah uyandıktan sonra, eklemlerde bölgesel sertliklerin oluşması, hastalarda romatizma olduğunu göstermektedir.
-Eklem hareketlerinin zorlanması ve kısıtlanması, romatizmanın bölgesel belirtileri arasındadır.
-Güneşe karşı, ciltte hassasiyet oluşumu ve cildin incelmesi, romatizmal belirtilerden bir tanesidir.
-Vücudun belli bölgelerinde sert dokuların oluşumu, hastalarda romatizma olduğunu göstermektedir.
-Uzun süre devam eden yüksek ateşlenmeler, hastalarda iltihaplı romatizma olduğunu gösterir.
-Gözlerin iltihaplanması ve görme duyusunda azalmaların meydana gelmesi, iltihaplı romatizmanın belirtilerinden sayılmaktadır.

Yukarıda sıralanan bulguların haricinde, kişilere göre farklı belirtilerle de karşılaşılabilir.

Eklem Romatizması Nedir, Etkileri Nelerdir?

Eklem romatizması oluşumu, vücuttaki kas, kemik ve sinirlerin hasar görmesine yol açmaktadır. Kronik olarak ilerleyen ve zaman içerisinde etkisini artıran eklem romatizması, iltihaplı oluşu sebebiyle hastaların fiziksel yapılarında şekil bozukluklarına yol açacaktır. Eklem romatizmasının, aynı anda birden çok ekleme zarar vermesi, hastaların acı çekmesine sebep olur. Romatoid artid olarak da adlandırılan eklem romatizması, iltihap sebebiyle organlarda tutulmalara ve fonksiyon kayıplarına yol açabilir. Her yaştaki insanda ortaya çıkabilen eklem romatizmasının görülme sıklığı, %0,5 ila %1 aralığında değişmektedir. Özellikle sigara kullanan kişilerde ortaya çıkan eklem romatizması, hastalarda sakatlıklara sebep olabilir. Genetik etkenler ve çevresel faktörler sebebiyle ortaya çıkan eklem romatizmasının en belirgin özellikleri, aşağıda sırasıyla açıklanmıştır:

-Hafif şekilde ateşlenme
-Halsizlik ve yorgunluk
-Ani kilo verme
-Eklemlerde kronik ağrıların oluşması
-Ellerin ödem toplaması ve ağrıması
-Diz ve dirsek bölümlerinde şişlikler oluşması
-Omurların tutulmasına bağlı boyun ağrıları
-Deri altında görülen ağrısız nodüllerin oluşumu
-Kalp ve akciğerde tutulum gelişmesi
-Gözlerin aniden kızarması ve ağrıması
-Nörolojik tutulumlar
-Sabahları eklemlerde tutulmaların yaşanması
-İç ve dış etkilere karşı hassasiyet görülmesi
-Sabahları yorgun uyanılması
-Vücudun bazı bölgelerinin çok hassas olması
-Uyku düzensizlikleri
-Bölgesel olarak başlayan ve vücudun tamamına yayılan eklem romatizması, yukarıdaki belirtiler sonrasında teşhis edilmektedir. Belirtilerden bir ya da birkaç tanesini yaşaya kişiler, romatoloji uzmanı kontrolünden geçmelidir.

Yumuşak Doku Romatizmasının Genel Özellikleri

Yumuşak doku romatizmasının oluşumu, hastaların tüm vücutta ağrı hissetmesine yol açmaktadır. Vücut genelindeki yaygın ağrıların oluşması, yumuşak doku romatizmasının belirtileri arasında sayılmaktadır. Vücutta gelişen ağrılar, zaman içerisinde artabilir ya da azalabilir. Yumuşak doku romatizmasına bağlı olarak gelişen ağrılar, gün boyu devam etme riski taşımakta ve kişilerin yaşam kalitesini düşürmektedir. Eklem romatizmasına kıyasla, daha fazla karşılaşılan yumuşak doku romatizması, uyku bozukluğu, sabahları yorgun uyanma ve vücutta belli bölgelerin aşırı hassasiyet göstermesi gibi belirtilerle karşılaşılmaktadır. Özellikle boyun, göğüs, bel, kalçalar, omuzlar ve sırtta görülen yumuşak doku romatizması, çift taraflı olarak sanrılar oluşturmakta ve sistematik olarak ağrıların boyutunu artırmaktadır. Eklem romatizmasına bağlı ağrıların boyutları ve konumları, zaman içerisinde değişiklik göstermektedir.

Romatizma Teşhisi Nasıl Koyulur?

Romatizma muayenesinde kullanılan testler, hastaların şikayetlerine göre belirlenmektedir. Romatizmanın türüne ve hastaların şikayetlerine göre, romatizma teşhisi için geliştirilmiş testler kullanılacaktır. Eklem romatizması ve yumuşak doku romatizması olarak iki ayrı kategoriye ayrılan romatizma hastalığının teşhisinde, hastaların aile geçmişi, sağlık geçmişi ve şikayetleri dinlenmektedir. Kullanılan ilaçlar, geçirilmiş hastalıklar ve yaşanan travmalar dikkate alındıktan sonra, fiziki muayene yapılacaktır. Fiziki muayeneden sonra, kesin olarak romatizma teşhisi koyabilmek için uygulanan testler ve incelemeler, aşağıda sıralanmıştır:

-Kemiklerin direncini anlamak için kalsiyum, alkali fostafaz ve fosfor ölçümleri
-Romatizmaya bağlı iltihabın boyutunu anlamak için kan testleri Anemi varlığı testleri
-Eklem aralarından sıvı örneği alınması
-İnce iğne biyopsisi ve doku incelemeleri
-Radyoloji ve elektromiyografi testleri
-İmmünolojik testler

Uzmanların kesin olarak romatizma teşhisi koyabilmesi için çeşitli laboratuvar testlerine ihtiyaç duyulmaktadır.

Romatizma Tedavisinde Hangi Yöntemler Kullanılır?

Romatizmanın tedavi sürecinde, hastalığın boyutuna ve özelliklerine göre uygulamalar tercih edilecektir. Romatizma kaynaklı semptomların ortadan kalkması için hastalara özel ilaç tedavilerine başlanmaktadır. Ameliyat gibi tedavi yöntemi bulunmayan romatizma, sadece ilaç tedavileriyle kontrol altına alınmaktadır. Uygulanan ilaçlar arasında, antibiyotik, kortizon ve romatizmanın etkilerini modifiye edici ilaçlar da yer almaktadır. Romatizmaya bağlı hasar gören eklemler, uzmanların belirttiği lokal tedavilerle düzeltilmeye çalışılmaktadır. Romatizma tedavisinin amacı, romatizmanın ilerlemesini durdurmak, hastalığın gerilemesini sağlamak ya da daha fazla tahribat oluşturmasını engellemektir.

Çocuklarda Romatizma Görülür Mü?

Çocuklarda romatizma oluşumu, oldukça sık karşılaşılan durumlardan bir tanesidir. Romatizmanın belirli bir yaşı bulunmadığından, çocuklarda romatizma oluşumu oldukça tabii sayılmakta ve genellikle büyüme ağrılarıyla karıştırılmaktadır. Çocuklarda gelişen romatizma, kas ağrıları, ateşlenme, eklem ağrıları ve bölgesel şişliklerle kendini belli etmektedir. Bu tür belirtilerin tespit edilmesi durumunda, derhal bir uzmana başvuru yapılmalıdır. Çocuklarda gelişen romatizmanın en sık görüldüğü bölgeler, bacaklar, baldırlar ve bacakların ön kısımlarıdır. Çocukların hareket etmesini zorlaştıran romatizma, sadece bacaklarla sınırlı kalmayıp iskelet sistemine de etki edebilir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Karın-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Karın Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Karın ağrılarının teşhisini yapan bölüm, çoğunlukla Dahiliye (İç Hastalıkları Bölümü) olarak bilinmektedir. Karın ağrısına bakan bölüm ihtiyaca göre farklı uzmanlık dallarına yönlendirme yapabilmektedir. Mide ve kasılmalarla ilgili bir durum olması tespit edildiğinde Gastroentroloji bölümüne de yönlendirme yapılabilmektedir.
Karın ağrıları vücudun farklı bir yerinde oluşan hastalıkların habercisi olabildiği gibi, karın bölgesinde kalan iç organlarla ilgili bir hastalığın da habercisi olabilmektedir. Bu sebeple öncelikle karın bölgesinin gerekli tetkiklerden geçirilmesi gerekmektedir.
Karın ağrısı ve mide ağrıları çoğunlukla birbirine karıştırılmaktadır. Bu sebeple karın ağrısı çekenlerin hangi bölüme gidecekleri konusunda kararsızlık yaşamaları söz konusu olmaktadır. Karın ağrısının yanı sıra gözlenen diğer belirtiler, hangi bölüme başvurulacağını daha iyi göstermektedir.


Karın Ağrısı Muayenesi için Nasıl Randevu Alınır?

Karın ağrısı için randevu alma, öncelikle karın ağrısının hangi nedenlerden kaynaklanabileceğinin düşünülmesini gerektirmektedir. Örneğin regl ağrıları için doğrudan kadın doğum uzmanına gidilmesi gerekirken sebebi belli olmayan ağrılarda Dahiliye randevusu alınması gerekmektedir.

Karın ağrısı ile hangi bölüme gidileceğine karar verilmesinin ardından, doktor ve hastane tercihlerinin de yapılması gerekmektedir. Devlet hastanesi bünyesinde çalışmakta olan bir doktorun tercih edilmesi durumunda Sağlık Bakanlığı randevu hattının ya da MHRS adresinin kullanılması gerekmektedir.

Özel muayene ya da özel hastanede çalışmakta olan bir doktordan randevu almak içinse ilgili hastanenin ya da muayenehanenin aranması gerekmektedir. Özel kurumların randevu süreçleri kendi içlerinde özel olarak yürütülmektedir.
Randevu süreçlerinde önemli olan, hangi bölümden randevu alınacağıdır. Karın ağrısı, pek çok hastalığı içermesi nedeniyle farklı uzmanlık alanlarında bulunmakta olan bir hastalık belirtisidir. Fakat her türlü karın ağrısı teşhis sürecinde Dahiliye uzmanları tedavi planı oluşturabilmektedirler.

Bir hastalığın çok ilerlemiş olması durumunda Dahiliye uzmanının alanı dışında kaldığı tespit edilirse, bu durumlarda hastanın sevk işlemleri uzman doktor tarafından yürütülmektedir. Dolayısıyla karın ağrısı için hastanelerin Dahiliye bölümlerinden randevu alınması yeterli görülmektedir.

Karın Ağrısı Bilgi Formu

Karın Ağrısı Hangi Hastalıkların Belirtisi Olabilir?

Karın ağrısının belirti olarak bilindiği hastalıklar, çoğunlukla karın bölgesinin iç kısmında kalan iç organlarla ilgili olmaktadır. Bunun yanı sıra daha farklı hastalıkların da belirtisi olabilen karın ağrısı belirtisi şu hastalıkları akla getirmektedir:
-Dış gebelik
-İshal
-Kabızlık
-Apandis
-Regl dönemi rutin ağrıları
-Gaz sancısı
-Mide ve bağırsaklara bağlı hastalıklar
-Safra kesesi taşlarına bağlı ağrılar
-Enfeksiyon sonucu oluşan ağrılar

Bu ağrıların her biri farklı tedavi yöntemleri ile tedavi edilmektedir. Fakat öncelikle karın ağrısını tetikleyen nedenin ne olduğunun tespit edilmesi gerekmektedir. Bunun akabinde uzman tarafından gerekli yönlendirmeler yapılabilmektedir. Karın ağrısının ne şekilde geldiği ve ne kadar süre devam ettiği, muayene esnasında sorulan sorular arasında yer almaktadır. Karın ağrısının şiddetine ve sıklığına bağlı olarak gerekli test yönlendirmeleri yapılmakta ve gerekli tedavi süreçleri başlatılmaktadır.

Karın ağrısının mide problemlerinden kaynaklandığının belirlenmesinin ardından, eğer hafif tedaviler yeterli olmazsa Dahiliye uzmanı tarafından Gastroentroloji bölümüne hastanın sevki gerçekleştirilmektedir.

Karın Ağrısı Nasıl Olur?

-Karın ağrısı hakkında bilgi, öncelikli olarak karnın nasıl ağrıdığına bağlı olarak verilmektedir. Özellikle karın ağrısının hangi bölgede hissedildiği de karın ağrısının tanımlaması içerisinde yer almaktadır.
-Karın ağrısının özellikle kaburgaların alt tarafından başlayarak vücudun belirli bölgelerine yayıldığı bilinmektedir. Karın ağrısının şiddetlendiği bölge, genellikle ağrıya neden olan organın bulunduğu bölge olarak belirtilmektedir.
-Karın ağrısının sancı şeklinde, bir şey batıyor gibi olması çoğunlukla gaz durumu ile ilgili olmaktadır. Regl dönemi sancıları da gaz sancılarına benzemekle birlikte, genital bölgeye doğru inen bir ağrı olarak bilinmektedir.
-Mideye bağlı karın ağrılarında çoğunlukla yanma hissi oluşmaktadır. Karın bölgesinde, gerçek bir yanma hissi oluşması bize gastrit, ülser gibi mide rahatsızlıklarının oluştuğunu göstermektedir. Bu gibi durumlarda karın ağrısına bakan bölüm olarak Gastroentroloji gösterilmektedir.
-Mide ağrılarının dışındaki her türlü karın ağrıları için ilk olarak Dahiliye uzmanına başvurulması gerekmektedir. Çünkü belirgin bir hastalık olmaması durumunda, her türlü karın ağrısı tedavisinde, Dahiliye tedavileri iyileştirici olabilmektedir.

Karın Ağrısı Teşhisi Nasıl Yapılır?

Karın ağrısı teşhisinin yapılması, oluşan ağrının hangi bölgede ve ne şekilde oluştuğunun belirlenmesinin yanı sıra vücutta oluşan diğer belirtilerin de takip edilmesi ile mümkün olmaktadır.

Teşhis yöntemleri ve tetkikler, uzmanın ön gördüğü bir hastalık durumunun tespit edilmesi için kullanılmaktadır. Bu sebeple karın ağrısının teşhisi için farklı pek çok test uygulanabilmektedir.

Teşhis sürecinde karın ağrısının şiddeti ve süresinin yanı sıra, ağrıyı çeken kişinin yaş ve cinsiyet gibi bilgileri de önemli olmaktadır. Örneğin kadınlar için regl nedeni ile ağrı oluşabildiği gibi erkeklerde prostat gibi durumlardan kaynaklanan ağrılar meydana gelebilmektedir.

Böbrek ve bağırsak hastalıkları nedeniyle de karın ağrısı oluşabileceği için karın ağrısı teşhis yöntemleri içerinde hem kan tahlili hem de idrar tahlili bulunmaktadır. Bunun yanı sıra ultrason gibi görüntüleme teknikleri de kullanılarak teşhis yapılmaktadır.

Karın ağrısı, pek çok kişinin sık sık yaşadığı bir durum olduğu için doktora başvurma konusunda geç kalınabilmektedir. Bu sebeple karın ağrısının iki gün üst üste şiddetli bir biçimde sürmesi halinde mutlaka bir uzman görüşüne başvurulması önerilmektedir.

Karın Ağrısı İçin Hangi Durumlarda Doktora Başvurulmalıdır?

Karın ağrısı için doktora başvurma, ağrının uzun süre devam etmesi ve şiddetlenmesi halinde gerekli görülmektedir. Doktora başvurmak için dikkat edilmesi gereken iki başlık, süre ve şiddet olmaktadır.
Örneğin regl sancısı bir gün boyunca şiddetli geçirildiğinde ertesi gün tekrarlanmazsa bu normal bir ağrı olduğu için doktora gidilmemesinde sakınca yoktur. Fakat bir gün boyunca devam eden ağrının dayanılmaz ve alışılmadık bir halde olması durumunda mutlaka bir doktora başvurulması gerekmektedir.

Karın ağrısının yanı sıra vücutta farklı belirtilerin de görülmeye başlanması, karın ağrısı nedeniyle doktora başvurmayı zorunlu kılmaktadır. Çünkü karın ağrısı tek başına bir hastalığın habercisi olmasa da oluşan diğer belirtiler ile hastalık durumu işaret ediliyor olabilmektedir.

Karın ağrısı ile birlikte; ishal, kusma, ateş, kanama gibi belirtilerin olması acil müdahale gerektiren durumlar olarak bilinmektedir. Bu durumlarda süre ve şiddet beklenmeden bir uzmana başvurulması önerilmektedir.

Karın Ağrısı Teşhis ve Tanı Süreçleri

Karın ağrısının tanısının konulması, farklı tahlil ve görüntülenme yöntemleri ile yapılmaktadır. Karın ağrısı teşhisi ile hastaneye gidilmesi halinde yapılabilecek olan muayene tetkikleri şu şekilde olmaktadır:
-Ultrason ile görüntüleme
-Röntgen çekme
-Kan tahlili
-İdrar tahlili
-Endoskopi
-Kolonoskopi

Bu tanı yöntemleri kullanılırken, öncelikle karın ağrısının neye işaret edebileceğinin öğrenilmesi için hastadan anamnez formu alınmakta ve bununla birlikte genel muayenesi yapılmaktadır.

Yapılan ön görüşmenin ardından, karın ağrısının hangi sebeplerle ortaya çıkmış olabileceği doktor tarafından ön görülmekte ve ilgili tetkikler yapılmaktadır. Örneğin mide ve bağırsak ile ilgili bir durum olması ön görülmesi halinde, Endoskopi veya Kolonoskopi uygulaması yapılmaktadır.

Karın ağrısına bakan bölüm Dahiliye bölümü olması nedeniyle, bu hastalıkların her biri için ön tedavi uygulaması yapabilmektedir. Bu sebeple, öncelikle tanı konulması ve bunu ardından ön tedavi yöntemlerinin uygulanması gerekmektedir. Ön tedavinin yetersiz kalması halinde farklı uzmanlıklara da yönlendirme yapılabilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Saç-Dökülmesine-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Saç Dökülmesine Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Saç dökülmesi sorunu için deri ve zührevi hastalıklar bölümüne gidilmesi gerekir. Saçlarda sistemli bir dökülme yaşanması ya da zaman zaman toplu olarak saçların dökülmesi, tedavi edilmesi gereken problemlerin belirtisi sayılmaktadır. Saç dökülmesine yol açan birbirinden farklı etkenler bulunduğundan, tedavi için farklı yöntemler kullanılmaktadır. Saç dökülmesinin altından farklı bir nörolojik problem çıktığında, hastalar farklı bölümlere yönlendirilecektir. Cildiye olarak da bilinen deri ve zührevi hastalıklar uzmanları, kişilerde saç dökülmesine sebep olan kaynağı tespit ettikten sonra, tedavi sürecini başlatacaktır.


Saç Dökülmesi Nedir, Nasıl Oluşur?

Saçların dökülmesi, yetişkinler ve çocuklarda sıkça karşılaşılan problemler arasındadır. Gün içerisinde, saçların 100 tele kadar dökülmesi normal sayılmaktadır. 100 ila 150 telin üzerine çıkan saç dökülmesi, nörolojik problemlerin habercisi sayılmaktadır. Saçların dökülmesine bağlı olarak, saç derisinde açıklıklar ve saçlarda seyrelmelerle karşılaşılmaktadır. Saç dökülmesini tetikleyen faktörler, beslenme alışkanlıkları, hormonal durumlar, genetik yatkınlıklar ya da dışarından uygulanan kimyasal maddeler olabilir. Saç dökülmesini tetikleyen faktörler teşhis edildikten sonra, saç dökülmesinin engellenmesi iççin gerekli tedavi sürecine başlanacaktır. Saç dökülmesi tedavisi uygulanmadığında ya da tedavi sürecine uyum sağlanmadığında, kişilerde kellik problemi ortaya çıkacaktır.

Saç Dökülmesi Bilgi Formu

Saç Dökülmesine Sebep Olan Faktörler Nelerdir?

Saç dökülmesinin sebepleri arasında yer alan faktörler, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

Genetik Faktörler: Genetik faktörlere bağlı olarak gelişen saç dökülmeleri, aile büyüklerinde kellik bulunan kişilerin de erken yaşta saç dökülmesiyle karşılaşmasına yol açacaktır. 16 ila 18 yaşlarında başlayan erkek tipi saç dökülmesi, önlem alınmadığında alın ve şakaklarda kellik oluşmasına yol açacaktır.
Deri Hastalıkları: Saç derisinde gelişen zührevi hastalıklar, saç köklerinin güçsüzleşmesine ve saçların dökülmesine yol açacaktır. Egzama, sedef, mantar, liken hastalığı ve akne gibi problemler sebebiyle, hastalarda saç dökülmesiyle karşılaşılabilir. Bunların yanında, saç derisinin fazla yağlı olması da saç dökülmesine yol açan etkenler arasındadır.
Beslenme Alışkanlıkları: Yanlış şekilde beslenme, saç dökülmesinin temel faktörlerinden bir tanesidir. Saçların canlı kalabilmesi ve güçlü olması için yeterli besinlerin alınması gerekir. Sağlıklı beslenmeyen, beslenme düzenine dikkat etmeyen, karbonhidrat ve şeker içerikli beslenen, sürekli hazır gıdaları tüketen kişilerde, erken yaşlarda saç dökülmesiyle karşılaşılacaktır.
Vitamin Eksikliği: Vücuttaki vitamin ve mineral eksikliği, saçların güç kaybetmesine yol açacaktır. Saç dökülmesini engelleyen vitaminlerin başında, B12 vitamini, D vitamini, çinko, folik asit ve demir bulunmaktadır. Belirtilen vitamin ve minerallerin kanda bulunmaması, saç dökülmesine sebep olacaktır.
Hormonal Sebepler: Adet gecikmesi, tüylenme, adet düzensizlikleri ve saç dökülmesinin bir arada görülmesi, hormonal kaynaklı saç dökülmesine işaret etmektedir. Hormonal kaynaklı saç dökülmesinin durdurulması için hormon tedavisine başlanmaktadır.
İç Hastalıklar ve İlaçlar: Tiroit bezinin normalden az ya da fazla çalışması, romatizmal hastalıklar, hormon ilaçları, zayıflamayı hızlandıran ilaçlar, şeker hastalığı ve doğum kontrol ilaçları gibi etkenler, saç dökülmesini tetiklemektedir.
Doğum ve Kemoterapi: Hamilelik ve kemoterapi sürecinin ardından, kişilerde saç dökülmeleriyle karşılaşılabilir. Kansere karşı kemoterapi tedavisi gören kişiler, tedavi süresince tüm saçlarını kaybetmektedir. Kemoterapi tedavisinin ardından, kaybedilen saçlar geri uzayacaktır. Doğum yapan kadınlarda, doğumdan 2-3 ay sonra saçlar toplu olarak dökülebilir. Doğum sonrası saç dökülmesinin sebebi, hamilelik boyunca dökülmesi gereken saç tellerinin dökülmemesidir.
Kozmetik Ürünler: Saçlara uygulanan şampuan, krem, jöle ve benzeri kozmetik ürünler, kimyasal içerikleri sebebiyle saç dökülmesine yol açabilir. Kozmetik ürünlerin haricinde, fön ve maşa gibi ısıl işlemler sonucunda da saçlarda dökülmeler görülmektedir.

Saç tellerinin ömrünün bitmesi, saçların dökülmesine yol açmaktadır. Bir saç telinin ömrü, ortalama 4 ila 6 yıl arasında değişmektedir. 4-6 yıllık ömrünü tamamlayan saç tellerinin dökülmesi, normal karşılanmaktadır.

Erkeklerde Saç Dökülmesi Probleminin Kaynağı Nedir?

Erkeklerde saç dökülmesi oluşumu, kadınlarda görülen saç dökülmesine kıyasla daha yaygındır. Orta yaşlarda başlayan kellik problemleri, genellikle genetik faktörlerle ortaya çıkmakta ve erkeklerin bölgesel saç kaybı yaşamasına yol açmaktadır. Erkeklerde görülen saç dökülmesinin, kadınlardan daha fazla olma sebebi, 5 alfa redüktaz isimli enzimin erkeklerde daha fazla bulunmasıdır. Erkek tipi saç dökülmesi olarak adlandırılan problem, şakaklardan başlayan seyrelmelerle kendini göstermekte ve erkelerde daha yüksek oranla görülmektedir. Kalıtsal yapısında kellik bulunan erkekler, erken yaşta saç dökülmesi problemiyle karşılaşacaktır.

Kadınların Saçı Neden Dökülür, Sebepleri Nelerdir?

Kadınlarsa saç dökülmesi problemi, genetik etkenler başta olmak üzere birçok sebebe dayanmaktadır. Hormonal sorunlar, mineral ve vitamin eksiklikleri, stres, doğum ve hamilelik gibi süreçler, kadınlardaki saç dökülme oranını yükseltmektedir. Saç dökülesini tetikleyen faktörlerin başında, tiroit hormonunun normal dışı seyri, demir eksikliğine bağlı olarak gelişen kansızlık, stres ve hormonal değişiklikler yer almaktadır. Bu etkenlere bağlı olarak, saç telleri incelmekte ve zaman içinde dökülmektedir. Uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda, diğer kadınlara kıyasla daha fazla saç dökülmesi görülmektedir. Saçlara kimyasal boya sürülmesi, röfle, perma, ombre uygulamaları, fön çekilmesi ve maşa uygulanması da saç dökülmesi riskini artırmaktadır.

Saç Kıran Tipi Saç Dökülmesi Probleminin Etkileri ve Kaynağı

Saç kıran oluşumu, saçların bölgesel olarak dökülmesine ve kişilerin kel kalmasına yol açacaktır. Asıl adı alopesi areata olan saç kıran tipi saç dökülmesi, birdenbire ortaya çıkmakta ve saçlarda bölgesel olarak kellikler meydana getirmektedir. Bulaşıcı olmayan ve kişilerde kronik olarak gelişen saç kıran tipi kellikler, düzenli tedavi sonucu gerilemektedir. Birkaç ay süreyle uygulanan tedavi sonucunda, saçkıran etkileri azaltılmakta ve saçların dökülmesi engellenmektedir. Aniden saç dökülmesi yaşayan kişiler, derhal uzmana görülmeli ve saç kırana karşı tedaviye başlamalıdır.

Tiroit Hormonları Saç Dökülmesine Yol Açar Mı?

Tiroit bezi hastalıklarına bağlı saç dökülmeleri, ortalama 8 haftalık tedavi ortadan kaldırılacaktır. Tiroit bezlerinin az çalışması durumunda, kişilerde hipotiroid problemi oluşmakta ve saç köklerinin zayıflamasına yol açmaktadır. Uzun süre devam eden hipotiridi sorunu, hastalarda kalıcı saç kökü kayıplarına sebep olacaktır. Tiroit bezlerinin az çalışmasının yanında, çok fazla çalışması da saç dökülmesine yol açabilir.

PRP Saç Tedavisi Nedir, Nasıl Uygulanır?

PRP uygulaması, saç köklerinin canlanmasını sağlamakta ve saçların tekrardan çıkmasına yardımcı olmaktadır. Kişilerin kendi kanlarının işlenmesinin ardından, aynı kan saç diplerine uygulanacaktır. Kişilerden alınan kanın içerisinde, fibroblast adlı etken bir madde bulunmaktadır ve bu madde sayesinde, saç köklerinin tekrardan canlanması sağlanır. Genetik faktörlere bağlı saç dökülmesi yaşayan kişiler, 6 ayda bir PRP tedavisi görerek saçlarının tekrardan çıkmasını sağlayabilirler.

Saç Dökülmesinde İlaç Tedavisinin Özellikleri Nelerdir?

İlaç tedavisi yöntemleri, kronik saç dökülmelerinin durdurulması için etkili bir çözümdür. Dökülen saçların sayısını azaltmak ve mevcut saçların daha güçlü olmasını sağlamak için uygulanan ilaç tedavisi, uzman kontrolünde belirli bir süre devam ettirilmektedir. Saç yapısına, saçların oranına, saç dökülmesinin boyutlarına ve saç derisinin temel yapısına göre, uygulanan ilaç tedavisinin özellikleri değişecektir. Saç dökülmesi için uygulanan ilaç tedavisi, tamamen yok olan saçların tekrardan çıkmasını sağlamayacaktır. Başın üst ve ön kısımlarında ortaya çıkan saç kayıpları, ilaç tedavisiyle önlenemez. Saç kökündeki hücrelerin ölmesi durumunda, ilaç tedavisi etkisiz kalacaktır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Diz-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Diz Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Diz ağrısına bakan bölüm; ortopedi ve travmatoloji bölümüdür. Ancak ani yaralanmalar sonucu dizi ağrıyan kişiler fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüne de gidebilmektedirler. Diz ağrıları ciddiye alınması gereken ağrılardır. Bu yüzden belirtileri ile karşılaşıldıktan sonra uzman bir doktora başvurulmalıdır.


Diz Ağrısından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Diz ağrısını önlemek için yapılabilecekler aşağıda açıklanmıştır:

Eklem ve kasların tembelleşmesi ile beraber işlevlerini de kaybetmeleri mümkün olmaktadır. Dolayısı ile vücuttaki eklemlerin ve kasların hareketlenmesi gerekmektedir. Bunun için ise küçük egzersizler yapılabilmektedir. Kişilerin kendilerini daha zinde hissetmeleri sağlanmaktadır. Düzenli olarak egzersiz yapan kişilerde diz ağrısı görülme olasılığı daha azdır.
Merdiven kullanmak diz ağrısına iyi gelen bir eylem değildir. Genellikle asansör kullanmak yerine merdiven çıkmak önerilmektedir. Ancak inme ve çıkma hareketleri eklemleri zorlayan hareketler oldukları için aksine diz ağrısına sebep olmaktadırlar. Özellikle belirli bir yaşı aşmış olan, kronik ağrı şikayeti olan kişilerin merdiven yerine asansör kullanmaları önerilmektedir.

Diz Ağrısı Bilgi Formu

Diz Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Diz ağrısının nedenleri aşağıda belirtilmiştir:

Kireçlenme problemi nedeni ile diz ağrısı olabilmektedir.
Vücudun toksin oranının artması ile beraber eklem aralarında iltihap birikebilmektedir ve biriken bu iltihap diz ağrısına neden olabilmektedir.
Menüsküs yırtılması diz ağrısına sebep olabilmektedir. Özellikle sporcularda görülen bir problem olmaktadır.
Diz kapağındaki kemiği hasar görenlerde diz ağrısı görülebilmektedir.
Kişinin dizlerinden geçen sinirlerdeki veya damarlardaki vitamin oranının azalması halinde, dizinde ağrı meydana gelebilmektedir.
Aşırı kilolu kişiler diz ağrısı çekebilmektedirler.
Uzun süre hareketsiz hayat süren kişilerin aniden spora başlaması ve sporu düzensiz yapması durumunda; diz ağrısı meydana gelebilmektedir.
Ayak bileklerinden hasar alan kişilerin vücut ağırlıklarını dizleri çekmeye başlayacağı için diz ağrısı görülebilmektedir.
Dizlerindeki kemiklerin enfeksiyon kapması halinde, diz ağrısı yaşanabilmektedir.

Diz Ağrısının Semptomları Nelerdir?

Diz ağrısının belirtileri aşağıda verilmiştir:

Hareket ederken zorluk çekmek, vücudun verdiği sinyallerden bir tanesidir. Özellikle yürürken, merdiven inip çıkarken zorlanan kişilerde diz ağrıları görülebilmektedir. Harekette zorluk çekilmesi ile beraber birkaç gün içerisinde bu ağrı baş gösterebilmektedir.
Genellikle çarpmalara ve kazalara bağlı olarak şişlik meydana gelebilmektedir. Şişliğin önüne geçebilmek için ise; buz ile ilgili bölgeye müdahale edilmelidir. Darbe alınmasının hemen ardından şişmesi muhtemelen olan yere soğuk kompres yapılır ise; bu durumda şişlik olmayabilmektedir. Ayrıca yaşanacak olan ağrı da azalmaktadır.
Romatizma ve kireçlenme gibi problemleri olanlarda diz kapaklarında kızarıklık olabilmektedir. Bu kızarıklıklar diz ağrısının habercisidir.

Diz Ağrısının Ciddiye Alınması Gereken Durumlar Nelerdir?

Diz ağrısı çekenlerin doktora danışması gereken durumlar aşağıdaki gibidir:

Diz bölgesinin üzerinde herhangi bir yük taşıyamayan ve dizini dengesiz olarak hisseden kişiler diz ağrısı nedeni ile doktora başvurmalılardır.
Gözle görülebilecek kadar belirgin şekilde şişlik var ise acilen doktora gidilmelidir.
Dizini tamamen düz bir şekilde uzatamayanlar veya dizini katlamakta problem yaşayanlar bu problemi ciddiye almalılardır.
Bacağında veya dizinde gözle görülebilecek şekilde şekil bozukluğu olanların doktora gitmeleri gerekmektedir.
Dizinde kızarıklık, ağrı ve şişme olanlar; bunlara ek olarak ateş problemi de yaşıyor iseler, bu durumda doktor randevusu almalılardır.
Herhangi bir yaralanma sonrasında çekilen bir diz ağrısı ise kendiliğinden geçmesi beklenmemelidir ve doktora gidilmelidir.
Evde ağrı giderici uygulamalar yapılmış ise, ağrı kesici alınmış ise ve bunlara rağmen ağrı herhangi bir şekilde geçmemiş ise; bu durumda acilen doktora gidilmelidir.
Diz bölgesinde takılma ve kilitlenme olanlar, bu problemi ciddiye alarak doktora gitmelilerdir.
Diz ağrısının yarattığı acı ile günlük rutinini sürdürmekte zorlanan kişiler mutlaka doktora başvurmalıdır.

Diz Ağrısı Tedavisi Nasıldır?

Diz ağrısı tedavi uygulamaları; diz ağrısı çeken kişinin yaşına, aktivite durumuna ve mesleğine göre değişiklik göstermektedir. Yeni yeni diz ağrısı çekmeye başlayan kişilerde dokunun iyileşmesine yönelik tedavi uygulanmaktadır. Bunun için öncelikli olarak buz uygulaması yapılabilmektedir. Ayrıca ağrı kesici ilaç verilmektedir. Dizi ağrıyan hastanın dizini yormaması ve dinlenmesi de istenebilmektedir. Elastik bandaj ve splint uygulaması yapıldıktan sonra kendisinden istirahat etmesi istenmektedir. Fizik tedavi uzmanının önerilerine göre kişiye bir egzersiz programı hazırlanmaktadır. Bu program doğrultusunda kişinin düzenli olarak egzersiz yapması gerekmektedir. Eklem bölgesinde sıvı birikmesi olan hastaların ise, fazla sıvının verdiği gerginlikten kurtulabilmeleri için diz bölgelerindeki sıvı boşaltılmaktadır. Bu işlem birden fazla kere tekrarlanabilmektedir. Ancak ikinci tekrarlamada kortizon enjeksiyonu da bir çözüm olabilmektedir. Kronik diz ağrılarında elektroterapi ile de tedavi uygulanabilmektedir. Bu da diz ağrısı çeken kişiyi oldukça fazla rahatlatan bir tedavi yöntemidir.

Diz Ağrısı Tedavisinde Cerrahi Müdahale Uygulanır Mı?

Diz ağrısı için ameliyat yapmak da bir seçenektir. Ancak doktorların en son tercih ettiği yöntem cerrahi müdahaledir. Diz ağrısı çekenlerin büyük bir çoğunluğu egzersiz ile, ilaç kullanarak veya bandaj ile dizlerini dinlendirerek ağrının dinmesini sağlayabilmektedirler. En kısa sürede en etkili sonucun alındığı tedavi yöntemi ise; egzersiz yapılması olmaktadır. Diz ağrısı çekenlerin %80’i egzersiz sonrasında ağrılarından kurtulmaktadır. Ancak cerrahi müdahale gerektirmeyen tedavi yöntemleri ile iyileşemeyen kişiler ameliyata alınabilmektedir ve ameliyat ile beraber patella üzerindeki yük azaltılmaktadır.

Diz Ağrısı Çekenlerin Uygulayabilecekleri Egzersizler Nelerdir?

Diz ağrısı için egzersizler şu şekildedir:

Harmstring adı verilen uyluk arkası germe hareketi yapılabilmektedir. Ağrıyan bacağın arkada bırakılması gerekmektedir. Ardından öne doğru 45 derecelik bir açı yaparak eğilmek gerekmektedir. Bu pozisyonda iken ellerin öne doğru uzatılması ve diz hizasında birbirine bitişik olması istenmektedir. Ağrıyan bacak arkada düz ve gergin bir pozisyonda tutulmalıdır. Gerilme hissedilene kadar eğilmek gerekmektedir. Birden eğilmek doğru değildir. 2-3 saniyede bir yavaş yavaş, gerginliği arttıracak şekilde eğilmek gerekmektedir. 20 saniye yapılması yeterlidir.
Elastik bandın ağrıyan dizin arkasından doğru geçirilmesi ve sonrasında diğer ucunun sabit bir yere bağlanması gerekmektedir. Bant gergin olmalıdır. Ağrıyan bacağın 30 derece bükülmesi ve sonra düzleştirilmesi gereklidir. Bu hareket tekrarlanmalıdır.
Ağrıyan dizin olduğu ayak bileğini elastik banda geçirdikten sonra ucunun sabit tutulması ve sonrasında bacağın öne doğru çekilmesi gerekmektedir.

Diz Ağrısı Hakkında Doğru Bilinen Yanlışlar Nelerdir?

Diz ağrısı hakkında yanlış bilinenlerden aşağıda bahsedilmiştir:
Diz ağrısı çekenler genellikle diz ağrısının tek bir nedenden kaynaklandığını düşünmektedirler. Ancak diz ağrısının birçok farklı nedeni vardır.
Menüsküs bağlarının kopmasından kaynaklanan diz ağrıları ağırlıklı olarak sporcularda görülüyor olsa da; menopoza giren kadınlarda da sıklıkla görülmektedir.
Diz ağrısının kaynağının araştırılması, bir uzmana görünülmesi ve sonrasında tedavinin uygulanması gerekmektedir. Her ağrı kesici veya her ilaç, her diz ağrısı için uygun değildir.
Topuklu ayakkabı giyilmesinin diz ağrısını hafiflettiği yönünde bir söylenti bulunmaktadır. Ancak diz kaplarının arkaya doğru sıkışmasına sebep olduğu için ağrı azaltan bir etkisi bulunmamaktadır.
Dizi hareket ettirmek, masaj uygulamak veya krem sürmek; diz ağrıları için kesin bir tedavi yöntemi değildir. Bir uzmandan destek alınması gerekmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Bel-Fıtığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Bel Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Bel fıtığına bakan bölümlerden ilk olarak tercih edilmesi gerekenler; beyin ve sinir cerrahi ile fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüdür. Bel fıtığı teşhisi; fiziki ve nörolojik muayeneler ile konulmaktadır. Bel fıtığının cerrahi ve cerrahi olmayan tedavi yöntemleri bulunmaktadır.


Bel Fıtığının Görüldüğü Yaş Aralığı Nedir?

Bel fıtığının görüldüğü kişilere bakıldığında; belirli bir yaşta veya cinsiyette görüldüğü söylenememektedir. Yetişkinliklerde gençlere göre daha fazla görülmektedir. Erişkinlerin %80’inin yaşamında en az bir kere bel ağrısı şikayeti yaşadığı görülmektedir. Bel fıtığı şikayeti ile doktora başvuranlar genellikle 30 yaş ile 60 yaş aralığındadır. Ancak risk faktörlerine ve kişinin yaşadığı rahatsızlıklara göre bu yaş aralığı değişiklik göstermektedir.

Bel Fıtığı Bilgi Formu

Bel Fıtığının Sebepleri Nelerdir?

Bel fıtığının nedenlerine bakıldığında; diskin dış kısmında bulunan halkada zayıflama veya yırtılma olması ile beraber bel fıtığının oluştuğu görülmektedir. Disk zayıflamasına sebep olan durumlar ise aşağıda verilmiştir:
Yaşlanma ve dejenerasyon kaynaklı olarak disk zayıflaması meydana gelebilmektedir.
Aşırı kilolu olma, obezite problemi yaşama; bel fıtığının en çok karşılaşılan nedenlerinden biridir. Diskler omurganın esnekliğini sağlamaktadırlar. Omurga ise, vücudun ağırlığını taşımaktadır. Dolayısı ile aşırı kilolu bireylerde omurgaya daha fazla yük binmektedir ve disklere de daha fazla baskı uygulanmaktadır. Bu da fıtık oluşumuna neden olmaktadır.
Hareketsiz bir yaşam sürülmesi bel fıtığına neden olabilmektedir. Kasların yeterince güçlenememesi ile beraber vücut ağırlığı omurgaya da binmektedir ve bu da fıtıklaşmaya sebep olabilmektedir.
Sigaranın disk dejenerasyonuna sebep olması ile beraber bel fıtığı ortaya çıkabilmektedir.
Omurga fizyolojisine uygun olmayan hareketlerin yapılması, aşırı yük kaldırılması bel fıtığına sebep olabilmektedir.
Uzun süre ayakta durmayı, uzun süre oturmayı gerektiren meslek gruplarında bel fıtığı görülebilmektedir. Ayrıca futbol, halteri kürek, güreş gibi sporlar ile uğraşanlar da bel fıtığı sıkıntısı ile karşılaşabilmektedirler.

Bel Fıtığının Belirtileri Nelerdir?

Bel fıtığının belirtileri aşağıdaki gibidir:

Bacak veya ayak bölgesinde karıncalanmaların ve uyuşuklukların hissedilmesi bel fıtığı belirtileri arasındadır.
Kas güçsüzlüğü bel fıtığı belirtilerindendir.
Hareket ederken zorlanma yaşanması durumunda, bel fıtığı olunabilmektedir.
İktidarsızlık problemi yaşayanlar bel fıtığından şüphelenebilmektedirler.
Bel ağrısı, bel fıtığının en fazla karşılaşılan belirtilerindendir.
Bacak bölgesine vuran ağrılar, bel fıtığı belirtilerindendir.
Çok çabuk yorulanlar, bel fıtığından şüphelenmelilerdir.
İdrar tutamama problemi, bel fıtığı belirtilerindendir.
Bel fıtığı belirtileri arasında denge kaybı bulunmaktadır.
Otururken de yürürken de zorluk çekenler bel fıtığı olabilmektedirler.

Bel Fıtığı İçin Risk Oranları Ne Kadardır?

Bel fıtığının risk faktörlerine bakıldığında; bel fıtığı problemi yaşayan kişilerin %25’inin çalışma gücünde kayıp yaşadığı görülmektedir. Ortalama 6 aya kadar uzayacak şekilde istirahat almaları gerekmektedir. Özellikle uzun süre araç kullanımını gerektiren, masa başında oturmayı gerektiren ve ağır yük taşımayı gerektiren meslek gruplarında çalışan kişiler için risk daha fazladır. Bel fıtığı problemi yaşama oranı %85 iken, bu problemi yaşayanların %85’i de tedavisiz bel ağrılarından kurtulabilmektedir. Kadınların hamilelik dönemlerinde bel fıtığına yakalanma riskleri artmaktadır.

Bel Fıtığı Teşhisi İçin Hangi Bölüme Gidilmelidir?

Bel fıtığına bakan bölümler içerisinden hangisine gidileceğine karar vermekte zorlanılabilmektedir. Bel fıtığı bel ağrısı yapmaktadır ve bu ağrı sebebi ile gidilebilecek bölümlerden aşağıda bahsedilmiştir:
Dahiliye, yani iç hastalıkları bölümüne gidilebilmektedir.
Ortopedi ve travmatoloji bölümü, bel fıtığı şikayeti ile gelenleri muayene etmektedir.
Beyin ve sinir cerrahisine, bel fıtığı kaynaklı bel ağrısı şikayeti ile gidilebilmektedir.
Üroloji bölümü bel ağrısı şikayeti ile ilgilenmektedir.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüne bel ağrısı şikayeti nedeni ile gidilebilmektedir.
Yukarı bahsedilmiş olan bölümlere bel ağrısı nedeni ile gidilebilmektedir. Ancak esas bel fıtığı problemi olanların öncelikli olarak gitmeleri gereken bölümler; beyin ve sinir cerrahisi veya fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüdür.

Bel Fıtığı Tanısı Nasıl Konur?

Bel fıtığı teşhisi için öncelikle bir uzmana muayene olunması gerekmektedir. Bel fıtığı şikayeti ile gidilebilecek olan bölümlerden bir tanesine gittikten sonra doktor hasta öyküsü almaktadır. Sonrasında ise fiziki muayene yapmaktadır. Gerekmesi durumunda; hastanın kas reflekslerini ve kas gücünü test edebilmek için nörolojik muayene de gerçekleştirilebilmektedir. Omurilik ve sıvı basısını tespit edebilmek için röntgen, MR, BT veya CT taramasına başvurulabilmektedir. Hastanın fıtıktan etkilenen sinir köklerinin tespit edilebilmesi için ise; EMG (elektromyogram) cihazı kullanılmaktadır.

Bel Fıtığı İçin Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bel fıtığı tedavi yolları aşağıda açıklanmıştır:

Kısa süreli istirahat önerilebilmektedir. Ancak bu süreçte kasların güçsüzleşmemesi için yapılabilecek egzersizler konusunda da doktordan bilgi alınması gerekmektedir. İstirahat süresi 2 gün ile 1 hafta arasında bir süre olmaktadır.
Bel fıtığının ağrısının azaltılabilmesi için uygulanabilecek ve cerrahi olmayan tedaviler ise; ultrasonik ısıtma tedavisi, elektrik uyarıları, sıcak uygulaması, soğuk uygulaması ve elle masaj gibi yöntemlerdir.
Traksiyon yöntemi ile tedavi uygulanabilmektedir. Çekme ve germe yöntemi olarak da bilinmektedir. Fizik tedavi uzmanı veya fizyoterapist dışında biri tarafından uygulanmasına izin verilmemelidir. Bel ağrılarının hafiflemesinde önemli bir rolü bulunmaktadır.
Bel fıtığı için korse kullananların fıtıklaşmış disklerinde iyileşme olmasını korse sağlamamaktadır. Ancak korse ile bel fıtığı kaynaklı ağrıların azaltılabilmesi mümkün olmaktadır. Ayrıca duruşun doğru olması sağlanabilmektedir.
Reçeteli ve reçetesiz ilaçlar ile bel fıtığından doğan ağrılar kontrol altına alınabilmektedir. Ancak ilaçların bilinçsiz kullanılması mide rahatsızlıklarına yol açabileceği için doktora danıştıktan sonra ilaç kullanılması gerekmektedir. Analjezikler ve NSAIDler ile ağrı geçirilebilmektedir.
Bel fıtığının çok daha kötü rahatsızlıklara sebep olmasını engellemek amacı ile bel fıtığı ameliyatı yapılabilmektedir. Bu ameliyat sırasında, fıtıklaşmış diskin bir kısmı çıkartılmaktadır.

Bel Fıtığı İçin Cerrahi Müdahale Ne Zaman Gereklidir?

Bel fıtığında acil cerrahi müdahale yapılması gereken zaman; mesane ve bağırsak kontrolünü kaybetmeye neden olacak sinirlere aşırı baskı yapmaya başladığı dönemdir. Büyük bir disk hernisinin bu bölgeyi kontrol eden sinirlere baskı yapması ile bu problem oluşmaktadır. Bununla beraber kasık ve genital bölgede uyuşma ile beraber karıncalanma görülebilmektedir.

Bel Fıtığının Tekrarlama Oranı Ne Kadardır?

Bel fıtığının tekrarlama ihtimaline bakıldığında; %2 ile %3 civarında bir oranda tekrarladığı görülmektedir. Tekrarlama oranı oldukça düşük olan bir rahatsızlıktır. Özellikle ameliyat olduktan sonra dikkat edilmesi gereken konulara dikkat edildiğinde, bel fıtığının tekrarlama oranı daha da düşmektedir.

Bel Fıtığından Korunmak İçin Neler Yapılabilir?

Bel fıtığı olmamak için yapılabilecekler şu şekildedir:

Kilo almamaya özen gösterilmesi gerekmektedir. Bel omurlarına uygulanan basıncın artmaması için ideal kilo korunmalıdır.
Hareketsiz kalmamaya özen gösterilmelidir. Özellikle bel ve karın bölgesini etkileyen düzenli egzersizler yapılmalıdır.
Günlük yaşamda hareket ederken omurga fizyolojisine uygun hareket edilmelidir. Yerden bir nesne alınacağı zaman, dizlerin kırılması ve öyle yere çökülmesi gereklidir. Dizleri kırmadan eğilmek, omurga fizyolojisine uymayan bir harekettir.
Bel fıtığından korunmak için küçük yaştaki çocuklara da düzenli olarak bel egzersiz programı yaptırılabilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Bel-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Bel Ağrısına Hangi Bölüm Bakar?

Bel ağrısına bakan bölümler aşağıdaki gibidir:

-Bel ağrısı nedeni ile nöroloji bölümüne gidilebilmektedir.
-Ortopedi ve travmatoloji bölümünde muayene olunabilmektedir.
-Fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümünden başvurulabilmektedir.
-Genel cerrahi bölümüne bel ağrısı nedeni ile gidilebilmektedir.


Bel Ağrısı Çeşitleri Nelerdir?

Bel ağrısının türleri aşağıda verilmiştir:

Akut Bel Ağrısı: 6 haftadan daha kısa süredir beli ağrıyan kişilerin yaşadıkları problemdir. İstatistiklere bakıldığında; insanların %80’i en az 1 kere akut bel ağrısı problemi ile karşılaşmaktadır. Bunların %30’u ise; sonraki zamanlarda da tekrarlayan bir bel ağrısı yaşamaktadırlar. Herhangi bir aktivite sonucu yaşanabileceği gibi, aktiviteden bağımsız olarak da meydana gelebilmektedir. Herhangi bir uygulama yapılmasa da kendiliğinden geçebilecek bir ağrıdır. 2 hafta içerisinde ağrının büyük bir kısmı azalmaktadır. 6 hafta içerisinde ise tamamı geçmektedir.

Kronik Bel Ağrısı: 3 aydan daha uzun süredir yaşanan bel ağrılarına verilen isimdir. Ağrı olan bölgedeki kan akışı ve oksijenlenme azalmaktadır. Ayrıca ağrılı bölgede şişlik de olabilmektedir. Ağrının yaşanma nedeni ise; doku irritasyonu olan bölgedeki sinir uçlarının uyarılması ve buna tepki olarak ağrı oluşmasıdır. Uygun tedavi yöntemi, ağrının kaynağına göre belirlenmelidir ve uygulanmalıdır.

Bel Ağrısı Bilgi Formu

Bel Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Bel ağrısının nedenleri şu şekildedir:

Ağır nesnelerin kaldırılması bel ağrısına neden olabilmektedir.
Zorlayıcı ve yanlış spor hareketlerinin yapılması sonucu bel ağrısı yaşanabilmektedir.
Devamlı olarak hareketsiz kalınması ve oturulması sonucu bel ağrısı olabilmektedir.
Sürekli ayakta duranlarda bel ağrısı görülebilmektedir.
Fiziksel olarak zorlayıcı işlerde çalışanlarda rutinleri kaynaklı olarak bel ağrısı görülebilmektedir.
Sinir tahrişi, bel ağrısına neden olabilmektedir.
Omurga kırıkları, kayması gibi travmatik sebepler sonucu bel ağrısı olabilmektedir.
Bel omurgasının kireçlenmesi, bel ağrısına sebep olabilmektedir.
Tüberküloz, brusella gibi hastalıklar sonucu bel ağrısı yaşanabilmektedir.
Mide, karaciğer ve böbrek gibi bel çevresine yayılan organlarda bir problem olması durumunda, bel ağrısı yaşanabilmektedir.
Omurgaya yayılmış veya omurgada baş gösteren kanser sonucu bel ağrısı görülebilmektedir.

Bel Ağrısına Yol Açabilecek Hastalıklar Nelerdir?

Bel ağrısının neden olduğu rahatsızlıklar; kasların tutulması, bel fıtığı gibi rahatsızlardır. En çok karşılaşılanı ise bel fıtığıdır. Disk kayması, omurga kemiklerinde hasar oluşması, bel ve kalça eklemi iltihabı, sinirlerin sıkışması ve tahrişi gibi rahatsızlıklar olabilmektedir.

Bel Ağrısı İçin Hangi Doktorlara Gidilebilir?

Bel ağrısı için gidilmesi gereken doktor; ağrı geçmişine ve ağrının derecesine göre değişiklik göstermektedir. Ancak ilk kez bel ağrısından dolayı doktora gidecek olanların genel cerraha veya aile hekimine gitmesi gerekmektedir. Sonrasında ağrının kaynağına bağlı olarak kişi nörolog, ortopedist veya fizik tedavi uzmanına sevk edilebilmektedir. Bel ağrısı yaşayan kişinin vücudunun belirli bölgelerinde uyuşma da olması durumunda; direkt bir nörolog tarafından muayene edilmelidir. Sonrasında bir cerrahi operasyon geçirmesi gerekebilmektedir. Bel ağrısının nedeninin çarpma veya darbelerden dolayı olması durumunda, fizik tedavi uzmanı ile görüşülmelidir.

Bel Ağrısı İçin Ne Zaman Doktora Başvurulmalıdır?

Bel ağrısı için doktora gidilmesi gereken zaman; ağrı kesici ile, dinlenme ile azalmayan şiddetli bel ağrılarının yaşandığı dönemdir. Özellikle ayağında kuvvetsizlik hisseden, ateşi yükselen, ani kilo kayıpları yaşayan kişiler mutlaka bel ağrısı için bir doktora görünmelidir.

Erken Teşhis İle Bel Ağrısı Tedavi Edilebilir Mi?

Erken teşhis edilen bel ağrısı ile tedavide iyi sonuç alabilmek mümkündür. Bel ağrısı hissedilmeye başlandığında doktora gidilmesi gereklidir. Doktora gitmekte geç kalınması, tedavi sürecinin uzaması ve daha da zorlaşması anlamına gelmektedir. Erken teşhis edilmeyen bel ağrıları; bel fıtığı, bel kayması ve dar kanal hastalıkları olarak geri dönebilmektedir. Ayrıca tedavi edilmemesi ve ilerlemesi durumunda; bacaklarda güçsüzlük, altına kaçırma, yürüyememe gibi problemler de yaşanabilmektedir. Bu yüzden hayat kalitesini arttırabilmek ve daha kötü sonuçlarla karşılaşmamak için erken teşhis amacı ile doktora gidilmelidir.

Bel Ağrısı Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Bel ağrısına yapılan müdahaleler aşağıda belirtilmiştir:

Hareket ederken belin zorlanmaması ve belin dinlendirilmesi ile tedavi edilebilmektedir.
Ağrının giderilmesi için ağrı kesici veya ödem giderici ilaçlar verilebilmektedir.
Enjeksiyon olarak bel ağrısını giderecek ilaçlar verilebilmektedir.
Bel ağrısı hissedilmesinin nedeni bel fıtığı veya disk kayması ise; bu durumda ameliyat ile bel ağrısı dindirilebilmektedir.
Ameliyat sonrasında hastaların doktorun belirlediği bir süre boyunca dinlenmesi gerekmektedir.
Bel Ağrısını Geçirmek İçin Tamamlayıcı Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bel ağrısından kurtulmak için kullanılan tamamlayıcı tedavilerden aşağıda bahsedilmiştir:

Akupunktur: Bel ağrısı çeken hastanın vücudunda bulunan özel noktalara, ince ve sterilize edilmiş olan iğnelerin batırılması ile uygulanan bir tedavi yöntemidir. Enerjinin serbest bırakılması ile beraber bel ağrısını hafifletebilmektedir.

Spinal Manipülasyon: Vücuda basınç uygulanmasına dayanan bir yöntemdir. Tedaviyi uygulayacak olan kişinin bu alanda eğitiminin olması gerekmektedir. Omurga hizalanmasının düzeltilmesini sağlamaktadır.

Masaj: Hastanın vücudunun ağrıyan kısmının gevşeyebilmesi için yapılabilmektedir.

PRP: Disklerden kaynaklı bel ağrısı çeken kişilere tamamlayıcı tedavi olarak uygulanabilmektedir. Omurların arasındaki disklerde bulunan hasarın daha hızlı iyileşmesini sağlamaktadır. Bel ağrısı çeken kişinin kanından trombosit elde edilmesi ve bunun ilgili bölgeye enjekte edilmesi şeklinde uygulanmaktadır.

Proloterapi Enjeksiyonları: Hücre büyümesini ve doku iyileşmesini hızlandırabilmek amacı ile proloterapi dekstroz veya benzeri maddelerin enjekte edilmesi ile uygulanan yöntemdir. Özellikle kronik bel ağrısında tamamlayıcı tedavi olarak kullanılmaktadır.

Bel Ağrısını Hafifletebilecek Uygulamalar Nelerdir?

Bel ağrısına iyi gelebilecek uygulamalar aşağıda açıklanmıştır:

Düzenli egzersiz yaparak gergin ve güçsüz kaslardan dolayı yaşanan bel ağrıları hafifletilebilmektedir. Yürüyüş, yoga, yüzme veya ağır olmayacak herhangi bir sportif aktivite yapılarak endorfin salınımı uyarılabilmektedir. Bu sayede bel ağrısının tekrarlanması da önlenebilmektedir.
Bel ağrısının yaşandığı bölgeye ilk 48 saat soğuk ve sonrasında sıcak uygulaması yapılmalıdır. Havluya sarılmış bir buz torbasını ağrıyan bölgeye uygulamak gereklidir. Bu uygulama 20 dakikalık periyotlarda yapılmalıdır. 48 saatlik soğuk uygulamasından sonra yapılacak olan sıcak uygulaması için sıcaklık ayarı uygulanacak bölgenin yanmaması odaklı ayarlanmalıdır.
30’ar saniye germe hareketleri yapılmalıdır. Ayak parmaklarına dokunmak, kobra duruşu ve çocuk duruşu yapmak; bel ağrısını hafifletebilecek olan germe hareketleridir.
Kişinin günlük rutininde kullandığı çalışma alanının ergonomik olarak tasarlanması gerekmektedir. Oturduğu zaman belini destekleyebileceği ve ayağını yere basabileceği bir ortam hazırlanmalıdır.
Yüksek topuklu ayakkabıların sık sık kullanılması; dengesiz bir duruş yaratacağı için bel ağrılarını arttırabilmektedir. Bu yüzden 2.5 cm’den daha yüksek topuklu ayakkabılar özellikle bel ağrısının yoğun olduğu dönemlerde giyilmemelidir.

Bel Ağrısı Yaşamamak İçin Yapılabilecekler Nelerdir?

Bel ağrısından korunmak için dikkat edilmesi gerekenler şunlardır:

Bel ağrısı yaşamak istemeyenler, hareketsiz kalmamaya çalışmalılardır.
Düzenli olarak spor yapanlarda bel ağrısı görülme olasılığı daha azdır. Çünkü bel kaslarını ve omurlarını güçlendiren bir etkisi vardır. Ancak bilinçsiz yapılan spor sonucunda sakatlanmalar ve bu sakatlanmalardan doğan ağrılar olabilmektedir. Bu yüzden beli aşırı zorlayabilecek, bilinçsiz hareketler yapılmamalıdır.
Dengeli ve düzenli beslenilmesi gerekmektedir.
Her gün yeterli miktarda su içilmesi gerekmektedir.
Yeterli miktarda D vitamini ve kalsiyum alınmalıdır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Basura-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Basura Hemoroid e Hangi Bölüm Bakar?

Basura bakan bölüm, genel cerrahi bölümüdür. Basur; anal kanalın üst bölümünde damarların genişlemesi ile beraber bir yumak haline gelmesidir. Hemoroid ve mayasıl gibi isimler ile de anılmaktadır. Basurun evreleri bulunmaktadır. Evreler ilerledikçe; oluşmuş olan damar yumaklarının makatın dışına çıkması mümkün olmaktadır. Cerrahi müdahale uygulanmadan da tedavi edilebilmektedir. Tedavisi ortalama 10-15 dakika sürmektedir. Kişinin günlük hayatına geri dönmesi çok uzun sürmemektedir. Genç hastalarda teşhis koyabilmek için anal muayene yeterli olurken, hastaların şikayetlerine göre teşhis yöntemi değişmektedir. Rektal kanama yaşayanlara rektoskopi yapılmaktadır. Kabızlık şikayeti ile gelen 40 yaşının üzerindeki kişilere ise kolonoskopik tetkik ile teşhis konmaktadır. Kişinin kalın bağırsağında tümör olup olmadığının belirlenmesi, basurun kalın bağırsak kanserinin belirtisi olup olmadığının anlaşılmasını sağlamaktadır.


Basurun Türleri Nelerdir?

Hemoroidin çeşitleri şunlardır:

İnternal hemoroid, iç basur olarak da adlandırılmaktadır. Rektumun üçte birinde genişleyen toplardamarlara verilen isimdir. Dışa doğru yaptığı çıkıntıya göre dört farklı derecesi bulunmaktadır. Dokunma, acı, gerilme veya sıcaklık duyarlılığı olmayan bir hemoroiddir.

Eksternal hemoroid; dış basur veya perianal hematom olarak bilinmektedir. Maviye dönük bir rengi vardır. Kaşıntı ve ağrı yapabilmektedir. Deri altında gelişimini sürdürmektedir. Anüsün dış kısmının çevresinde görülebilmektedir.

Prolapse hemoroid, iç basurun dışarı sarkmasına verilen isimdir.

Basurun içerisinde kan pıhtısı olmasına troboze hemoroid denmektedir.

Basur ( Hemoroid ) Bilgi Formu

İç Hemoroidin Sarkma Miktarına Göre Dereceleri Nelerdir?

İç hemoroidin dereceleri aşağıda belirtilmiştir:
Birinci derece hemoroide sahip kişilerde, hemoroid anal kanaldan çıkıntı yapmamaktadır. Kanama görülebilmektedir.
İkinci derece hemoroide sahip kişide basurda dışa karşı çıkıntı oluşmuş olsa da içe doğru dönmektedir.
Hemoroidin makattan çıktığı ve parmakla itilmesi durumunda da eski konumuna geri dönebildiği derece, üçüncü dereceden hemoroiddir.
Dördüncü derece hemoroid olunduğunda; hemoroid artık sarkmıştır ve içeri itilebilmesi mümkün olmamaktadır.

Basurun Bilinen Belirtileri Nelerdir?

Hemoroidin belirtileri aşağıda sıralanmıştır:
Rektal kanama, basurun belirtileri arasındadır. Taze kırmızı renkte makattan kan gelir ise; mutlaka en yakın tarihe doktor randevusu alınmalıdır.
Basurun olduğu bölgede yoğun ağrı yaşanması, oturmakta güçlük çekilmesi durumunda; bu basurun belirtisi olabilmektedir.
Makatta ele gelen bir şişlik olması durumunda basurun habercisi olabilmektedir.
Makatta ıslaklık hissi oluyor ise ve akıntı var ise; bu durum hemoroidin belirtisi olabilmektedir.
Kaşıntı basurun belirtileri arasındadır.

Basurun Oluşma Nedenleri Nelerdir?

Basurun sebepleri aşağıda açıklanmıştır:
Bağırsak alışkanlıklarında değişiklikler olanlar ve buna bağlı olarak kabız, ishal gibi rahatsızlıklar yaşayanlar basur olabilmektedirler.
Hamilelik ve doğum sürecinde basur olunabilmektedir.
Sedanter yaşam basura neden olmaktadır.
Ata binmek, bisiklet sürmek gibi oturarak yapılan ve zorlanılan bazı spor aktiviteleri basura neden olabilmektedir.
Şoför, pilot gibi çalışma şartlarına sahip olan meslek grupları basur olabilmektedir.
Alkol alışkanlığı basura sebep olabilmektedir.
Pelvik bölgede bulunan tümörler, karında ascites oluşumu; basurun sebepleri arasındadır.
Kalın bağırsak kanseri, basura sebep olabilmektedir.

Basur Muayenesi İçin Hangi Bölümden Randevu Alınır?

Hemoroide bakan bölüm; genel cerrahidir. Makat bölgesi, anal bölge ve bağırsak problemleri ile ilgili hastalıklarda genel cerrahiye giderek muayene olunması gerekmektedir. Muayene olunması gereken doktorlara; genel cerrahi uzmanı, proktolog, kolorektal cerrah, koloproktoloji ve proktoloji denmektedir. Fiziksel olarak da psikolojik olarak da kişiyi rahatsız edebilecek bir rahatsızlık olduğu için belirtiler görülmeye başlandıktan sonra bir doktora görünülmelidir.

Basur Muayenesi Hangi Yöntemler İle Yapılır?

Hemoroid muayeneleri şu şekildedir:
Gözle muayene yaparak kişinin hemoroidinin türünün iç veya dış olduğunu saptamaktadır. Kesin bir sonuca ulaştırmayacağı için gözle muayene yaptıktan sonra diğer muayene yöntemleri uygulanmaktadır. Gözle muayene yapan bir doktor, iç basurun ilk evresini teşhis edememektedir.
Meme parmak yöntemi ile parmak muayenesi yaparak dışarıdan görülmeyen basurun tespit edilebilmesi mümkündür. Ancak hissedilen çıkıntının basur kaynaklı olup olmadığını tespit edebilmek bu muayene yöntemi ile mümkün değildir.
Anoskop muayenesi ile anüsün iç kısmının rahatlıkla görülebilmesi mümkün olmaktadır. Anoskop ismi verilen bir aparat ile muayene yapılmaktadır. Kaçıncı evrede olunduğu, basur mu yoksa makat çatlağı mı olduğu, uygulanması gereken tedavi yöntemlerinin neler olduğu bu yöntem ile öğrenilebilmektedir. Anoskop ile muayene olunduktan sonra aynı gün günlük hayata geri dönebilmek mümkündür.

Basur Tedavisi Nasıl Uygulanır?

Hemoroidin tedavi yöntemlerinden aşağıda bahsedilmiştir:
Bağırsak fonksiyonlarının düzenlenmesine yönelik tedavi uygulanmaktadır. Bunun için öncelikle kabızlık giderilmelidir.
Basuru olan kişinin diyet uygulaması gerekmektedir. Bu diyet süresince bol lifli gıdalar tüketmelidir. Ayrıca gün içerisinde düzenli olarak su almaya özen göstermelidir. Ortalama 1.5 litre ile 2 litre arasında bir miktarda günlük su tüketimi yapılmalıdır.
Lokal krem ve pomatlar ile basur tedavi edilebilmektedir.
Cerrahi tedavi uygulanabilmektedir. Skleroterapi, bant ligasyon, klasik cerrahi yöntem ile hemoroid ektomi operasyonu ve lazer tedavi yapılabilmektedir. Hemoroid ektomi operasyonu, genel anestezi ile yapılmaktadır. Hastanede 1 gün yatılmasını gerektiren bir operasyondur. Lazer tedavisi ise yaklaşık 5-15 dakika arasında bir sürede yapılmaktadır. İyileşme süresi daha kısa olduğu gibi, ameliyattan sonra çok fazla ağrı da olmamaktadır. Üçüncü dereceye kadar olan basura, lazer tedavi uygulaması yapılabilmektedir.

Basur Tedavisinde Erken Teşhis Önemli Midir?

Hemoroidde erken teşhisin önemi büyüktür. İnsanların birçoğu makat hastalıklarından utandıkları için doktora gitmekte geç kalmaktadırlar. Bu yüzden basur dereceleri ilerleyebilmektedir. Basur derecesi ilerledikçe tedavi zorluğu ve çekilen acı artmaktadır. Vakit kaybetmeden hastalığa bir çözüm bulabilmek için uzman bir doktora muayene olunması gerekmektedir. Ameliyatsız kısa sürede tedavi olabilmek mümkünken, geç kalınması durumunda ameliyat gerekebilmektedir.

Basur Hangi Hastalıkların Habercisi Olabilir?

Hemoroidin sebep olabileceği hastalıklara bakıldığında; öncelikle basur olan bölgenin altında tümör olup olmadığı önemlidir. Tümör olması durumunda, bu kalın bağırsak kanserinin başlangıcı olabilmektedir. Makattan kan gelmesi, şiddetli ağrı hissedilmesi gibi belirtiler görüldüğünde; başka bir hastalığın habercisi olup olmadığını anlayabilmek için doktor muayenesine gidilmesi gerekmektedir. Ayrıca basurun tedavi edilmemesi ve zamanla ilerlemesi, hastanın zamanla yürümekte güçlük çekebilmesine bile neden olabilmektedir.

Basurdan Korunma Yöntemleri Nelerdir?

Hemoroidden korunma yolları aşağıda verilmiştir:
Dışkının yumuşak tutulması durumunda basurun önüne geçilebilmektedir. Dışkının yumuşak olması ise beslenme şekline bağlı olmaktadır.
Meyve, sebze, tahıl gibi yüksek lifli gıdalar tüketerek basurdan korunulabilmektedir.
Beslenme şekli ile yeterince lifli gıda tüketemeyenler; lif içeren gıda takviyeleri ile bu açığı kapatabilmektedirler.
Su ve alkol içermeyen sıvılar da tüketilmelidir. Bu sıvılar gün içerisinde ortalama 6 veya 8 bardak tüketilmelidir. Bu sayede daha yumuşak bir dışkı sahibi olunabilmektedir.
Dışkılama ihtiyacı duyulduğunda beklenmeden tuvalete gidilmelidir. Aksi halde kabız olunabilmektedir.
Aktif ve hareketli bir yaşantı; hem daha sağlıklı olunmasını hem de basurun önlenmesini sağlamaktadır. Bu yüzden düzenli egzersiz yapılması ve ideal kiloya ulaşılması gerekmektedir.
Uzun süre oturmak anüs damarlarındaki basıncı arttırdığı için basur olunmasına neden olabilmektedir. Bu yüzden tuvalette veya günlük rutinde, çok uzun süre oturulmaması gerekmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp