Eğri Boyun (Tortikolis) Hastalığı


Eğri Boyun (Tortikolis) Hastalığı

Eğri boyun hastalığı tıp dilinde tortikolis olarak bilinmektedir. Bu hastalığın en sık görülme oranı bebeklerdedir. Aynı zamanda eğri boyun hastalığı ile büyüyen çocukların sağ ya da sol kısmı asimetrik şekilde yana doğru olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca boynun tutulan kısmında şişlik oluşturması en önemli belirtilerinden biri sayılmaktadır. Çocuğun yüzüne karşı taraftan bakıldığı zaman bu eğrilik fark edilebilmektedir.

Eğri Boyun (Tortikolis) Hastalığı

Ebeveynlerin sıkça bahsettiği bir durumunda öne çıkması ile birlikte eğri boyun hastalığı yaşayan bebeğin genellikle hep aynı tarafa yattığı söylenmektedir. Genel bakımdan doğumların %0,4’ünde rastlanabilen bir rahatsızlık olarak bilinmektedir. Doğum sonrasında belirginleştiği bilinen bu rahatsızlığın aynı şekilde her iki tarafta bulunması sık gözlemlenen durumlar arasında yer almaktadır. Bununla birlikte bebeğin anne karnında duruş pozisyonu ya da anne karnında iken bir travma yaşanması sonucu oluştuğu düşünülmektedir. Fakat net bir nedeni tam anlamıyla bulunamamıştır.

Eğri boyun hastalığı (tortikolis) doğumların geneline bakıldığında gözlemlenen durumlardan biri olup doğum sonrasından ortalama 3 hafta sonrasında fark edilecek bir durumdur. Bununla birlikte bebeğin aynı pozisyonda uyuma şekli ile saptanabilen bir durum olduğu gibi boynun sağ ve sol kısımlarında şiş bir görünümde meydana getirmektedir.


Bu nedenle ilerleyen yaşlarında fiziksel yaşam koşullarına ayak uydurması normal akranlarına göre biraz daha zor olmaktadır. Hastalık nedeniyle etkileşim yapan kısımda şişme, kas sertleşmesi de meydana gelmektedir. Ayrıca oluşan hastalık yüzünden çocuğun yüz bölgesi normal seviyenin daha altında gözükmektedir. Uzman hekim muayenesi ile birlikte gerekli tedavi metodu uygulanması gereken hastalık olarak bilinmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Eğri Boyun Hastalığı (Tortikolis) Nedir?

Eğri boyun hastalığı genellikle doğumun gerçekleşme sonrasındaki 3.cü haftadan itibaren kendini göstermeye başlamaktadır. Yüz kısmı küçük kalarak ve her iki boyun tarafında şişlik oluşturarak kendini göstermektedir. Bebeklerde sık rastlanan bu durum genellikle uyku pozisyonları ile saptanabilmektedir. Ayrıca hekime başvuran 1 yaş altı bebek sahibi ebeveynlerin şikâyetleri de bu yönde olmaktadır.

Fakat çok irdelemeyen ailelerde durum anında fark edilecek türde değildir. Sadece yüzeysel açıdan oluşturduğu kas sertleşmesi ve beraberinde yüzün küçük kalması ile keşfedilebilmektedir. 1 yaş altı bebekler açısından cerrahi tedavi koşulları uygun olurken 1 yaş üstü bebeklerde bu hastalığın tedavisi genellikle fizik tedavi ile yapılmaktadır.

Eğri boyun hastalığı her yıl binlerce doğum arasında gözlemlenen ve sık yaşanan sorunların başında geldiği bilinmektedir. Gerçekleşen doğumların %0,4’ünde eğri boyun rahatsızlığı hekimler tarafından fark edilen bir durumdur. Fakat doğru tespit açısından doğumdan sonraki ilk 3 hafta bu konuda önemli rol oynamaktadır. Bu nedenle doğum yapmış annelerin dikkat etmesi durumların başında bebeğin yatış pozisyonu yer almaktadır.

Sürekli olarak aynı yöne yatırmamanız bu süre zarfında hastalığın oluşmasını da önleyebilmektedir. Çünkü bu rahatsızlık genellikle bebeğin anne karnında iken aynı yöne doğru yatmasından da oluşabileceği söylenmektedir. Geçirilen 3 hafta sonrasında hala yatış pozisyonu aynı şekilde ilerliyor ve boyun etrafında şişlik ve kas sertleşmesi oluşmuşsa mutlaka hekim kontrolü yaptırmanız gerekmektedir.



Eğri Boyun Hastalığı (Tortikolis) Belirtileri

Eğri boyun hastalığı (tortikolis) belirtileri arasında öne çıkan en önemli durum bebeğin yatış pozisyonu olarak bilinmektedir. Geri kalan belirtileri ise şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Yüz kısmının küçük olması
  • Boynun sağ veya sol kısmında şişlik oluşturması
  • Aynı anda şişliğin her iki tarafta olması
  • Sürekli aynı yöne doğru uyuma isteği veya farkında olmadan aynı yöne doğru dönmeye çalışması
  • Kas sertleşmesi oluşturması

Yukarıda sıralanan belirtiler eğri boyun hastalığında gözlemlenmiş durumlardır. Fakat bu durumların haricinde yer alan ve henüz pek fazla duyulmayan belirtiler de gözlemlenmektedir.



Eğri Boyun Hastalığı (Tortikolis) Nedenleri

Eğri boyun hastalığı (tortikolis) nedenleri arasında ilk belirtilen durum anne karnında bebeğin duruş pozisyonu olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte anne karnında iken travma yaşaması olarak düşünülmektedir. Fakat tam anlamıyla net bir nedeni olmadığı için belirli bir şey denilmemektedir. Bu durum annenin genetik yapısı ile alakalı olabilmektedir. Boynun kısmının hareketliliğini kısıtlayan bu durum yaş ilerlemesine bağlı olarak farklı semptomlarda oluşturabilmektedir. Genel olarak eğri boyun hastalığı nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • SKM kasından kaynaklı oluşması
  • Anne karnındaki duruş pozisyonu
  • Travma yaşanması
  • İyi huylu bir tümör nedeniyle oluşması
  • Nörolojik bir hastalık nedeniyle gelişmesi

Yukarıda sıralanan nedenler arasında pek fazla bahsedilmeyen bir durum olan zor doğum yapılma etkenidir. Eğri boyun hastalığı oluşumunda zor doğum hikâyesi önemli sayılmaktadır. Çünkü bu hastalığın oluşma sonrasında anne ile hekim arasındaki konuşmalarda zor doğum olmasından kaynaklı olabileceğinden de bahsedilmektedir. Genellikle annelerin doğum geçmişlerinde yer alan bu durum ise direkt olarak bebeğe yansıyan bir durum olarak bilinmektedir.

Doğum sırasında yaşanan damar sıkışması nedenli yaşanan bir durum olarak açığa çıkmaktadır. Bu hastalığın gelişmemesi açısından annenin gebelik döneminde dikkatli davranması gerekir. Doğum esnasında ise doğru bir hazırlanma ile olabildiğince rahat bir doğum yapması bebeğin sağlıklı bir şekilde dünyaya gelmesi için önemli rol oynamaktadır.



Eğri Boyun Hastalığı (Tortikolis) Tedavi Yöntemleri

Eğri boyun hastalığı (tortikolis) tedavi yöntemleri öncesinde bebekte oluşan durumun tanısı yapılmaktadır. Net bir teşhis konulma sonrasında bu durumu oluşturacak risk faktörleri ele alınan konular arasında yer almaktadır. Genellikle doğum sonrasında gözlemlenen bir rahatsızlık olduğu için erken teşhis ve tedavi yapılması ile hastalık yok olabilmektedir. Aynı zamanda büyüme ve fiziksel gelişim açısından da tedavi gerektiren bir rahatsızlık olduğu bilinmektedir.

Eğri boyun hastalığı 1 yaş altı bebeklerde oluştuğu bilinen bir rahatsızlık olup cerrahi operasyon ile tedavi edilebilmektedir. 1 yaşının üzerindeki bebeklerde fizik tedavi uygulamaları önemli rol oynamaktadır. Özellikle bebeğin baş kısmının uygun duruş şekli ile korunması veya gözlemlenmesi ileride daha büyük bir sorununda önüne geçecek hamledir. Bu hastalıkta önemli olan ilk şey ebeveynlerin bilinçlenmesidir. Bu sayede hastalığın ilerlememesi açısından hekim tarafından bilgilendirilen ebeveynler, bebekleri uyku halinde iken düzenli kontrol yapabilmektedir.



Ayrıca belirtilen egzersizlerin düzenli bir şekilde uygulanması gerekmektedir. Bunun yanı sıra açma germe şeklinde bilinen egzersizlerin günlük olarak yapılmasında da önemli faydalar görülmektedir. Bu egzersizlerin yapılma esnasında bebeğin başını düzgün bir şekilde tutmanız da önemlidir.

Düzenli egzersiz süreci en az 1 yıl sürdürülmesi gerektiği gibi hekim kontrolleri de düzenli olarak yaptırılması gerekir. Çünkü bu hastalığın oluşturabildiği farklı durumlar da hastalıkla birlikte öne çıkmaktadır. Örneğin; nörolojik bir hastalık veya iyi huylu bir tümör etkisi de saptanabilen bir durumdur. Bununla birlikte boyun kısmında kas sertliği nedeniyle tutulma yaşanması da durumu farklı bir yöne doğru taşıdığına dair düşünce yaratmaktadır.

Eğri boyun hastalığı yaşadığını düşündüğünüz bir bebeğe sahipseniz mutlaka hekim muayenelerini düzenli yaptırmanız gerektiğini ve egzersiz yaptırmanızın önemli bir katkı sağlayacağını bilmeniz gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın en önemli tedavi şekli fizik tedavi, egzersiz olarak bilinmektedir. Bununla birlikte duş sonrasında yağ ile yapılan masajlar boyun kısmında oluşan kas sertliğini veya oluşan şişliği de oldukça önemli boyutta yumuşatacaktır.

Çölyak Hastalığı, Çocuklarda Üst Solunum Yolu Hastalıkları, Çocuklarda Ürtiker (Kurdeşen), Çocuklarda Sinüzit, Çocuklarda Rektal Kanama





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




El Ayak Ağız Hastalığı


El Ayak Ağız Hastalığı

El ayak ağız hastalığı genellikle 10 yaş altındaki çocuklarda görülen bir rahatsızlık olarak bilinmektedir. Bu hastalığın bulaşma oranı çok yüksek olduğu bilinmektedir. Genel belirtileri arasında bademcikte oluşan kızarıklık ve derisinde kırmızı kabarıklar oluşturması ile öne çıkmaktadır. Beraberinde ise ciltte oluşan deri döküntüleri meydana gelmektedir. Tıpkı mantar hastalığında su toplayan küçük kabarcıkların olması şeklinde kırmızı kabarcık oluşturduğu bilinmektedir.

El Ayak Ağız Hastalığı

Ağız kısmında ise aft diye belirtilen beyaz yaralar oluşturmaktadır. El ve ayak bileklerinde oluşan kırmızılık belli bir süre zarfında vücudun her yerine birden yayılabilmektedir. Suçiçeğini andıran bu görüntü belli bir dönem sonrasında kendiliğinden kaybolabilmektedir. El ayak ağız hastalığı coxsacki virüsünün neden olduğu bir salgın nedeniyle oluşmaktadır.

Oluşan bu virüs genellikle mevsim geçişlerinde sık rastlanabilen bir durum olarak bilinmektedir. Yaz mevsimine geçiş veya sonbahar mevsiminde oluşabilecek bu rahatsızlık aynı zamanda bulaşıcı bir hastalık türü olarak bilinmektedir. Virüs hastalığı olması nedeni ile antibiyotik tedavilerinin pek fazla işe yaramadığı düşünülmektedir.


Çünkü oluşan hastalık ortalama 1 hafta içinde kendiliğinden geçmektedir. Bu hastalıktan korunmanın en temel unsuru hijyenik kurallara uyulmasından geçmektedir. Çocuğun aktiviteler sonrasında el yıkama alışkanlığı arttırılması gerekmektedir. Bunu bir görev gibi değil de oyun şeklinde öğretebilmeniz mümkündür. Bu aynı zamanda oluşabilecek diğer bulaşıcı hastalıklara karşı da bir önlem sayılmaktadır. Bununla birlikte hasta olduğunu düşündüğünüz kişilerle temasını azaltmanız da etkin bir rol oynayacaktır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




El Ayak Ağız Hastalığı Nedir?

El ayak ağız hastalığı bulaşıcı bir hastalık türü olup mevsim geçişlerinde sıkça rastlanan ağız içinde aft türünde yaralar oluşturan ve el, ayak bileklerde suçiçeği tarzında kırmızı kabarcık oluşturan bir hastalık olarak bilinmektedir. Hijyenik kuralların hiçe sayılması ve coxsacki virüsünün çocuğa bulaşması sonucu hastalık gelişmektedir. Bir başka kişinin öksürmesi, hapşırması veya havada asılı kalan virüs partiküllerinden kaynaklı bulaşma oranı çok yüksek olan hastalık çeşididir. Bu hastalığın oluşması ardından çocukta ani şekilde gelişen semptomlar öne çıkmaktadır. Öne çıkan lezyon görüntüleri aynı zamanda mevcut hastalığın belirtileri olarak bilinmektedir.

El ayak ağız hastalığı konusunda özellikle dikkat çeken durumlar bademciğin şişmesi, ağız içinde beyaz yara oluşması, deri döküntüleri ve bilek kısımlarında kırmızı su çiçeğine benzer şekilde kabarcık olması şeklinde sıralanmaktadır. Oluşan bu semptomlar karşısında antibiyotik tedavisi yetersiz kalmaktadır. Hastalığın ilerlememesi açısından el, ayak ve ağız hijyeni önemli bir tedavi metodu sayılmaktadır. Bununla birlikte oluşan hastalık genellikle kendiliğinden ortalama 1-2 hafta içinde geçtiği bilinmektedir.

Bu hastalığa yol açan bulaşıcı mikrop türleri genellikle ortak kullanım alanlarından bulaşabilmektedir. Ayrıca hasta kişilerin taşıdığı virüs nedeniyle de oluştuğu bilinmektedir. Özellikle 10 yaş altı çocukların bağışıklık sistemi tam anlamıyla gelişmiş olmamasından dolayı hastalık hızlı ilerleme yapabilmektedir. Bu hastalıkta önemli rol oynadığı bilinen en önemli etken çocuğun el, ayak ve ağız bakımının doğru yapıldığına emin olunmasıdır. Çünkü sağlığa uygunluk açısından virüslerden koruyan en önemli faktör bu sayılmaktadır.



El Ayak Ağız Hastalığı Bulaşma Yolları

El ayak ağız hastalığı bulaşma yolları arasında birçok sebep olabilmektedir. Özellikle yaz aylarında ve sonbahar mevsiminde çok sık rastlanan bu rahatsızlığın oluşum nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Hasta kişinin hapşırmasından ve öksürmesinden kaynaklı bulaşması
  • Deri teması olmasından dolayı bulaşması
  • Hijyenik kurallara uyulmayan ortamlardan bulaşması
  • Ortak kullanım alanlar (otobüs, tuvalet, havuz vb.)

Yukarıda sıralanan bulaşma yolları el ayak ağız hastalığının bulaştığı alanlar ve durumlar olarak saptanmış olsa da pek çok farklı sebebin bu hastalığın oluşumunda önemli rol oynadığını düşündürmektedir. Bu yüzden kişinin hijyenik kuralları önemsemesinin önemli olduğu kadar iletişimde veya temasta bulunduğu alanlarında temiz olması önemli bir konudur. Çünkü hastalığın oluşumunda virüs kaynağı çok yüksek şekilde tespit edilmiştir.



El Ayak Ağız Hastalığı Belirtileri

El ayak ağız hastalığı kapsamında ilk sırada yer alan semptom yüksek ateş görülmesidir. Yüksek ateş ile birlikte en yakın sağlık kuruluşuna başvuran ebeveynlerin kendi çocuklarında gözlemlediği belirtiler şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Deri yüzeyinde oluşan içi sıvı dolu kabarcıklar
  • El ayak çevresinde kırmızı şekilde beliren sıvı dolu kabarcıkların ağrı yapması
  • Boğaz kısmında aft denilen beyaz yaralar oluşması ve beraberinde çocukta yutkunmaya bağlı zorluk nedeniyle iştahsızlık oluşturması
  • Bademcikte kızarık bir görüntü olması
  • Yorgun hissetme
  • Kulak ve boğaz kısmında ağrı oluşturması
  • Deri döküntüsü oluşturması

Yukarıda sıralanan belirtiler el ayak ağız hastalığı kapsamında yaşanan lezyonlar olarak bilinmektedir. Bu hastalıkla birlikte gelişen durumlar coxsacki virüsünden kaynaklıdır. Bu nedenle tıbbi müdahalelerde önerilen durum hijyenik kurallara uyulması gerektiğidir.

Antibiyotik tedavisine başlanılmamasının nedeni ise hastalığın kısa süre içinde oluşumunu tamamlayıp kendiliğinde yok olmasından kaynaklıdır. Bu belirtilerin yaşanmaması adına çocuğun tüm aktivite ve faaliyetlerinde el yıkama alışkanlığını unutmaması gerekmektedir. Çünkü dokunup, temas ettiği her şey bir mikrop veya bakteri olarak çocuğun eline partikül şeklinde nüfuz etmektedir. Bu yüzden el ayak ve ağız temizliği bu nedenle önemlidir. Özellikle her dışarı çıkmasından sonra duş aldırmaya özen gösterilmesi önemli bir etken olsa da her daim bu uygulama mümkün olmayabiliyor. Bu nedenle el ve yüz yıkaması yaptırmak çok önemli bir adım sayılmaktadır.



El Ayak Ağız Hastalığı Tedavi Yöntemleri

El ayak ağız hastalığı kapsamında yer alan tedavi yöntemleri öncelikle ebeveynlerin ve çocukların hijyenik kurallara uyması gerektiği etken belirtilmektedir. Her yıl yaz ve kış mevsimlerine geçiş dönemlerinde çok sık rastlanan bu hastalık virüs kaynaklı oluşmaktadır. Özellikle ortak kullanım alanları ilk sırada yer alırken bir yandan da hastalık taşıyan kişinin hapşırması, öksürmesi şeklinde de bulaştığı bilinmektedir. Bu nedenle hastalığın oluşumunu gerçekleştiren risk faktörlerinin en iyi şekilde irdelenmesi ve çocuğa bu tür durumlarda ne yapması gerektiği öğretilmelidir.

El ayak hastalığı tedavisinin genel yöntemi temizlik kurallarına uyulmasıdır. Fakat hastalığın oluşumu konusunda risk alanlarından uzak durulması da önemli role sahip olmaktadır. Bununla birlikte antibiyotik tedavisi önerilmemektedir. Çünkü hastalık ortalama 2 hafta içinde kendiliğinden geçmektedir. Fakat oluşan lezyonlara yönelik ağız içi yaralarına sprey veya kaşıntı oluşmasından dolayı losyon kullanımı tavsiye edilmektedir.



Aynı zamanda bol sıvı tüketilerek dinlenilmesi gerektiği belirtilmektedir. Hastalığın başlama süresinden itibaren çocuğun temizliğine ve bakımına da özen gösterilmesi şarttır. Bu uygulama sayesinde çocukta var olan hastalık daha hızlı iyileşecektir. Kısa sürede kendiliğinden geçmesi beklenen hastalığın beraberinde görülen durumlar deri döküntüsü yaşanması, içi sıvıyla dolu kabarcıkların kuruması şeklinde gözlemlenmektedir. El ayak ağız hastalığı beraberinde bilinçlenen ebeveynlerin bundan sonraki süreçte daha dikkatli olması gerekmektedir.

Okul çağındaki çocuklar için mevcut hastalık bitmeden okula gönderilmemesi gerekir. Ayrıca bulaşıcı bir hastalık türü olması nedeniyle kimseyle yakın temas kurdurulmaması gerekmektedir. Çünkü oldukça hızlı bulaştığı bilinen bir virüsten kaynaklı geçiş sağlamaktadır. Bu hastalığın bulaşma şekli arasında çocuğun oyun oynama sonrasında elini ağzına götürmesi veya yüzüne sürmesi şeklinde gerçekleşmektedir. Bu yüzden oyun sonrası el ve yüz yıkama alışkanlığının pekiştirilmesi bulaşma riskini önemli seviye de azaltmaktadır.

Çölyak Hastalığı, Çocuklarda Üst Solunum Yolu Hastalıkları, Çocuklarda Ürtiker (Kurdeşen), Çocuklarda Sinüzit, Çocuklarda Rektal Kanama





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Guillain-Barre Sendromu


Guillain-Barre Sendromu

Guillain-Barre sendromu sinir sisteminde meydana gelen bir rahatsızlık türü olup vücutta çeşitli etkileşimler yaratarak kas güçsüzlüğü, uyuşma, reflekslerde kayıp yaşanmasına sebebiyet veren nörolojik rahatsızlık olarak bilinmektedir. Ayrıca karıncalanma şeklinde gözlemlenen bu rahatsızlık türü geçici felç olarak ta ifade edilmektedir. Bu durumun yanı sıra kesin bir tedavisi olmadığı yönünde ifade belirtilmektedir. Fakat oluşan durumu azaltmaya yönelik klinik araştırmalar devam etmektedir.

Guillain-Barre Sendromu

Bu hastalık genel olarak her 100.000 kişide %2 oranında görülebilen bir hastalık türüdür. Aynı zamanda nadir hastalıklardan biri olduğu için pek fazla duyulmaması normal karşılanmaktadır. Yapılan teşhis ve tedaviler sonrasında hastaların yaklaşık %85’inin iyileştiği saptanmıştır. Ortalama olarak 12 aylık zaman zarfı içinde oluşan hastalık yok olabildiği tespit edilmiştir. Aynı zamanda bu hastalığın tekrardan nüksetme durumu oldukça düşük olarak bilinmektedir.

Guillain-Barre sendromu genel olarak kişiyi etki altına alan ve geçici bir felç süreci başlatan hastalık türü olarak yorumlanmaktadır. Hastalığın etkisinde kalmış bir bireyin kendini ifade etmekte zorluk çekmesi veya etrafında gelişen olaylara karşı tepkisiz kalması olarak gözlemlenmektedir. Buna benzer birçok durumun öne çıkması ile birlikte kişi kendisinin yaşamdan koptuğunu dahi düşünebilmektedir.


Hastalığın nadir bir hastalık türü olarak bilinmesinin nedeni çok fazla yaşanan ve görülen bir hastalık olmamasından kaynaklanmaktadır. Bağışıklık sisteminde meydana gelen hastalığın sinirlere vurması ile birlikte anlık olarak tüm belirtilerin hastanın vücuduna yayıldığı bilinmektedir. Özellikle uyuşma ve karıncalanma hissinin çok sık yaşandığı bu hastalıkta ani gelişebilecek durumlarda öne çıkmaktadır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Guillain-Barre Sendromu Nedir?

Guillain-Barre sendromu bağışıklık sisteminin sinirlere atak yapması sonucu refleks kaybı yaşatan ve kısmi felç olarak adlandırılan nörolojik bir hastalık türü olarak bilinmektedir. Sinirlere saldırı yapan bağışıklık sistemi ile etkileşimde bulunan hastalığın neticesinde sinirlerin yanında bulunan miyelin kılıfı hasar görmeye başlamaktadır. Oluşum nedeni tam olarak bilinmeyen bu hastalığın neticesinde özellikle görülen durum vücudun tümden uyuşması olarak özetlenmektedir.

Vücutta oluşan karıncalanma hissini tümden yaşayan kişi tepki veremez hale gelmektedir. Sinir ekstremlerinde oluşan hasar nedeniyle kas güçsüzlüğü meydana gelmektedir. Örneğin; kişi böyle bir durumda elini kolunu bile hareket ettiremez hale gelebilmektedir. Nadir olarak bilinen bir hastalık türü olan Guillain-Barre sendromu kişilerin hayatını önemli boyutta etkileyen türdedir.



Guillain-Barre sendromu hastalığında kişi normal şekilde sürdürmekte olduğu yaşam statüsünden düşmektedir. Yürüme güçlüğü dahi çekmeye başlayan kişiler için kesin tedavi sistemi olmamasına rağmen oluşan hasarı en aza indirmek adına uygulanılan yöntemler öne çıkmaktadır. Bu sayede kişinin yaşadığı kısmi felç hali ortala 6 ile 12 ay arasında değişkenlik göstererek iyileşme olanağı doğmaktadır. Bu süre zarfında uygulanılan tüm yöntemler ile birlikte hastalık etkisini kısa sürede kaybetmeye başlamaktadır. Fakat bu hastalıktan kurtulma sonrasında kalıcı hasarlar kişide kalabilmektedir.

Görülen en net durumlar arasında güç kaybı, uyuşma hali ve karıncalanma gözlemlenmektedir. Bu durumların kalıcı olabildiği gibi bağışıklık sisteminin güçlenmesi sayesinde etkiler tamamen kaybolduğu da saptanmıştır. Her yaş grubunda oluşabilen bu hastalık özellikle 50 ve üzeri yaştaki kişilerde gözlemlenebilen bir durum olarak bilinmektedir.



Guillain-Barre Sendromu Nedenleri

Guillain-Barre sendromu nedenleri arasında çok çeşitli hastalıklar öne çıkmaktadır. Fakat kesin bir oluşum nedeni bulunmayan nörolojik grubunda yer alan bu hastalığın basit bir hastalık nedeniyle de oluştuğu saptanmıştır. Son dönemde gündemden düşmeyen ve her geçen gün toplumları daha çok etkide bırakan korona virüs salgınlarının bu hastalığı tetiklediği de tespit edilmiştir. Bununla birlikte oluşum nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Soğuk algınlığı geçirilmesi
  • Mide virüsleri oluşması
  • Gribal enfeksiyon geçirilmesi
  • Korona virüs
  • Zika virüsü
  • HIV
  • Hepatit A,B,C
  • Ameliyat sonrası oluşması
  • Travma geçirilmesi sonrasında oluşması

Yukarıda bahsedilen hastalıkların haricinde kalan hastalıklar neticesiyle de oluşabilmektedir. Bu hastalıkta önemli olan durum ise bağışıklık sisteminin zayıf olma halidir. Bağışıklığı düşük bir insanın hastalanma oranı oldukça fazla olduğu düşünülmektedir. Bağışıklık sisteminin zayıflaması halinde sinirlere zarar verici nörolojik durum meydana gelebilmektedir.

Sinir hücrelerine saldırı yapan bağışıklık sistemi beraberinde beyine uyarı yollayan sinyallerinde önünü kesmektedir. Özellikle yaşanan en basit hastalıkta dahi Guillain-Barre sendromu oluşabilmektedir. Bu nedenle geçirilen en hafif soğuk algınlığı halinde dahi en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekmektedir.



Guillain-Barre Sendromu Belirtileri

Guillain-Barre sendromu belirtileri genellikle ani şekilde başlayarak hızlı bir şekilde kişinin tüm vücuduna yayılmaktadır. Genel bakımdan oluşan sendrom halindeki belirtiler şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Bilek ve parmaklarda karıncalanma veya iğne batma hissiyatı oluşturması
  • Bacak kısmından başlayan güçsüz hissetme hali
  • Sinir sistemine bağlı ağrıların başlaması
  • Yürüme konusunda denge kaybı yaşanması veya ani şekilde yürüyememe hali oluşturması
  • Konuşmada güçlük çektirmesi
  • Çiğneme yetisinin kaybedilmesi
  • Göz hareketleri yapamama ve çift görme durumu yaşanması
  • Gece yarısı şiddetini arttıran kramp ve ağrılar yaşanması
  • İdrarını yaparken aşırı derece de zorlanılması
  • Hipertansiyon ve hopatansiyon oluşturması
  • Kanda pıhtı oluşması
  • Kalp ritimlerinin bozulmaya başlaması
  • Solunum yetmezliği veya nefes darlığı oluşturması

Yukarıda yer alan Guillain-Barre sendromu hastalığına yönelik belirtiler yaşanması halinde mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekmektedir. Çünkü bu hastalığın hızlı bir adımda ilerlediği saptanmıştır. Ayrıca oluşabilecek durumların önlenmemesi halinde kalıcı hasarlar oluşabilmektedir.



Guillain-Barre Sendromu Tanı Yöntemleri

Guillain-Barre sendromu tanı yöntemleri konusunda yapılan birçok uygulama bulunmaktadır. Çünkü bu hastalık kişiden kişiye değişken etkiler yaratmaktadır. Aynı zamanda nörolojik grupta incelenen bir hastalık olması nedeniyle benzer hastalıklarla semptomları aynıdır. Bu yüzden öncelikle hekim tarafından yapılan fiziki muayene esnasında tüm bulgular dinlenilmektedir. Bu sayede oluşan semptomlar kapsamlı bir şekilde dinlenilme sonrasında oluşan hastalıkla ilgili tanı uygulamalarına geçilmektedir. Yapılan tanı yöntemleri ise şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Elektromiyografi( EMG)
  • BOS testi

Gerekli tanı konulabilmesi amacıyla yapılan tanı yöntemleri iki şekilde öne çıkmaktadır. EMG sistemi sayesinde hasta kişinin kaslarına ince elektrotlar yerleştirilmektedir. Bu elektrotların bağlanması sayesinde sinirlerde oluşan sinyal incelenmektedir. BOS sistemi sayesinde omurilikte yer alan sıvının analizi yapılmaktadır. Bu sayede vücutta oluşan protein seviyesi ölçülmektedir.

Guillain-Barre Sendromu Tedavi Yöntemleri

Guillain-Barre sendromu tedavi yöntemleri arasında ilk olarak önem arz eden durum hasta olan kişiye yönelik bakım çalışmalarıdır. Hekim tarafından incelenen hastalık doğrultusunda yapılacak adımlar düzenli bir şekilde ilerletilmesi gerekmektedir. Özellikle oluşan hastalığın şiddetini düşürmek açısından hastaya takviye edici destek programları yaşamsal aktivitenin aynı hızda sürdürülmesi bakımından önemli rol oynamaktadır.

Guillain-Barre sendromu hastalığında bağışıklık sistemi sinir hücrelerine saldırı yapması nedeniyle vücutta kırmızı kan hücresi azalmaya başlamaktadır. Ayrıca vücudun koruma sistemini sağlayan antikor oluşumları da azalmış olmaktadır. Bu nedenle immünoglobülin ve antikor takviyesi başlatılmaktadır. Bu yöntemin kullanılması sayesinde solunum cihazına bağlı bir şekilde yaşanmasına gerek kalmamaktadır.

Her kişide farklı etkileşim oluşturan bu hastalık detaylı bir şekilde incelenmesi ve türüne göre tedavi uygulanması gereken hastalık türüdür. Bu nedenle hastanenin uyguladığı yöntemler haricinde özel bakım gerektiren bir hastalık türü olarak bilinmektedir. Yapılan uygulamalar sonrasında çoğu hastanın yaklaşık 1 senelik bir süre içinde büyük oranda iyileştiği görülmüştür.

Çölyak Hastalığı, Çocuklarda Üst Solunum Yolu Hastalıkları, Çocuklarda Ürtiker (Kurdeşen), Çocuklarda Sinüzit, Çocuklarda Rektal Kanama





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Erken Ergenlik


Erken Ergenlik

Erken ergenlik genel olarak çocukluk döneminden sıyrılan bireyin yetişkinliğe geçiş dönemi olarak adlandırılmaktadır. Çocuğun bedeninde fizyolojik bakımdan değişimler yaşanması ile birlikte başlayan bu durum aynı zamanda gelişim hızını da öne çıkaran bir durum olarak bilinmektedir. Fiziksel değişikliklerin beraberinde gelen durumlar haricinde hormon değişimleri ve duygusal geçişler de önemli bir paya sahip olduğu bilinmektedir.

Erken Ergenlik

Bedensel ve duygusal değişim yaşayan çocuklarda hormonsal ve fiziksel değişimlerin en erken başlayacağı süre zarfı kız çocuklarında 8 yaş, erkek çocuklarında ise 9 yaş öncesi olarak bilinmektedir. Bu süre zarfında olan değişimler çocuğun erken ergenlik yaşadığını gösteren durum olarak belirlenmektedir. Normal süre zarfı kızlarda 11 ile 13 erkeklerde 12 ile 14 olarak bilinen bu durum öncesinde yaşanmaya başladığı zaman kritik problemleri de beraberinde taşıyabilmektedir.

Erken ergenlik yaşı kızlarda 8 ve öncesi erkeklerde 9 ve öncesi yaş olarak bilinen bir sorun olarak görülmektedir. Fakat bu durum hekim tarafından muayene edilme sonrası kontrol altına alınabilir bir durumdur. Normal şartların üzerinde ilerleyen bu durum ebeveynler tarafından hızlı fark edilecek bir şey olmakla birlikte mutlaka hekim kontrolü yaptırılması gereği öne çıkmasıyla bilinmektedir. Kız çocuklarında ortalama olarak 10 yaşında göğüs gelişimi başladıktan sonra yaklaşık 2 yıl içinde adet görmesi beklenen ve normal kabul edilen bir durumdur.


Erkek çocuklarında ise ses kalınlığı ve vücut gelişimi beraberinde sivilcelenme, kıllanma tarzındaki doğal durumların 12 ile 14 yaşında oluşması beklenmektedir. Fakat erken yaşlarda ergenliğe geçiş yapmaları nedeniyle yaşıtlarıyla aynı olmayan durumlar karşısında çocuk kendini dışlanmış hissetmeye başlamaktadır. Kendinde önemli bir sorun olduğu düşünmeye başlayan çocuğun beraberinde psikolojisi de bozulmaktadır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Erken Ergenlik Nedir?

Erken ergenlik sorunu çocuğun normal yaş sınırının altında ergenliğe geçiş yapması demektir. Bu sorunun altında pek çok neden öne çıkabilen bir durum olarak ifade edilmektedir. Genetik yatkınlık başta olmak üzere beslenme tarzı, coğrafi etkenler veya çevresel etkenlerle oluştuğu düşünülmektedir. Fakat erken ergenlik yaşanması normal kabul edilen bir sorun değildir. Çünkü çocuğun erken ergenlik yaşamasının altında farklı bir hastalık barınıyor olabilir. Bu nedenle mutlaka çocuğun hekim tarafından muayene edilme sonrasında gerekli tedavinin başlanması gerekmektedir.

Takvim yaşına göre sınıflandırılan çocuğun hormonsal bakımdan gelişmesi ve bedensel bakımdan yaşıtlarına göre daha büyük olması kendisinde dışlanma hissini de başlatmaktadır. Bu nedenle psikolojik sorunlar yaşayan birçok çocuğun kendi dünyasını dış dünyaya kapattığı sık gözlemlenen durumlar arasında yer almaktadır.

Erken ergenlik sorunu önemli bir konu olup hassasiyet isteyen bir durum olarak öne çıkmaktadır. Çocuğun yetişkinliğe geçiş dönemi olarak adlandırılan ve büyümesi ile her şeyi anlaması beklenen bir durum olarak görülmektedir. Ergenlik çağında yaşanabilecek sorunlara dair beklenen durumların erken vakitte gelişmesi aileleri de endişelendiren bir durum olarak öne çıkmaktadır. Çünkü bu dönem zarfında çocukların normal yaşında ergenliğe geçiş süreci normal kabul edilmektedir. Çocuk ne kadar erken geçiş yapıyorsa altta yatan sorunda o derece önemli rol oynamaktadır.



Erken Ergenlik Nedenleri

Erken ergenlik nedenleri arasında pek çok durum öne çıkmaktadır. Genel olarak özetlenen belli konular şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Genetik yatkınlığa bağlı oluşması
  • Coğrafi etkenler nedeniyle oluşması
  • Beslenme tarzı nedeniyle oluşması
  • Obezite olmasından kaynaklı gelişmesi
  • Çevresel risk faktörleri nedeniyle başlaması

Yukarıda sıralanan konular genel olarak geniş yelpazede incelendiğinde çok çeşitli durumları öne çıkarmaktadır. Örneğin; aynı yaşta bulunan iki çocuğun yemek yeme tarzı birbirinden farklıdır. Böyle bir durumda mutlaka değişken bir durum oluşmaktadır. Biri iri yapı veya kanlı canlı görünürken diğer zayıf ve çelimsiz gözükebilmektedir. Beslenme tarzı nedeniyle erken ergenliğe geçiş olması doğal bir durumdur. Aynı zamanda ebeveynlerin tüketmekte olduğu besin takviyeleri de gelişim açısından büyük paya sahiptir.

Söz konusu besinin çocuğun gelişimi açısından kullandırılması halinde erken ergenlik durumu başlayabilmektedir. Beslenme tarzı dışında anne ve babanın gelişmiş bir vücut şekline sahip olması da önemli role sahip olduğu bilinmektedir. Örneğin; anne ve babası uzun boylu olan bir çocuğun kendisi de aynı şekilde yaşıtlarına göre daha uzun boylu olmaktadır. Bu gibi durumların dışında erken ergenlik sorunlarında çevresel faktörlerin de önemli bir rol oynadığını bilmek gerekir. Çocuklarda özenti şeklinde gelişen davranışlar merak uyandırıcı konulara eğilim yapmasıyla başlamaktadır. Bu nedenle kullanılan ürünler çevre etkeni ile başlayan durumlar olarak kabul edilmektedir.



Erken Ergenlik Belirtileri

Erken ergenlik belirtileri normal ergenlik belirtilerinin erken yaşta görülmesi ile öne çıkan önemli bir konudur. Bu belirtiler göğüs gelişimi, testis büyümesi, kas gelişimi, ses değişimi, kızlarda adet başlangıcı, hırçınlık, psikolojik sorunlar, bedensel ve psikolojik değişimler yaşanması ile birlikte yaşanan durumlar olarak bilinmektedir. Fakat bu belirtilerin yaşanması gereken yaş ortalaması kızlarda 11 ile 13, erkeklerde 12 ile 14 yaş olarak bilinmektedir.

Daha önce oluşmaya başlaması halinde mutlaka hekim muayenesi yaptırılması gerekmektedir. Çünkü bu belirtilerin erken yaşanması halinde iyi huylu bir tümör oluşumu veya farklı bir hastalık olma durumu vardır. Bu yüzden erken teşhis ile birlikte doğru zamanlama da tedaviye başlanması gerektiği bilinmektedir.



Erken Ergenlik Tanı Yöntemleri

Erken ergenlik tanı yöntemleri ilk olarak ebeveynlerin çocuklarında erken vakitte gelişen durumları anlamasıyla saptanmaktadır. Oluşan ergenlik sorunlarına yönelik konuların öne çıkması nedeniyle hekime başvuran aileler fiziki muayene esnasında çocuğun yaşadığı durumları da tıbbi öykü olarak dile getirmektedir.

Normal yaşına göre daha hızlı gelişen durumları incelemek adına hekim tarafından detaylı fiziki muayene yapılmaktadır. Oluşan durumla ilgili doğru tanı konulması açısından hekim tarafından bazı testler istenilmektedir. Bu testler hormon dengesini veya düzensizliğini ölçmek adına yapılmaktadır.

Bazı hormonların fazla çalışması nedeniyle oluşabilecek durumlar vardır. Ayrıca var olan bir hastalık nedeniyle başlamış olacağı düşünülerek ultrason ve MR çekimleri de yapılmaktadır. Böylece çocuğun yaşadığı durumla ilgili tam teşhis konularak vaktinden önce oluşan belirtileri durdurmaya yönelik tedavi başlatılmaktadır.



Erken Ergenlik Tedavi Yöntemleri

Erken ergenlik tedavi yöntemleri öncesinde ilk olarak oluşan bulguları taşıyan çocuğun yaşadığı durumla ilgili tam tanı konulması önemli rol oynamaktadır. Bazı hastalıklar nedeniyle oluşan bir durum ise ona göre bir tedavi başlatılmaktadır. Bu nedenle öncelikle çocuğun yaşadığı duruma göre tedavi başladığını bilmek gerekmektedir.

Erken ergenliğin oluşması halinde yaşandığı bilinen hastalıklar tümör, kist, hidrosefali gibi birçok hastalıktan kaynaklandığı için öncelikle bu hastalıklardan biri var ise tedavi edilmesi gerekmektedir. Bu hastalıklardan biri yok ise ergenliği geciktirici ilaç tedavisi başlatılarak doğru zamanlama ile başlanması sağlanmaktadır. Kız çocuklarında yumurtalık kisti oluştuğu zaman geçmesi beklenmektedir. Bu nedenle kaygılı davranmadan hareket edilmesi önemli rol oynamaktadır.

Erken ergenlik durumu ile ilgili sorun yaşayan çocuğun kendini kötü hissetmemesi adına psikolojik destek alması da önemli bir tedavi sayılmaktadır. Yapılacak tedavi ile birlikte ebeveynlerin çocuğunda baskı yaratmayacak şekilde iletişim kurması oluşan durumu en hafif şekilde atlatmalarını sağlayacaktır. Böylece çocuğun yaşadığı çalkantılı dönemin belirlenen süre zarfında tamamlanması ile normal ergenlik çağına başlaması beklenmektedir.

Çölyak Hastalığı, Çocuklarda Üst Solunum Yolu Hastalıkları, Çocuklarda Ürtiker (Kurdeşen), Çocuklarda Sinüzit, Çocuklarda Rektal Kanama





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Ergenlik Ve Büyüme Sorunları


Ergenlik Ve Büyüme Sorunları

Ergenlik ve büyüme sorunları genel olarak incelendiği vakit bir çocuğun ergenliğe geçiş dönemi arasında yaşamakta olduğu sorunları ele alan bir konu olarak bilinmektedir. Çocukluk döneminin bitmesi ile birlikte başlayan ergenlik sinyalleri gençliğin adımları olarak varsayılmaktadır. Bu dönem zarfında hem çocuklar hem de ebeveynler çeşitli durumları aynı süre içinde yaşaması ile birlikte farklı duygu değişimleri de yaşamaktadır. Çok geniş bir yelpazede incelenecek bu konu hakkında ebeveynlerden ve uzmanlardan farklı durumlar duyulması normal karşılanmaktadır.

Ergenlik Ve Büyüme Sorunları

Çocuğun ailevi ortamdaki yerinin önemsenmeye başlandığı bir nokta olarak bilinen bu durum aynı zamanda bir başkaldırma sürecini de tetiklemektedir. Ergenlik dönemine geçiş süreci erkek ve kız çocuklarında farklı yaş sınırıyla birlikte gerçekleşmektedir. Ergenlik ve büyüme sorunları kız ve erkek çocuklarının ergenlik dönemine geçiş yaptığı sürede zarfında görülmektedir.

Bu durum aslında yetişkinliğe de adım sayılır. Çünkü çocuğun ergenlik döneminde sürekli değişken durumda ilerleyen düşünceleri nasıl bir birey olacağının sinyallerini de vermektedir. Kız çocuklarında ergenliğe geçiş sinyalleri 11 ile 13 yaş arasında belirginleşirken erkek çocuklarında bu yaş sınırı 12 ile 14 yaş arasında değişmektedir. Bu yaşlarda yaşanan duyguların tetiklenmesinde çıkaran durumların başında aile içindeki ortam öne çıkmaktadır.


Bu yüzden karışık duygular içinde olan çocuğun doğru bir düzeyde ilerleyebilmesi açısından ebeveynlere büyük sorumluluklar düşmektedir. Bu yaşlarda en çok görülen durumlar arasında çocuğun yalnız kalmak istemesi ve görüşmelerini gizli yapmaya başlaması gelmektedir. Ani baskın hissettiği vakit içinde ise öfke patlaması adı verilen huzursuzluk ortamı oluşmaktadır. Bu durum çoğu aileler içinde kabul edilemez bir durum olarak gözükse de çocuğun ergenliğe geçiş döneminde birey sinyalini verdiği en önemli adımı sayılmaktadır.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Ergenlik ve Büyüme Sorunları Nedir?

Ergenlik ve büyüme sorunları iki kısımda incelenecek durumlara işaret eden ve gelişim gösteren çocuğun fiziksel ve psikolojik açıdan sergilediği tavırlar olarak nitelendirilen geniş bir konudur. Kız çocuklarının ergenliğe geçiş dönemi 11 ile 13 yaş arasında olmaktadır. Erkek çocuklarında ise bu yaş sınırı 12 ile 14 yaş arasındadır. Bu bakımdan kız çocuklarının ergenliğe geçiş adımı daha önce olduğu bilinmektedir.

Yaşamakta olduğu duyguların çok çeşitli olması ve bu duruma yönelik sergilediği tutum ve davranışlarda beraberinde oluşan yaşam döngüsünü oluşturmaktadır. Erkek çocuklarında ise bu durum daha sert çıkışlara neden olabildiği gibi öfke patlamaları ile ortaya çıkan huzursuz ortamları da beraberinde getirdiği bilinmektedir. Çoğu ebeveyn çocuğunun 11 ile 15 yaş arasında sergilediği davranışlarda ani sinir krizleri, öfke patlamaları veya dengesiz davranışlarının olmasından yakınmaktadır. Bu durum tamamen doğal olduğu gibi çocuğun birey olduğunun farkına varılması açısından önemli bir sinyal olarak görülmektedir.

Ergenlik ve büyüme sorunları adı altında incelenen konular çocuğun büyüme esnasında fizyolojik bakımdan değişim göstermesi ve beraberinde davranış ve düşünce tarzının da değiştiği konular olarak bilinmektedir. Aile içindeki ortamın çocuk üzerinde etkisi çok yüksek olmasına rağmen yanlış bir davranış sergilediğinizde çocuğunuzun size karşı gelmesi de onun bir birey olduğunu gösteren durum olarak kabul edilmektedir.



Ergenlik ve büyüme sorunları arasında fiziksel açıdan gelişmekte olan çocuğun görsel açıdan değişmeye başlaması ile birlikte kendine özenme veya bakım yapma konuları da beraberinde gelmektedir. Bu durumun yanı sıra ergenlik döneminin bir sinyali olarak bilinen sivilce sendromları da aynı süre zarfında yaşanan bir durumdur. Aynı şekilde kızlarda adet başlangıcı ile erkek çocuklarında kas gelişimi öne çıkan durumlar olarak bilinmektedir.

Eskiden sergilediği tavırların aksine yalnızlığı seçmek isteyen çocuğun dünyası sürekli değişken bir şekle bürünmüş haldedir. Erkeklerin doğası gereği hırçınlığı daha yüksek şekilde izlenirken kız çocuklarının sinir krizi geçirecek boyutta sorunlar yaşaması da mümkündür. Çocuğun ebeveynleri ile arasındaki ilişki bu bakımdan çok önemli rol oynamaktadır. İyi bir iletişim tarzı bulunmayan ebeveyn ve çocuk arasında mutlaka çatışmalar yaşanmaktadır.

Çeşitli nedenlerle ortaya çıkan anlaşmazlıkların sonucunda çocuk kötü arkadaş edinebildiği gibi kötü şekilde gelişecek olaylara da maruz kalabilmektedir. Bu nedenle ergenlik döneminde ipin ucunu kaçırmayacak şekilde esnek davranılması ebeveynlere düşen en önemli görevlerden biri sayılmaktadır. Çünkü siz nasıl bir hayat yaşıyorsanız; çocukta sizi izleyerek aynısını yapmak isteyecektir.



Ergenlik ve Büyüme Sorunları Belirtileri

Ergenlik ve büyüme sorunları bir hastalık değildir. Geniş bir konu olarak incelenen bu durum çocuğun birey olma yolunda yaşayacağı genel sorunlar olarak adlandırılmaktadır. Ergenlik dönemi zarfında kız ve erkek çocuklarının genel yaşadığı durumlar şu şekilde belirtilmektedir.

  • Kimlik arayışı yaşaması
  • Erken veya geciken boy orantısı yaşadığı bir sorun olarak bilinmektedir.
  • Ergenlik ve büyüme sorunları döneminde kız çocuklarında çok sık yaşanan bir durum olan tiroit sorunları ve kansızlık belirtileri nedeniyle hırçın tavırlar sergilendiği görülmektedir.
  • Asabi tavırlar sergilemeleri ve sivilce problemleri yaşamaları
  • Kas gelişimi
  • Kızlarda tüylenme ve adet başlangıcı yaşanması
  • Erkeklerde tüylenme ve nadir olarak belirginleşen meme büyümesi sorunu
  • Kilo problemleri
  • Psikolojik travma geçirmesi
  • Sinir krizi

Yukarıda belirtilen durumlar ergenlik ve büyüme sorunları olarak bilinen durumlar olup genel özetlenmiş halidir. Fakat bu listede yer almayan pek çok durumda yaşanmakta olan durumlar olarak nitelendirilmektedir. Çocukluktan ergenliğe geçiş yapmaya çalışan bireyin verdiği sinyaller değişken olmasıyla birlikte yaşadığı aile hayatı da önemli rol oynamaktadır.



Ergenlik ve Büyüme Sorunlarına Dair Yapılması Gerekenler

Ergenlik ve büyüme sorunları arasında yıllardır gizli kapaklı tutulan cinsellik konuları da yer almaktadır. Had safhaya inmiş olan sorunların yanı sıra gelişen teknolojik ürünler sayesinde her şeyden haberdar olabilen çocukların bu konudaki görüşlerinden önce ebeveynlerin bu konuda doğru zamanda bilgi vermeye başlaması gerekmektedir. Çünkü çocuk ergenliğe geçiş dönemi içinde sorgulayıcı bir birey haline gelmektedir. Bu yüzden mutlaka zamanında gerekli bilgilerin verilmesi şarttır.

Çocuğun içine kapanık bir vaziyete bürünmesi doğası gereği ergenlik dönemi zarfında çok yaşanan bir durum olarak bilinmektedir. Davranışları ve tutumu karşısında şiddet göstermek yerine kızmadan düzgün bir ifade ile onunla iletişim kurmayı denemek çok yerinde ve doğru bir adım sayılmaktadır. Özellikle 11 ile 15 yaş ortalamasındaki çocuklarla doğru iletişim kurma açısından fikir beyanı çok önemlidir. Örneğin; gece dışarı çıkmanı yasakladım şeklinde değil de gece dışarı çıkarsan başına kötü bir durum gelebilir şeklinde ifade etmeniz doğru olacaktır.



Ergenlik ve büyüme sorunları arasında öfke patlaması ve ani çıkışlar çok yaşandığı için nazik bir tavır sergilemeniz ve rica şeklinde konuşma tarzı sergilemeniz çocuğu içten etkileyecek önemli bir hamle sayılmaktadır. Ayrıca ebeveynlerin genel tutumu önemli olduğu kadar ebeveynlerin karşılıklı iletişimleri de önemli rol oynamaktadır.

Aile içinde şiddet, huzursuzluk gören çocukların daha fazla yalnız kalmak istemesi ve zamanını arkadaşları ile geçirmek istemesi çok sık görülen bir durum olarak bilinmektedir. Çocukluğa yas dönemi olarak kabul edilen bu süreci iyi değerlendirme adına mutlaka anne ve babaların gerekli konularda bilinçlenmesi şarttır. Çünkü bu yaşlarda şekillenen düşünce tarzı ileriki hayatlarında daha önemli pozisyonda rol oynayacaktır.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Çölyak Hastalığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Göbek Granülomu


Göbek Granülomu

Göbek granülomu genel olarak doğum anında göbek bağına bağlı kordonun kesilmesi ardından gelişen iyileşme durumu olarak bilinmektedir. Aşırı iyileşme olarak adlandırılan granulasyon durumu göbek düşme sonrasında yaşanan sıvı akışı olarak ifade edilmektedir. Oluşan sıvı akışının kordon kesilme şekli ile bir ilgisi olmadığı gibi aynı zamanda kesilme süresiyle de bir ilgisi bulunmamaktadır.

Göbek Granülomu

Göbek düşmesi sonrasındaki süre içinde yaşanan bu durumla birlikte göbekten sarımtırak şekilde bir sıvı akışı oluşabilmektedir. Bu sıvının rengi kimi zaman kırmızı renkte de olabilir. Sinir dokusu içermeyen bu hücrelerin alınması halinde herhangi bir ağrı ya da sızı oluşmamaktadır. Bu nedenle alınmaları oldukça kolay ve gerekli olduğu düşünülmektedir.

Göbek granülomu bebeğin göbeği düşmesi sonrasında ilk 2 hafta içinde meydana gelebilen bir durumdur. Ortalama 1mm ya da 2 mm şeklinde gelişen doku büyümesi ile oluştuğu görülmektedir. Çeşitli hücre ve damar yığınıyla meydana gelen bu durumda göbekten sıvı akışı başlamaktadır.


Henüz ilk kez bebek sahibi olmuş ebeveynlerde bu durum oldukça endişeli bir süreç başlatabilmektedir. Fakat kendiliğinden oluşan bu durum hekim tarafından kontrol edildiği vakit ufak bir cerrahi işlemle çözülecek nitelikte değerlendirilmektedir. Bu nedenle aşırı bir stres yapmadan gerekli tıbbi kontrol ihmalini geciktirmeden erken davranmak gerekmektedir. Aksi halde sıvı akışı devam edebilmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Göbek Granülomu Nedir?

Göbek granülomu bebeğin doğum anında kordon bağının kesilmesinden sonraki iki hafta içinde yeni bir hücre ve damarlar içeren doku parçası olarak bilinmektedir. Oluşan bu doku parçası genellikle yuvarlak şekilde olup görüntü olarak pembe veya kırmızıya dönük şeklinde olduğu bilinmektedir. Ayrıca sarıya dönük bir sıvı akışına sebep olmaktadır.

Oluşan bu sorunun tam olarak neyden kaynaklandığı bilinmemektedir. Fakat durum takibi yapılırken uzun süre akan bir sıvı durumu varsa mutlaka tıbbi muayene gerektirdiği gibi tedavi de gerektirmektedir. Çünkü akan sıvı bebeğin cilt yapısını da tahriş etmekte ve farklı sorunlara da yol açabilmektedir. Anne karnında bulunan bebek açısından göbek kordonu çok önemli rol oynamaktadır. Gelişimi ve beslenmesi açısından anne karnında iken kordon yardımı ile büyüyen bebeğin doğum sonrasında kordona ihtiyacı olmamaktadır. Bu nedenle doğum anında kesilen kordonla ilgili durumların kapanması beklenmektedir.

Göbek granülomu bir bebekte en fazla 45 gün kalabildiği görülmüştür. Fakat doğru düşme ve kapanma zamanı ortalama 2 hafta olarak bilinmektedir. Bu süre zarfında kapanmayan hücre yapısından sürekli sıvı akmaktadır. Aynı zamanda oluşan bu durum bebeğin bağışıklık sisteminin zayıf olduğunu gösterebilen bir durum olarak yorumlanmaktadır. Bu konuda tıbbi kontroller esnasında önerilen ilk şey belirli aralıklarda göbek kordon kısmının dezenfekte edilmesi gerektiğidir.

El ile bir temasta bulunulmamalı ya da hareket ettirilmemesi önerilmektedir. Daha net bir ifade ile göbeğin etrafındaki sıvı temizlendikten sonra oluşan durum kendi haline bırakılarak ortalama 2 hafta beklenmesi gerekmektedir. Alkol ile temizlemesi gereken bu alanda en tehlikeli durum omfalit oluşmasıdır. Omfalit göbeğin iltihap kapması olarak ifade edilen bir tıp terimidir. İltihap oluşmaması açısından düzenli temizleme önemli rol oynamaktadır. Bu durum aynı zamanda bebeğin bakımına dair yapılan uygulamalardan biri olarak bilinmektedir.



Göbek Granülomu Tedavi Yöntemleri

Göbek granülomu genel olarak doğum sonrasında her bebekte oluşabilecek bir durum olarak bilinmektedir. Göbek kordonunun doğum anında kesilmesi ile birlikte anne sütü ile yaşama başlayan bebeğin ilk 2 hafta içinde göbek bağı düşmesi beklenmektedir. Bu durum kimi zaman hiçbir sıvı akıtmadan oluşabildiği gibi kimi zamanda sarı ve kırmızı renk arasında sıvı akışı oluşturduğu bilinmektedir. Kordon kesilme anında tıbbi bir araç ile bağlanan bu kısım önce kahverengi gözükmektedir.

Yaklaşık iki hafta içinde morarıp küçülerek kendi kendine düşmektedir. Bu süreç tamamen normal bir süre olarak bilinip oluşması gereken durum olarak gözetilmektedir. Fakat bazı durumlarda sıvı akışı devam edebilmektedir. Böyle bir durumda göbek granülomu sorununun iltihap oluşturabilme potansiyeli de mevcut haldedir. Bu yüzden tıbbi kontrollerde hemşireler veya hekimler tarafından anneye söylenen önemli adımlar vardır.

Kullanılması gereken malzemeler genellikle temizleyici mendiller ve alkol olarak bilinmektedir. Kimi zaman gazlı bez kullanımları da yapılmaktadır. Göbeğin etrafında oluşan ve akan sıvının belirli aralıklarla temizlenmesi şarttır. Çünkü göbek etrafında çeşitli tahrişler meydana getirebilmektedir. Genel bakımdan göbek granülomu tedavi yöntemleri birkaç şekilde yapılmaktadır. Bu uygulamalar şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Gümüş nitrat çubuklar eşliğinde kurutulması sağlanmaktadır.
  • Alkol ile temizlenmesi eşliğinde 2 haftalık süreçte kuruması beklenir.
  • Sabun ile yıkama yapılması önerilmektedir.


Genel olarak göbek granülomu küçülmesi açısından kurutma işleminde kullanılan gümüş nitrat çubuklar önemli rol oynamaktadır. Bu uygulama ortalama 2 gün boyunca yapılabilmektedir. Böylece doğal hayata geçiş desteklenmiş olmaktadır. Çünkü göbek granülomu anne karnında bebeğin beslenmesine yarayan bir parçadır. Bu parçanın açık kalması halinde bağışıklık sistemine dayalı hasarlar oluşabilmektedir.

Gümüş nitrat ile yapılan uygulama sonrasında bebeğin cilt rengi biraz koyulaşabilmektedir. Bu durum korkutucu olmayıp göbek granülomu uygulamasının bir adımı olarak bilinmektedir. Ayrıca kısa sürede etkisi kaybedecek bir durumdur. Bu uygulama ortalama 2 haftalık süreçten göbek bağı düşmeyen bebeklerde kullanılmaktadır.

Göbek bağı düşmemiş ve sürekli akıntı halinde olan bebeğin yaşayacağı sorunların başında ilk olarak akıntının sebep olacağı durumlar gözetilmektedir. Akan sıvı nedeniyle yapılan göbek bakımı yeterli gelmeyebilir ve beraberinde göbek kısmında iltihap oluşabilmektedir. İkinci olarak kullanılan ilacın sıvı akışı nedeniyle hiçbir faydası görülmediği durumlarda bulunmaktadır. Bu nedenle bebek bakımı yaparken bu durum düzenli bir şekilde takip edilmeli ve göbek kısmı temiz tutulmalıdır. Yapılan bu uygulama beraberinde oluşan sorun kısa sürede giderilecek bir sorundur. Bu nedenle endişeye kapılmadan gerekli tedbirleri alarak bebeğinizin bakımını doğru şekilde yapmanız önerilmektedir.



Göbek Granülomu Neden Oluşur?

Göbek granülomu oluşumunun nedeni tam olarak bilinmemektedir. Ayrıca net bir sebebi olmayan granülom ile ilgili annelerin doğum anında kordon kesilme yöntemine bağlı düşündüğü konular tamamen yersiz olan durumlar olarak bilinmektedir. Çünkü göbek kordonunun nasıl, ne ile kesildiği veya ne zaman kesildiği granülom oluşmasına sebebiyet veren bir durum olarak sebep gösterilmemektedir. Kendiliğinden oluşan bir durum olması nedeniyle en önemli şeyin doğru bakım ile doğru zamanlama da düşmesidir.

Gereken zaman zarfında düşmeyen veya yok olmayan granülom iltihap oluşturabilmektedir. Bu nedenle özenle takip edilmesi ve bakım yapılması gereken bir durumdur. Göbek granülomu kuruması açısından uygulanılan gümüş nitrat uygulaması sıvı akışı devam eden bebeklerde kullanılmaktadır. Bu süre zarfında yıkanılmaması gereken bebeğin cildi tahriş olmaması bakımında sürekli dezenfekte edici alkol ve temiz bez kullanılması önerilir.



Göbek granülomu düşmesi sonrasında umbilikal granülom tedavisi bitmiş olacağından bebeğin ilk banyosu yaptırılmaktadır. Göbek granülomu oluşması halinde korkmadan düzenli bir bakım yapılması şarttır. Aşırı bir sıvı akışı halinde ise mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna giderek durumu kontrol altına aldırmanız mümkün olmaktadır. Hassasiyet isteyen bu konu beraberinde bebeğin normal beslenme rahatlığı da pekişmektedir. Çünkü göbek kordonu anne karnındaki beslenme aracıdır.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Çölyak Hastalığı





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Ensefalit (Beyin İltihabı)


Ensefalit (Beyin İltihabı)

Ensefalit (beyin iltihabı) genel olarak nörolojik disfonksiyonu ile ortaya çıkan bir rahatsızlık olarak bilinmektedir. Yaygın nedenleri arasında ilk sırada yer alan durum viral enfeksiyon kaynağıyla oluşması şeklinde gözlemlenmiştir. Beyinde oluşan akut enflamasyon sonucu öne çıkan belirtiler arasında ateşlenme hali ve baş ağrıları yer almaktadır. Fakat hiçbir belirti göstermeden de gelişebilen bir hastalık olduğu bilinmektedir.

Ensefalit (Beyin İltihabı)

Beynin etkilenmesi ile başlayan semptomların beraberinde kafa karışıklığı yaşanması, koordine olamama veya denge kaybı oluşması muhtemel olarak gözlemlenmektedir. Ayrıca işitme problemleri de beraberinde gelen bir fonksiyon olarak bilinmektedir. Bu hastalıkta özellikle çocuklar ve yaşlılar büyük risk grubunda sayılmaktadır. Bunun temel nedeni bağışıklığın tam olarak gelişmemiş olması veya zayıf olmasından kaynaklı olmasıdır. Beyin iltihabı oluşması ile birlikte hayati tehlike oluşturan durumlarda öne çıkabilmektedir. Bu yüzden ciddi ve sarsıcı bir hastalık olarak ifade edilmektedir.


Ensefalit (beyin iltihabı) rahatsızlığı küçük çocuklarda büyük hasarlara neden olabilecek türdedir. Fakat hastalığın dikkat çeken kısmı erken teşhis edilmesi sayesinde mevcut yaşam koşullarına hastanın geri dönebilme imkânı bulunmasıdır. Bu nedenle erken tanı önemli rol oynamaktadır. Özellikle sık rastlanan belirtiler gözlemlenir hale ulaşmışsa mutlaka en yakın sağlık kuruluşuna gidilmesi gerekmektedir. Bu hastalığın oluşumunda viral enfeksiyon türleri ilk sırada olmasına rağmen bakteriyel enfeksiyonlarında aynı hastalığa sebep olduğu bilinmektedir. Ayrıca enfeksiyon oluşumları esnasında başlayan bir rahatsızlık olmasına rağmen tam olarak net bir nedeni bilinmemektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Ensefalit (Beyin İltihabı) Nedir?

Ensefalit (beyin iltihabı) rahatsızlığı viral veya bakteriyel enfeksiyon nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olan kişilerde oluşan nörolojik hastalık türlerinden biri olarak bilinmektedir. Nörolojik disfonksiyonu olarak tanımlanan bu hastalığın perde arkasında çeşitli lezyonlar oluşabilmektedir.

Oluşan hasarla birlikte meydana gelen durumların başında sıkça yaşanmaya başlanan baş ağrıları yer almaktadır. Ayrıca konsantre olamama ve nöbet şeklinde geçirilen ataklar gözlemlenebilmektedir. Bununla birlikte görme kayıpları da oluşabilmektedir. İleriki dönemde daha fazla ciddi bir boyuta ulaşan hastalığın pençesine düşmüş en riskli gruplar yaşlı ve çocuklar olarak bilinmektedir. Çünkü bağışıklık sisteminin en savunmasız olarak bilindiği grup bu ikisidir. Bu nedenle erken teşhis çok önemlidir. Ayrıca kişinin geçirmiş olduğu bir enflamasyon veya enfeksiyon beyin iltihabına yol açabilmektedir.

Ensefalit (beyin iltihabı) nörolojik hastalıklar kapsamında incelenen bir rahatsızlık türü olarak bilinir. Ayrıca direkt olarak enfeksiyon olmayan veya olan durumlarla oluşabildiğinden geçirilen ateşli rahatsızlıklarda bu hastalığın gelişmesinde önemli rol oynamaktadır. Vücut birbirine bağlı bir mekanizmaya sahiptir. Bu mekanizmanın bozulmasını sağlayan başlıca durumlar arasında sık geçirilen enfeksiyon hastalıkları bulunmaktadır.

Hastalığın beraberinde vücudun direnci düşerek farklı hastalıklara yatkınlaşma hali de çoğalmaktadır. Bu yüzden bağışıklık sistemini güçlü tutmak açısından takviye edici gıda türleri ve yapılması gerekenler konusunda titiz davranılması şarttır.



Ensefalit ( Beyin İltihabı) Nedenleri

Ensefalit ( beyin iltihabı) nedenleri arasında ilk belirtilen durum kişinin viral enfeksiyon geçirmiş olmasıdır. Viral enfeksiyon çeşitli virüsler nedeni ile geçirilen enfeksiyon olarak bilinmektedir. Bu enfeksiyon rahatsızlıkları şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Suçiçeği
  • Kızamık
  • HIV
  • Soğuk algınlığı ve üşütme
  • HPV
  • Çocuk felci
  • Kuduz
  • Alt ve üst solunum yolları hastalıkları
  • Hepatit
  • Uçuk
  • Siğil

Yukarıda sıralanmış olarak rahatsızlıklar direkt olarak viral enfeksiyon olarak tanımlan grupta yer almaktadır. Bu hastalıklardan birinin yaşanması halinde kişide beyin iltihabı oluşması muhtemel görünmektedir. Bu nedenler dışında bakteri yoluyla oluşan enfeksiyonlarında Ensefalit hastalığına sebep olduğu bilinmektedir. Kesin olarak nedeni belirlenemeyen durumlarında öne çıktığını belirterek bu iki neden yoluyla oluştuğu düşünülmektedir.



Ensefalit (Beyin İltihabı) Belirtileri

Ensefalit ( beyin iltihabı) belirtileri genel olarak ani bir şekilde kendini göstermeye başlamaktadır. Çocuklarda ve bebeklerde oluşan belirtiler değişken olmakla birlikte yetişkinlerde daha farklı öne çıkmaktadır. Genellikle şiddetli baş ağrısı ile başlayan semptomlarının yanı sıra yüksek ateşte görülmektedir. Gribal enfeksiyonla benzer belirtileri gösteren ensefalit hastalığı genel bakımdan şu belirtiler ile sıralanmaktadır.

  • Ateş
  • Kas ve eklem ağrıları oluşması
  • Ajitasyon
  • Halüsinasyon görülmesi
  • Nöbet geçirilmesi
  • Işık hassasiyeti oluşması
  • Görme ve işitme kaybı yaşanması
  • Konuşma zorluğu yaşanması
  • Bilinç kaybı oluşması
  • Hastanın komaya girmesi

Yukarıda sıralanan belirtiler genel olarak yaşı büyük olan bireylerde görülen durumlar olarak saptanmıştır. Bebeklerde ensefalit belirtileri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Kafatasının yumuşak kısımlarında şişlik oluşması
  • Vücudun sertleşmesi
  • Mide bulantısı
  • Kusma
  • Agresif ve sinirlilik hali oluşturması

Sıralanan belirtiler arasında farklı durumlarda eklenebilmektedir. Ayrıca üst kısımda yer alan belirtiler kısmen yaşanabilmektedir. Oluşan beyin iltihabı sırasında yaşanan semptomlar aynı zamanda grip ile büyük benzerlik taşımaktadır. Çünkü her iki durumda enfeksiyona bağlı geliştiği bilinen hastalık türleridir. Bu nedenle belirtiler benzer şekilde olsa da net bir tanı konulabilmesi açısından mutlaka hekim kontrolü yaptırılmalıdır.



Ensefalit (Beyin İltihabı) Tanı Yöntemleri

Ensefalit (beyin iltihabı) tanı yöntemlerinin öncesinde hekim tarafından hastanın tıbbi geçmişi dinlenilmektedir. Fiziki muayene esnasında oluşan belirtiler saptanması ile birlikte gerekli görülen tanı yöntemlerine geçilmektedir. Ensefalit hastalığında uygulanılan tanı yöntemleri şu şekilde açıklanmaktadır.

  • Beyin görüntülemesi: MRI ya da BT taraması sayesinde beyinde oluşan tümör saptaması yapılmaktadır.
  • Spinal Musluk ( lomber ponksiyon): bu tanı yönteminde sırtın alt kısmında iğne yardımı ile sıvı alınmaktadır. Alınan sıvı gerekli incelemelerde kullanılacak olup iltihap oluşup oluşmadığına bakmak açısından önemli rol oynamaktadır. Ayrıca beyin iltihabına yol açan virüsün hangi kaynaklı olduğu da bu sayede tespit edilebilmektedir.
  • Laboratuar testleri: idrar, gaita, serum toksikoloji testleri yapılmaktadır.
  • EEG: EEG testi sayesinde beyin içinde yer alan elektriksel aktivite denetlenmektedir. Saç derisine yapıştırılan elektrotlar sayesinde bu uygulama gerçekleştirilir.
  • Beyin biyopsisi: Hastalığın gerileme veya kötüleşme halinde istenecek en son tanı yöntemi olarak bilinmektedir. Bu sayede oluşan hastalığın ne türde bir rahatsızlık olduğuna dair şüpheler giderilmektedir.

Yukarıda sıralanan durumlar genel olarak ensefalit rahatsızlığında kullanılan yöntemler olarak bilinmektedir. Böylece hastalığın ilerlemeden erken teşhisi yapılmakta ve hızlı şekilde tedavisine başlanmasını sağlamaktadır.



Ensefalit (Beyin İltihabı) Tedavi Yöntemleri

Ensefalit (beyin iltihabı) tedavi yöntemleri genellikle kişinin durumuna göre değişkenlik gösteren bir şekilde gerçekleşmektedir. Hastalığın ciddiyeti açısından genellikle hastanede yatış şeklinde yapılan tedaviler ile bilinmektedir. Hafif derecede geçirilen bir ensefalit durumu gözlemlenmişse hastanın bol sıvı tüketmesi ve ateş düşürücü ilaç takviyesi ile birlikte istirahat etmesi gerekmektedir. Ayrıca anti-viral ilaç ve antiflematuar ilaç kullanımları oluşan hafif derecedeki hastalığı kısa sürede geçirdiği bilinmektedir.

Fakat çok şiddetli bir ensefalit hastalığı anında hastaneye yatış gerekmektedir. İlk olarak kişi nefes darlığı yaşamaması bakımından solunum yardımı uygulanmaktadır. İntravenöz sıvılar ile birlikte anti-enflamatuar ilaçların kullanımı başlatılmaktadır. Ek olarak antikonvülzan ilaçlar ile birlikte hasta sıkı takibe alınmaktadır.

Şiddeti yüksek olan hastalık türünde tedavi uzun süreli olabilmektedir. Fakat düzenli tedavi ile birlikte birçok kişinin iyileştiği gözlemlenmiştir. Fakat bebek ve yaşlı kişilerde bu hastalığın beraberinde beyin uzuvlarını tam anlamıyla kullanamaması ortaya çıkmıştır. Konuşma güçlüğü, kuvvet kaybı, işitme ve görme bozuklukları oluştuğu görülmüştür. Bu nedenle erken teşhis ve tedavi açısından belirtiler gözlemlendiği vakit hastaneye gidilmelidir.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Ergenlik Ve Büyüme Sorunları





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Hidrosel Ve Kordon Kisti


Hidrosel Ve Kordon Kisti

Hidrosel ve kordon kisti anne karnında var olan erkek bebeğin testis kısmının etrafında oluşan sıvı miktarı olarak bilinmektedir. Bu durum kısmen kız çocuklarında da oluşabilmektedir. Testisin genel yapısı gereği üst kısmında ve torbalarında zarlar bulunmaktadır. Zar tabakalarının arasında yaklaşık olarak 10 cc ’ye kadar sıvı bulunmaktadır.

Hidrosel Ve Kordon Kisti

Yapıları gereği sürekli olarak çalışma sistemi içerisinde emilim yapmaları ile bilinmektedir. Bununla birlikte oluşabilecek kaza ve darbelere karşı koruma anlamında var olan zarların bozulması hayati önem taşımaktadır. Çünkü herhangi bir darbe almasından sonra zarların şişmeye başlama durumu ortaya çıkmaktadır. Bu durum sonrasında sıvı artışı çoğalarak balonlaşma hali oluştuğu bilinmektedir. Oluşan bu durumun genel adı ise Hidrosel olarak bilinmektedir. Hidrosel ve kordon kisti anne karnında gelişip büyüyen erkek çocuklarında karın çıkıntısı olarak öne çıkan bir konudur. Karın zarı çıkıntısı tam olarak gelişmediği vakit ucu kapalı hale gelmekte ve kordon kistini oluşturmaktadır.


Karın içindeki basınç artışa geçtiği anda karın boşluğunda yer alan sıvı miktarı dar kısımdan geçmesiyle birlikte en son kısımda toplanmaya başlamaktadır. Testis kısmına eşlik eden bu bölüm anlık olarak fark edilecek bir durum değildir. Fakat alt kısımda sıvı birikmesine yönelik şişlik oluştuğunda el ile yapılacak fiziki muayene esnasında oluşan kist fark edilebilmektedir. Erkek çocuklar için önemli bir durum olması nedeniyle dikkatli muayene gerektiren bir sorun olarak bilinmektedir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Hidrosel ve Kordon Kisti Nedir?

Hidrosel ve kordon kisti genel olarak gebelik dönemindeki annenin erkek çocuğunda görülebilecek bir durum olarak bilinmektedir. Testis kısmı ile karın ucu arasında oluşan sıvı miktarının artış göstermesi ile birlikte gözlemlenen ciddi bir problem olarak bilinmektedir.

Testis kısmının çevresini bir bütün olarak sarmasıyla bilinen hidrosel torbasının kasık bölümünde oluşturduğu sıvı genel olarak hidrosel kisti olarak ifade edilmektedir. Bu durum nadir olarak kız çocuklarında da oluşabilecek bir durum olarak bilinmektedir. Fakat genellikle erkek çocuklarının gebelik dönemlerinde yaşanan bir sorun olarak açığa çıkmaktadır. Beraberinde meydana gelen durum fıtık kesesi olarak gözlemlenmektedir. Tıp dilinde oluşan bu duruma su fıtığı da denilmektedir. Oluşan açıklık ne kadar dar ise o kadar iyi sayılmaktadır. Açıklığın büyük olması halinde sıvı artış miktarı da çoğalmaktadır.

Hidrosel ve kordon kisti genel bakımdan doğuştan oluşan bir sorun olarak bilinmesine rağmen akut şekilde sonradan da geliştiği görülmektedir. Özellikle üst solunum yolu hastalıklarından birinin yaşanması halinde tetiklenen bir sorun olarak oluştuğu bilinmektedir. Yaşanan hastalığın türüne göre gelişim gösterebilen bu durum ortalama olarak 2 haftalık süre zarfında kendiliğinden geçebilmektedir. Bu süre zarfında geçmesi beklenen durum devam ediyorsa cerrahi müdahale gerektirmektedir. Bu hastalığın oluşturduğu pozisyon genel olarak fıtık ile benzer yapıda olmasından dolayı çok fazla karıştırılmaktadır.

Bu yüzden doğru tanı yapılabilmesi açısından ultrasonografi filmi çekilmesi gerekmektedir. Bu filmin çekilmesi sonucu karın içi boşluğu gözlemlenerek oluşan durum doğru bir şekilde saptanabilmektedir. Tanı konulurken film çekilmesinin sebebi boğulmuş fıtık türüne benzetilmesinden kaynaklıdır. Bu yüzden gerekli tanı yöntemi kullanılması gereken bir uygulama olarak bilinmektedir.



Hidrosel ve Kordon Kisti Çeşitleri

Hidrosel ve kordon kisti rahatsızlığı genel bakımdan çocuklar açısından incelendiğinde 5 gruba ayrılan bir rahatsızlık olarak bilinmektedir. Bu rahatsızlığın oluşturduğu 5 grup hidrosel ve kordon kisti çeşitleri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Kommunike hidrosel: Skrotum ve kasık kanalında belirli zaman aralığında şişlik oluşturması olarak öne çıkan bir durumdur. Sabah saatlerinde kaybolan görüntü gece yarısı veya uyku halinde çoğalabilmektedir.
  • Testis hidroseli: Oluşan sıvı veya su miktarı kasık kanalından geçebilecek kadar oluşması şeklinde ifade edilmektedir. Aynı zamanda şişliğin oluştuğu kısım sadece skrotum olarak bilinmektedir.
  • Kordon kisti ve kord hidroseli: Meydana gelen sıvı miktarı sadece kasık kanalında oluşmaktadır. Bu durum ultrason incelemelerinde genellikle su kesesi tarzında görünmektedir.
  • Abdominoskrotel hidrosel: Karın içinin alt kısmı ve kasık kanalında şişlik oluşturması ile bilinmektedir. Yer değiştiren bir ikilem oluşturması nedeniyle BT ve ultrason taramaları ile durum tespit edilebilmektedir. Çünkü görüntü bakımından kum saati şekline benzemektedir.
  • Travma, epidimit enfeksiyonu ve testis tümörleri nedeniyle gelişen hidrosel: Bu tarzda oluşan sorunlar genel olarak doğumsal faktörle oluşmazlar. İleri yaşlarda görülecek bir sorun olduğu gibi tedavi edilmesi ile düzelecek bir rahatsızlık olarak bilinmektedir.

Hidrosel ve kordon kisti oluşumlarında genel olarak testislere zarar verebilecek durumlar ısı artışı ve kasıklara yönelen baskılar olarak bilinmektedir. Yukarıda açıklanan türlerin çeşitli durumlar sonrasında meydana gelmesi mümkün olduğu gibi aynı zamanda gebelik döneminde de oluşabilecek bir rahatsızlık olarak bilinmektedir.



Hidrosel ve Kordon Kisti Tanı Yöntemleri

Hidrosel ve kordon kisti tanı yöntemleri arasında ilk olarak öne çıkan uygulama hekim tarafından yapılacak olan fiziki muayene olarak bilinmektedir. Fiziki muayene esnasında oluşan kist hali el temasında fark edilebilmektedir. Fakat tam tanı konulması açısından BT taraması ve ultrason çekimleri de yapılmaktadır. Bu sayede oluşan hidroselin hangi türde olduğu ve hangi durumdan kaynaklandığı açığa çıkmaktadır. Ayrıca kasık ve skrotum kısmında balon tarzında şişmiş bir görüntü çıplak gözle görülecek şekildedir. Bu nedenle hekim muayenesi esnasında görülecek şekildedir.

Hidrosel ve kordon kisti tanı uygulamasında çocuğun ıkınması anında oluşan şiş görüntü daha da çoğalabilmektedir. Ikınmayı bırakan çocuğun hidrosel torbasında hafif bir iniş gözlemleniyorsa su fıtığı olarak ta yorumlanabilmektedir. Oluşan durumu tam tespit açısından ışık tutularak fiziki muayene yapılmaktadır.

Özellikle yüksek basınç oluşması ve karın boşluğuna baskı yapması beraberinde ısı etkisi de varsa bu durum sperm hücrelerine zarar verecek bir boyutta sorun oluşturmaktadır. Bu nedenle ileriye dönük daha büyük bir problemle karşılaşılmaması açısından erken teşhis ile tedavisi yaptırılması gereken bir rahatsızlıktır. Çünkü oluşan kordon kisti hayati önem taşıyan bir sorun olarak yorumlanmaktadır.



Hidrosel ve Kordon Kisti Tedavi Yöntemleri

Hidrosel ve kordon kisti tedavisi fiziki muayene sonrasında çeşitlerine göre tedavisi yapılan bir rahatsızlık türüdür. Bu yüzden öncelikle tam teşhis konulması açısından türünü saptamak amaçlı detaylı tanı incelemesi yapılması şarttır. İlk olarak kommunike hidrosel çeşidinde uygulanan adım oluşan durumunun belli bir süreye kadar beklenmesi gerektiği yönündedir. Bu süre zarfı dolmasına rağmen hala düzelmemiş durumda ise cerrahi müdahale ile tedavisi yapılmaktadır. Abdominoskrotel teşhisi konulmuş ise durum aciliyet gerektirmesi nedeniyle ameliyat yapılması gereklidir. Çünkü karın kısmının iç bölgesine baskı oluşturması yüzünden tümör oluşturabildiği gibi aynı zamanda böbreklere de zarar veren durum ortaya çıkmaktadır.



Hidrosel ve kordon kisti tedavisinde uygulanan yöntem genel olarak hidrosel torbasının çıkarılması sonucu batın ve kasığın birleştirilmesi ile yapılmaktadır. Bu tedavi ile birlikte sağlığına kavuşan kişi de çok nadir olsa da ameliyat sonrasında durum tekrarı görülme olasılığı oluşabilmektedir. Ayrıca sıcaklığın etkisi ile bu basınç tekrar hissedilebilmektedir. Bunun yanı sıra ameliyat edilen kısımda ve skrotum bölgesinde hematom oluşabilmektedir. Bunun yanı sıra spermatik kordun kopması sorunu da oluşabilmektedir. Oluşabilecek bu durumlar nadir olarak görülen sorunlardır.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Ergenlik Ve Büyüme Sorunları





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Doğum Lekesi


Doğum Lekesi

Doğum lekesi normal bir durum olarak algılanan ve hastalık olarak görülmeyen bir durum olarak bilinmektedir. Birçok yeni doğan bebekte görülen bu izlerin herhangi bir zararı olmadığı gibi yaşın ilerlemesiyle birlikte de kendiliğinden kaybolduğu bilinmektedir. Hemanjinom olarak bilinen bu durumun her zaman doğum ile birlikte geliştiği görülmemektedir.

Doğum Lekesi

Doğum sonrasındaki zamanlarda dahi gelişebilen bu durum sonradan da kaybolabilmektedir. Genel olarak zararsız olduğu bilinen doğum lekelerinin kimyasal bir işlem ya da kullanılan bir kozmetik ürün sonrasında da geliştiği görülmektedir. Böyle bir durumda ise altta yatan neden saptanmak ve bir hastalığın varlığı araştırmak açısından inceleme yapılması gerektiği düşünülmektedir. Doğum lekesi taşıyan kişiler genellikle oluşan izi hatıra şeklinde algılaması nedeniyle zararsız bir amblem olarak düşünmektedir. Fakat hızlı büyüme gösteren doğum lekeleri kozmetik bir ürün sonucunda da oluşabildiği için farklı türde hastalıkların sebebi olarak ta gözlemlenmektedir. Ayrıca kendi içinde iki kısımda incelenen doğum lekeleri vasküler ve pigmente olarak bilinmektedir.


Vasküler olarak bilinen doğum lekeleri doğum sonrasında damar yakınlarında görülen ve kırmızı renkte oluşan leke türleri olarak bilinmektedir. Pigmente olarak bilinen doğum lekesi ise doğum anında mevcut olarak gözlemlenmiş olan leke türleri olarak bilinmektedir. En yaygın görünme alanları kalça ve sırtın alt kısımları olarak bilinmektedir. Fakat farklı bölgelerde de oluştuğu görülmüştür. Mavi, gri, siyah ve kahverengi tonlarında olan lekeler genellikle zararsız olarak algılanan pigmente doğum lekesidir.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Doğum Lekesi Nedir?

Doğum lekesi doğum anında beliren veya sonrasında kendiliğinden gelişerek büyüyen şekillerde vücudun herhangi bir yerinde kırmızı, kahverengi, mavi, gri ve siyah tonlarda oluşan izler olarak bilinmektedir. Genellikle zararsız olduğu bilinen bu izlerin farklı bir ürün kullanımı sonucunda oluşması veya değişik bir boyutta ilerlemesi altta yatan bir hastalıkla bağlantılıdır. Doğum lekesi türleri vasküler ve pigmente olarak ikiye ayrılmaktadır.

Vasküler olarak bahsedilen doğum lekeleri genellikle damar yanlarında bulunan kırmızı renkte sonradan oluştuğu bilinen leke türleridir. Küçük damarların yakınında bulunduğu görülen vasküler doğum lekeleri doğum anında da oluşabildiği gibi sonradan da oluştuğu bilinmektedir. Halk arasında bazı şekillere benzetilen bu lekeler ortalama olarak 18 yaşına kadar kaybolmaktadır. Fakat kaybolmayan türleri de vardır.

Doğum lekesi olarak bilinen pigmente türündeki lekeler ise siyah, kahverengi ve mavi tonlarında oluştuğu bilinmektedir. Yaygın bir şekilde oluşan bu lekelerin ebadı önemlidir. Ortalama bozuk paradan daha büyük bir pigmente lekesi genetik bozukluğa maruz kalmış bireyin vücudunda gözlemlenebilmektedir. Doğum öncesinde oluşan ve gözlemlenen bu durum sonradan kimyasal bir ürün nedeniyle de ortaya çıkabilmektedir.

Normal boy ortalamasının üzerinde olan bir doğum lekesi tıbbi açıdan araştırılıp incelenmesi gereken bir duruma da yol açmaktadır. Ufak bir şekilde oluşan izler açısından durum normal karşılanarak uygulanması gereken bir tedaviye ihtiyaç yoktur.



Doğum Lekesi Belirtileri

Doğum lekesi belirtileri genel olarak kendi başına oluşturduğu izler ile öne çıkan bir durum olarak bilinmektedir. Vasküler ve pigmente olarak ikiye bölünen doğum lekelerinin genel belirtileri şu şekilde sıralanmaktadır.

  • Doğumdan önce oluşması
  • Doğumdan sonra oluşması
  • Küçük ve dar damarların bulunduğu yerlerde çıkması
  • Güneş ışınlarına maruz kalınması ile oluşması
  • Kanaması
  • Kırmızı, mavi, siyah, kahverengi ve gri tonlarda olması

Yukarıda sıralanan belirtiler doğum lekesi taşıyan kişilerde gözlemlenmiş lezyonlar olarak bilinmektedir. Bu belirtiler aynı zamanda kozmetik bir ürün kullanımına bağlı olarak ta gelişim gösterebilmektedir. Ayrıca bazı hastalıkların öne çıkmasında da ortaya çıkan bir durum olarak bilinmektedir. Bu yüzden hafife alınacak bir konu değildir. Tıbbi açıdan incelendiğinde pek çok farklı hastalığın neticesinde çıktığı da görülmektedir.



Doğum Lekesi Tanı Yöntemleri

Doğum lekesi tanı yöntemleri genellikle sağlık uzmanları tarafından ilk gözlemleme esnasında teşhis konulan bir durumdur. Aynı zamanda ebeveynlerinde doğum sonrası çocuğunu inceleme esnasında çıplak gözle görebileceği bir lezyon olarak bilinmektedir. Fakat ayrıntılı tanı yöntemi açısından biyopsi, MRI ve tarama ile doğum lekeleri saptanabilmektedir. Bunun dışında laboratuar incelemelerinde de tanısı konulabilen izler olarak bilinmektedir. Ayrıca fiziki muayene esnasında da kolaylıkla saptanabilecek bir durum olarak bilinmektedir.



Doğum Lekesi Önleme

Doğum lekesi genel olarak önlenebilen bir iz olarak algılanmamalıdır. Fakat güneş ışınlarına yoğun bir şekilde maruz kalan kişilerde lekeler hızlı bir şekilde büyümektedir. Bu nedenle güneş kremi kullanılması oluşan lezyonun büyümesini engellemesi ile bilinmektedir. Doğum lekelerinin kendiliğinden geçme veya çoğalma özelliği bulunmasından dolayı genetik faktörler ve iklimde önemli bir role sahip olmaktadır.



Doğum Lekesi Tedavi Yöntemleri

Doğum lekesi tedavi yöntemleri arasında öncelikli olarak hangi tip doğum lekesi bulunduğuna bakılması gerekmektedir. Genellikle vasküler olarak bahsedilen ve halk arasında somon ve çilek şekline benzetilen şekiller hiçbir tedavi gerektirmemektedir. Ayrıca vücuda bir yan etki oluşturan durum içermemektedir. Fakat pigmente olarak ortaya çıkan doğum lekelerinin tedavisinde lazer tedavileri uygulanabilmektedir.

Dermatolog ve cerrahlar eşliğinde uygulanan bu yöntem ile oluşan iz kaybolmaktadır. Lazer tedavisi genel olarak acı ve ağrı yapıcı bir uygulama olduğundan dolayı lokal anestezi ile birlikte uygulanmaktadır. Özellikle küçük yaşlarda olan kişilere bu yöntem daha kolay şekilde uygulanmaktadır. Yetişkin kişilerde ise durum biraz daha ağrılı olabilmektedir. Kişinin hissetmemesi açısından anestezi işlemi yapılarak lazer tedavi uygulamasına geçilmektedir. Lazer tedavi haricinde ise doku genişletme uygulaması yapılmaktadır.

Her pigmente doğum lekesi için tedaviye ihtiyaç yoktur. Sadece normal boyut sınırlarını aşmış olan lekelerde bu uygulama yapılması gerekebilmektedir. Ayrıca bazı doğum lekeleri beraberinde yaşanan çoğalma durumu çeşitli hastalıklarında habercisi olabilmektedir.

Örneğin; cilt kanserine yönelik oluşumlar bu lekelerin gösterge olarak kabul edildiği bir durumdur. Bu yüzden ne derece çoğaldığı veya boyutunun ne kadar büyük olduğu tedavi açısından önemli bir faktör sayılmaktadır.

Cerrahi olarak yapılan uygulamalar genellikle kişilerin isteğine bağlı bir şekilde yapılmaktadır. Çünkü doğum lekeleri genel bakımdan zararsız izler olarak bilinmektedir. Tedavi açısından ekstra bir durum öne çıkmamaktadır. Fakat doğum lekesinin yanında oluşmuş olan bir et beni kişiyi rahatsız edebilmektedir. Doğum lekesinin cerrahi yöntemle alınması sırasında cilt yapısına zarar vereceği düşünülen et beni de alınabilmektedir. Genellikle kısa süre zarfında yapılabilen cerrahi uygulamalar dermatolog tarafından gerçekleştirilmektedir. Ayakta dururken dahi yapılan bu işlem sonrasında kişi sağlıklı bir şekilde sosyal yaşamına adım atabilmektedir.

Doğum lekesi bulunan kişilerin rahatsız olması anında cerrahi işlemlerle lezyonlar temizlenebilir. Ayrıca güneş ışınlarının yaydığı UV ışınları nedeniyle leke oluşması mümkün olduğu için koruyucu güneş kremi kullanılması tavsiye edilmektedir. Özellikle aşır sıcaklığın görüldüğü zamanlarda sadece denize girilme esnasında değil normal hayat sürdürürken de güneş kremi önerilmektedir. Çünkü iklime bağlı olarak ta kendiliğinden oluşum gösterebilen leke türleridir.

Özellikle de normalin dışında bir büyüme oluşursa ve boyutları bozuk paradan daha büyük olmaya başladığında cilt kanseri ve benzeri hastalıklardan şüphe edilmesi yönünden cerrahi uygulama gerektirmektedir. Bu yüzden zararsız gibi algılanan durumlar dışında gelişen doğum lekelerini kontrol ederek hekim kontrolü yaptırmanız gerekmektedir.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Ergenlik Ve Büyüme Sorunları





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.




Down Sendromu


Down Sendromu

Down sendromu genel olarak 21. Kromozom fazlalığı neticesinde açığa çıkan bir durum olarak ifade edilmektedir. Ülkemizde ve dünya nüfusu ortalaması baz alınarak her 1000 doğumda bir görülebilen bir durum olduğu bilinmektedir. Doğum esnasında ve gebelik dönemindeki tarama testlerinde anlaşılacak bir durum olmakla birlikte nedeni tam olarak bilinmemektedir. Fakat risk faktörü oluşturabilecek birçok durum öne çıkmaktadır.

Down Sendromu

Genetik farklılığın yaşandığı down sendromlarında benzer yüz şekli, düşük kas biçimi, badem şekline benzeyen göz biçimi öne çıkan durumlar arasındadır. Ayrıca sarkık dil şekli ve ayak parmaklarından baş ve ikinci parmak arasında normalden fazla genişlik görülmektedir. Bununla birlikte down sendromu ile doğmuş bebeklerin çoğunda kalp rahatsızlıklarına da rastlanılmaktadır.

Down sendromu hafif, orta ve ağır derecede oluşabilen ve zekâ geriliği ile birlikte fiziksel gelişime de engel olan önemli bir rahatsızlık türü olarak bilinmektedir. Down sendromlu doğan bir çocuğun mevcut hayata geçişinin tamamlanabilmesi açısından erken teşhis ile düzenli bir program başlatılması şarttır.


Genel olarak özel eğitim desteği ile birlikte sosyal yaşama adım atabilmeleri mümkün olmaktadır. Fakat aynı derece de ebeveyn ilgisi de çok önemli rol oynadığı bilinmektedir. Doğru ve düzenli takip ile birlikte sosyal yaşam statüsüne geçiş yapmayı başaran birçok down sendromlu çocuğun hayatları önemli derece de değişebilmektedir. Oluşan bu rahatsızlığı hissetmeyerek daha donanımlı bir birey olarak yetişmeleri mümkündür.


Dora İlgi Alanları Bilgi Formu




Down Sendromu Nedir?

Down sendromu doğum anında anlaşılan bir rahatsızlık türü olarak bilinmekte ve 21. kromozom fazlalığından oluşan bir hastalık olarak bilinmektedir. Genel olarak 21. Kromozom fazlalığına sebep olabilecek etken faktörler arasında özellikle akraba evlilikleri ön plana çıkmaktadır. Fakat aynı zamanda bu durumun tam olarak net bir nedeni bulunmamaktadır.
Genetik faktörlerin yanı sıra kan uyuşmazlığından kaynaklanan bir durum olduğu bilinmektedir. Tıbbi takibin yapılmasının yanı sıra düzenli bir hayata geçiş anlamında ebeveyn gözetimi ve ilgisi bu konu büyük role sahip olmaktadır. Beraberinde ise özel eğitim alanları down sendromlu çocuklar açısından çok önemli bir adım sayılmaktadır. Günümüzde gelişen özel eğitim alanları sayesinde down sendromlu doğmuş çocukların donanımlı bir şekilde gelişim göstermeleri sağlanmaktadır. Böylece sosyal hayata geçiş bilinçleri de arttırılmış olmaktadır. Fakat çok riskli durumların başında bu çocukların genel anlamda kalp hastalıklarına yatkın olmasıdır.

Down sendromu günümüzde çok gözlemlenmiş durumların başında gelmekle birlikte ebeveynleri uzun ve yoğun geçecek bir sürecin içine sokmaktadır. Meşakkatli bir dönem oluşturmasına rağmen yoğun bir şekilde sürdürülen düzenli takipler çocuğun hayatında büyük bir adım niteliğinde yer almaktadır. Dünya nüfusu üzerinde en sık rastlanabilen bu duruma etki eden birçok faktör olmasına rağmen net bir durum belirtilmemiştir. Ayrıca kendi içinde ayrılan 3 çeşit down sendromu bulunmaktadır. Bunlardan ilki Trizomi 21 olarak bilinmektedir. İkincisi ise Translokasyon olmaktadır. sonuncu olan mozaik down sendromu ise en az görülen şekli olarak bilinmektedir.



Down Sendromu Çeşitleri

Down sendromu genel olarak 2 çeşitte görülen şekilde ilerlemektedir. Tıbbi açıdan incelendiği vakit Trizomi 21 ve mozaik olarak ikiye bölünmektedir. Bu iki çeşit down sendromu şu şekilde açıklanmaktadır.

  • Trizomi 21: Trizomi 21 olarak belirtilen down sendromu rahatsızlığı en yaygın olarak görülen şeklidir. Genel bakımdan bebeğin hücrelerinin çift şekilde gözlemlenmediği durum olarak belirtilmektedir. 21.ci kromozomun 3 olmasıyla görülen bir durum olarak saptanmaktadır.
  • Translokasyon: Farklı bir kromozoma eklenmiş olan 21. Kromozom daha görüldüğü zaman Trizomi 21 teşhisi konulmaktadır.
  • Mozaik down sendromu: en nadir görülen şekli olarak bilinmektedir. Bazı hücre yapıları 46 kromozom içermesine rağmen bazıları 47 kromozom olarak gözlemlenmektedir. Genel olarak 3 çeşit olarak gözlemlenen down sendromu belirtileri benzer şekildedir.

Yukarıda belirtilen down sendromu çeşitleri genel olarak dünya çapında gözlemlenmiş olan hastalık türü olarak bilinmektedir. Ebeveynleri bekleyen zorlu süreç doğum sonrasında başlamaktadır. Çocuğun yaşının ilerlemesi ile birlikte akranlarına göre daha yavaş seviyede hayata tutunmaya çalışması gözlemlenen durumlar arasındadır.



Down Sendromu Nedenleri

Down sendromu nedenleri arasında gösterilen durum yumurta ya da sperm oluşum esnasında ayrılmadan yapışkan bir şekilde çift olarak oluşmasından kaynaklanmaktadır. Kalıtsallık olmayan durumla ilgili net bir sebep bulunmamaktadır. Fakat akraba evlilikleri veya aile geçmişinde görülen bir durum öne çıkmış halde ise down sendromu oluşumu yaşanabilmektedir. Genetik yapıda oluşan bir değişiklik nedeniyle ortaya çıkan bir durum olarak nitelendirilmektedir.

Normal hücre sayısının bir fazlası olarak belirtilen durum neticesinde down sendromlu bebek doğumu oluşmaktadır. Ayrıca en yaygın olarak bilinen Trizomi 21 down sendromunda kalıtsal geçiş olmamasına rağmen Translokasyon ve mozaik türünde kalıtsallık olabilmektedir. Bu nedenle ailenin tıbbi öyküsü önemli rol oynamaktadır.



Down Sendromu Belirtileri

Down sendromu belirtileri bilişsel ve fiziksel olmak üzere iki çeşitte gözlemlenmektedir. Ayrıca kişiden kişiye değişkenlik gösteren bir durum olmasından dolayı belirtileri önemli değişkenliklerde barındırabilmektedir. Bununla birlikte çocuğun veya kişinin yaşam koşulları da belirtileri çoğaltabilir veya azaltabilir duruma getirebilmektedir. Genel olarak down sendromu belirtileri şu şekilde sıralanmaktadır.

Fiziksel Belirtiler

  • Küçük ayak ve el şekli
  • Akranlarına göre normalden kısa boylu olmaları
  • Zayıf kas şekline sahip olmaları
  • Avuç içinde görünen tek çizgi olması
  • Ayak parmakları arasında genişlik olması

Davranışsal Belirtiler

  • Konuşma konusunda gecikme yaşaması
  • Dil gelişiminde zorlanması
  • Uykuya dalmakta güçlük çekmesi
  • Dikkat dağınıklığı yaşamaları
  • Tuvalet eğitiminde gecikme yaşaması
  • İnatçı ve öfkeli olmaları

Yukarıda sıralanan belirtiler arasına ebeveyn gözlemleri bakımından pek çok farklı durum eklenebilmektedir. Bu belirtiler günden güne değişiklik gösterdiği gibi özel eğitim ve ilgi potansiyelinin yüksek olmasıyla birlikte davranışsal anlamda gerileyebilmektedir. Bu yüzden down sendromlu çocuklar için ebeveyn ilgisi büyük önem taşımaktadır.



Down Sendromu Tanı Yöntemleri

Down sendromu tanı yöntemleri genellikle gebelik dönemi içinde saptanabilen bir durum olarak bilinmektedir. Özellikle gebeliğin 11 ve 14.cü haftasında rutin kontrol eşliğinde öğrenilebilen bir durum olarak öne çıkmaktadır. Bununla birlikte kan testleri ve ultrason görüntüleriyle de saptanabilmektedir. Ayrıca yapılan tanı koyma yöntemleri ise şu şekilde sıralanmaktadır.

Üçlü ve dörtlü test: Anneden alınan kan örneği ile birlikte üçlü test aşamasında tespit edilme durumu %65 olarak bilinmektedir. Dörtlü test uygulamasında ise bu seviye %80 olarak belirtilmektedir.

  • Amniyosentez
  • CVS ( Koryon Vıllus örneklemesi)

Belirtilen bu yöntemler down sendromu koyma konusunda doğru teşhisler açısından önemli role sahiptir.

Down Sendromu Tedavi Yöntemleri

Down sendromu genel olarak hastalık olarak algılanmadığı için genel bir tedavi gerektirmeyen bir durum olarak algılanmalıdır. Ailelerin down sendromlu bir çocuğa sahip olması sonrasında bilinçli yaklaşım tarzı ve özel eğitim desteği ile birlikte hayat sürdürmeye başlaması gereklidir. Çocuğun hayatında önemli role sahip olacak faaliyetlerin yanı sıra ilgi potansiyeli ve yaklaşım tarzı da önemlidir. Bununla birlikte çocuğun doğru gelişebilmesi adına rutin kontrollerin düzenli olarak yapılması şarttır. Konuşma becerilerini ve motor becerilerini geliştirecek ve destek olacak özel eğitim alanlarına yönlendirilmesi down sendromu oluşumlarında çok büyük katkı payına sahiptir.

Eğri Boyun, El Ayak Ağız Hastalığı, Guillain-Barre Sendromu, Erken Ergenlik, Ergenlik Ve Büyüme Sorunları





Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp