Fıtığa hangi bölüm bakar, fıtık için hangi bölüme gidilir gibi soruları içeriğimizde ele aldık. Fıtık için hangi bölüme gidilir sorusunun cevabı makalemizde yer almaktadır.

Fıtık, bir vücut veya organı oluşturan kas veya doku parçalarının yerinden oynaması, kendisini çevreleyen duvardan dışarı çıkmasıyla oluşan şişliktir. Fıtıkların çoğu karın boşluğunda, bel ve boyunda oluşur.

Fıtığa Hangi Bölüm Bakar
Fıtığa Hangi Bölüm Bakar, Fıtık İçin Hangi Bölüme 2022

Fıtık Çeşitleri Nelerdir?

Kasık fıtığı

Erkeklerde kasık kanalı, spermatik kord ve testislere giden kan damarları için bir geçiş yoludur. Kadınlarda ise rahmi destekleyen yuvarlak bağ içerir. Kasık fıtığında, yağ dokusu veya bağırsağın bir kısmı, iç uyluğun üst kısmındaki kasık içine girer. En yaygın fıtık türüdür ve erkeklerde daha çok görülür.

Femoral fıtık

Yağ dokusu veya bağırsağın bir kısmının, iç uyluğun üst kısmındaki kasığa doğru çıkıntı yapmasıdır. Femoral fıtıklar esas olarak ileri yaşta kadınlarda görülür.

Göbek fıtığı

Yağ dokusu veya bağırsağın bir kısmının göbeğe (göbek deliğine) çevresinden dışarıya çıkıntı yapmasıdır.

Mide fıtığı (Hiatal herni)

Midenin üst kısmının diyaframdaki (göğsü karından ayıran yatay kas tabakası) bir açıklıktan göğüs boşluğuna doğru çıkıntı yapmasıdır.

Boyun fıtığı

Boyun bölgesi omurları arasında bulunan jel benzeri disklerin yerinden oynaması ve çıkıntı yapmasıdır.

Bel Fıtığı

Bel bölgesi omurları arasında bulunan jel benzeri disklerin yerinden oynaması ve çıkıntı yapmasıdır.

Ameliyat kesiği fıtığı (İnsizyonel fıtık)

Ameliyat yeri fıtığı, daha önce geçirilen bir abdominal veya pelvik ameliyat sonrası ameliyat kesisinin altındaki dokunun dışarı çıkmasıdır.

Göbek üstü fıtığı (Epigastrik fıtık)

Yağ dokusunun, göbek ile göğüs kemiği alt kısmı arasındaki karın bölgesinden çıkıntı yapmasıdır. Nadir görülen bir fıtık tipidir.

Spigel fıtığı

Bağırsak dokusunun, karın kasının yanındaki hatta, genellikle göbeğin altında karın içinden çıkıntı  yapmasıdır. Genellikle ileri yaşta kadınlarda ve çok nadir görülür.

Diyafram fıtığı

Karın içindeki organların diyaframdaki bir açıklıktan göğse doğru hareket etmesidir. Doğuştan gelen bir yapısal bozukluk ya da yaralanma sonucu oluşur.


Fıtık Neden Olur?

Kasık fıtıkları ve femoral fıtıklar kaslardaki zayıflama ile ilgilidir. Kaslarda zayıflık doğuştan olabildiği gibi yaşlanma ve tekrarlayan gerilmelerle ilişkili de olabilir. Kaslarda zayıflamaya neden olan zorlanma, fiziksel efor, obezite, hamilelik, sık öksürme veya kabızlıktan kaynaklanabilir .


Dora Sağlık Bilgi Formu







    KVKK Bilgi Metni Devamı






    Erişkinlerde karın bölgesini zorlamak, fazla kilolu olmak, uzun süreli şiddetli öksürük veya doğum sonrası göbek fıtığı olabilir.

    Mide fıtıklarının nedeni tam olarak anlaşılamamıştır, ancak diyaframın yaşla birlikte zayıflaması veya karın üzerindeki baskının bir sonucu olabilir.

    Bel ve boyun fıtıkları ise omurlar arasındaki disklerin yaşlanma veya başka nedenlerle yeterince beslenememesi, uzun süre hareketsizlik, yanlış hareketler, genetik yatkınlık ve duruş bozuklukları gibi nedenlerle ortaya çıkar.



    Fıtık Belirtileri Nelerdir?

    Fıtık nasıl anlaşılır?

    Karın veya kasıktaki bir fıtık, geriye itilebilen veya uzanırken kaybolabilen gözle görülür bir yumru veya şişkinlik oluşturabilir. Gülme, ağlama, öksürmek, hapşırma, bağırsak hareketi sırasında ıkınma veya fiziksel aktivite, yumrunun içeri itildikten sonra yeniden ortaya çıkmasına neden olabilir. Fıtığın diğer belirtileri arasında şunlar bulunur:

    • Kasık veya testis keselerinde şişme veya çıkıntı
    • Çıkıntı bölgesinde artan ağrı
    • Kaldırırken ağrı
    • Şişkinliğin zamanla artması
    • Donuk bir ağrı hissi
    • Doluluk hissi veya bağırsak tıkanıklığı belirtileri

    Mide fıtığında vücudun dışında herhangi bir çıkıntı görülmez. Bunun yerine semptomlar arasında mide ekşimesi, hazımsızlık, yutma güçlüğü ve göğüs ağrısı sayılabilir.

    Bel fıtığı, bel ağrısının yanı sıra hareket ederken zorlanma, kaslarda güçsüzlük, bacaklarda uyuşma, bacaklara vuran ağrı gibi belirtiler gösterir.

    Boyun fıtığı ise boyundan şakaklara doğru ilerleyen ağrı, kol , omuz ve sırtta ağrı, kol ve ellerde güç kaybı, uyuşma, el becerisinde zayıflama gibi belirtiler gösterir. 

    Fıtık İçin Doktora Ne Zaman Gitmeliyim?

    Fıtık olduğunuzu düşünüyorsanız, en kısa zamanda doktora gitmelisiniz. İhmal edilen bir fıtık büyüyebilir ve daha ağrılı hale gelebilir. Sonuçta komplikasyonlara ve muhtemelen acil ameliyatlara yol açabilir. Erken tedavi, daha başarılı, daha az riskli ve daha iyi bir iyileşme süreci sağlar.

    Fıtık İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

    Kasık fıtığı, göbek fıtığı, mide fıtığı gibi karın ve kasık bölgesi fıtıkları için genel cerrahi uzmanına gitmelisiniz.

    Boyun ve bel fıtığı için ortopedi ve travmatoloji, fizik tedavi, nöroşirürji (beyin omurilik sinir cerrahisi) uzmanına gidebilirsiniz.

    Fıtık Nasıl Teşhis Edilir?

    Fizik muayene ile fıtığın meydana geldiği bölgede bir şişkinlik görmek veya hissetmek genellikle mümkündür. Erkekte kasık fıtığı için tipik fizik muayenesinin bir parçası olarak, doktor hastadan öksürmesi ister ve bu sırada testislerin ve kasıkların etrafındaki alanı muayene eder. Bazı durumlarda, BT taraması gibi yumuşak doku görüntüleme, durumu doğru bir şekilde teşhis edilmesini sağlar.

    Bel ve boyun fıtıkları, röntgen, MR, CT tarama gibi görüntüleme yöntemleri ile teşhis edilir.



    Fıtık Nasıl Tedavi Edilir?

    Fıtıklar genellikle kendi kendilerine iyileşmezler ve bazı durumlarda onarmanın tek yolu ameliyattır. Bel fıtıkları bazı durumlarda istirahat, ağrı kesici ilaçlar, egzersiz, fizik tedavi, steroid enjeksiyonu gibi yöntemlerle tedavi edilebilir. Doktorunuz, fıtığınıza yönelik en iyi tedaviyi planlayacak ve gerektiğinde sizi bir cerraha yönlendirecektir. Cerrah fıtığınızı tamir etmenin gerekli olduğunu düşünürse, ihtiyaçlarınıza en uygun onarım yöntemini belirleyecektir.

    Fıtık Kendi Kendine İyileşir mi?

    Kendi kendine iyileşebilen tek fıtık türü bebeklikte görülen göbek fıtığıdır. Ki çocuklarda göbek fıtığı da 4-5 yaşına kadar kaybolmamışsa ve büyükse ameliyat gerektirebilir. 

    Fıtık Ameliyatı

    Açık fıtık ameliyatı: Fıtık bölgesinde vücuda bir kesi yapılan açık cerrahi yöntemidir. Çıkıntı yapan doku yerine oturtulur ve zayıflamış kas duvarı tekrar birbirine dikilir. Bazen ekstra destek sağlamak için bölgeye bir tür ağ yerleştirilir.

    Laparoskopik fıtık ameliyatı, açık cerrahi ile aynı tip onarımları içerir. Bununla birlikte, karın veya kasık dışına bir kesi yerine, işlemi tamamlamak için cerrahi aletlerin yerleştirilmesine yetecek kadar kesi yapılır.

    Robotik fıtık ameliyatı, laparoskopik cerrahi gibi, bir laparoskop kullanılır ve küçük kesilerle gerçekleştirilir. Robotik cerrahide, cerrah hastaya bir kaç adım mesafedeki bir konsolda oturur ve el benzeri robotik kolları kullanarak ameliyatı gerçekleştirir. Bazı küçük fıtıklar veya yumuşak alanlar için robotik cerrahi kullanılabiliyorken, artık karın duvarını yeniden yapılandırmak için de kullanılabilmektedir.

    Mikrocerrahi ile fıtık ameliyatı: Mikroskop kullanılarak, doku ve kaslara hasar vermeden yapılan ameliyattır. Bel ve boyun fıtıklarının tedavisinde kullanılır.

    Endoskopik fıtık ameliyatı: Kapalı ameliyat olarak da bilinir. Bel ve boyun fıtığı tedavisinde başvurulan bir yöntemdir. Fıtıklaşan doku, 6-7 mm.lik kesilerden giren kameralar aracılığıyla alınır.

    Her ameliyat türünün avantajları ve dezavantajları vardır. En iyi yaklaşıma cerrahınız karar verecektir.



    Fıtık Tedavi Edilmezse Ne Olur?

    Bebeklerde görülen göbek fıtıkları dışında fıtıklar kendiliğinden kaybolmaz. Zamanla, bir fıtık büyüyebilir ve daha ağrılı hale gelebilir, komplikasyonlar geliştirebilir.

    Tedavi edilmemiş kasık veya femoral fıtık komplikasyonları şunları içerebilir:

    Tıkanma (hapsedilme): Bağırsakların bir kısmı kasık kanalında sıkışarak mide bulantısına, kusmaya, mide ağrısına ve kasıkta ağrılı bir yumruya neden olur.

    Boğulma: Bağırsakların bir kısmı kan akışını kesecek şekilde sıkışıp kalır. Bu gibi durumlarda, doku ölümünü önlemek için acil cerrahi (oluştuğu andan itibaren saatler içinde) gereklidir.

    Bel ve boyun fıtıkları ise çok ciddi sağlık sorunları ve kalıcı sakatlıklara neden olabilir.

    Fıtık Nasıl Önlenebilir?

    Fıtık, doku ve kaslardaki zorlanmanın bir sonucu olduğundan, İdeal vücut ağırlığını korumak,

    kabızlığı önlemek, ağırlıkları veya ağır nesneleri doğru bir duruşla kaldırmak, taşıyabileceğinden fazla ağır kaldırmamak, öksürük ve hapşırık gibi fıtık tetikleyicilerini tedavi etmek, öksürüğe neden olan alışkanlılar ve ortamlardan uzak durmak fıtık için alınabilecek önlemlerdir.

    Fıtık Tekrar Eder mi?

    Fıtık ameliyatla tamamen alınabilir. Ameliyattan sonra fıtığın tekrar etmemesi için size verilen talimata uymak önemlidir. Talimatlara uyulsa ve gereken özen gösterilse bile bazı durumlarda doku zayıflığı veya uzun süreli iyileşme süresi nedeniyle bile tekrarlayabilir. Fıtık nüks etme riskini arttıran en önemli faktörler, sigara ve obezitedir.



    Fıtık Küçülür mü?

    Bazı kişilerde omurga fıtıkları, sıvı kaybedip büzülerek küçülebilmektedir. Bazı ameliyatsız tedavi yöntemleri ise fıtığa baskı uygulayarak büyümesini engelleyebilir. Kişiden kişiye değişen bu durum için doktorunuzla görüşmelisiniz.

    Fıtık İle İlgili Sık Sorulan Sorular

    Kasık fıtığına hangi bölüm bakar, erkeklerde kasık fıtığına hangi bölüm bakar?

    Kasık fıtığı şüpheniz varsa genel cerrahi bölümüne gitmelisiniz.

    Boyun fıtığı için hangi bölüme gidilir?

    Boyun fıtığı için fizik tedavi ve rehabilitasyon ve nöroşirurji (beyin sinir cerrahisi) doktoruna gitmelisiniz.

    Göbek fıtığına hangi bölüm bakar?

    Göbek fıtığı için genel cerrahi bölümüne gitmelisiniz. Bebeklerde göbek fıtığı için ise çocuk cerrahisi bölümüne gitmelisiniz.




    Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.






    İdrar kaçırmaya hangi bölüm bakar, idrar kaçırma için hangi bölüme gidilir gibi soruların yanıtlarını içeriğimizde ele aldık. İdrar kaçırma için hangi bölüme gidilir sorusunun yanıtı için makalemizi inceleyebilirsiniz.

    İdrar kaçırma – mesane kontrolünün kaybı – yaygın ve genellikle utanç verici bir sorundur. Şiddeti, öksürürken veya hapşırırken ara sıra idrar kaçırmadan, tuvalete zamanında gidemeyecek kadar ani ve şiddetli idrara çıkma dürtüsüne kadar değişebilir.

    İdrar kaçırma, yaşlandıkça daha sık görülse de yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu değildir. Pek çok kişi yaşlanmanın kaçınılmaz bir sonucu olduğunu ve artık düzelmeyeceğini düşünerek doktora gitmez.

    İdrar kaçırmaya hangi bölüm bakar
    İdrar Kaçırmaya Hangi Bölüm Bakar, İdrar Kaçırma İçin Hangi Bölüme Gidilir? 2022

    Ancak idrar kaçırma basit yaşam tarzı ve diyet değişiklikleri veya tıbbi bakım ile tedavi edebilir.

    İdrar kaçırma günlük yaşamınızı ve tercihlerinizi etkiliyorsa, doktorunuza görünmekten çekinmeyin. 

    Kadınlarda erkeklere göre daha sık görülür. Bunun nedeni, idrar yolunun kadınlarda erkeklere göre daha kısa olmasıdır.

    Yaşlandıkça idrar kaçırma şikayetlerinin artmasının nedeni ise mesaneyi (idrar torbası) destekleyen kasların zayıflamasıdır.

    İdrar kaçırmaya birçok farklı sağlık sorunu da neden olabilir. Hafif ila şiddetli arasında değişen idrar kaçırma kanser, böbrek taşı, enfeksiyon veya genişlemiş prostat belirtisi de olabilir.


    İdrar Kaçırma Nedenleri

    İdrar kaçırma, vajinal enfeksiyon, idrar yolu enfeksiyonu (İYE ), kabızlık veya bazı ilaçların neden olduğu geçici bir sorun olabildiği gibi kronik bir durum da olabilir.

    • Kronik idrar kaçırmanın  en yaygın nedenleri şunlardır:
    • Aşırı aktif mesane kasları
    • Pelvik taban kaslarında zayıflama
    • Mesane kontrolünü etkileyen sinir hasarı
    • Kronik idrar yolu iltihabı (sistit) veya diğer mesane rahatsızlıkları
    • Hızlı bir şekilde tuvalete gitmeyi zorlaştıran bir engel veya kısıtlama
    • Ameliyata bağlı yan etkiler
    • Tıkanıklık
    • Multipl skleroz, felç veya Parkinson hastalığı gibi nörolojik bozukluklar
    • Erkeklerde, prostat büyümesi veya iyi huylu prostat hiperplazisi (BPH), prostat kanseri

    Dora Sağlık Bilgi Formu







      KVKK Bilgi Metni Devamı






      İdrar Kaçırma İçin Ne Zaman Doktora Gitmeliyim?

      İdrar kaçırma için doktora gitmekten çekinebilir, bu konuda konuşmaktan rahatsız olabilirsiniz. Ancak idrar kaçırma sık görülüyorsa veya yaşam kalitenizi etkiliyorsa, tıbbi yardım almanız önemlidir çünkü idrar kaçırma ciddi bir tıbbi durumun belirtisi olabileceği gibi kontrol altına alınmaz ya da tedavi edilmezse ciddi komplikasyonlara neden olabilir.

      • İdrar kaçırma aşağıdaki durumlarda bir doktora görünmeyi gerektirir.
      • Kaldırma, hapşırma, öksürme veya egzersiz gibi normal aktiviteler sırasında idrar kaçırma
      • Tuvalete zamanında yetişemeyecekmiş gibi hissettiren ani, güçlü idrara çıkma dürtüsü; 
      • Herhangi bir uyarı işareti veya dürtü hissetmeden idrar kaçırma
      • Yatak ıslatma


      İdrar Kaçırmanın Neden Olabileceği Durumlar:

      İdrar yolu enfeksiyonları –  Islak iç çamaşırları bakterilerin büyüyebileceği bir ortam yaratarak idrar yolu enfeksiyonuna neden olabilir.

      • Böbrek hasarı –  İdrar akışının engellendiği bazı durumlar böbrek sorunu veya böbrek yetmezliğine neden olabilir.
      • Selülit – Bu cilt enfeksiyonuna bakteriler neden olur ve şişlik ve ağrıya neden olabilir.

      İlaç yan etkileri. İdrar kaçırmayı kontrol altına almak için kullanılan ilaçlar, ağız kuruluğu, mide bulantısı, hipertansiyon gibi yan etkilere neden olabilir.

      Ruh sağlığı yan etkileri. İdrar kaçırma anksiyete, depresyon veya sosyal izolasyon duygularına neden olabilir.

      Altta yatan neden ciddi olmasa bile, idrar kaçırma yaşamınızda büyük bir aksama olabilir. Doğru bir teşhis almak ve tedavi seçeneklerini bir sağlık uzmanıyla tartışmak önemlidir.

      İdrar Kaçırma İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

      Hafif veya şiddetli, arada bir ya da sık farketmeksizin herhangi bir idrar kaçırma durumunda üroloji bölümüne gitmeli ve üroloji doktorundan  yardım istemelisiniz. İdrar kaçırma tedavi edilmesi gereken daha ciddi bir durumun belirtisi olabilir.

      Randevunuz sırasında, doktorunuz, ne kadar süredir idrar tutamadığınızı, ne tür idrar kaçırma yaşadığınızı ve diğer ayrıntıları bilmek isteyeceklerdir.

      Ayrıca yeme içme alışkanlıklarınız, aldığınız ilaçlar veya takviyeler de dahil olmak üzere günlük rutininizi sorabilirler.

      İdrar Kaçırma Muayenesinde İstenebilecek Testler

      Belirtilerinize ve tıbbi geçmişinize bağlı olarak, aşağıdakiler de dahil olmak üzere ek testler isteyebilirler:

      • Mesane günlüğü –   Doktorunuz birkaç gün boyunca sıvı alımınızı ve idrarınızı takip etmenizi isteyebilir. Bir idrar kaçırma sırasında attığınız idrar miktarını ölçmenizi sağlayacak tuvaletinize uyan kalibre edilmiş bir kap kullanmanız istenebilir.
      • İdrar tahlili – Enfeksiyon belirtileri veya başka sorunlar için idrar örneği kontrol edilebilir.
      • Kan tahlili – İdrar kaçırmaya neden olan koşullarla ilgili olabilecek kimyasallar ve maddeleri arayabilir.
      • Pelvik ultrason – Pelvik bölgede olası sorunları, mesane ve idrar yolunun diğer bölümlerini  kontrol etmek için istenebilir.
      • İşeme sonrası rezidü (PVR) ölçümü – Bu prosedürde hasta mesaneyi tamamen boşaltır ve doktor, varsa mesanede ne kadar idrar kaldığını ölçen bir cihaz kullanır. 
      • Stres testi – Bu testte, doktor idrar kaybı olup olmadığını kontrol ederken hastadan öksürmesi veya kendi kendini zorluyormuş gibi karın bölgesini kuvvetlice germesini ister.
      • Ürodinamik test – Bu test, mesane ve idrar yolu kaslarının hem istirahat hem de dolum sırasında tolere edebileceği basıncı ölçer.
      • Sistogram – İdrar yolu anormallikleri görmek için boyar maddelerle röntgeninin çekilmesidir. 
      • Sistoskopi  – Bu prosedürde sistoskop adı verilen, bir ucunda küçük bir lens ve ışık bulunan ince bir tüp kullanılır. Bazı sedasyon ilaçları veya anestezi uygulandıktan sonra idrar yoluna yerleştirilen sistoskop ile mesane ve idrar yolunun iç yüzeyi görsel olarak kontrol edilir.


      İdrar Kaçırma Tıbbi Bir Acil Durumun İşareti Olabilir

      İdrar kaçırma ile aşağıdaki semptomlardan herhangi birini görürseniz acil servise başvurmalı ve derhal tıbbi yardım almalısınız:

      • Konuşma veya yürüme zorluğu
      • Vücudun herhangi bir yerinde zayıflık veya karıncalanma
      • Görme kaybı
      • Bilinç bulanıklığı, konfüzyon
      • Bilinç kaybı
      • Bağırsak kontrolünün kaybı


      İdrar Kaçırma Türleri

      İdrar kaçırma üç genel tipe ayrılır. Aynı anda birden fazla türü deneyimleyebilirsiniz.

      Stres tipi idrar kaçırma

      Stres inkontinans, genellikle egzersiz, ağır kaldırma, öksürme, hapşırma veya gülme sırasında ortaya çıkan idrar kaçırma türüdür.

      Sıkışma tipi idrar kaçırma

      İdrar yapma dürtüsü hissettiğinde ancak idrarı tuvalete gidecek kadar uzun süre tutamadığında ortaya çıkar. Acil inkontinans bazen felç geçirmiş veya diyabet, Alzheimer hastalığı, Parkinson hastalığı veya multipl skleroz gibi kronik hastalıkları olan kişilerde görülür. Bazı durumlarda, idrar kaçırma, mesane kanserinin erken bir belirtisi olabilir.




      Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.






      Kolesterol’e hangi bölüm bakar, kolesterol için hangi bölüme gidilir sorularının yanıtları makalemizde yer almaktadır. Kollestrole hangi bölüm bakar sorusunun cevabı için makalemizi okuyabilirsiniz.

      Muhtemelen kolesterolü duymuşsunuzdur, ancak tam olarak ne olduğundan emin olmayabilirsiniz. Kolesterol, kanda vücudunuz boyunca hareket eden mumsu bir yağ veya lipid türüdür. Lipitler suda çözünmeyen maddelerdir, bu nedenle kanda dağılmazlar. Vücut kolesterol üretilir, ancak yiyeceklerden de alınır. Kolesterol sadece hayvanlardan elde edilen gıdalarda bulunur.

      Kolesterol'e hangi bölüm bakar
      Kolesterol’e Hangi Bölüm Bakar, Kolesterol İçin Hangi Bölüme Gidilir? 2022

      Kolesterol Vücudumuz İçin Neden Önemlidir?

      Vücuttaki her hücre, hücre zarı katmanları oluşturmak için kolesterole ihtiyaç duyar. Bu katmanlar, hücreye girebilecek veya hücreden çıkabilecek şeyler için adeta bir kapı bekçisi gibi hareket ederek hücre içeriğini korur. Kolesterol aynı zamanda besin sindirimine yardımcı olan safra üretimi, bazı hormonların sentezlenmesi ve D vitamini üretimi için de gereklidir. Karaciğeriniz bu önemli işlevler için ihtiyacı karşılayacak kadar kolesterol üretir.

      İhtiyaçlarınızı karşılamak için yeterli kolesterole sahip olmak önemlidir. Ancak fazla kolesterol sorunlara neden olabilir. Kolesterol seviyeleriniz çok yüksek olması durumuna hiperkolesterolemi, çok düşük olması durumuna hipokolesterolemi denir. Çok düşük kolesterol seviyelerine sahip olmak yaygın görülmese de mümkündür. 


      Kolesterol Türleri

      Kolesterol, kanda proteinlere bağlı olarak taşınır. Bu protein ve kolesterol kombinasyonuna lipoprotein denir. Lipoproteinin taşıdıklarına bağlı olarak farklı temel kolesterol türleri vardır.

      • Düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL). “Kötü” kolesterol 
      • Yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL). “İyi” kolesterol 
      • Çok düşük yoğunluklu lipoprotein (VLDL)

      Kandaki bir yağ türü olan trigliseritler de kolesterol seviyeleri ile birlikte değerlendirilir. Trigliseritler, besinlerle alınan ve kullanımına ihtiyaç duyulmayan depolanmış yağlardır. Kolesterol işlevini yerine getirirken enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Bu nedenle ttrigliserit düzeyi de kalp ve damar sağlığı ile ilişkilendirilir.


      Dora Sağlık Bilgi Formu







        KVKK Bilgi Metni Devamı






        Düşük Yoğunluklu Lipoprotein (LDL) – Kötü Kolesterol Nedir?

        Kolesterolümüzü nasıl düşürmemiz gerektiğini her duyduğumuzda düşük yoğunluklu lipoproteinin kötü kolesterol olarak adlandırılması garip gelebilir. Ancak, LDL yaptıklarından dolayı “kötü”dür.

        LDL, damar duvarlarında birikebilir ve onları daraltabilir. Yağ birikintileri, atardamarları kaplayan ve tıkanıklıklara neden olabilen plaklar oluşturur. Bu duruma damar sertliği ya da ateroskleroz denir .

        Arterler, oksijen içeren kanı kalbinizden vücuttaki diğer tüm organlara taşıyan kan damarlarıdır.

        LDL kolesterol düzeyleriyle bağlantılı olan ve beslenmede en aza indirmeniz gereken yağlar, doymuş yağlar ve trans yağlar olarak adlandırılır. Doymuş yağlar, oda sıcaklığında olduklarında katı veya mum benzeri formdadır. Doymuş yağlar çoğunlukla et, süt, peynir ve tereyağı gibi hayvanlardan elde edilen ürünlerde bulunur.

        Trans yağlar, sıvı yağları katı hale getirmek için yapılan işlemle ortaya çıkar. Trans yağ fast food ve kızarmış yiyecekler ile kurabiye, kraker ve unlu mamuller gibi işlenmiş gıdaların raf ömrünü uzatmak için kullanılır.

        Yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) nedir?

        HDL’ye “iyi kolesterol” denir. İyidir çünkü diğer kolesterol türlerini (LDL dahil) atardamarlardan uzaklaştırır, vücuttan atılmak üzere karaciğere taşır. Yüksek HDL seviyelerinin kalp hastalığı riskini azalttığına inanılmaktadır.



        Yüksek Kolesterol Belirtileri 

        Yüksek kolesterol hiçbir belirti göstermez. Bu nedenle uzun yıllar fark edilmeden yükselmeye devam edebilir. Kolesterol seviyesini anlamanın tek yolu kan tahlili yaptırmaktır.

        Ne Zaman Doktora Görünmeli

        İlk kolesterol taraması 9 ila 11 yaşları arasında yapılmalı ve sonrasında her beş yılda bir tekrarlanmalıdır.

        45 ila 65 yaş arasındaki erkekler ve 55 ila 65 yaş arasındaki kadınlar için her bir ila iki yılda bir kolesterol taraması yapılması önerilmektedir. 65 yaşın üzerindeki kişiler ise her yıl kolesterol testi yaptırmalıdır.

        Test sonuçlarınız istenen aralıklarda değilse, doktorunuz daha sık ölçüm yapılmasını önerebilir. Ailenizde yüksek kolesterol, kalp hastalığı, diyabet veya yüksek tansiyon gibi diğer risk faktörleri varsa doktorunuz daha sık testler önerebilir.



        Yüksek Kolesterol İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

        Yüksek kolesterolünüzü yönetimi teşhisten itibaren birden fazla uzmanla birlikte çalışmanızı gerektiren bir sağlık sorunudur. Size yardımcı olacak sağlık ekibi, seviyenizin ne kadar yüksek olduğuna, buna neyin sebep olduğuna, mevcut hastalıklarınız veya risklerinize bağlı olarak değişir. 

        Aile Hekimi: Yüksek kolesterolün herhangi bir uyarı belirtisini göremez veya hissedemezsiniz, bu nedenle birinci basamak doktorunuzla yıllık fizik muayene sırasında yüksek kolesterolünüz olduğunu öğrenmeniz olasıdır. Aile hekiminiz daha sağlıklı beslenme ve daha aktif olma gibi yaşam tarzı değişiklikleri önerebilir. Ayrıca seviyenizi düşürebilecek ilaçlar hakkında da konuşabilirler. Kişisel durumunuza bağlı olarak, durumunuzu yönetmenize yardımcı olması için farklı branşlarla yönlendirebilirler.

        Kolesterol seviyelerinizi takip etmek ve tedavi planınızın etkisinden emin olmak için düzenli olarak kontrole gitmeniz önemlidir.

        Diyetisyen: Fazla kilolu olmak, yüksek kolesterol riskini artırabilir. Bu nedenle, beslenme değişiklikleri kolesterol seviyelerini kontrol altına almanın büyük bir parçası olabilir. Özellikle lif ve nişasta içermeyen, sebzeler açısından zengin, az yağlı bir diyetle 10 ila 20 kilo kadar kilo vermek “kötü kolesterol” seviyenizi belirgin şekilde düşürebilir. Bir diyetisyen veya beslenme uzmanının yardımcı olabileceği yer burasıdır.

        Bunun dışında uzman bir diyetisyen, beslenmeyi sağlık şartlarına göre kişiye özel olarak planlayarak özelleştirme konusunda uzmandır. Ayrıca günlük yeme alışkanlıklarınızı değiştirirken size rehberlik edebilir ve destek olabilirler.

        Dahiliye Uzmanı / Endokrinolog : Dahiliye uzmanları da rutin bir kontrol sırasında ya da şikayetlerinizin nedenini araştırırken isteyeceği kan testleri ile kolesterol seviyelerinizin durumunu tespit edebilir. Kolesterol seviyeniz yüksekse buna neden olan koşulları değerlendirir. Eğer seviyelerin beslenme ve yaşam tarzı değişikleri, egzersiz ile kontrol edilebileceğini düşünüyorsa, bu yönde tavsiyelerde bulunacaktır. İlaçlarla kontrol edilmesini önerebilir. Başka hastalıklarla ilgili olabileceğini  ya da ciddi hastalıklara neden olabilecek düzeye geldiğini düşünüyorsa farklı uzmanlara yönlendirir.



        Bu doktorlardan biri olan endokrinolog, kan dolaşımı ile vücutta dolaşan hormonlar konusunda uzmanlaşmıştır. Bazı insanlarda yüksek kolesterol, aşağıdakiler de dahil olmak üzere hormonal koşullara bağlı hastalıklarla ilişkili olabilir:

        • Şeker hastalığı – İnsülin hormonu
        • Hipotiroidizm – Troid hormonu
        • Polikistik over sendromu (PCOS) – Androjen
        • Metabolik sendrom – 
        • Cushing sendromu – Kortizol

        Bu durumda, bir endokrinolog hormon sorunlarına yardımcı olurken kolesterol seviyelerini düşürebilecek ilaçlar reçete edebilir .

        Kardiyolog: Yüksek düzeyde “kötü kolesterol” veya LDL , atardamarlarınızda plak adı verilen yağlı maddelerin birikmesine neden olabilir. Bu da zamanla, ateroskleroz adı verilen ve kan akışını kısıtlayan bir duruma neden olabilir. Kalp krizlerinin en yaygın nedenidir. Birincil doktorunuz bunun belirtilerini bulursa veya geliştirebileceğinizi düşünürse, bir kardiyolog veya kalp uzmanı görmenizi tavsiye edeceklerdir.

        Kardiyolog, herhangi bir tıkanıklığınız olup olmadığını görmek için testler yapabilir ve tedavi planı için takibinizi yapan diğer uzmanlarla birlikte çalışabilir. Daha ciddi durumlarda, stent takmak gibi bir kalp prosedürü veya ameliyat gerektirebilir.




        Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.






        Makat’a hangi bölüm bakar, makat için hangi bölüme gidilir sorularının yanıtları için içeriğimizi kontrol edebilirsiniz. Makata hangi bölüm bakar sorusunun yanıtı makalemizde yer almaktadır.

        Makat, dışkının vücuttan ayrıldığı sindirim kanalının sonundaki açıklıktır.

        Rektum ise, dışkının anüs yoluyla vücuttan atılmadan önce tutulduğu kalın bağırsağın son kısmıdır ve Türkçe de göden bağırsağı denir.

        Makat'a hangi bölüm bakar
        Makat’a Hangi Bölüm Bakar, Makat İçin Hangi Bölüme Gidilir? 2022

        Makat, kısmen deri de dahil olmak üzere vücudun yüzey katmanlarından ve kısmen de bağırsaktan oluşur. Rektal astar, bağırsak astarının geri kalanı gibi, mukus bezleri içeren parlak kırmızı dokudan oluşur. Rektum astarı ağrıya nispeten duyarsızdır, ancak makat ve çevresindeki dış deriden gelen sinirler ağrıya çok duyarlıdır.


        Makat ve Rektumda Hastalık Belirtileri

        Anal hastalık semptomları, bazıları yaygın görülse de, bir durumdan diğerine değişir. Genel cerrahlara göre, olağan makat hastalığı belirtileri şunlardır:

        • Anal ağrı
        • Makatta tahriş veya kaşıntı
        • Tekrarlayan rektal kanama
        • Küçük rektal kanama
        • Makatta şişlik veya yumru

        Dora Sağlık Bilgi Formu







          KVKK Bilgi Metni Devamı






          Makat İçin Doktora Ne Zaman gitmeliyim?

          Makatta kanlı akıntı varsa en kısa zamanda doktora görünmelisiniz. Geçmişte kanamalı bir fissür tedavisi görmüş olsanız bile, en uygun tedavi planını doktorunuzun belirlemesi her zaman daha güvenlidir. Özellikle 40 yaşın üzerindeyseniz ihmal etmemelisiniz.  

          Çünkü bu yaşlarda rektal kanama, kalın bağırsak kanseri ve diğer ciddi sindirim hastalıklarından kaynaklanabilir.

          Ayrıca, aşağıdaki durumlarda da en yakın zamanda doktora gitmelisiniz:

          • Makat bölgesinde şiddetli ağrı 
          • Ateşli veya ateşsiz, makat yakınında hassas bir kitle veya şişlik 
          • Makattan irin veya kötü kokulu akıntı olması
          • Anal bölgede bağırsak hareketlerini engelleyen bir rahatsızlık veya sıkışma


          Makat İçin Hangi Doktora Gitmeliyim?

          Makatta görülen sorunlar ve şikayetler için Genel Cerrahi bölümüne gidilmelidir. Hemen hemen her hastanede genel cerrahi bölümü vardır. Bazı hastanelerde progtolog da denilen ve kolon, rektum ve anüsü içeren alt sindirim sistemi bozukluklarının teşhis ve tedavisinde uzmanlaşmış cerrah da bulunmaktadır. 

          Makat ve Rektum Bozuklukları

          • İç hemoroid : Makat veya rektum içinde şişmiş damarlar. Bunlar dışarıdan görülemez.
          • Dış hemoroid : Makat açıklığı yakınında şişen veya dışarı çıkıntı yapan kan damarları.
          • Anal kanser : Makat kanseri nadir görülen bir durumdur. İnsan papilloma virüsü (HPV), anal seks ve birden fazla cinsel partner enfeksiyon riski artırır.
          • Anal uçuk : Anal seks, herpes virüsleri HSV-1 ve HSV-2’yi yayabilir. Uçuklar, makat çevresinde çıkıp kaybolan ağrılı yaraları içerir.
          • Anal siğiller : İnsan papilloma virüsü (HPV) enfeksiyonu,makat içinde ve çevresinde siğillere yol açabilir.
          • Anal fistül: Makat iç tarafı ile makat arasındaki deride gelişen tünel şeklinde iltihaplı anormal yapılardır. Yaygın nedenleri iltihaplı bağırsak hastalığı (Crohn ve ülseratif kolit ) veya daha önce geçirilmiş ameliyatlardır.
          • Anal fissür : Makat astarının yırtılmasıdır. Genellikle kabızlık neden olur, ağrı, özellikle bağırsak hareketleri sırasında olur.
          • Anal apse : Makat çevresindeki yumuşak dokuda iltihaplı şişliktir. Makat apsesini etkili bir şekilde tedavi etmek için antibiyotikler kullanılır veya cerrahi ile boşaltılması gerekir.
          • Anal kaşıntı : Makat içinde veya çevresinde kaşıntı yaygın bir sorundur. Çoğu durumda, ciddi bir nedeni yoktur.
          • Proctalgia fugax : Makat ve rektum bölgesinde saniyeler veya dakikalar süren ve sonra kaybolan ani, şiddetli ağrı. Nedeni bilinmemektedir.
          • Kabızlık : Kabızlık, anal ağrıya, anal fissürlere ve hemoroid kanamasına neden olabilir.
          • Anal kanama : Makattan gelen parlak kırmızı kan bazen hemoroidden kaynaklanır, ancak daha ciddi bir nedeni dışlamak için muayene edilmesi gerektirir.
          • Kolorektal kanser: Kalın bağırsak kanseri makat ve rektum hastalıklarına neden olabilir.
          • Dışkı tutamama / Fekal inkontinans: Makat çevresindeki kaslarda hasar, rektumun tam kapanmaması ve nörolojik problemler dışkı kaçırmaya neden olabilir. 
          • Levator sendromu: Rektum, omurların son kısmı ve kuyruk sokumunda görülen ağrı
          • Kıl dönmesi / Pilonidal sinüs: Daha çok kuyruk sokumu bölgesinde görülen bir rahatsızlıktır. 
          • Rektum iltihabı / Proktit: İltihabi bağırsak hastalıklarında genellikle rektumda da iltihap görülür.
          • Rektum sarkması / Rektal prolapsus: Kalın bağırsağın son bölümü rektumun makattan dışarı sarkmasıdır. Dışkı kaçırma, mukuslu akıntı ve kabızlığa neden olur.


          Makat Muayenesi Nasıl Yapılır?

          Makat ve rektum bozukluklarını teşhis etmek için, doktor öncelikle makat çevresindeki cildi inceler. Doktor rektum incelemesini parmakla yapar. Makat muayenesi kadınlarda genellikle vajina muayenesi ile birlikte jinekologlar tarafından yapılır. Muayene sırasında sıklıkla karın bölgesi de incelenir.

          Daha sonra, gerekli görürse yaklaşık 7 ila 25 santimetre uzunluğunda bir görüntüleme tüpü (anoskop veya proktoskop) ile makat ve rektuma bakar. Kalın bağırsağın 2 veya daha fazla ayağını gözlemleyebilmek için daha uzun, esnek bir tüp (sigmoidoskop) de yerleştirilebilir.

          Anoskopi veya sigmoidoskopi genellikle rahatsız edicidir ancak ağrılı değildir. Bununla birlikte, anormal bir durum nedeniyle makat içindeki veya çevresindeki alan ağrılıysa, muayeneye öncesinde anestezik bir merhem ( lidokain gibi ) sürebilir veya lokal, bölgesel ve hatta genel anestezi verebilir. Bazen sigmoidoskopiden önce kalın bağırsağın alt kısmı için bir temizleme lavmanı verilir.

          Sigmoidoskopi sırasında mikroskobik inceleme ve kültür için doku ve dışkı örnekleri alınabilir. Gerekirse  CT taraması veya MRI da istenebilir.



          Makat Hastalıkları Nasıl Tedavi Edilir?

          • Antibiyotikler : Bunlar bakterilerin neden olduğu makat enfeksiyonları için kullanılabilir.
          • Antiviral ilaçlar : Virüslerin neden olduğu enfeksiyonları tedavi etmek için kullanılır.
          • İnsizyon ve drenaj : Makat içinde veya çevresinde ciddi apseleri boşaltmak için bu cerrahi prosedüre başvurulabilir.
          • Makat cerrahisi: Anüs kanseri, anal siğiller, apse veya fistül, sorunu düzeltmek için ameliyat gerektirebilir.
          • Anal siğil tedavileri : Doktorlar, siğilleri makattan çıkarmak için ameliyat, dondurma (kriyoterapi), lazer veya ısı probu vb diğer tedavileri kullanabilir.
          • Dışkı yumuşatıcılar : Kabızlık sert dışkılara ve ağrılı bağırsak hareketlerine neden olabilir. Reçetesiz veya reçeteli dışkı yumuşatıcıları bu semptomları hafifletebilir.
          • Lif : Beslenmede lifi artırmak veya lif takviyeleri almak kabızlığı iyileştirebilir ve hemoroid kanamasını azaltabilir.
          • Hemoroid kremi : Reçetesiz veya reçeteli topikal ilaçlar, hemoroidin neden olduğu kaşıntı ve rahatsızlığı giderebilir.
          • Hemoroid bantlanması : Dış hemoroidlerin etrafına bağlanan lastik bantlar dokunun yavaş yavaş ölmesini ve düşmesini sağlar.
          • Hemoroid prosedürleri : Doktor, hemoroidleri yok etmek ve semptomları azaltmak için lazer, ısı probu, enjeksiyon veya başka tedaviler kullanabilir.
          • Steroid kremi: Makatta kaşıntı, genellikle hidrokortizon veya benzer bir steroid içeren kremlerle giderilebilir.

          Makatta yaşanan şikayetler eğer kanser ya da bağırsak hastalıklarının bir sonucu değilse çoğu durumda kolaylıkla tedavi edilir. Geleneksel tedavi yöntemleri ile hemen hemen tüm şikayetler iyileşir ve hemen hemen tüm fistüller ve kronik fissürler cerrahi ile düzeltilebilir. Anal darlıkların tedavisi de dışkının kolay ve rahat geçmesini sağlar. 

          Çoğu anal apse, bir doktor tarafından irin boşaltıldıktan sonra iyileşir. Bazıları anal fistüllere dönüşür. Bir fistül apsenin iyileşmesini zorlaştırıyorsa, fistülotomi işlemi çoğu hastada hem fistülü hem de kalan apseyi tamamen ortadan kaldıracaktır.




          Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.






          Bel’e hangi bölüm bakar, bel için hangi bölüme gidilir sorularının yanıtları için içeriğimizi inceleyebilirsiniz. Bele hangi bölüm bakar sorusunun yanıtı makalemizde yer almaktadır.

          Bel ağrısı her beş kişiden birinin hayatı boyunca en az bir kez yaşadığı yaygın şikayetlerden biridir. Bir zorlanma ya da yaralanma nedeniyle akut olarak başlayabilir, ancak kronik hale de gelebilir. Ağrıyı erken bir aşamada uygun şekilde yönetmek,  hem zaman hem de şiddet açısından sınırlamayı sağlayabilir.

          Bel'e hangi bölüm bakar
          Bel’e Hangi Bölüm Bakar, Bel İçin Hangi Bölüme Gidilir? 2022

          Bel bölgesindeki ağrılardan kurtulmanın ilk adımı, nedenini tespit etmektir.

          Beldeki sorunu ya da ağrıyı net olarak tanımlamak, doğru teşhis koymayı kolaylaştırır ve etkili tedavi plan oluşturulmasını sağlar.


          Yaygın Görülen Bel Ağrısı Tipleri

          • Donuk bel ağrısı: Bel bölgesinde sınırlı ağrı (eksenel ağrı) genellikle yanma, batma veya keskin olmaktan ziyade donuk ve ağrılı olarak tanımlanır. Bu tür ağrıya hafif veya şiddetli kas spazmları , rahat hareket edememe ve kalça ve pelvis ağrıları eşlik edebilir .
          • Kalçalara, bacaklara ve ayaklara yayılan bel ağrısı: Bazen bel ağrısı, uyluklardan aşağıya, alt bacak ve ayaklara doğru hareket eden keskin, batma, karıncalanma veya uyuşma hissini içerir. Siyatik sinirinin tahrişinden kaynaklanır ve genellikle vücudun sadece bir tarafında hissedilir.

          Dora Sağlık Bilgi Formu







            KVKK Bilgi Metni Devamı






            • Uzun süre oturduktan sonra kötüleşen bel ağrısı: Oturmak disklere baskı yapar ve uzun süre oturmak bel ağrısının kötüleşmesine neden olur. Yürümek ve esnemek bel ağrısını hızla hafifletebilir, ancak oturunca yeniden başlar.
            • Pozisyon değiştirirken düzelen bel ağrısı: Ağrının altında yatan nedene bağlı olarak, bazı pozisyonlar diğerlerinden daha rahat hissettirir. Örneğin, spinal stenozda normal olarak yürümek zor ve ağrılı olabilir, ancak alışveriş arabası gibi bir şeye doğru eğilmek ağrıyı azaltabilir. Ağrının değişen pozisyonlarla nasıl değiştiği, kaynağını belirlemeye yardımcı olabilir.
            • Uyandıktan sonra kötüleşen ve hareket edince iyileşen bel ağrısı: Bel ağrısı yaşayan birçok kişide, ağrılar sabah kalkınca kötüleşir. Ancak ayağa kalkıp etrafta dolaştıktan sonra hafifler. Sabahları ağrı, uzun süre dinlenmenin neden olduğu sertliğe, uykuyla kan akışının azalmasına ve muhtemelen kullanılan yatak ve yastıkların kalitesine bağlıdır .

            Tabii ki, insanların bel ağrısı yaşamasının başka yolları da var. Bel ağrısı kişiden kişiye değişir ve zihinsel ve duygusal sağlık, çalışma şartları veya egzersiz ve aktivite düzeyi dahil olmak üzere birçok faktör ağrı deneyimini etkiler.



            Başlama Şekline Göre Bel Ağrıları?

            Bel ağrısının nedenine bağlı olarak, ağrının başlangıcı büyük ölçüde değişir. 

            • Zamanla yavaş yavaş gelişen ağrı: Tekrarlayan hareketlerin veya kasılmaya neden olan pozisyonların neden olduğu ağrılar yavaş yavaş ortaya çıkma ve giderek kötüleşme eğilimindedir. Ağrı, belirli aktivitelerden sonra veya uzun bir günün sonunda ortaya çıkabilir ve sürekli hale gelebilir.
            • Gelip giden ancak zamanla kötüleşen ağrı: Dejeneratif disk hastalığının neden olduğu bel ağrısı aralıklı olarak hissedilebilir, ancak ağrı alevlenmeleri uzun bir süre içinde giderek daha şiddetli hale gelir.
            • Zorlama sonrası ortaya çıkan ağrı: Ani veya sarsıcı hareketler omurgaya ve destekleyici kaslara zarar vererek ani, akut ağrıya neden olabilir.
            • Zorlama sonrası gecikmiş ağrılar: Bazen ağrı kaza veya zorlamadan birkaç saat veya gün sonra gelişir veya kötüleşir. Gecikmiş ağrı genellikle kasların doğal iyileşme süreçlerinin bir yan etkisi olarak düşünülür.


            Lokasyona Göre Bel Ağrısı Belirtileri

            Vücudun en büyük omurları, üst vücut ağırlığının çoğunu destekleyen lomber omurgada yani bel bölgesinde bulunur. Bu omurlar, dejenerasyon ve yaralanmaya karşı oldukça hassastır ve sinirlerdeki bir hasar, belirli bir dizi semptoma neden olabilir:

            Belin orta alt kısmındaki sinir kökü hasar görmüşse , muhtemelen uyuşma veya karıncalanma da dahil olmak üzere uyluğun ön kısmında ani ağrıya neden olur. Ağrı veya nörolojik semptomlar, daha az yaygın olmasına rağmen, dizin ön kısmına, kaval kemiğine ve ayağa da yayılabilir.

            Belin alt kısımından gelen ağrı tipik olarak uyluğun arkasında siyatik ağrısı ve muhtemelen baldırlara ulaşan ağrı ile bel hattı ağrısı ile birlikte kendini gösterir.

            L5-S1

            En alttaki bel omuru ile sarkum kemiği arasında destek ve esneklik sağlayan birkaç eklem vardır. Biri kalçaların yan yana sallanmasını sağlayan lumbosakral eklem, diğeri ise sınırlı hareket kabiliyetine sahip olan ve esas olarak üst gövdeden alt gövdeye gelen şoku emen sakroiliak eklemdir.

            Buradaki ağrı genellikle bu eklemlerdeki problemlerden veya sıkışmış bir sinir kökünden kaynaklanır ve genellikle siyatik hastalığına neden olur.



            Bel Ağrısı İçin Doktora Ne Zaman Gidilmelidir?

            Çoğu bel ağrısı birkaç haftada iyileşir. Ancak aşağıdaki durumlarda doktorunuzdan randevu almalısınız:

            • Normal hayatınızı engelleyen şiddetli ağrı veya kas spazmları
            • Yaklaşık bir haftalık evde bakımdan sonra iyileşmeyen ağrı
            • Özellikle geceleri veya uzanırken sürekli veya yoğun ağrı
            • Kalça veya bacaklarda karıncalanma, uyuşma, güçsüzlük veya ağrı
            • İstenmeyen kilo kaybı.
            • Bazı sırt ağrısı semptomları, aynı gün içinde hemen müdahale edilmese de mümkün olan en kısa zamanda tıbbi olarak değerlendirilmelidir.. 
            • Bel ağrınız reçetesiz veya reçeteli ilaçlarla geçmiyorsa yakın zamanda artmışsa
            • Bulantı ve/veya kusma ile birlikte oluyorsa
            • Öksürme, öne veya arkaya doğru eğilme veya bükülme hareketleri gibi belirli hareketlerle şiddetli hale geliyorsa
            • Kalça ve/veya bacaktan aşağı inen bir ağrı ise
            • Son zamanlarda bel veya sırt bölgesi sertleşmeye başlamışsa
            • Doktor randevusu için beklerken, bazı önlemler, ağrının şiddetlenmesini önlemeye yardımcı olabilir. Ağrı alevlenmelerini gidermek için evde şunları yapabilirsiniz:
            • Bel ağrısını hafifletmek için reçetesiz satılan oral ve/veya topikal ilaçları denemek
            • İltihabı azaltmak için sıcak ve soğuk terapi uygulamak
            • Kan dolaşımını ve iyileşmeyi hızlandırmak için terapötik bir sırt masajı denemek
            • Omurgadaki aşırı hareketi sınırlamak için aralıklı olarak bel bölgesini sabitleyen bir korse takmak
            • Bel ağrısını şiddetlendiren ve ağrıyı hafifletmeye yardımcı olan faktörleri not etmek de iyi bir fikirdir. Ağrının ne zaman ve nasıl başladığı ve ağrının doğası, doktorun altta yatan nedeni değerlendirmesine ve teşhis koymasını kolaylaştırabilir.


            Bel Ağrısı İçin Hangi Doktora Gidilir?

            Bel ağrısı tedavisi için cerrahi olmayan tedavide uzmanlaşmış bir doktorla başlamak daha iyidir. Bu, bir fizik tedavi ve rehabilitasyon uzmanı veya ortopedi uzmanı olabilir. 

            Durumunuzu değerlendirmek ve ağrınızı hafifletmeye yardımcı olacak uygun tedaviyi sunabilmek için ağrı geçmişinizle ilgili sorular soracaktır.

            • Ağrıyı nerede hissediyorsunuz? Bel ağrısı tek bir bölgede mi merkezileşiyor yoksa yayılıyor mu?
            • Bel ağrısıyla birlikte bacak ağrısı da var mı? Hangisi daha şiddetli?
            • Ağrı ne zamandan beri var?
            • Herhangi bir şey bel ağrısını hafifletmeye yardımcı oluyor mu?
            • Herhangi bir şey ağrıyı daha da kötüleştiriyor mu?
            • Şimdiye kadar ne tür ağrı tedavisi denediniz?
            • Daha önce bel ağrısı ataklarınız oldu mu?

            Doktorunuz sinir fonksiyonunu, alt sırt ve alt vücuttaki hareketliliği değerlendirmek için fizik muayene de yapılacaktır. Ağrıya neden olup olmadığını veya daha da kötüleştirip kötüleştirmediğini görmek için belirli pozisyonlarda durmanızı veya hareket etmenizi isteyebilir. Bir bacağı vücudun önüne düz bir şekilde kaldırmak veya öne veya arkaya doğru eğilmek gibi 

            Bazen omurgayı daha iyi değerlendirmek ve tedavi kararlarını yönlendirmeye yardımcı olmak için görüntüleme testleri (röntgen, BT taraması veya MRI gibi) isteyebilirler.

            Görüntüleme testleri ağrınızın kaynağınızın omurga, omurlar ya da sinirlerden kaynaklandığını düşünüyorsa sizi omurga cerrahı ve beyin ve sinir cerrahına yönlendirecektir. 



            Bel Ağrısı İçin Hangi Durumlarda Acil Servise Gidilir?

            Bazen bel ağrısı, altta yatan ciddi bir tıbbi duruma işaret edebilir. Bel ağrısı ile birlikte aşağıdaki belirtilerden herhangi biri varsa vakit kaybetmeden acil servise başvurmaları gerekir.

            • Mesane ve bağırsak kontrolünün kaybı
            • Açıklanamayan kilo kaybı
            • Ateş ve titreme
            • Karında şiddetli, dinmeyen ağrı
            • Bunun dışında  bel ağrısı ciddi bir durum veya kalıcı bir sakatlıkla sonuçlanabilecek bir olayın sonucu da olabilir. Bel  problemleri için, durumun acil olduğunu gösteren belirtiler tipik olarak aniden başlar ve aşağıdakilerden bir veya birkaçı ile birlikte görülür:
            • Bir veya iki bacakta, kasık ve genital bölgede ve/veya anal bölgede ani his kaybı
            • Yürüyememe veya ayakta duramama
            • Bağırsak hareketlerini kontrol edememe
            • İdrar yapmada zorluk veya idrar tutamama
            • Bel ve/veya bacak(lar)da ani, dayanılmaz ağrı
            • Ön karına yayılan bel ağrısı
            • Bilinç kaybı
            • Düşme, spor yaralanması veya araba kazası gibi bir travmayı takip eden bel ağrısı
            • Osteoporoz ile birlikte ani sırt ağrısı

            Bu semptomların çoğu, alt sırttaki omurilik ve/veya kauda ekina sorunları, omurilik sinirinde ciddi hasar, organla ilgili bir hasar veya olası bir kırık ile ilgilidir. Kalıcı doku hasarı ve sakatlığı önlemek için bu semptom ve bulguları acilen değerlendirmek ve tedavi etmek önemlidir.

            Yukarıdaki belirtilerden herhangi biri yaşanırsa, hemen en yakın acil servise gitmeniz veya 112’yi aramanız gerekir.





            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



            Bağımlılık Merkezi

            Bağımlılık merkezi, kişilerin bağımlılıklarından kurtulmasına yardımcı olan yerlerdir. Pek çok birey için, iyileşmeye doğru ilk adım, madde bağımlılığı ile kişisel mücadelelerini kabul etmektir. Bir sonraki adım, genel sağlık, refah ve mutluluklarını geri kazanmalarına yardımcı olabilecek bir tedavi programı bulmaktır.

            Bir kişinin seçebileceği sayısız tedavi seçeneği vardır. Örneğin, şiddetli bağımlılığı olan bazı insanlar rehabilitasyona geçmeden önce bir detoks programına girerler. Diğerleri, yatış tedavisi veya ayakta tedavi tesisinde iyileşmeye başlamayı seçebilmektedir. Tedavi sonrası destek gruplarına ve terapi seanslarına katılarak rehabilitasyonda öğrenilen derslerin pekiştirilmesine devam edilmesi önerilmektedir.

            Bağımlılık Nedir?

            Bağımlılık, bir şeyi kişinin kendisine zarar verebilecek noktaya kadar yapması, alması ya da kullanması olarak tanımlanabilmektedir. Bu durum fiziksel bir ihtiyaç olabildiği gibi ayrıca psikolojik de ihtiyaçtır. 

            Bağımlılık ile en sık eşleştirilenler, kumar, uyuşturucu, alkol ve nikotin alımı, reçetesiz olarak bazı ilaçların kullanımı gibi durumlardır. Bu durumlar haricinde kişiye bağlı olarak her şeye bağımlı olmanın mümkün olduğu düşünülmektedir. Bunlardan bazıları:

            • İş bağımlılığı: İşkolikler, fiziksel yorgunluktan rahatsızlık duyacakları kadar işlerine takıntılıdırlar. Kişinin ilişkileri, aile ve sosyal yaşamı problemliyse ve neredeyse hiç tatil yapmıyorsa iş bağımlısı olabileceği düşünülmektedir. 
            • Bilgisayar bağımlılığı: Günümüzde bilgisayar kullanımı arttıkça bilgisayar bağımlılığı da artmaktadır. İnsanlar hayatlarının bilgisayar dışındaki kısımlarını ihmal ederken sürekli internette gezinmek veya oyun oynamak için saatler harcayabilirler. Bilgisayar bağımlılığı, teknoloji ve internet bağımlılığı olarak da adlandırılabilmektedir.
            • Uçucu madde bağımlılığı: Uçucu madde bağımlılığı, kişiye sarhoşluk ve sersemlik hissi vermek için tutkal, boya, aseton ya da daha hafif maddelerin solunmasını içermektedir. Çucu maddelerin fazla solunması ölümcüldür.
            •  Alışveriş bağımlılığı: Alışveriş yapmak, ihtiyaç duyulmayan veya istenilmeyen şeylerin satın alınması bir süre sonra bağımlılığa neden olmaktadır. Alışveriş yaptıktan sonra kişi çabucak suçluluk, utanç veya umutsuzluk duyguları hissedebilmektedir.

            Bir kişi neye bağımlı olursa olsun, onu nasıl kullandığını kontrol edemez ve ona bağımlı hale gelebilir.

            Bağımlılığın Nedenleri

            Bağımlılık, arkasında çeşitli biyolojik ve psikososyal yönleri olan, anlaşılması gereken karmaşık bir konudur. Bağımlılık aslında beyni etkiler. Bağımlılık genetik, çevre ve genel ruh sağlığı durumu gibi bir dizi faktörden etkilenmektedir.

            Genetik

            Bağımlılık söz konusu olduğunda genetiğin önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir. Bağımlılık genleri ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır. Ayrıca bağımlılığı etkileyebilecek dürtüsellik ve baskılamayı kontrol eden genler de vardır. Örneğin, bir kişinin DNA’sından kaynaklı alkol bağımlılığı oranının %40 ile%60 arasında olduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde, uyuşturucu bağımlılığına sahip bir kişinin, aynı soruna sahip doğrudan bir akrabası varsa, bağımlı olma ihtimali yaklaşık %50 daha yüksektir .

            Çevre

            Sosyal çevre aynı zamanda insanların davranışlarını da etkiler. Akran baskısı güçlü bir şeydir. Stresli bir ortamda yaşamak, bir kişinin günlük durumlarından kaçış aramasına neden olabilmektedir. Ya da kişiler imajlarını iyileştirmenin yollarını arayabilirler. Örneğin, bir üniversite öğrencisi notlarını yükseltmek için uyarıcı madde almaya başlayabilir. Bazı insanlar hayatlarından sadece sıkılmış olabilir ve “yeni bir zirve” aramaya çabasında olabilirler.

            Hem genetik hem de çevreyle ilgili olarak, bağımlılık herkeste görülebilmektedir. Bir kişinin genetik yatkınlığı olmaması, bağımlı olamayacağı anlamına gelmemektedir. Alternatif olarak, bir kişinin bağımlı olmaya yatkın olması, uzun vadede bir sorun yaşayacağı anlamına gelmemektedir.

            Akıl sağlığı

            Araştırmalara göre, bağımlılık ve akıl hastalığı arasında açık bir bağlantı var. Aslında, bir bozukluk diğerini tetikliyor gibi görünmektedir.

            TSSB veya kişilik bozukluğu gibi altta yatan zihinsel sağlık sorunları olan kişiler zaten depresyon, anksiyete ve paranoyaya eğilimlidir. Bağımlılık hastalıklarını sadece şiddetlendirmekle kalmaz, aynı zamanda zihinsel sorunu daha da kötüleştirir. Ruh sağlığı sorunları olan çoğu insana eşlik eden olumsuz duygusal durumlar, onları bağımlılık için daha fazla risk altına sokmaktadır.

            Bazı insanlar için, uyuşturucuyla veya zevkli aktivitelerle kendi kendine ilaç tedavisi, günlük mücadelelerinden bir kaçış görevi görmektedir. Psikolojik bir bozukluğun yanında bir bağımlılığa sahip olmak, ikili tanı olarak adlandırılır.

            Manik depresif hastalık veya şizofreni gibi bazı bozuklukların, bağımlı olmayı daha da kolaylaştıran belirli genetik faktörleri olduğu düşünülmektedir.

            Bağımlılık Nasıl Tedavi Edilir?

            Bağımlılık tedavi edilebilir, ancak tüm iyileşme yolları aynı değildir. Her hasta aynı belirtileri göstermeyeceği gibi, tedaviye de aynı biçimde yanıt vermeyecektir, bu nedenle tedavi zaman alabilmektedir.  Kullanılan yaygın tedavi yaklaşımlarından bazıları şunlardır:

            • Psikoterapi : Bilişsel davranışçı terapi (BDT) , bağımlılıklara katkıda bulunan düşünce ve davranış kalıplarını ele almak için kullanılabilmektedir. Kullanılabilecek tedaviler içerisinde acil durum yönetimi, aile terapisi ve grup terapisi ter alabilmektedir.
            • İlaçlar: Bağımlılık içerisindeki yoksunluk semptomlarının tedavisine yardımcı olacak ilaçların yanı sıra anksiyete veya depresyon gibi altta yatan zihinsel bozuklukları tedavi etmek için diğer ilaçlar önerilebilir. Bağımlılık sorununu çözmek için reçete edilebilecek ilaçlar arasında metadon, buprenorfin, nikotin replasman tedavileri ve naltrekson bulunmaktadır.
            • Hastaneye yatış: Bazı durumlarda, insanların bir uyuşturucu maddeden arınması gerekirken oluşacak olan potansiyel olarak ciddi komplikasyonları tedavi etmek için hastaneye kaldırılması gerekebilmektedir.
            • Destek grupları ve kendi kendine yardım: Kişiler iyileşme ile başa çıkma sırasında desteğe ihtiyaç duyabilmektedir. Bunun için destek grupları ve çevrimiçi destek seçenekleri bulunmaktadır. Ayrıca kişi biraz araştırma ile kendi kendine de yardım edebilmektedir. 

            Tamamen uzak durma ihtiyacını vurgulayan bazı düşünce yapıları olsa da, birçok insan içme, yemek, alışveriş ve seks gibi bağımlılık yapıcı davranışları kontrol etmeyi öğrenebilir. Kişi için en iyi olan yaklaşım birçok faktöre bağlıdır ve en iyi tedavi şekli için kişi terapist ve doktoruna danışmalıdır.

            Bağımlılık Merkezleri Ne İşe Yarar?

            Bağımlılık tedavi edilebilir bir durumdur. Bağımlılık ne olursa olsun, yardım almanın birçok yolu vardır. Kişi doktoruna tavsiye için başvurabilir veya bağımlılığı olan kişilere yardım etme konusunda uzmanlaşmış bir kuruluşla iletişime geçebilir.

            Yaşanılan yerdeki bağımlılık tedavisi hizmetlerini aramak için bazı anahtar kelimeler kullanılabilmektedir:

            • Alkol bağımlılığı hizmetleri
            • Uyuşturucu bağımlılığı hizmetleri
            • Sigara içmeyi bırakın

            Madde bağımlılığı yapacak durumlar için daha uzun süreli tedavi programları daha çok etkili olabilir ve genel olarak sosyal problemler ve aile sorumlulukları dâhilinde uyuşturucudan temizlenmeye ve hayata devam etmeye odaklanabilmektedir. Birkaç tür tesis bu durum için tedavi ortamı sağlayabilmektedir:

            • Kısa süreli yatılı tedavi: Bu, vücudu temizlemeye ve yoğun danışmanlık yoluyla bir terapötik topluluk içinde bir kişiyi daha uzun bir süre için hazırlamaya odaklanır.
            • Terapötik topluluklar: Şiddetli bağımlılık bozukluğu türleri için uzun süreli tedavi arayan bir kişi, tesis içi personel ve iyileşme sürecinde olan diğerleriyle birlikte 6 ila 12 ay arasında bir binada yaşayacaktır. Topluluk ve personel, uyuşturucudan kurtulma ve uyuşturucu kullanımına yönelik tutum ve davranışlardaki değişikliklerde yardım etmek için hizmet eder.
            • Kurtarma konutu: Bu, insanların sorumluluklarla meşgul olmalarına ve sürekli madde kullanımı olmaksızın yeni, bağımsız bir hayata adapte olmalarına yardımcı olmak için konutta denetimli, kısa süreli bir kalış sağlar. 
            • İyileştirme konutu: mali durumla başa çıkma ve iş bulmanın yanı sıra iyileşmenin son aşamalarında ve toplum destek hizmetlerinde bir kişi arasındaki bağlantıyı sağlamaya yönelik tavsiyeleri içerir.



            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



            Bipolar Bozukluk

            Bipolar bozukluk, duygusal yükselme ve düşmelere neden olan zihinsel bir rahatsızlıktır. Bipolar bozukluklar, eski ismi ile manik depresyon, ruh halini etkileyen tıbbi bir depresif bozukluktur. Depresif bozukluklar, bir bireyin beyninin çalışma biçimine etki eder.

            Depresif bozukluklar yaygındır.  Her yıl en az 17,4 milyondan fazla yetişkinin depresif bozukluk yaşadığı tahmin edilmektedir. Bu, her 7 kişiden 1’inde görülebilir demektir, bu nedenle sizin veya tanıdığınız birinin depresif bir bozuklukla mücadele etme olasılığı yüksektir.

            Bipolar bozukluğun birçok adı vardır: manik depresyon, manik depresif bozukluk, manik depresif hastalık ve bipolar duygu durum bozukluğu aynı durum için tıbbi terimlerdir.

            Bipolar Bozukluk Nedir?

            Ruh sağlığı uzmanları, bu hastalığı 3 türde inceler. Bunun nedeni bipolar bozukluk semptomlarının her bireyde farklı biçimde ortaya çıkmasıdır. Doktorlar bireyin hangi tip bozukluğa sahip olduğunu bildiklerinde, tedaviyi o kişinin özel ihtiyaçlarına göre uyarlayabilirler. Bipolar bozukluk üç farklı türe ayrılır:

            • Bipolar I
            • Bipolar II
            • Siklotimik Bozukluk

            Bipolar I Bozukluğu, insanların bir veya daha fazla mani atağı geçirdiği bir hastalıktır. Bipolar I teşhisi konan çoğu insanda hem mani hem de depresyon belirtileri olacaktır, ancak teşhis için bir depresyon belirtisi gerekli değildir. Bipolar I teşhisi konulabilmesi için, bir kişinin manik atakları en az yedi gün sürmeli veya hastanede kalmayı gerektirecek kadar şiddetli olmalıdır.

            Bipolar II Bozukluğu, insanların hipomanik belirtilerle ileri geri değişen depresif belirti yaşadıkları, ancak asla “tam” manik belirti yaşamadıkları bipolar bozukluk alt kümesidir.

            Siklotimik Bozukluk veya Siklotimi, insanların en az iki yıl boyunca hipomani ve hafif depresyon yaşadığı, kronik olarak dengesiz bir ruh hali durumudur. Siklotimili kişilerde kısa süreli normal ruh hali olabilir, ancak bu dönemler sekiz haftadan daha kısa sürer.

            Bipolar Bozukluk diğer, bir kişinin bipolar I, II veya siklotimi kriterlerini karşılamaması, ancak yine de klinik olarak anlamlı anormal ruh hali yükselmesi dönemleri yaşamasıdır.

            Bipolar Bozukluk Nedenleri

            Doktorlar ve bilim adamları bipolar bozukluğun kesin nedenini bilmemektedir, ancak biyokimyasal, genetik ve çevresel faktörlerin hepsi bu rahatsızlığa neden olabilir. Bu duruma, nörotransmiterler adı verilen bazı beyin kimyasallarındaki dengesizliklerin neden olduğu düşünülmektedir. Nörotransmiterler dengede değilse, beynin ruh halini düzenleyen sistemi olması gerektiği gibi çalışmayacaktır.

            Genler de bu hastalıkta bir rol oynar. Yakın bir akrabada bipolar bozukluk varsa, kişinin durumu geliştirme riski daha yüksektir. Ancak bu, bipolar bozukluğu olan bir akrabası olan herkesin bipolar bozukluğa sahip olacağı anlamına gelmemektedir. Aynı evde yetiştirilen tek yumurta ikizlerini içeren çalışmalarda bile, bir ikizde bazen bipolar bozukluk varken diğerinde görülmeyebilir. Uzman araştırmacılar günümüzde bipolar bozukluğa neden olan gen veya gen topluluklarını tespit etmeye çalışmaktadır. 

            Bipolar bozuklukta çevresel faktörler rol oynayabilmektedir. Bazı gençler için, ailede ölüm, ebeveynlerinin boşanması veya diğer travmatik olaylar gibi stresler, ilk mani veya depresyon atağını tetikleyebilmektedir. Bazen ergenlik çağındaki değişikliklerden geçmek bir dönemi başlatabilmektedir. Kızlarda semptomlar aylık adet döngüsüne bağlanabilmektedir.

            Bipolar Bozukluk Belirtileri

            Bipolar bozukluğu olan bir kişi, mani atakları geçirecek ve diğer zamanlarda depresyon atakları yaşayacaktır. Bunlar herkesin zaman zaman deneyimlediği normal mutluluk ve üzüntü dönemleri değildir. Bundan farklı olarak yükselen bir sarkaç gibi yoğun veya şiddetli ruh hali değişimleridir.

            Bipolar Bozukluk Manik dönem belirtileri şunları içerir:

            • Hızlı konuşma ve hızlı geçen düşünceler
            • Artan enerji
            • Uyku ihtiyacının azalması
            • Yüksek ruh hali ve abartılı iyimserlik
            • Artan fiziksel ve zihinsel aktivite
            • Aşırı sinirlilik, agresif davranış ve sabırsızlık
            • Karar vermede zayıflık
            • Aşırı harcama, aceleci kararlar verme ve düzensiz sürüş gibi pervasız davranışlar
            • Konsantrasyon bozukluğu
            • Abartılmış öz-önem duygusu

            Depresyon belirtileri şunları içerir:

            • Olağan faaliyetlere ilgi kaybı
            • Uzun süreli üzgün veya huzursuz ruh hali
            • Enerji kaybı veya yorgunluk
            • Suçluluk veya değersizlik duyguları
            • Çok fazla uyumak veya uyuyamamak
            • Notlarda düşüş ve konsantre olamama
            • Zevki deneyimleyememe
            • İştah kaybı veya aşırı yeme
            • Öfke, endişe ve kaygı
            • Ölüm veya intihar düşünceleri

            Yetişkinlerde, bipolar bozukluk mani veya depresyon dönemleri, daha kısa olsalar da genellikle haftalarca veya aylarca sürmektedir. Yine de çocuklarda ve ergenlerde bu dönemler çok daha kısa olabilir ve bir çocuk veya genç, gün boyunca mani ve depresyon arasında gidip gelebilir.

            Mani veya depresyon dönemleri düzensiz bir şekilde meydana gelebilir ve öngörülemeyen bir durumu takip edebilir. Her zaman bir depresyon dönemini takip eden manik bir belirtiyle bağlantılı olabilir veya bunun tersi de geçerlidir. Bazen dönemlerin mevsimsel bir düzeni vardır. Örneğin bahardaki maniyi, kışın depresyon izleyebilir.

            Dönemler arasında, bipolar bozukluğu olan biri genellikle normal (veya normale yakın) işleyişine geri döner. Yine de bazı insanlar için, döngüleri arasında çok az “ara dönem” vardır veya hiç yoktur. Bu ruh hali değişim döngüleri, mani ve depresyon arasındaki hızlı döngü kadınlarda, çocuklarda ve ergenlerde çok daha yaygın olduğu için yavaş veya hızlı değişebilir.

            Bipolar bozukluk sahibi olan bazı insanlar, sarhoş olduklarında geçici olarak daha iyi hissettikleri için alkole ve uyuşturucuya yönelebilmektedir. Ancak alkol ve uyuşturucu kullanmak, bipolar bozukluğu olan kişiler için feci sonuçlar doğurabilmektedir. Madde bağımlılığı semptomları daha da kötüleştirebilir ve doktorların durumu teşhis etmesini zorlaştırabilir.

            Bipolar Bozukluk Tanı Yöntemleri

            Bipolar bozukluğu olan çoğu kişiye yardım edilebilir, ancak bir psikiyatrist veya psikolog önce bozukluğu teşhis etmelidir. Ne yazık ki, durumu olan birçok kişiye teşhis konulamaz ya da yanlış teşhis konulmaktadır. Doğru teşhis ve tedavi olmazsa bozukluk daha da kötüleşebilmektedir. Tanı konulmamış bipolar bozukluğu olan bazı gençler, bir psikiyatri hastanesine veya yatılı tedavi merkezine, uyuşturucu kullanımına veya intihara neden olabilmektedir.

            Bipolar bozukluk belirtileri gösteren çocuklar ve gençler genellikle bu duruma sahip yetişkinlerle aynı davranış kalıplarını göstermediklerinden, bir akıl sağlığı uzmanı tanı koymadan önce bir gencin davranışını dikkatlice gözlemleyecektir. Bu, kişinin geçmiş ve şimdiki deneyimlerinin tam bir geçmişini almayı içermektedir. Aile üyeleri ve arkadaşlar da kişinin davranışları hakkında yararlı bilgiler sağlayabilmektedir. Doktor ayrıca bir kişinin diğer koşulları elemek için tıbbi bir muayene yaptırmasını isteyebilmektedir.

            Bipolar bozukluk teşhisi zor olabilmektedir. Henüz, onu teşhis edecek beyin taraması veya kan testi gibi herhangi bir laboratuvar testi yoktur. Kişilerde bipolar bozukluk bazen şizofreni ve travma sonrası stres bozukluğu, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu ve diğer depresif bozukluklarla karıştırılabilmektedir. Bu nedenle eksiksiz, ayrıntılı bir tarih çok önemlidir.

            Bipolar Bozukluk Tedavi Yöntemleri

            Bipolar bozukluk tedavisi olmamasına rağmen, tedavi, ruh halini dengelemeye ve kişinin semptomları yönetmesine ve kontrol etmesine yardımcı olabilir. Uzun süreli tıbbi rahatsızlıkları (astım , diyabet veya epilepsi gibi) olan diğer kişiler gibi, bipolar bozukluğu olan kişilerin de bunu tedavi etmek için doktorları ve diğer tıp uzmanlarıyla yakın bir şekilde çalışması gerekir.

            Tıp uzmanlarından oluşan bu ekip, kişi ve aileyle birlikte tedavi planı adı verilen şeyi geliştirir. Bipolar bozukluğu olan kişiler muhtemelen bir psikiyatrist veya başka bir tıp doktorundan duygu durum dengeleyici gibi bir ilaç alacaklardır. Bir psikolog veya başka türden bir danışman, kişi ve ailesi için danışmanlık veya psikoterapi sağlayacaktır. Doktorlar hastanın belirtilerini yakından izler ve gerekli görürse ek tedavi yöntemleri sunmaktadır.




            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



            Bulimia Nervoza

            Bulimia nervoza, ciddi bir ruhsal rahatsızlık ve yeme bozukluğu durumudur. Tedavi olmazsa kişinin yaşamını tehdit edebilir. Bulimia nervozalı bir birey kısa süre içerisinde büyük miktarlarda yemek yer, sonra aşırı egzersiz yaparak, oruç tutarak veya temizleyerek bunu telafi etmeye çalışır. Temizleme durumu, kişinin kendini kusturmasını, müshil veya idrar söktürücü ilaçlar kullanarak sindirim sistemini temizlemeyi amaçlamasını içerebilir.

            Bulimia Nevroza Nedir?

            İstatistikler, bulimia nervozanın herhangi bir zamanda kadınların  %1’ini ve erkeklerin %0,1’ini etkilediğini göstermektedir. Genel durum ortalaması olarak, bir kişinin ergenliğinin son yıllarında veya 20’li yaşlarının başında gelişmektedir, ancak bu kesin değildir, kişi herhangi bir zaman diliminde de bu hastalığı geliştirebilmektedir.

            Bu durumun iki ana semptomu vardır. Birincisi, genellikle 2 saatlik aralıklarla olmak üzere kısa sürelerde düzenli olarak çok fazla yemek yemeyi içerir.
            Tıkanma olarak da adlandırılan bu dönemde hasta kişi yemek yemeyi bırakamayabilir. İkinci belirti ise, aşırı yemek yemeyi telafi etmek için kişinin temizlenme, oruç tutma veya çok fazla egzersiz yapma gibi durumlarda bulunmasını içermektedir.

            Bulimia Nervoza Nedenleri

            Doktorlar, buliminin neden geliştiğinden tam olarak emin olamamaktadır. Genetik, biyolojik, psikolojik, sosyal ve davranışsal faktörlerin bir birleşiminden kaynaklanabildiğini düşünmektedir.

            Bilinen, bulimia nervoza hastalığının bir zihinsel sağlık durumu olduğudur, kişinin davranışları duygusal stresle başa çıkmanın bir yoludur. Araştırmalar sonucunda doktorlar yeme bozuklukları durumunda, aileden taşınan genetik faktörlerin rol oynayabileceğini düşünmektedir.

            Beyin görüntüleme teknolojisini kullanan bir çalışma, bulimialı kişilere, normal kilodaki kadınlar ile zayıf kadınların resimleri gösterildiğinde ikisi arasında beyin tepkilerinin farklı olduğunu bildirdi. Sonuçlar, bulimialı insanlar arasında farklı beyin işlemlerinin olduğunu göstermektedir.

            Ayrıca, bulimia nervoza genellikle büyük hormonal değişikliklerin ve vücudun farkındalığının arttığı ergenlik döneminde ortaya çıkar. Bir çalışma yumurtalık hormonlarındaki değişikliklerin riski artırabileceğini düşünmektedir.

            Vücuduna veya yeme alışkanlıklarına yönelik cinsel istismar veya eleştiri yaşayan kişilerde bulimia gelişme olasılığı daha yüksek olabilmektedir. Ayıca doğal ve gerçekçi olmayan birtakım fiziksel görünüşlere sahip olması için kişiye çevresel baskı gelebilmektedir. Bir diğer çevresel etken ise spor ve benzeri faaliyet yapma zorunluluğudur.

            Bulimia hastaları bazı hastalıklar sonucu da bu rahatsızlığı gösterebilir. Kişilik bozuklukları, anksiyete bozuklukları, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, obsesif kompulsif bozukluk gibi hastalıklar bunlardan başlıca olanlarıdır. Bu koşullar yeme bozukluğu ile aynı anda veya ondan önce veya sonra gelişebilmektedir. Bu hastalıklar Bulimia kaynaklı olabilir veya bulimiaya katkıda bulunabilirler.

            Bulimia Nervoza Belirtiler

            Bulimia hastalığı, vücut ölçüsü, cinsiyet, yaş ve kültürden bağımsız olarak herkesi etkileyebilmektedir. Bu nedenle, kişinin veya tanıdığı birinin Bulimia nervoza ile mücadele ediyor olabileceğine dair bu uyarı işaretlerini bilmesi önem taşımaktadır. 

            Fiziksel işaretler

            • Kilo, alıp vermede sık sık değişiklikler
            • Yanaklarda veya çenede şişlik, eklemlerde nasırlar, dişlerde hasar ve ağız kokusu dâhil olmak üzere kusmaya bağlı hasar belirtileri
            • Kabızlık, şişkinlik hissi
            • Kadınlarda adet dönemlerinde rahatsızlık
            • Bayılma veya baş dönmesi
            • Yorgun hissetmek ve iyi uyumamak

            Psikolojik işaretler

            • Yemek yemek, vücut şekli ve kiloyla meşgul olma
            • Yiyecek, kilo, vücut şekli veya egzersizle ilgili yorumlara duyarlılık
            • Özellikle yemek yedikten sonra düşük benlik saygısı ve kendinden nefret etme, utanç veya suçluluk duyguları
            • Bozuk vücut görüntüsü
            • Gıda tutkusu ve kontrol ihtiyacı
            • Depresyon, kaygı veya sinirlilik
            • Vücut memnuniyetsizliği bulimia nevroza hastalığının psikolojik belirtileridir.

            Davranışsal işaretler

            • Çok miktarda yemek yemenin kanıtı
            • Kusma veya müshil, lavman, iştah kesici veya idrar söktürücü kullanma
            • Özel yemek yemek ve diğer insanlarla yemek yemekten kaçınmak
            • Anti-sosyal davranış, giderek daha fazla yalnız zaman geçirmek
            • Vücut şekli ve ağırlığı ile ilgili tekrarlayan veya takıntılı davranışlar
            • Yiyeceklerin etrafında garip davranış
            • Diyet yapmak

            Bulimia Nervoza Tanı Yöntemleri

            Bulimia nervoza tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. Hastalık ile görülen birçok semptom ve bulgu çoğunlukla tedaviye yanıt vermektedir. Kişinin akıl sağlığı konusunda uzmanlaşmış bir doktoru yoksa, aile doktoru ile konuşması gerekmektedir.

            Bir doktor veya akıl sağlığı uzmanı, fiziksel sağlık, zihinsel sağlık, davranışlar ve tıbbi geçmiş hakkında sorular soracaktır. Fiziksel bir muayene de yapılacak ve diğer koşulları veya hastalıkları elemeye yardımcı olmak için laboratuvar testleri istenebilmektedir. Yeme bozukluğu olan birçok insanın davranışlarını gizlemesi, teşhisi karmaşıklaştırabilir. Kişinin göstereceği bazı işaretler:

            • Nispeten kısa bir süre içinde alışılmadık derecede büyük miktarlarda yemek yemek, aynı zamanda aşırı yemek yeme olarak da bilinir.
            • Yiyeceklerle kontrolden çıkmış hissetmek
            • Rahatsızlık hissedene kadar yemek
            • Yemek yedikten sonra kasıtlı olarak kusmak
            • Yemek sırasında veya hemen sonrasında banyoyu kullanmak
            • Yorgunluk, yaralanma veya hastalığa rağmen yenen yiyecekleri telafi etmek için kuvvetli egzersiz yapmak
            • Vücut veya ağırlık konusunda endişeli, kaygılı veya üzgün hissetmek
            • Yeme alışkanlıkları, egzersiz alışkanlıkları veya görünüşle ilgili düşüncelerin bir sonucu olarak sorumlulukları yerine getirme mücadelesi

            Bulimia nevroza hastaları yapılan öz değerlendirmeden, vücut şekli ve ağırlığına yapılan yorumlardan etkilenmektedir. Bulimisi olan birçok kişi ortalama ağırlıkta olduğu için, buliminin fiziksel semptomları, bozukluk aşırı derecede şiddetli hale gelene kadar başkaları tarafından fark edilmeyebilir. İlişkili belirtileri yaşayan kişilerin doktorları tarafından değerlendirilmeye alınması gerekmektedir.

            Bu tanı kriterlerine ek olarak, kanama / temizleme son üç ay boyunca haftada en az bir kez yapılmalıdır. Fazla yapılması durumunda anoreksiya neden olmaktadır.

            Herhangi biri bulimia nervoza belirtileri gösteriyorsa, lütfen kişileri profesyonel yardım almaya ve doktora gitmeye teşvik edin. Yemek yemek, stres ve daha fazlasına karşı davranışlar hakkında konuşmalar yapmak, doktoru için kişiye yardımcı olacak değerli bilgiler verebilir.

            Bulimia Nervoza Tedavi Yöntemleri

            Diğer yeme bozukluğu rahatsızlıklarında olduğu gibi, bulimianın tedavisi de genellikle tedavi seçeneklerinin bir birleşimini içerir ve kişinin bireysel ihtiyaçlarına bağlıdır.

            Tıkanma ve temizlemeyi azaltmak veya ortadan kaldırmak için, bir hasta beslenme danışmanlığı ve psikoterapi, özellikle bilişsel davranışçı terapi alabilir ve ilaç reçete edilebilir. Bulimia nervoza tedavisi için sağlık bakanlığı tarafından onaylanan tek ilaç olan fluoksetin (Prozac) gibi bazı antidepresanlar, depresyon ve anksiyeteden mustarip hastalara yardımcı olabilir. İlaç aynı zamanda aşırı yeme ve temizlemeyi azaltmanın yanı sıra hastalığın nüksetme şansını azaltmaya yardımcı oluyor gibi görünmekte ve yeme tutumlarını iyileştirebilmektedir.

            Bulimia tedavisine göre uyarlanmış bilişsel – davranışçı terapinin aynı zamanda tıkanma ve temizleme davranışını değiştirmede ve yemeye yönelik tutumları iyileştirmede etkili olduğu gösterilmiştir. Bire bir terapi yapılabileceği gibi grup terapisi de yapılabilmektedir.

            Yeme bozuklukları karmaşık ve zorlayıcıdır ve yeme bozuklukları üzerine davranışsal, psikolojik ve sinirbilim araştırmaları nedenlere ve tedavilere devam etmektedir. Araştırmacılar ayrıca bozukluklarla ilgili temel süreçleri tanımlamak, risk faktörlerini anlamak, bozukluğun biyolojik belirteçlerini belirlemek ve yeme davranışını etkileyen belirli yolları hedefleyen ilaçlar geliştirmek için çalışıyorlar. Nörogörüntüleme ve genetik çalışmalar, belirli tedavilere bireysel yanıtlar için ipuçları sağlayabilir.

            Bulimia nervoza hastası olan herkes için, tedavi süresince bakımı ile ilgilenmeye devam edebilecek, empatik ve yetenekli bir pratisyen hekimden bakım istemek önemlidir. Bulimia nervoza, bir yeme bozukluğudur ve şiddetli semptomları olabilen bir psikolojik sağlık durumudur. Bulimia hastası olanlar ve sevdikleri kişiler için yardım mevcuttur. 




            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



            Kalp sağlığı

            Kalp sağlığı bireylerin yaşamlarını sağlıklı bir biçimde sürdürebilmeleri için dikkat edilmesi gereken bir husustur. Bireyler kalp ve kalp damar hastalıklarına karşı oldukça dikkat etmelidir. Bireyler, dikkatleri sonucunda sağlıklı bir hayat kazanırken kalp ve kalp damar hastalıklarına karşı herhangi bir önlem almayan hatta hiçbir şekilde dikkat etmeyen bireyler bu tür hastalıklara diğer bireylere nazaran çok daha sık yakalanmaktadır. Eğer ki bireyler aslında kalp sağlıklarına ne kadar dikkat ederse bu hastalıklardan da o kadar korunmuş olurlar. 

            Kalp sağlığını koruyabilmek için bireyler yaşamlarını sürdürürken yaşam biçimlerinde değişiklikler yapmalıdır. Bireyler yaptıkları bu değişiklikler ile birlikte hayatlarında onları olumsuz etkileyebilecek ne varsa çıkarmalıdırlar. Kalp sağlığını ise bireyler birçok şekilde korunabilmektedir. 

            Kalp sağlığı için nelere dikkat edilmelidir?

            Kalp sağlığının korunması için bireyler birçok etmene dikkat etmelidir. Bu etmenler bazen bireylerin tükettiği besinler olabilirken bazen ise bireylerin yaşam tarzı olmaktadır. Etmenler çeşitlilik göstermektedir. Kalp sağlığının korunması ise bireylerin yaşamlarını çok daha özgürce ve sağlıklı bir biçimde sürdürmelerini sağlamaktadır. Bu konu üzerinde çeşitli araştırmalar yapılmaktadır. Kalp sağlığına dikkat etmek için önemsenmesi gereken konulardan birinin ise tüketilen besinler olduğu bilinmektedir. Kalp sağlığı bireylerin tükettiği besinler ile doğru orantılıdır. Bireyler sağlıklı beslenerek kalp sağlıklarını korumaktadırlar. Bireylerin balık, lifli gıda, keten tohumu, sebze, meyve ve kuru baklagiller tüketmesi bireylerin kalp sağlığına iyi gelmektedir. 

            Kalp sağlığı için hangi besinler tüketilmeli hangi besinler tüketilmemelidir?

            Kalp sağlığının korunması bireyler için oldukça önemlidir. Kalp birey yaşamının temelini sağlamaktadır. Bu yüzden kalbin sağlığı bireylerin yaşamlarını etkilemektedir. Kalp sağlığıysa çeşitli sebeplerden ötürü bireylerde değişiklik göstermektedir. Bireyler, kalp sağlıklarına dikkat etmek için beslenmelerine de dikkat etmelidirler. Omega3 yağ asitleri içeren besinlerin tüketimi de aynı şekilde kalp sağlığında büyük rol oynamaktadır. Omega3 yağ asidi içeren besinler kanda pıhtı oluşumunu azaltmaktadır. Kanda pıhtı oluşumunun azaltmasının yanında ise damarlarda genişletici etki yapmaktadır. Bireylerde balık tüketimi ise kalp ve kalp damar hastalıklarına karşı bir bariyer görevi görmektedir. Doymuş yağ bakımından fakir, lif, antioksidan, tekli doymamış yağ ve balık bakımından ise zengin içerikli yapılan diyetlerin ise bireylerin kalp sağlığı üzerinde olumlu etki yapmaktadır. 

            Bireylerin taze meyve, sebze ve lifli gıdaları tüketmesi ise kalp için oldukça önemlidir. Kırmızı et tüketimi de aynı derecede önemlidir. Kırmızı et haftada 1 ya da 2 kez tüketilmelidir, yaklaşık 100’er gram tüketimi uygundur. Tatlı tüketimi ise ağır tatlılardan ziyade sütlü tatlılar üzerine olmaktadır. Trigliserid değeri ise bireylerin kalp sağlığında oldukça önemlidir. Bireylerde trigliserid değeri olması gerekenden yüksek ise ve bireylerde alkol tüketimi varsa birey alkolü bırakmalı ya da kısıtlı içmelidir. Günlük tuz tüketiminin azalması kalp sağlığı için önemlidir. Günlük tüketilen tuz miktarı 5 gram ile sınırlandırılmalıdır.

            Bireyler sağlıklarını korumak için çeşitli şeyleri tüketmelidirler. Bunun yanında ise bireylerin tükettiği taktirde onlara çeşitli zararlar verebilecek besinler de bulunmaktadır. Bireylerin sakatat, kabuklu deniz hayvanları, tam yağlı etler, aşırı yağ içeren gıdalar, yağda yapılan kızartma ya da kavurmalar, içeriği bilinmeyen ya da içeriğinden emin olunmayan hazır gıdalar, alkollü içkiler, hazır meyve suyu ya da meşrubatlar ve tereyağının tüketimi sonucunda ise bireyler çeşitli şekillerde sağlık problemi yaşayabilirler. Bu sağlık problemlerinin içerisinde ise kalp sağlığı tehdit unsurları da bulunmaktadır. Bu yüzden bireyler tükettikleri besinlere dikkat etmelidirler.

            Hipertansiyon ve kalp sağlığı

            Hipertansiyon (arterlerdeki kan basıncının sürekli yüksek olması durumu) kalp ve kalp damar hastalıklarına etki etmektedir. Hipertansiyonun ise kalp sağlığına oldukça zararlı etkileri bulunmaktadır. Hipertansiyon ise kalp ve kalp damar hastalıklarına çeşitli mekanizmalar üzerinden etki etmektedir. Hipertansiyonun erken evrelerinde ise bireylerde damar iç yüzeyi bozukluğu görülmektedir. Görülen bu damar iç yüzeyi bozukluğu bireylerin kalp sağlığında ciddi bozulmalara sebep olmaktadır. Bireyde hipertansiyon olması kalp damarlarının iç yüzeyindeki genişliği azaltmaktadır. Aynı zamanda hipertansiyon, hücrelerde yağ birikimini kolaylaştırarak bireylerde kalp sağlığı unsurunu bozmaktadır. Hipertansiyon, kanın akışkanlığını bozuyor, kireçlenmeyi artırıyor bunun yanında ise hücre ve pıhtı birikimini kolaylaştırmaktadır. 

            Hipertansiyonun kontrol altında tutulması demek kalp sağlığının da kontrol atlında tutulması demektir. Kalp sağlığının kontrolü için bireyler ideal kilolarına ulaşmalılardır. Bireyler, sigara tüketimini bırakmalı ve alkol tüketimini kısıtlamalıdırlar. Doymuş yağ alımı ise oldukça tehlikelidir. Bu yüzden doymuş yağ alımı sınırlandırılmalıdır, yeterli miktarda magnezyum ve kalsiyum barındıran besinler tüketilmelidir. Günlük tuz alımı ise en fazla 5 gram olacak şekilde sınırlandırılmalıdır. Bireylerin, günlük hayatta etkin olması ya da düzenli egzersizler yapması da çeşitli kalp sağlığını olumsuz etkileyebilecek unsurlardan kurtulmayı sağlamaktadır.

            Kalp sağlığını olumsuz etkileyecek risk faktörleri nelerdir?

            Kalp sağlığı bireylerin koruması gereken en büyük unsurdur. Bireyler bu sağlığı çeşitli önlemler alarak korumaktadırlar. Kalp sağlığını olumsuz etkileyen faktörler ise köklü yaşam tarzı değişimi ile durdurulabilmektedir.

            • Sigara tüketimi,
            • Hareketsiz yaşam,
            • Stres,
            • Obezite,
            • Alkol kullanımı,
            • Uyuşturucu madde kullanımı kalp sağlığının olumsuz yönden etkilenebileceği faktörler arasında bulunmaktadır.

            Kalbin sağlığının korunması ile birlikte bireyler, çok daha kaliteli yaşam sürdürmektedirler. Bireyler, kalp konusunda oldukça hassas olmalıdırlar. Kalp, insanın yaşamının temel kaynağıdır. Dolayısı ile burada gerçekleşen herhangi bir sorun bütün vücudu etkilemektedir. Kalp sağlığına dikkat etmek için yapılması gereken çeşitli unsurlar bulunmaktadır. Bunun yanında ise kalp sağlığını olumsuz yönde etkileyen risk faktörleri de bulunmaktadır. 

            Bireylerin sigara tüketimi kalp sağlığını oldukça olumsuz etkilemektedir. Sigara ile kardiyolojik hastalıklar birbiri ile iç içedirler. Bireyler sigara yüzünden birçok hastalığa yakalanabilmektedir. Sigara kalp ve kalp damar hastalıklarına yol açmaktadır. Kalp sağlığı için sigara kullanımı bırakılmalıdır. Sigara kalpte bulunan damarların iç yüzeyinde daralmalara sebep olmak ile birlikte damarların iç yüzeyinde kolesterol ve yağ kireç birikimi oluşmasına ortam hazırlamaktadır. Sigara, kan fibrinojen konsantrasyonunu yükseltmektedir. Bireylerde sigara tüketimi yüzünde pıhtı hücrelerinin tepkileri artarak kan akışkanlığı bozulmaktadır. Kalp sağlığını olumsuz etkileyen tek faktör sigara değildir. Bireylerin sahip olduğu hareketsiz yaşam biçimi de kalp sağlığını oldukça olumsuz etkilemektedir. 

            Bireylerin hareketlerinde gün geçtikçe azalmalar görülmektedir. Fiziksel aktivite aktifliği sayesinde ise birçok kalp ve kalp damar hastalıklarının önüne geçilmelidir. Bireyler kalp sağlıkları için haftada en az 3 gün yarım saat egzersiz yapmaktadır. Kalp sağlığı açısından bireylerin düzenli hareket etmesi oldukça önemlidir. Bunun yanında ise bireylerin kan şekerlerinin kontrol altında olması da kalp sağlığını önemli ölçüde etkilemektedir. Diyabet hastaları en sık kalp krizi geçiren hastalık grubunda yer almaktadırlar. Diyabet hastalığı damar duvarının esnekliğini bozmaktadır. Bu nedenle kanla pıhtılaşma artmaktadır ve damar iç yüzeyinde hücre hasarı oluşması kolaylaşmaktadır.

            Kalp sağlığının risk faktörlerinden bir diğeri ise strestir. Stresin bireydeki boyutu arttıkça bireyde çeşitli hastalıklar görülmektedir. Stres, öfke ve depresyon ise kalp damar hastalıklarının oluşma riskini artırmaktadır. Bireyler stres altında olduklarında bu durumu kontrol etmek için bireyleri sıkıntıya sokan durumlar düşünülür ve sorunun ortadan kalkması için adım atılmalıdır. Birey bu durumu tek başına yapmakta güçlük çekiyorsa bir uzmandan yardım almalıdır.




            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



            Kalp krizi nedir?

            Kalp krizi bireylerin göğüslerinde aniden kendini gösteren ağrı ve sıkışma hissi ile başlamaktadır. Kalp krizinde ise bireylere erken müdahale etmek oldukça önemlidir. Bireylere yapılan erken müdahale hayati riskin azaltılmasını sağlamaktadır. Bunun yanında ise kalp krizine erken müdahale bireylerdeki kalp kasının zarar görmeden kurtulabilmesini sağlamaktadır. Diyabet hastalığı, bireyde aşırı kilo, kötü, sağlıksız ve düzensiz beslenme alışkanlığı ve hareketsiz yaşam unsurları bireylerde kalp hastalıklarına yol açabilmektedir. Bu faktörler üzerinde yapılacak olumlu değişiklikler ise hastalığın ortaya çıkmasını önleyebilmektedir.

            Kalpte bulunan damarındaki plakların bir anda yırtılması ve damarların üzerine pıhtı oturması ile birlikte kalp damarlarında aniden oluşan tıkanıklıklar görülebilmektedir. Bu durumun sonucunda ise kalp kası oksijensiz kalmaktadır. Oksijensiz kalan kalp kası hücreleri ise aradan bir süre geçtikten sonra ölmeye başlamaktadır. Bu sürece ise kalp krizi adı verilmektedir.

            Kalp krizinde risk faktörleri nelerdir?

            Kalp krizinde tedavi durumu olay başladıktan sonra geçen ilk saatler içerisinde oldukça önemlidir. Bu neden ile kalp krizinden şüphelenildiği taktirde hemen en kısa zamanda bir sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Hızlı tanı ve tedavi ile birlikte bireylerin kalp krizini hasarsız atlatması oldukça muhtemeldir. Bu durumda erken önlem alıp sağlık kuruluşuna başvurabilmek için kalp krizinin belirtilerini tanımak son derece önemlidir. Kalp krizinde ise birçok risk faktörü bulunmaktadır.

            • Aile bireylerinde kalp krizinin öyküsünün bulunması,
            • İlerleyen yaş,
            • Sigara kullanımı,
            • Yüksek kan basıncı,
            • Diyabet,
            • Kan yağlarının yüksek seyreden seviyesi,
            • Obezite çeşitli risk faktörleri arasındandır.

            Bireylerde kalp krizinin yaşanmasını artıran önemli risk faktörleri bulunmaktadır. Bu risk faktörleri ise kategorize edilmektedir. Bu kategorizenin bir alt başlığı ise değiştirilemeyen risklerdir. Değiştirilemeyen riskler arasında ise genetik faktörler, ilerleyen yaş ve cinsiyettir. Erkek bireylerde kadın bireylere göre kalp krizi geçirme olasılıkları daha fazladır. Bunun yanında ise ailesinde erken yaşta kalp krizi öyküsü bulunanlar ve erkek olan bireyler çok daha büyük bir risk altında olmaktadırlar. Bu riskler ise yaş ile birlikte artmaktadır.

            Bir diğer risk faktörü kategorisi ise değiştirilebilen risklerdir. Bu risk grubunda ise faktörlerini azaltmak kişinin çabalarına bağlıdır. Kişilerin sigara kullanması, yüksek kan basıncına sahip olması, diyabet hastalığına sahip olunması, kan yağlarının normal seviyeden yüksek olması ve obezite hastalığı bireylerin çabalarına göre değişkenlik gösteren faktörlerdir. Bu risk faktörlerin tamamına sahip olan bir birey en üst düzeyde riskli kişi demektir. Bu neden ile beraber bireylerin kalp krizi geçirme riskini daha önceden bilmeleri oldukça önemlidir.

            Kalp krizini ise toplum içerisindeki bazı bireyler daha çok yaşamaktadır. Bu sebep nedeni ile tüm bireyler risk analizine tabi tutulmalıdır. Bu risk analizi sonucunda ise yüksek riske sahip olan bireylerin belirlenmesi ve risk azaltıcı önlemlerin uygulanması hayat kurtarıcı olmaktadır.

            Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?

            Kalp krizinin çeşitli sebepleri bulunmaktadır. Bu sebepler neticesinde bireyler bu durumu yaşayabilmektedir. Bireyler, durumu yaşamadan önce çeşitli belirtiler hissetmektedir. Çoğu kalp krizi ise göğüs kafesinin ortasında hissedilen bir ağrıya neden olmaktadır. Şikayetler ise genellik ile birkaç dakika sürmektedir. Gelip geçici karakterde olabilirler. 

            • Göğüs kısmında baskı, 
            • Sıkışma,
            • Ağırlık 
            • Ağrı 
            • Hazımsızlık,
            • Göğüste yanma 
            • Mide rahatsızlıkları şikayetleri ile de yaşanılacak kriz kendisini gösterebilmektedir. 

            Gövdenin üst kısmında ağrı hissedilmektedir. Bir ya da her iki kolda, sırtta, omuzlarda, boyunda, çenede ve midenin üst kısmında hissedilen ağrı da kalp krizinin belirtilerinden biri olabilmektedir. Bireylerde nefes darlığı oldukça sık görülmektedir. Nefes darlığı kalp krizinin tek belirtisi olabilmektedir. Ağrı yaşanmadan önce ya da hemen sonra kendisini gösterebilmektedir. 

            Bireyler belirtileri yaşadığı taktirde en yakın sağlık kuruluşuna gitmelidirler. Kalp krizi kendisini farklı belirtiler ile de gösterebilmektedir. Kalp krizinden önce bireylerde ani soğuk ter basması, ani gelişen yorgunluk atakları, bulantı, ani baş dönmesi, göz kararması ve kusma durumu görülebilmektedir. Kalp krizinin en temel belirtisi göğüs ağrısı olmasına rağmen bazı bireylerde bu durum geçerli olmamaktadır. Aksine kalp krizinin gerçekleşmesi durumu bireyler herhangi bir şikayet hissetmeden sessizce gerçekleşebilmektedir.

            Kalp krizi tanı yöntemleri nelerdir?

            Kalp krizinin tanısı hekimler tarafından konulabilmektedir. Bu tanı için en önemli iki bilgi bulunmaktadır. Bunlar hastanın yakınmaları ile birlikte EKG’sinin değerlendirilmesiyle sağlanmaktadır. EKG (elektrokardiyografi) bulguları sonucu tipik olarak kalp krizi ile uyumlu ise ve hastanın yakınmalarının da kalp krizine uyuyorsa tanı konuluyor ve vakit kaybedilmeden tedaviye başlanmaktadır.

            Bazı durumlarda ise EKG sonuçları belirgin olmamaktadır. Bu durumda ise kalp kasının zarar görmesi sonucunda kanda yükselen bazı enzimler ölçülmektedir. Bu kan testleri ise tanı koymada yardımcı olsa da ancak aradan belirli bir vakit geçtikten sonra yükselmesi durumu tarzında detavantajı da bulabilmektedir. Bu sebep ile uzmanlar ekokardiyografi ya da anjiyografi tetkiklerini isteyebilmektedirler. 

            Kalp Krizi Tedavi Yöntemleri

            Kalp krizinin erken tanı ve tedavisinin yapılması sonucunda bireyin kalbinin aldığı hasar azaltılmaktadır. Kesin olarak kalp krizi tanısı konmadan önce ise yalnızca şüphe durumunda bile bireylere çeşitli tedaviler uygulanmaktadır. Bu uygulamalarda kan pıhtılaşmasını engelleyen çeşitli ilaçlar kullanılabilmektedir. Bunun yanında oksijen tedavisi uygulanmaktadır. Kalp krizinin tanısı kesinleştirildikten sonra hekimler hastanın kalp damarlarındaki tıkanıklığı açmak amacı ile hızlıca tedaviye başlayacaklardır. Bu amaç doğrultusunda uygulanabilecek iki tedavi yöntemi vardır. Bunlardan biri pıhtı eritici ilaçlardır ve ikincisi ise perkütan koroner girişimidir.

            Trombolitik tedavi de kalp krizi için uygulanan bir tedavi yöntemidir. Bu yöntemde ise damar içerisinde oluşmuş olan pıhtıyı eritme amacına yönelik damar yolu ile pıhtı eritici ilaçlar kullanılmaktadır. Hekimlerin uyguladığı bu ilaç tedavisi ise kalp krizinden sonraki yaklaşık ilk 6 saat içinde etkilidir. Bu tedavi tanı konar konmaz uygulanmalıdır. İlaçların ciddi kanama yapıcı yan etkileri bulunmaktadır. 

            Perkütan koroner girişimler ise bir diğer tedavi yöntemidir. Tıkanmış ya da daralmış olan damarları açmaya yaramaktadır. Cerrahi olmayan bir tedavi yöntemidir. Bireylerin kol ya da kasık damarının içinden ince, plastik, ucunda balon bulunan, bir tüpün bireylerin damarının içine doğru ilerletilmesi ve darlık seviyesine gelindiğinde ise balonun yapılmaktadır. Bu durum ise tıkalı olan damarların açılması için uygulanan bir tedavi yöntemidir. Kalp krizi tedavisi için uygulanan bu yöntem sonunda ise kan damarındaki kanın akımı sağlanmaktadır. İşlem esnasında ise darlık yerinin yıllar boyunca açık şekilde kalmasını sağlayan ve stent isminde kafese benzeyen yapılar yerleştirilmektedir. 

            ADE İnhibitörleri kan basıncını düşürmektedir ve bu sayede kalp kası üzerindeki baskıyı azaltmaktadır. Kan basıncını düşüren ve kalp kası üzerindeki baskıyı azaltan bu ilaçlar ise kalp kasının kriz sonrasında zayıflamasını önlemek şeklinde ek avantajları da bulunmaktadır.

            Kan sulandırıcı ilaçlar ise pıhtılaşma hücrelerinin birleşerek istenmeyen pıhtı oluşumunu engellemektedirler. Ek olarak ise stent içinin pıhtı ile tıkanmasını da engellemektedirler. Bu neden ile de stent sonrasında ez az 1 yıl boyunca kullanılmaları gerekmektedir.

            Kolesterol düşürücü ilaçlar yani stainler kan kolesterolünü düşürmektedir. Bu ilaçlar kan kolesterolünü kontrol altında tutmaktadır. Bu sayede ise kalp krizi ya da inme atağı yaşanması durumu engellenebilmektedir. Kalp ritmini kontrol ederek ise ek ritim düzenleyici ilaçlar bulunmaktadır. İlaçlar ise doktorun önerdiği şekilde kullanılmalıdır.




            Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


            Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!


            Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.


            Soru Sorabilirsiniz…

            Bizi Takip Edebilirsiniz…


            Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.


            Yol Tarifi

            Doktora Sor

            Whatsapp