Cinsel İsteksizlik

Cinsel isteksizlik, pek çok erkeğin ve kadının hayatlarının bir noktasında karşılaştığı yaygın bir sorundur.  Cinsel isteksizlik kendi başına bir tanı değildir ve çeşitli faktörlerden kaynaklanabilmektedir. Öncelikle sürekli olarak seksten kaçınma olarak kendini gösterir. Cinsel isteksizliği olan kişiler, partnerleriyle herhangi bir cinsel yakınlık yaşamadan aylar hatta yıllar geçirebilirler. Cinsel isteksizlik, kişinin kendini cinsellikten mahrum ederek kendi bedeninin kontrolünü kazanmanın bir yolu olarak algılanabilir. 

Cinsel İsteksizlik Nedir?

Cinsel isteksizliği olan kişiler, cinsellik konusunda kendilerini suçlu veya utanç verici hissedebilir, partnerlerinin kendileriyle seks yapmaya olan ilgisini azaltmak için kilo alma veya uyuşturucu kullanma gibi sağlıksız uygulamalarda bulunabilir ve zorunlu olarak seksten veya sekse yol açabilecek herhangi bir eylemden kaçınabilir.

Cinsel isteksizliği olan bazı insanlar birincil partnerleriyle seks yapmazlar, ancak pornografi izler veya seks için ödeme yapabilmektedirler. Bu gerçekleştiğinde, cinsel isteksizlik, cinsel ilişkiden ziyade bir yakınlık korkusuyla ilişkilendirilmektedir.

Cinsel isteksizliği olan kişilerin cinsel yakınlıktan kaçındıkları, korktukları ve bazen erkeklerde iktidarsızlık gibi fiziksel sorunları içerebileceği düşünülmektedir.
Durum cinsel bağımlılığın tam tersi olarak görülse de, bazı uzmanlar ikisini birbirine bağlayarak hem bağımlılığın hem de isteksizliğin aynı nedenlerden kaynaklanabileceğini öne sürmektedir. Her iki koşul da partnerlerle anlamlı ve kalıcı ilişkiler kurma durumunu zorlaştırabilmektedir.

Cinsel İsteksizliğin Nedenleri

Eskisinden daha az seks arzulamak daha çok yaygın olan bir durumdu. Cinsel isteksizlik, her cinsiyetten ve yaştan insanları etkileyebilir. Ve çoğu insan bunu hayatının bir noktasında deneyimlemektedir. Ancak bunun kişi için bir sorun olup olmadığı, ne kadar sürdüğüne, ne kadar şiddetli olduğuna ve ilişkisini etkileyip etkilemediğine bağlıdır.

Belirtildiği gibi, cinsel dürtü çoğu insan için doğal olarak yükselir ve düşer. Ancak cinsel isteksizlik bazen fiziksel veya zihinsel bir sağlık sorununa işaret edebilir, özellikle de kişi belirgin veya uzun süreli bir değişiklik fark ederse.

Hastalık, kanser , diyabet , kalp hastalığı, kronik ağrı ve obezite gibi kişinin refah duygusunu etkileyebilecek kronik  durumların tümü kişinin libidosunu etkileyebilir.

Herhangi bir zihinsel sağlık durumu (özellikle depresyon) cinsel isteksizlik durumuna neden olabilir. Aynı şekilde, hastalığı tedavi etmek için kullanılan antidepresanlar da libidoyu etkileyebilir. Kişi kullandığı ilacın cinsel yaşamını etkilediğini düşünüyorsa doktoru ile konuşmalıdır. Elbette, azalmış arzu genellikle bir özgüven sorununa işaret edebilir. Benlik saygısı ve libido, fiziksel görünüş ile ilgili öz-değer duygularıyla o kadar iç içe geçmiş durumdadır. Kişinin istenmediğini hissetmesi cinsel isteksizliğe neden olabilir. Böyle durumlar için herkesin partnerinden gerçekçi beklentileri olması gerekmektedir.

Hormonlar, özellikle hamilelik ve menopoz çevresinde libidoyu da etkileyebilir. Buna seks hormonları, tiroid hormonu ve kortizol dahildir. Bazı kadınlar, doğum kontrol haplarının belirli markalarının cinsel yaşamlarını da etkileyebileceğini düşünmektedir.

İlişki zorlukları, muhtemelen uzun süreli ilişkilerde kaybedilen cinsel dürtülerin en bariz nedenidir. Ve eğer arzu ortadan kalkarsa, kişi partnerinin gerçekten birlikte olmak istediğiniz kişi olup olmadığını dikkatlice düşünmelidir. Öte yandan, konu cinsel isteksizlik olduğunda kişi sadece partneri ile uyumsuz olabilmektedir. Bu durumda eğer tedavi mümkünse tedaviye başlanmalı ya da partner değişikliğine gidilmelidir.

Araştırmalar cinsel dürtüleri kalıcı olarak uyumsuz görünen çiftlerin bir çözüm bulmak için daha çok çalışması gerekebileceğini, ancak mastürbasyonun da cinsel hayal kırıklığını önlemeye yardımcı olabileceğine işaret etmektedir.

Cinsel İsteksizlik Belirtileri

Cinsel isteksizliğin ana belirtisi, cinsel istek veya ilgi eksikliğidir. Cinsellik veya cinsiyetle ilgili konular gündeme geldiğinde korku, öfke, hayal kırıklığı veya kaygı duyguları olabileceği gibi, günlük yaşamda seksten kaçınma saplantısı da olabilir.
Cinsel isteksizlik diğer belirtileri şunları içerir:

  • Düşen cinsel zevk
  • Devam eden seks korkusu
  • Cinsiyetle bağlantılı her şeyden kaçınma
  • Cinselliği yargılayıcı bir şekilde izlemek
  • Cinsel yolla bulaşan hastalıkları çevreleyen takıntı ve korku
  • Samimiyetten kaçınmak
  • Kendine zarar verse bile seksten kaçınmak
  • Bozuk vücut imajı ve bedensel işlevlerden nefret
  • Cinsel işleyişi çevreleyen depresyon
  • Başkalarının cinsel aktivitesine takıntı

Tanı Yöntemleri

Cinsel isteksizliğin ardında hem fizyolojik hem de psikolojik nedenler olduğu için, kişinin kendi içindeki belirtileri erkenden tespit etmek önemlidir. Sorunlar psikolojik ise, bir konuşmadan ya da cinsiyet ile ilgili herhangi bir şeyden kaçınırken ortaya çıkan düşünce kalıpları belirlenebilir. Bu konuda doktor yardımı alınması önerilmektedir. 

Cinsel isteksizlik veya cinsel ilişkiye girme aruzunun eksikliğinin teşhis edilmesi zor olabilir çünkü bunun arkasında çeşitli fizyolojik ve psikolojik faktörler olabilir. Ancak, bir kişi seksten kaçınmak için başvurduğu bir düşünce kalıbını belirlediğinde, bir psikolog ya da klinik bir psikiyatrist ile konuşmak faydalı olabilir. Bir seks terapisti, hastanın semptomlarına veya belirtilerine göre durumu teşhis edebilir. 

Fizyolojik değişiklikleri içerebilecek bazı durumlar vardır. Bir danışman ya da bir doktor, kan testleri gibi birkaç test yapılmasını önerebilir ve bu hastanın seks yapma arzusunu sınırlandıran ya da azaltan hormonal dengesizliklerin bulunmasına yardımcı olacaktır.

Tedavi Yöntemleri

Cinsel isteksizliğin gelişmesine bir dizi faktör katkıda bulunabilir. Düşük libidonun aksine cinsel isteksizliğe hormonal dengesizlikler neden olmaz.  Cinsel isteksizlik aseksüellikle de karıştırılmamalıdır. Bunun yerine, cinsel isteksizliğin, kendini tatmin edici samimi bir yaşam olasılığından mahrum bırakmasıyla karakterize edilen psikolojik bir fenomen olduğu düşünülmektedir. Depresyon, anksiyete, istismar, ilişki sorunları, beden imajı sorunları ve cinsellikle ilgili deneyimsizliğin hepsi bu duruma katkıda bulunabilir.

Psikoterapi, cinsel isteksizliğin tedavisinde son derece yardımcı olabilir ve cinsel isteksizlik sorunu yaşayan çiftler sıklıkla ilişki danışmanlığından yararlanır. Terapi, insanların cinsellikle ilgili olumsuz düşüncelerini yavaşça yeniden çerçevelendirmelerine ve cinsel isteksizliğe katkıda bulunabilecek geçmiş deneyimleri veya zor duyguları ortaya çıkarmalarına yardımcı olabilir. Cinsel isteksizliği olan bazı insanlar hiç seks yapmadıkları ve seks hakkında konuşmaktan ya da öğrenmekten kaçındıkları için, bu duruma sahip olabilmektedir. Bazı insanlar, sonunda seks yaptıklarında kendilerini daha rahat hissetmelerine yardımcı olabilecek cinsel eğitimden yararlanır.

Cinsel İsteksizlik Bir Bağımlılık mı?

Cinsel isteksizlik bir süreç bağımlılığı olarak tanımlanabilir. Uzmanlar, cinsel isteksizlik ile yaşayan insanların, seksten kaçınma arzusu zorlayıcı hale geldiği ve bir kişinin hayatını ele geçirdiği için seksten kaçınma bağımlısı olabileceğini açıklamaktadır. Cinsel isteksizlik aynı zamanda seks bağımlılığı yelpazesine de uyar. Bir ucunda, bir kişinin zorunlu olarak seks aramasına neden olan seks bağımlılığı vardır. Diğer uçta ise birinin zorunlu olarak ondan kaçındığı cinsel isteksizlik vardır.

Uyuşturucu bağımlılığının cinsel isteksizlik ile ilişkili olabileceğine dikkat etmek de önemlidir. Uyuşturucu bağımlılığı öyküsü olan erkekler ile yapılan bir araştırma , çoğunun uyuşturucu kullanmaya başlamadan önce cinsel işlev bozukluğu ile mücadele ettiğini buldu. Yaklaşık yarısı, cinsel performanslarını artırmak için uyuşturucu kullandığını belirtti. Cinsel isteksizlik ile mücadele eden kişilerin, kendi kendilerine ilaç kullanımı sağlamak veya sekse yönelik sıkıntı duygularını gizlemek için uyuşturucu kullanmaları da sık rastlanan bir durumdur. 

Bağımlılıktan kaynaklanan cinsel isteksizlik ve bağımlılığa neden olan cinsel isteksizlik mevcuttur. Ancak ikisi de terapi yardımı ile tedavi edilebilmektedir. Kişiler cinsel isteksizliğe sahip olduklarını düşündüklerinde doktorlarına başvurmalı ve tedavi talep etmelidir.

Deliryum, Hiperaktivite, Kanserde Psikolojik Destek, Kişilik Bozuklukları, Kronik Yorgunluk




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Çocuklarda Sinüzit

Çocuklarda sinüzit sıklıkla rastlanan bir hastalık olmaktadır. Çocuklar için oldukça sancılı ve zor geçen bir dönem olsa da günümüz teknolojileri ile belli ilaç tedavileri veya cerrahi müdahaleler ile oldukça hızlı bir gelişim sağlanmaktadır. Böylelikle de çocuklar eski haline rahatlıkla dönebilmektedir. 

Çocuklarda Sinüzit Nedir?

Çocuklarda sinüzit genellikle sinüslerin burun etrafında toplanan ve yaklaşık olarak 8 ila 10 arasında değişen, dört tarafı da kemikli çevreli boşluğu olan alanı tarif etmektedir. Bu boşluk bulunan aralıkların kaplı olduğu mukoza örtüsünde meydana gelen iltihaplanma ise kişilerin şiddetli bir ağrı ile karşı karşıya kalmasını sağlamaktadır. 

Sinüslerde oluşan bu tarz rahatsızlıklar günümüz teknolojisinin her geçen gün gelişmesi ile rahatlıkla tedavi edilebilir bir hale gelmektedir. Medikal veya cerrahi yöntemlerin teknolojik cihazların kullanımı ile kısa sürede tedavi olunmakta ve iyileşme sağlanmaktadır. 

Sinüslerde bulunan boşluk olan bölgeye tıp dilinde “ostiomeatal kompleks” adı verilmektedir. Bu bölge anatomik burun içerisinde bulunan en dar ve en zor ulaşılan yerlerden biri olma özelliği göstermektedir. Bununla birlikte de burun bölgesinde meydana gelecek olan enfeksiyonlardan direkt olarak etkilenen bir yer olmaktadır. Sinüsler ise gün içerisinde 0.5 ile 1 litre arasında salgı üreten bir mekanizmaya sahip olmaktadır. 

Gün içerisinde oluşan bu salgılar gözle görülmeyen ve silya adı verilen tüyler aracılığı ile ostium olarak tanımlanan deliklere süpürülmektedir. Bu sıvı sayesinde ise kişilerin bağışıklık oranı oldukça yüksek tutulmasında rol oynamaktadır. 

Gün içerisinde üretilen bu sıvı dışarı atılmaması durumunda ise oluştuğu bölgede birikmeye neden olmaktadır. Bununla birlikte silya hareket edememesi ile virüs ve mikropların daha hızlı bir şekilde üremesini sağlayan bir ortamın oluşturulmasını sağlamaktadır. Bu da sinüzit denen rahatsızlığın ortaya çıkmasını sağlamaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Nedenleri

Çocuklarda sinüzit oluşumunu etkileyen en önemli faktörler genellikle sıklıkla üst solunum yolu enfeksiyonu geçirmek, burun kemiği veya kıkırdakta doğuma veya çevresel faktörlere bağlı olarak gelişen eğrilik, burun eti oluşumu ve burun bölgesindeki tümörler olmaktadır. Bununla birlikte alerjiler, geniz eti, bağışıklık sisteminin düşük, sinüs kanallarının tıkalı olması ve sigara içilen ortamda kalma gibi durumlar çocuklarda sinüzit oluşmasını sağlayan faktörler olmaktadır. 

Çocukların sağlığı ve sinüzit rahatsızlığına yakalanmaması için sigara içilen ortamlardan uzak tutulması son derece dikkat edilmesi gereken bir durumdur. Bununla birlikte de kirli havası olan bölgelerden uzak tutmak da bir o kadar önemli olmaktadır. Böylelikle geniz eti büyümesi veya sinüzit rahatsızlığına yakalanmak engellenmektedir. 

Her yaşta ve her insanda rahatlıkla görülebilecek olan bu hastalık, çocukluk döneminde daha farklı bir şekilde ortaya çıkabilmektedir. Çocuklarda sinüzit oluşumu ise genellikle geniz etinden dolayı olmaktadır. Bu da burnun havalanmamasına ve böylelikle mikrop üretmesine ortam sağlamasından kaynaklanmaktadır. Sinüzitin ortaya çıkması ile birlikte de bademcikler ve geniz eti sıklıkla enfeksiyonlar ve iltihaplanmalar ile karşı karşıya kalmaktadır. 

Çocuklarda sinüzit rahatsızlığı ise genellikle bağışıklık sisteminin oldukça zayıf olduğu kişilerde sıklıkla rastlanan bir durum olmaktadır. Çevresel etkenlere bağlı olarak da bebeklerin soğuk, nemli ortamlarda yetişmesi bu hastalığa yakalanma oranını arttırmakta ve yakalandıktan sonra da ağrı çekmesinde büyük bir rol oynamaktadır. 

Islak saçla yatılması veya bu saçlar ile dışarı çıkılması, aşırı bir şekilde saç spreyi veya jöle kullanımı gibi etkenler hem çocuklarda hem de yetişkin bireylerde sinüzit oluşumunu büyük bir oranda kolaylaşma imkânı tanımaktadır. Çocukların bulunmuş olduğu ortamlarda fazla parfüm kullanımı, havanın kuru olması ve mikrop olması ise sinüzit oluşum hızını arttırmaktadır. 

Çocuklarda Sinüzit Belirtileri

Çocuklarda sinüzit genellikle bitmeyen baş ağrıları ve halsizlik olarak belirti göstermektedir. Baş ağrısının yanı sıra strese bağlı olarak da çocuklarda ortaya çıktığı da gözlemlenmektedir. Sinüzit genellikle oldukça sinsi ilerleyen ve hemen fark edilemeyen bir hastalık olmaktadır. Bu yüzden de gerekli kontrollerin belli aralıklar ile yapılması ve herhangi bir belirti gösterilmesi durumunda erken tanı ile tedavinin daha hızlı gerçekleştirilmesi gerekmektedir. 

Sinüzite bağlı olarak kişilerde gerçekleşen birçok belirti olmaktadır. Bu belirtiler ışığında ise fiziksel muayene ile rahatlıkla teşhis konulabilmektedir. Çocuklarda sinüzit belirtileri ise şunlardan oluşmaktadır;

  • Uzun bir süre boyunca iyileşmeyen grip veya nezle,
  • Gözlerde veya çevresinde zonklayan bir ağrı,
  • Gözlerde basınç hissinin olması,
  • Geniz akıntısının fazlalaşması,
  • Sık sık burun tıkanıklığının olması,
  • Boğaz ağrılarının sıklaşması,
  • Ağız kokusunun ortaya çıkması ve buna bağlı olarak koku ve tat almada bozukluk yaşama,
  • Hafif ateş yaşanma ve bunun sürekli olarak devam etmesi,
  • Uzun süre boyuna geçmeyen kuru öksürükler,
  • Bulantı, kusma veya normal yenilenlere göre iştahsızlık yaşama sinüzit belirtileri arasında yer almaktadır.  

Çocuklarda Sinüzitin Tanı Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tanısı koyulması için öncelik olarak hastanın öyküsü alınmakta ve buna uygun şekilde tetkikler veya muayeneler gerçekleştirilmektedir. Büyüklerde sinüzit kontrolü genellikle endoskopi ile yapılmaktadır. Ancak çocuklarda endoskopi yapmak için genel anestezi gerektiğinden dolayı genellikle bilgisayarlı sinüs tomografisi veya diğer görüntüleme yöntemleri ile tanı gerçekleştirilmektedir. 

Sinüs tanısı görüntüleme yöntemlerinin yanı sıra geniz akıntısı veya burun akıntısının yoğunluğuna göre oluşan şikayetlere bakılarak da tanı koyulmaktadır. Kişilerin görmüş olduğu süresine ve iyileşme sıklığına göre de farklı tanılar koyulmakta ve buna uygun bir şekilde tedavi planı geliştirilebilmektedir. 

4 haftada iyileşen sinüzitlere akut sinüzit adı verilmektedir. 4 ila 12 hafta içerisinde devam eden ve daha sonrasında iyileşme gösteren sinüzitlere, subakut sinüzit denmektedir. 12 hafta ve üzerinde iyileşme gösteren sinüzit çeşidine ise kronik sinüzit denmektedir. 

Çocuklarda Sinüzitin Tedavi Yöntemleri

Çocuklarda sinüzit tedavisi günümüzde teknolojinin gelişmesi ile birlikte belli ilaç veya cerrahi yöntemler ile rahatlıkla gerçekleştirilebilmektedir. Bunun için de çocukların ne tür bir sinüzit geçirdiğine ve ne kadar iyileşme süreci olduğuna dikkat edilmektedir. 

Sinüslerin bulunmuş olduğu bölge göz ve göz çevresinde bulunan sinirler ve beyin hipofizlerine yakın bir bölge olmaktadır. Bu yüzden de sinüzit tedavisinde yapılabilecek cerrahi müdahaleler bu tarz yapılara zarar verme ihtimali bulunmasından dolayı oldukça dikkatli olunması gerekmektedir. 

Navigasyon cerrahisindeki gelişmeler sayesinde cerrahi işlem yapılırken adım adım yapılan bütün işlemler takip edilmektedir. Beklenmeyen bir problem oluşması durumunda ise hangi bölgede olduğu rahatlıkla fark edilebilmektedir. 

Çocuklarda sinüzit çok küçük yaşlarda görülmeye başlayan bir rahatsızlık olsa da cerrahi işlem yapılması için genellikle 13- 14 yaş sonrası tercih edilmeye başlamaktadır. Bunun sebebi ise sinüzit tedavisinin gerçekleştirilmesi için çocukların yüz gelişimini tamamlaması ve buna paralel olarak burun yapısındaki dar ve küçük alanlara yeterince giriş imkanı sağlanamamasından kaynaklanmaktadır. Bu yüzden de istenilen yaş seviyelerine ulaşılması gerekmektedir. 

Sinüzit tedavisinde cerrahi müdahaleler oldukça riskli olmasından dolayı oldukça dikkatli ve sınırlı işlemler yapılarak tedavi sürecinin yapılması gerekmektedir. Bunun sebebi ise yüz anatomisinin zor olması ve işlemin yapılmış olduğu bölgede göz, sinir ve büyük damarların geçmesinden kaynaklanmaktadır. Bu gibi hassas bölgelerde çalışma yapılırken hem çocuklara hem de yetişkin bireylerin zarar görmemesini engellemek adına BT gibi doktora yol gösterici navigasyon cihazları kullanılmaktadır. Böylelikle hastanın operasyonu gerçekleştirilirken yapılan işlemler her adımı en ince ayrıntısına kadar takip edilebilme imkanı olmaktadır. 

Uyku Apnesi, Trigeminal Nevralji, Tiroid Kanseri, Sinüzit, Ağız Kanseri




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Deliryum

Deliryum, aniden ortaya çıkan ve saatler veya günler süren bir kafa karışıklığı durumudur. Deliryum, yoğun bakım ünitelerinde ve kanser servislerinde çok yaygındır, ancak huzurevlerinde bulunabilmekte ve özel evlerde, özellikle yüksek riskli hastalarda ortaya çıkabilmektedir.

Deliryum Genel Tanıtım

Deliryum, kişinin kafası karışmış veya yönünü şaşırmış gibi görünmesine veya odaklanmayı sürdürmekte, net düşünmekte ve son olayları hatırlamakta güçlük çekmesine neden olan, tipik olarak dalgalı bir seyir izleyen, beyin işlevindeki ani ve ciddi bir değişikliktir. Deliryum, enfeksiyon gibi ciddi tıbbi hastalık, belirli ilaçlar ve ilacın kesilmesi veya sarhoşluk gibi diğer nedenlerle tetiklenebilir. 65 yaşın üzerindeki yaşlı hastalarda deliryum gelişme riski çok yüksektir. Daha önce beyin hastalığı veya beyin hasarı olan kişiler de risk altındadır. Bazı hastalar tedirgin olurken, diğerlerinin kafası sessizce karışabilmektedir.

Deliryum, demanstan farklıdır çünkü aniden, aylar veya yıllar yerine saatler, günler içinde gelişmektedir. Ve bunamanın aksine, deliryum genellikle geçicidir ve altta yatan neden derhal ele alındığında çözülmektedir. 

Deliryum ayrıca, yönelim, konsantrasyon ve dikkatin genellikle daha az bozulduğu psikiyatrik hastalık psikozundan farklıdır. Ancak bu özellikler her zaman her hastada ortaya çıkan bir durum değildir. 

Deliryum Nedenleri

Yaşlı yetişkinlerde deliryumun genellikle birden çok nedeni vardır. Bunlar şunları içerebilir:

  • Enfeksiyon
  • Diğer ciddi tıbbi hastalıklar 
  • Metabolik dengesizlikler
  • Dehidrasyon
  • İlaçların yan etkileri
  • Uyku eksikliği
  • Kontrolsüz ağrı
  • Duyusal bozukluk 
  • Alkol yoksunluğu

Deliryum Belirtileri

Deliryum, saatler veya günler içinde hızla gelişir ve deliryum semptomları gün boyunca dalgalanır, ancak genellikle geceleri daha kötüdür. Belirtiler şunları içerir:

  • Dikkati yönlendirmede, odaklamada ve işi sürdürmede zorluk,
  • Bilinç bulanıklığı, 
  • Dalgalanan veya azalmış bilinç,
  • Zamana ve yere yönelim bozukluğu,
  • Uyku-uyanma döngüsünün bozulması, 
  • Bozulmuş son hafıza,
  • Konuşma veya dil bozuklukları, 
  • Artan veya azalan psikomotor aktivite,
  • Duygusal rahatsızlıklar,
  • Halüsinasyonlar ve sanrılar,
  • Uyuşukluk ve yorgunluk deliryum hastalığı belirtileri arasında yer alır.

Deliryum Tanı Yöntemleri

Deliryumun tanınması zor olabilir çünkü davranış değişiklikleri kişinin yaşına, demans geçmişine veya diğer zihinsel bozukluklara atfedilebilir. Ayrıca, semptomlar, kişinin günün erken saatlerinde hiç semptom göstermediği veya çok az semptom gösterdiği, ancak günün geç saatlerinde veya akşamları giderek kötüleşecek şekilde gelip gidebilir.

Bir bakıcı veya aile üyesi, kişinin deliryum geçirdiğinden şüphelenirse, kişinin altta yatan nedeni belirlemek ve mümkünse tedaviye başlamak için derhal değerlendirilmesi önemlidir. Hayatı tehdit eden bazı durumlar deliryuma neden olabilir, bu nedenle hızlı bir şekilde değerlendirilmesi önemlidir.

Kişi hastaneye kaldırılırsa, değerlendirme ilgili hekim veya ekip tarafından yapılabilir. Kişi evde ise, hasta birinci basamak sağlık hizmeti sağlayıcısını görmeli veya acil servise gitmelidir. Deliryum şüphesi olan bir kişiyi değerlendiren klinisyenlerin, hastanın tam tıbbi geçmişini ve hem reçeteli hem de reçetesiz olarak mevcut tüm ilaçları bilmesi çok önemlidir. Hasta yakın zamanda başka bir hastanede veya klinikte görüldüyse, sağlık kaydının elektronik kopyaları talep edilmelidir.

Laboratuvar testi: Kişinin deliryumunun nedenini belirlemek için kan ve / veya idrar testleri yapılabilir. Deliryum, ciddi bir enfeksiyon veya sepsisin ilk belirtisi olabilir, bu nedenle enfeksiyonu tanımlamak için ek testler yapılabilir. Pnömoniyi dışlamak için genellikle bir göğüs röntgeni gerekir.

Beyin görüntüleme testleri: Bir kişinin deliryum hastalığının nedeni geçmişe, fiziksel muayeneye ve laboratuvar testine dayalı olarak belirlenemiyorsa, bilgisayarlı tomografi (BT) taraması veya başın manyetik rezonans görüntüleme (MRI) taraması önerilebilir. Bu test, beyinde anormal bir büyüme, kanama, enfeksiyon veya iltihap olup olmadığını belirlemeye yardımcı olabilir.

Lomber ponksiyon: Lomber ponksiyon veya spinal musluk sırasında, klinisyen belde omuriliğin etrafındaki alandan spinal sıvının bir örneğini çıkarmak için bir iğne kullanır. Bir enfeksiyonun (menenjit veya ensefalit gibi) deliryuma neden olup olmadığını ve eğer öyleyse, hangi antibiyotik tedavisinin en iyisi olduğunu belirlemek için sıvı üzerinde birkaç test yapılır.

Deliryumlu kişi için başka nedenler varsa lomber ponksiyon gerekli değildir. Diğer testler nedeni belirleyemiyorsa veya başka merkezi sinir sistemi enfeksiyonu belirtileri varsa yapılabilir.

EEG testi: Elektroensefalografi (EEG) beyindeki elektriksel aktiviteyi ölçer. Deliryumlu bir kişide, genellikle nöbetler ve epilepsi ile ilişkili anormal elektriksel aktiviteyi araştırmak için yapılabilir. Deliryumlu tüm insanlar için tavsiye edilmez, ancak diğer testler nedenini belirleyemezse yapılabilir.

Deliryum Tedavi Yöntemleri

Deliryum için spesifik bir tedavi yoktur. Bunun yerine, tedavi birkaç temel ilkeye odaklanır:

  • Bazı ilaçlar gibi deliryuma neden olduğu veya şiddetlendirdiği bilinen durumlar araştırılır.
  • Altta yatan hastalık varsa tanımlanır ve tedaviye başlanır.
  • Hastaya destekleyici ve onarıcı bakım sağlanır.
  • Hastaya veya başkalarına zarar vermekten kaçınmak için kişinin göstereceği tehlikeli ve yıkıcı davranışlar kontrol edilir.

İlk deliryum atağı geçiren kişilerde, ilk tedavi genellikle bir hastane ortamında sağlanır. Bu, sağlık uzmanının hastayı izlemesine, altta yatan sorunun tedavisine başlamasına ve hasta ve / veya aileyle uzun vadeli bir bakım planı geliştirmesine olanak tanır. Destekleyici bakımın amacı, hastanın sağlığını korumak, ek komplikasyonları önlemek ve deliryumu ağırlaştırabilecek faktörlerden kaçınmaktır. Destekleyici bakım aşağıdaki durumları içermektedir:

  • Kişinin yeterince yiyecek ve içecek almasını sağlamak 
  • Kabızlıktan kaçınma dahil olmak üzere ağrıyı tedavi etme ve rahatsızlıktan kaçınma 
  • Düşmeyi önlemek için gerekli yardımla hareketi teşvik etmek 
  • Zatürreye yol açabilecek yiyecek, içecek veya tükürük soluma riskini en aza indirmek için yemek sırasında birinin yardımına sahip olmak ve kişinin dik oturmasını sağlamak
  • Özellikle kafası karışıklığı yaşayan hastalar için rahatsız edici olabilecek kısıtlayıcıların ve mesane kateterlerinin kullanımının en aza indirilmesi
  • Mümkün olduğunda düzenli bir gece-gündüz / uyku-uyanma döngüsünü sürdürmek ve uykusuzluktan kaçınmak 
  • Deliryum hastalığını kötüleştirebilecek aşırı uyarılmadan ve aynı zamanda yetersiz uyarılmadan kaçınmak
  • Hasta evde kullanıyorsa işitme cihazlarını ve gözlükleri hastanede bulundurmak

Deliryumlu bazı insanlar, potansiyel olarak kendilerine veya başkalarına zarar vermelerine neden olan yıkıcı davranışlara sahiptir. Kişi müstehcen veya saldırgan şeyler söyleyebilir veya yapabilir, ancak bu tür davranışlar kişinin gerçek inançlarını yansıtmaz. 

 

Bir aile üyesinin veya başka bir bakıcının hasta başında yatak başında kalmasına izin vermek, hastanın davranışını yönetmeye yardımcı olabilir. Bu bakıcı güvence verebilir, soruları yanıtlayabilir, hastayı yeniden yönlendirebilir ve kişinin yardıma ihtiyacı olursa personeli bilgilendirebilir. Bazı durumlarda, bir aile üyesi yoksa hastane bir bakıcı sağlayabilir. Bununla birlikte, tanıdık ve güvenilir bir aile üyesi veya arkadaşı, hastaya ek güvence sağlayabilir.

Deliryum hastalığında zor davranışları kontrol etmek için kullanılan ilaçlar, ancak hastanın ajitasyonu potansiyel bir zarar kaynağı olacak kadar aşırı ise, son çare olarak düşünülmelidir. Bazı ilaç sınıfları, özellikle sakinleştiriciler kan dolaşımında birikerek kişinin daha fazla kafasının karışmasına neden olabilir. Haloperidol gibi antipsikotik ilaçlar, sadece küçük dozlarda ve kısa süreler için düşünülebilir. Gerekirse, hastanın yeniden değerlendirilebilmesi için bu ilaçlar hekimin talimatıyla veya onayı ile sık sık kesilmelidir. Uzun süreli tedavi için antipsikotik ilaçlar tavsiye edilmez.

Kısıtlamaların kullanılması neredeyse uygun değildir, zira kısıtlamalar kişinin gerektiğinde hareket etmesini önleyerek ek sorunlar yaratabilir. Hareketin engellenmesi ayrıca potansiyel olarak uzun süre aynı pozisyonda oturmak veya yatmaktan kaynaklanan cilt yaralarının gelişmesine izin verir. 

Bununla birlikte, hastanın zarar görme riskinin yüksek olduğu ve kısıtlamaların uygulandığı nadir durumlarda, hastane personeli hastayı en az iki saatte bir izlemeli ve hastanın pozisyonunu değiştirmelidir. Kısıtlamalar mümkün olan en kısa sürede çıkarılmalıdır.

Hiperaktivite, Kanserde Psikolojik Destek, Kişilik Bozuklukları, Kronik Yorgunluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Hiperaktivite

Hiperaktivite, bir kişide normal yaşı için beklenene kıyasla aşırı aktivite görünmesi olarak tanımlanabilir. Kapalı bir ortamda kalamamak veya sessizce oturmamak, farklı yaşlarda ve zaman zaman meydana gelen normal bir çocukluk davranışıdır. Ancak bu davranış sıklıkla meydana gelirse ve kişinin günlük yaşamına müdahale ederse, bu Hiperaktivite olabilir.

Hiperaktivite Nedir?

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), kısaca Hiperaktivite, kişinin yaşamını etkileyebilen nörogelişimsel bir durumdur. DEHB davranışı genellikle yedi yaşında ortaya çıkar, ancak bundan önce de birtakım zor davranışlar ortaya çıkabilir.  DEHB tedavi edilebilen bir rahatsızlıktır. DEHB ile çocuklar dürtüsellik, hiperaktivite, dikkat dağınıklığı, talimatları takip etme ve görevleri tamamlama ile ilgili sorunlar yaşayabilir.

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu semptomları çocuklukta ortaya çıkar ve vakaların yaklaşık yarısında yetişkinliğe kadar devam etme eğilimindedir. Hiperaktivite bozukluğuna sahip yetişkinler genellikle talimatları takip etmekte, bilgileri hatırlamakta, görevlere yoğunlaşmakta veya görevleri organize etmekte zorlanırlar. Bu davranışların normal olduğunun düşünülmesi, yönetilmemesi ve tedavi edilmemesi durumunda, hiperaktivite, kişinin yaşam kalitesini düşüren davranışsal, duygusal, akademik, mesleki ve sosyal sorunlara yol açabilir.

Hiperaktivite Nedenleri

Araştırmalar, hiperaktivitenin bir dizi genetik, genetik olmayan ve çevresel nedeni olabileceğini ortaya koymaktadır. Hiperaktiviteye sahip olanlar kişilerde beynin prefrontal ve frontal bölgelerinin aktivasyonundaki farklılıklar bulunmuştur. Beynin bu alanları, davranışın, özellikle dürtüselliğin düzenlenmesinde rol oynamaktadır.

Beynin prefrontal ve frontal loblarına verilen hasar, düzenleme işlevinde bir eksikliğe neden olabilir, bu da dürtüsellikle ilgili sorunlara ve hiperaktivite olanlarda sıklıkla görülen davranış düzenleme eksikliğine yol açabilir.

Aile ve ikiz çalışmaları, hiperaktivitenin genler ile aktarılabileceğini göstermiştir. Bir çalışma, hiperaktivite olan bir kardeşe veya aileye sahip olmanın, bozukluğu geliştirme olasılığının iki ila sekiz kat daha fazla olduğu anlamına geldiğini göstermiştir.

Hiperaktiviteye neden olan diğer faktörler arasında hamilelik sırasında uyuşturucu, alkol ve sigara kullanımı, prematüre doğum ve kurşun gibi toksinlere maruz kalma sayılabilir. 

Hiperaktivite Belirtileri

Hiperaktivite olan çocuklar, gençler ve yetişkinler genel olarak sürekliliği olan birtakım davranışlara sahiptir:

  • Dikkatsizlik: Kişiler görevlere ve durumlara karşı dikkat geliştirmekte zorlanır.
  • Dürtüsellik: Kişiler sınıfta konuşmak, oyuncak fırlatmak veya birisinin konuşmasını bölmek gibi düşünmeden ani dürtüler üzerine şeyler yapmakta zorlanabilmektedir. Yetişkinlerde, çok fazla para harcamak gibi dürtüler sorumsuzluklar görülebilmektedir.
  • Sürekli hareket: Kişi hareket etmeden duramama, okul park gibi yerlerde sürekli tırmanma isteği duyabilmektedir. Oturduğunda ya da hareketsiz durduğunda kişinin huzursuz hissetmesi sık görülen bir durumdur. 

Hiperaktivitesi olan çocuklar, gençler ve yetişkinler, onlara uygun belirtiler gösteren hiperaktivite türleri tedavi edilmektedir. Hiperaktivite yaygın olarak 3 başlıkta incelenir. Bunlar Ağırlıklı Olarak Dikkatsiz, Ağırlıklı Olarak Dürtüsel ve bu ikisinin birleşimidir.

Ağırlıklı olarak dikkatsiz hiperaktivite bazı davranışlar göstermektedir:

  • Kişi ayrıntılara çok dikkat etmez, okul çalışmalarında, işte veya diğer faaliyetler sırasında dikkatsizce hatalar yapmaktadır.
  • Görevler veya oyun sırasında dikkatini toplamakta güçlük çekmektedir.
  • Kişi ile doğrudan konuşulsa bile dinlemiyor gibi görünmektedir.
  • Talimatları yerine getirmekte güçlük çeker.
  • Genellikle görevleri veya etkinlikleri düzenlemekte zorluk çeker.
  • Okul ödevi veya rapor hazırlama, formları doldurma ve uzun kağıtları gözden geçirme gibi sürekli zihinsel çaba gerektiren görevleri yapamaz.
  • Kitaplar, kalemler, aletler, cüzdanlar, anahtarlar, evrak işleri, telefon ve gözlük gibi ihtiyaç duyulan eşyaları sık sık kaybeder.
  • Mevcut görevle ilgisi olmayan eylemler veya düşünceler kolayca dikkati dağıtabilir.
  • Günlük aktivitelerde genellikle unutkan olur.

Ağırlıklı olarak dürtüsel hiperaktivite bazı davranışlar göstermektedir:

  • Kişi el ve ayakları ile sürekli dokunur ya da hareket eder.
  • Kişi oturarak beklediğinde genelde sürekli hareket halindedir.
  • Kişi sürekli hareket etmediğinde, koşmadığında ya da tırmanmadığında huzursuz hisseder.
  • Sessizce boş zaman aktivitelerine katılmakta veya oynamakta güçlük çeker.
  • Çok fazla konuşur.
  • Sorular tamamen sorulmadan cevaplar verir. Daha büyük çocuklar genellikle konuşan başkaları için cümleleri bitirebilir.
  • Sık sık sıra beklemekte güçlük çeker.
  • Genellikle başkalarının konuşmalarını veya oyunlarını kesintiye uğratır veya başkalarını rahatsız eder.

Hiperaktivite Tedavi Yöntemleri

Psikostimülanlar adı verilen bir grup ilaç, hiperaktivite tedavisi için etkilidir. Bu sınıftaki en yaygın kullanılan iki ilaç, metilfenidatlar (genellikle Ritalin olarak bilinir) ve dekstroamfetaminlerdir (Adderall’a benzer). Bu ilaçlar, hiperaktivite olan kişilerin düşüncelerine odaklanmalarına ve dikkat dağıtıcı şeyleri görmezden gelmelerine yardımcı olur. Uyarıcı ilaçlar, hiperaktiviteli hastaların %70 ila %90’ında etkilidir. Durum için yeni ilaçlar da geliştirilmektedir. Bu ilaçların kısa etkili, orta etkili ve uzun etkili formları vardır.

Uyarıcı olmayan ilaçlar arasında atomoksetin, guanfacine ve klonidin bulunur. Bu ilaçlar genellikle ek tedavi olarak kullanılırlar.

Kişi deneyene kadar hangi ilaçların ve doz seviyelerinin hasta için en iyi sonucu vereceğini gerçekten bilmenin bir yolu yoktur. Sağlık uzmanının birkaç farklı ilaç yazması ve hastanın nasıl tepki verdiğini görmesi gerekebilir. Genel olarak doktor düşük dozda başlar ve yavaş hareket eder.

Hiperaktivite ilaçlarının en yaygın yan etkileri arasında iştah azalması, uyku problemi ve sinirlilik bulunur. Yan etkiler genellikle hafif ve kısa sürelidir, genellikle tedavinin erken döneminde ortaya çıkar. İlaçlar hastanın günlük yaşamına müdahale ederlerse, doktoru muhtemelen ilacını değiştirecek veya dozu düşürecektir. Sorulması gereken en önemli soru şudur: “İlacın yararı, yan etkiden daha mı ağır basıyor?” 

Önemli araştırmalarla desteklenen hiperaktivite için en iyi önleme, hem davranışsal müdahale hem de ilaçların birlikte olduğu bir yaklaşımı kullanmaktır. İlaçlar hastanın hiperaktivitesini tedavi etmek için her zaman yeterli değildir. Bu nedenle tıbbi tedavileri davranışsal tedavilerle birleştirmek en iyisidir.

Çocukluk çağı hiperaktivite durumu için davranışsal tedaviler şunları içerir:

Davranış değişikliği: Bu tedavi ile çocuğun davranışları analiz edilir ve uygun davranışları artırmak ve uygunsuz davranışları azaltmak için stratejiler tasarlanır. 

Davranışsal ebeveyn eğitimi: Bu eğitim, ebeveynlerin bir çocuğun davranışlarına, büyümeyi ve gelişmeyi güçlendirecek ve olumlu bir ebeveyn-çocuk ilişkisini teşvik edecek şekilde yanıt vermesine yardımcı olur. Ebeveyn eğitimi genellikle çocuk için davranış değişikliği veya sosyal beceri eğitimi ile aynı anda gerçekleşir. 

Sosyal beceri eğitimi: Bu eğitim, çocuğun okulda ve evde yaşıtları ve yetişkinlerle olumlu ve etkili hareket etme yeteneğini geliştirecek sosyal becerileri öğretir. Ayrıca, becerileri güvenli bir ortamda uygulamak için bir ortam sağlar.

Örgütsel beceri eğitimi: Bu eğitim, daha büyük çocuklara evde ve okulda verimliliği ve işi tamamlamayı artırmak için zaman yönetimini, organizasyon becerilerini geliştirmelerine ve yürütme işlevlerini etkili bir şekilde kullanmalarına yardımcı olacak becerileri öğretir.

Yetişkinlerdeki davranışsal tedaviler, işlerin, ilişkilerin ve eğitim fırsatlarının taleplerini yönlendirilmesine yardımcı olur. Hiperaktivite koçları, yaşamlarının çeşitli zorluklarını yönetebilmeleri için hiperaktiviteli yetişkinlere yardımcı olmak için eğitilmiş ve onaylanmıştır.

Hiperaktiviteli yetişkinler için davranışsal tedaviler şunları içerir:

  • Bir kişinin öz-yeterlik duygusunu geliştirmek için bireysel bilişsel davranışçı tedavi (konuşma terapisi).
  • Kaygı ve stresi azaltmak için gevşeme eğitimi ve stres yönetimi.
  • Ev ve iş aktivitelerini organize etme stratejilerini öğretmek için davranış koçluğu.
  • Daha iyi çalışma ilişkilerini desteklemek ve iş başında performansı iyileştirmek için iş koçluğu veya rehberlik.
  • Ailedeki herkesin hiperaktiviteyi ve semptomlarını anlamasını sağlamak için aile eğitimi ve terapisi.

Kanserde Psikolojik Destek, Kişilik Bozuklukları, Kronik Yorgunluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Otizm Spektrum Bozukluğu




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Kanserde Psikolojik Destek

Kanserde psikolojik destek, kanserli hastaların stres ile başa çıkmayı öğrenmelerine yardımcı olabilecek bir durumdur. Duygusal ve sosyal destek, hastaların psikolojik stresle baş etmeyi öğrenmelerine yardımcı olabilir. Bu tür bir destek, hastalar arasında depresyon, anksiyete, hastalık ve tedaviyle ilişkili semptomların düzeylerini azaltabilir. Destek yaklaşımları şunları içerebilir:

  • Gevşeme, meditasyon veya stres yönetimi konusunda eğitim
  • Danışmanlık veya konuşma terapisi
  • Kanser eğitimi oturumları
  • Grup ortamında sosyal destek
  • Depresyon veya anksiyete için ilaçlar
  • Egzersiz yapmak

Bazı uzman kuruluşlar, tüm kanser hastalarının tedavi süreci erken safhalarında psikolojik açıdan taranmasını önermektedir. Bazıları, bakımın seyri boyunca kritik noktalarda yeniden tarama yapılmasını da faydalı görmektedir. Sağlık hizmeti sağlayıcıları, kanser hastalarının duygularını yönetmek için kanserde psikolojik destek konusuna ihtiyaç duyup duymadıklarını veya diğer pratik kaygılarla ölçmek için tehlike ölçeği veya anket gibi çeşitli tarama araçlarını kullanabilmektedir. Orta ila şiddetli sıkıntı gösteren hastalar tipik olarak klinik sağlık psikoloğu, sosyal hizmet uzmanı veya psikiyatrist gibi uygun kaynaklara yönlendirilir.

Psikolojik stres kanserli insanları nasıl etkiler?

Kanserli kişiler, hastalığın fiziksel, duygusal ve sosyal etkilerini stresli bulabilirler. Sigara içmek, alkol almak gibi riskli davranışlarla stresi yönetmeye çalışanlar ya da tedavi süresince hareketsiz hale gelenler, kanser tedavisi sonrası daha kötü bir yaşam kalitesine sahip olabilmektedir. 

Aksine, stresle başa çıkmak için gevşeme ve stres yönetimi teknikleri gibi etkili başa çıkma stratejilerini kullanabilen kişilerin, daha düşük seviyelerde depresyon, anksiyete ve kanser ve tedavisi ile ilgili semptomlara sahip olduğu gösterilmiştir. Bununla birlikte, psikolojik stresin başarılı bir şekilde yönetilmesinin kanserde hayatta kalmayı iyileştirdiğine dair kanıt araştırılmaktadır.

Deneysel çalışmalardan elde edilen kanıtlar, kanserde psikolojik destek sağlanmasının bir tümörün büyüme ve yayılma yeteneğini etkileyebileceğini göstermektedir. Örneğin, bazı çalışmalar, insan tümörleri taşıyan fareler kapalı tutulduğunda veya diğer farelerden izole edildiğinde tümörlerinin büyüyüp yayılma olasılığının daha yüksek olduğunu göstermiştir. Bir dizi deneyde, farelerin meme yağ yastıklarına nakledilen tümörler, eğer fareler kronik olarak stresliyse, akciğerlere ve lenf düğümlerine çok daha yüksek yayılma oranlarına sahipti. Farelerde ve laboratuvarda yetiştirilen insan kanser hücrelerinde yapılan çalışmalar, vücudun savaş ya da kaç yanıt sisteminin bir parçası olan stres hormonu norepinefrinin, anjiyogenez ve metastazı destekleyebileceğini bulmuştur.

Başka bir çalışmada, neoadjuvan kemoterapi ile tedavi edilen üçlü negatif meme kanserli kadınlara, kemoterapi öncesinde ve sırasında belirli stres hormonlarına müdahale eden ilaçlar olan beta blokerleri kullanıp kullanmadıkları sorulmuştur. Beta bloker kullandığını bildiren kadınların kanser tedavilerinde hayatta kalma şansı, beta bloker kullanımını bildirmeyen kadınlara göre daha yüksek görünmektedir. Bununla birlikte, hastalığı atlatma açısından gruplar arasında hiçbir fark yoktur.

Hala stresin kanser sonuçlarını doğrudan etkilediğine dair güçlü kanıtlar olmamasına rağmen, bazı veriler, hastaların stres aşırı hale geldiğinde bir çaresizlik veya umutsuzluk duygusu geliştirebileceğini öne sürmektedir. Bu yanıt, bu sonucun mekanizması net olmasa da, daha yüksek ölüm oranları ile ilişkilidir. Çaresiz veya umutsuz hisseden insanlar hastalandıklarında tedavi aramıyor, erken vazgeçiyor veya potansiyel olarak yararlı tedaviye uymakta başarısız oluyor, uyuşturucu kullanımı gibi riskli davranışlarda bulunuyor veya sağlıklı bir yaşam tarzı sürdürmüyor olabilmektedir. Bu gibi durumların olumlu bir yöne doğru ilerleyebilmesi için kanserde psikolojik destek şarttır.

Kanserde Psikolojik Destek Nasıl Alınır?

Kanser hastalığı hem kişinin kendisini hem de sevdiklerini etkiler. Kansere sahip olmak, yaşamın fiziksel, sosyal, duygusal ve ruhsal kısımlarını etkilemektedir. Bu, kanserin psikososyal etkisidir.

Kanserde psikolojik destek sürecinde karşılaşılabilecek psikososyal sorunlar şunları içerebilir:

  • Kansere yakalandığını inkar etmek
  • Aileden ve arkadaşlardan ayrı hissetmek
  • Bir ailenin geçinme ve birlikte çalışma şeklindeki değişiklikler
  • Karar verme ile ilgili sorunlar
  • Zevk alınan şeyi yapamama kaygısı
  • Çalışma veya işe geri dönme sorunları
  • Para konusunda endişeler
  • Bakımla ilgili seçimler yapma konusunda stres
  • Nasıl hissedildiği hakkında konuşma sorunları
  • Vücut ve cinsel benlik hakkında hissedilenlerde değişiklikler
  • Keder
  • Kanserin geri gelme korkusu
  • Ölüm korkusu
  • Kanserli bir kişiye iyi bakım sağlayabilmekle ilgili endişeler

Bazı insanlar anksiyete, depresyon ve sıkıntı gibi ruh hali değişikliklerine sahiptir. Yardıma ihtiyaç duyulduğunda, kanserin bir kişiyi ve sevdiklerini nasıl etkilediğini anlayan uzman ekiplerden destek alınabilir.

Söz konusu hastalık bir hayli zorlu bir süreçtir. Bu nedenle kanserde psikolojik destek ihtiyaç olarak görülmektedir. Ancak destek hizmetlerinden yararlanabilecek pek çok kişi, onları bilmedikleri veya onları nasıl bulacaklarını bilmedikleri için kullanmıyor. 

Psikososyal destek, danışmanlık, eğitim, manevi destek, grup desteği ve diğer hizmetleri içerebilir. Bu hizmetler psikiyatristler, psikologlar, sosyal hizmet uzmanları, psikiyatri klinik hemşire uzmanları veya hemşire pratisyenleri, lisanslı danışmanlar veya pastoral danışmanlar tarafından sağlanabilir. Sorunlar ile başa çıkılmasına yardımcı olabilir ve gerektiğinde kişiyi diğer kanserde psikolojik destek türlerine yönlendirebilirler. 

Kanserde psikolojik destek konusunda kişinin doğru kişileri ve kurumları bulmasına yardımcı olabilmek için, kişi yaşanılan herhangi bir psikososyal sorun hakkında kanser bakım ekibi ile de konuşmalıdır.

Kanserde Ne Tür Psikolojik Destek Danışmanları Vardır?

Lisanslı bir danışman, genellikle eğitimi tamamlayan bir ruh sağlığı çalışanıdır. Bazı lisanslı çalışan türleri:

  • Psikiyatristler: Psikiyatristler tıp doktorlarıdır. Ruh sağlığı sorunlarını bulma ve tedavi etme konusunda uzmanlaşmıştır. Danışmanlık sağlayabilirler ve ilaç yazabilirler.
  • Psikologlar: Bu uzmanların doktora derecesi vardır. Bu, ileri eğitime sahip oldukları ve zihinsel sağlık sorunlarını bulmak ve tedavi etmek için eğitildikleri anlamına gelir. Kanserde psikolojik destek sağlayabilir, danışmanlık ve araştırma yapabilirler. Psikologlar, tıp doktorları olmadıkları için ilaç reçete edemezler. Ancak hastayı psikiyatriste yönlendirerek ilaç almasını sağlayabilirler. 
  • Lisanslı klinik sosyal hizmet uzmanları: Bu uzmanlar, sosyal hizmet alanında yüksek lisans derecesine ve danışmanlıkta ileri eğitime sahiptir. Ayrıca, sağlık sigortasını yönetmek ve kişiyi destek grupları gibi yerel kaynaklara bağlamak gibi pratik konularda da yardımcı olurlar.
  • Onkoloji sosyal hizmet uzmanları: Onkoloji sosyal hizmet uzmanlarının da yüksek lisans derecesi vardır. Kanserli insanlar ve aileleri için özel danışmanlık, eğitim ve yönlendirmeler sağlarlar. Onkoloji sosyal hizmet uzmanı ayrıca hastanın sağlık bakım ekibi ile konuşmasına ve sağlık bakım sisteminde gezinmesine yardımcı olabilir. 
  • Psikiyatri hemşireleri: Bu uzmanlar ruh sağlığı hemşireliğinde yüksek lisans derecesine sahip kayıtlı hemşirelerdir. Ruhsal bozuklukları tedavi ederler ve danışmanlık sağlarlar. Psikiyatristlere yardımcı olan hemşireler, hastaya destek olur ve ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmaktadır.
  • Lisanslı danışmanlar: Bu tür bir danışman, danışmanlık alanında yüksek lisans derecesine sahiptir. Ayrıca lisanslı ruh sağlığı danışmanları olarak da adlandırılabilirler. Hastanın psikolojik durumunu kontrol eder ve ruh sağlığını düzenlemesinde yardımcı olurlar.
  • Lisanslı evlilik ve aile terapistleri: Bu uzmanların yüksek lisans derecesi vardır ve çiftlere ve ailelere yardım etmek için eğitilirler. Bazen kişiye bireysel danışmanlık da sağlarlar. Bir evlilik ve aile terapisti ailenin dağılmasını engellediği gibi, kişilere içerisinde bulundukları durum hakkında da bilgi verir.

Kanserle psikolojik destek, hasta ve yakınları için oldukça önemli bir durumdur. Bu nedenle çeşitli alanlarda destek sağlanmaktadır. Kişiler ve yakınları bulundukları duruma uygun bir destek seçebilir ve yardım alabilirler. 

Kişilik Bozuklukları, Kronik Yorgunluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Otizm Spektrum Bozukluğu, Savant Sendromu




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Kişilik Bozuklukları

Kişilik bozuklukları, kişinin duygu ve düşüncelerini normal olmaktan uzaklaştıran bozukluklardır. Birçok farklı kişilik bozukluğu türü vardır. Kişilik bozukluğu olan bazı insanlar içine kapanık, bazıları dramatik ve duygusal ve diğerleri tuhaf görünebilir. Ortak noktaları, semptomlarının yaşamın birçok farklı alanını etkileyecek kadar şiddetli olmasıdır.

Kişilik Bozuklukları Nedir

Kişilik bozukluğu, işlevsiz, aşırı ve esnek olmayan uzun vadeli bir düşünme, davranış ve duygu kalıbı anlamına gelmektedir. Kişide sıkıntıya neden olur ve günlük yaşamda kişinin iş görmesini zorlaştırır. Kişilik bozukluğuna sahip insanlar, davranışlarını değiştirmekte veya farklı durumlara uyum sağlamakta zorlanmaktadırlar. Çalışmayı sürdürmede veya başkalarıyla olumlu ilişkiler kurmada sorun yaşayabilirler.

İnsanlar genellikle ergenlik döneminde kişilik bozuklukları erken belirtileri geliştirirler. Kişilik bozukluğu olan insanların kesin sayısı bilinmemektedir. Kişilik bozukluğu olan kişilerde, depresyon ve madde bağımlılığı gibi bir arada var olan akıl sağlığı durumları görülmesi yüksektir.

Kişilik bozukluklarını sınıflandırmanın farklı yolları vardır ve uzmanlar onları bir arada gruplandırmanın en iyi yolu konusunda genellikle fikir birliğine varmazlar. Genel olarak, kişilik bozukluklarının normal kişilik özellikleriyle birlikte bir spektrumda yattığını kabul ederler. Bu nedenle, bazı kişiler, tüm bozukluğa sahip olmadan bir kişilik bozukluğunun bazı özelliklerine sahip olabilir. Bazı insanlar birden fazla kişilik bozukluğunun özelliklerini de gösterebilir. Ana sınıflandırma sistemlerinden biri kişilik bozukluklarını 3 ana kümeye ayırır.

Küme A Kişilik Bozuklukları

A Küme kişilik bozuklukları olan kişiler genellikle ‘tuhaf’ düşüncelere veya davranışlara sahip olarak tanımlanır:

  • Paranoid kişilik bozukluğu: Bu bozukluğa sahip kişiler şüphelidir ve başkalarına güvenmez. Başkalarının güdülerini zararlı olarak yorumlar ve düşmanca veya duygusal olarak kopuk olabilir.
  • Şizoid kişilik bozukluğu: Bu bozukluk, kişinin sosyal ilişkilere ilgisiz kalmasına ve sosyal etkileşimlere duygusal olmayan bir tepki vermesine neden olur.
  • Şizotipal kişilik bozukluğu: Bu, insanların tuhaf davranmasına, tuhaf giyinmesine, alışılmadık veya tuhaf düşünce ve inançlara sahip olmasına, sosyal ortamlarda rahatsızlık hissetmesine ve yakın ilişkiler kurmakta zorluk çekmesine neden olabilir.

Küme B Kişilik Bozuklukları

B Küme kişilik bozuklukları genel özellikleri arasında dengesiz duygular ve dramatik veya dürtüsel davranışlar bulunur:

  • Antisosyal kişilik bozukluğu: Bu bozukluk, yalan söyleme ve hırsızlık, saldırganlık, şiddet veya yasa dışı davranış dahil olmak üzere pişmanlık eksikliği ile yasalara veya başkalarının haklarına aldırış etmemeye neden olabilir.
  • Histrionik kişilik bozukluğu: Bu bozukluğa sahip kişiler oldukça duygusal ve dramatiktir. Aşırı dikkat ve onay ihtiyacı vardır ve görünüşlerine takıntılı olabilirler.
  • Borderline kişilik bozukluğu: Temel özellikler arasında terk edilme korkusu, yoğun ve dengesiz ilişkiler, aşırı duygusal patlamalar, kasıtlı kendine zarar verme davranışı veya kırılgan bir benlik yer alır.
  • Narsistik kişilik bozukluğu: Bu bozukluk, kişide kendini aşırı beğenme olarak görülmektedir. Diğer kişilerin hayranlığını ve ilgisini beklerler. Kişilerde empati eksikliği sıkça görülmektedir.

Küme C Kişilik Bozuklukları

C Küme kişilik bozuklukları genel özellikleri arasında endişeli ve korkulu düşünceler ve davranışlar bulunur:

  • Kaçınan kişilik bozukluğu: Bu bozukluğa sahip kişiler sosyal etkileşimden kaçınırlar ve başkalarının olumsuz yargılarına aşırı derecede duyarlıdırlar. Çekingen ve yetersizlik duygularıyla sosyal olarak izole edilmiş olabilirler.
  • Obsesif-kompulsif kişilik bozukluğu: Bu bozukluğa sahip insanlar, hayatın diğer yönlerinin üzerinde kurallar, düzen ve değer çalışmaları ile meşguldür. Mükemmeliyetçidirler ve kontrol altında olmaları gerekir. 
  • Bağımlı kişilik bozukluğu: Bu bozukluk, yalnız kalma korkusuna ve bakılma ihtiyacına, sevdiklerinden ayrılmada veya bağımsız kararlar vermede zorluğa neden olur. İnsanlar itaatkar olabilir ve hatta baskıcı veya kötü ilişkilere tahammül edebilmektedir.

Kişilik Bozuklukları Nedenleri

Kişilik bozuklukları nedenleri tam olarak anlaşılmamıştır. Genel olarak kişiliğin çocuklukta oluştuğunu, kişinin nasıl doğduğu ve erken çocukluktaki çevresi bu bozukluklara neden olabilmektedir. Kişilik bozuklukları için tek bir gen yoktur, birden fazla gen söz konusudur. Bir ebeveyn ile bebek arasında güvenli bir bağlanma sürecine veya bağlanmaya sahip olmak, bebeklerin kişiliklerinin gelişebileceği olumlu bir ortam sağlamaktadır.

Kişilik bozukluğu olan kişilerde (özellikle borderline kişilik bozuklukları gibi belirli tipler) çocuklukta istismar, travma veya ihmal oranları daha yüksektir.

Olumsuz erken yaşam deneyimleri ile genetik faktörler arasındaki karmaşık etkileşime bağlı olarak kişilerde kişilik bozukluklarının ortaya çıkabileceği düşünülmektedir.

Ebeveynler ve bebekler arasındaki bağlanmada kesintiler, ebeveyndeki zihinsel, fiziksel hastalık veya madde bağımlılığı, ebeveynler ile bebekler arasındaki uzun süre ayrılık nedeniyle kişilik bozuklukları olabilmektedir. Erken çocuklukta yeterli bakım vermemenin de kişilik gelişimi üzerinde olumsuz bir etkisi olabilmektedir.

Kişilik Bozuklukları Belirtiler

Kişilik bozukluğunun türüne bağlı olarak belirtileri değişiklik göstermektedir. Ancak kişilik bozukluklarının çoğu benzer belirtiler gösterir.

Kişilik bozuklukları belirtileri yaygın olarak şunları içerir:

  • Garip veya düzensiz davranış
  • Şüphe ve güvensizlik
  • Risk almak
  • Aşırı ruh hali değişimleri 
  • İlişkilerde zorluk
  • Okulda veya işte sorunlar
  • Anlık tatmin ihtiyacı

Birçok insan bu özelliklerden bazılarına sahiptir, ancak mutlaka bir kişilik bozukluğu tanısına sahip olmaları gerekmemektedir. Kişilik bozuklukları çocuklukta başlar ve düşünceler ve davranışlar yetişkinliğe kadar daha çok yerleşir.

Kişilik bozuklukları olan kişiler bir problemleri olduğunun farkında olmayabilir veya yardım istemekte zorlanabilmektedirler. Aile veya arkadaşları, kişilik bozukluğu olan bir kişiyle iletişim kurmakta oldukça zorlanabilir ve tedavi için genelde onlar başvuru yapmaktadır.

Kişilik Bozuklukları Tanı Yöntemleri

Uzman doktorlar, mevcut semptomlar ve son olayların yanı sıra geçmiş akıl sağlığı sorunları, aile geçmişi, ilişkiler, tıbbi geçmiş ve herhangi bir uyuşturucu veya alkol problemi hakkında hastaya ve yakın çevresine sorular soracaktır.

Doktor ayrıca tıbbi sorunları ekarte etmek için fiziksel muayene ya da kan testleri yapabilmektedir Daha ileri değerlendirme ya da tedavi için hastaların bir psikiyatriste veya psikoloğa başvurmaları gerekebilmektedir. Bir sağlık uzmanının kişiyi tanıması için zamana ihtiyacı olacağından kişilik bozukluğunun teşhisi biraz zaman alabilmektedir.

Kişilik Bozuklukları Tedavi Yöntemleri

Kişilik bozukluğu olan birinin bir doktora veya terapiste güvenmeyi öğrenmesi zor olabilmektedir. Bununla birlikte, bir sağlık hizmeti sağlayıcısı ile olumlu bir ilişki kurmak, iyileşme yolunda önemli bir adımdır. Tedavi, kişilik bozukluğunun türüne ve mevcut olabilecek diğer koşullara göre değişebilmektedir.

Kişilik bozuklukları tedavisi ve destek ile hastalığa sahip olan birçok kişi semptomlarını yönetmeyi öğrenebilmekte, olumlu ve sağlıklı ilişkiler geliştirebilir ve anlamlı bir yaşam yaratabilmektedir.

Psikoterapi

Psikoterapi, kişilik bozuklukları için en etkili uzun süreli tedavi seçeneğidir. Psikoterapi, bir psikolog, psikiyatrist veya psikoterapistin insanlara düşüncelerini, motivasyonlarını ve duygularını anlamalarına yardımcı olan uzman kişilerdir. Bu bilgiler, insanların semptomlarını yönetmelerine, tatmin edici ilişkiler geliştirmelerine ve olumlu davranış değişiklikleri yapmalarına yardımcı olabilmektedir.

Psikoterapi yöntemleri şunları içerir:

  • Bilişsel davranış terapisi (CBT)
  • Diyalektik davranış terapisi (DBT)
  • Psikodinamik psikoterapi
  • Psikoeğitim

Tıp Ve Kişilik Bozuklukları

Kişilik bozuklukları durumunu tedavi edecek özel bir ilaç yoktur. Bununla birlikte, antidepresan ilaçlar, anksiyete ve depresyon gibi ilişkili durumları tedavi etmek veya insanların semptomlarıyla baş etmelerine yardımcı olmak için kullanılabilmektedir. 

Daha seyrek olarak, antipsikotikler veya duygu durum düzenleyicileri gibi diğer ilaç türleri reçete edilebilmektedir. Tıp, psikoterapi ile birlikte en etkili şekilde çalışmaktadır. Kişilik bozukluğuna sahip bireylere yardımcı olmaya çalışmaktadır.

Kronik Yorgunluk, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Otizm Spektrum Bozukluğu, Savant Sendromu, Sosyal Fobi




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Kronik Yorgunluk

Kronik yorgunluk, nedeni bilinmeyen karmaşık bir hastalıktır ve kişilerin yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilmektedir. Kronik Yorgunluk Sendromu, en az altı ay süren yoğun, zayıflatıcı ve şiddetli fiziksel ve zihinsel yorgunlukla birlikte karmaşık bir hastalıktır. Hastalık değişken bir yapıya sahip olabilir ve görünürde bir nedeni olmayabilir. Ayrıca kişilerin günlük aktivitelerine ciddi şekilde müdahale eder, dinlenmeden uzaklaşmaz, egzersizle kötüleşir ve diğer genel, fiziksel ve nöropsikolojik semptomlarla ilişkilendirilir. 

Kronik Yorgunluk Nedir?

Kişinin konsantrasyon, hafıza ve zihinsel çeviklik (bilişsel etkiler) kaybı yaşamasına sebep olan bir sendromdur. Kronik yorgunluğu olan kişiler, eskisi gibi günlük işleri ve aynı aktiviteleri yapamazlar veya en sevdikleri spor dalına (fiziksel etki) katılamazlar.

Durum, hastaların yaşam kalitelerini önemli ölçüde bozar, günlük aktivitelerini etkiler ve sosyal geri çekilme ve izolasyona (sosyal etkiler) neden olabilir. Ancak hastalık fiziksel görünüm ile teşhis edilemez ve kronik yorgunluk sendromlu hastalar tamamen sağlıklı bir görünüm sergileyebilirler.

Yapılan araştırmalara göre, dünya nüfusunun % 0,3 – 0,5’inin Kronik Yorgunluk Sendromundan mustarip olduğu ve bu nedenle Türkiye’de bunun %18 gibi bir nüfusu etkilediği tahmin edilmektedir.

On dokuzuncu yüzyılda hastalık nevrasteni olarak biliniyordu. Yorgunluk yerine asteni teriminin kullanılması yanlış anlaşılmaya neden olabilmektedir ve aynı şey olmadıkları için tavsiye edilmez. Asteni, hasta tarafından üstesinden gelinebilecek bir duygudur, oysa yorgunluk değildir. Kronik yorgunluk sendromu bir tür depresyon hali değildir.

Kronik Yorgunluk Nedenleri

Kronik yorgunluk sendromunun nedeni henüz tam olarak anlaşılmamıştır, ancak gelişmesine bir dizi faktörün katkıda bulunduğu düşünülmektedir.

Kronik yorgunluk sendromu genellikle glandüler ateş veya grip gibi viral bir enfeksiyon tarafından tetiklenir, ancak herhangi bir enfeksiyon tetikleyici olabilir. Bunun meydana gelmesinde etken olarak genetik bir savunmasızlık olması muhtemeldir.

Tetiklenen durumdan önce ortaya çıkmış olabilecek kronik yorgunluk sendromu nedenleri şunları içerir:

  • Duygusal veya fiziksel sıkıntı
  • Yetersiz uyku
  • Hormonal dengesizlik
  • Aşırı egzersiz aktiviteleridir

Kronik Yorgunluk Belirtileri

Kronik yorgunluk sendromunun en yaygın belirtisi kişinin yorgun görünümüdür. Günlük aktiviteleri tamamlamaya yönelik fiziksel isteksizlik, kişinin genel aktivitelerini %50’nin altına düşürür.

Son olayları hatırlama zorluğu, konsantrasyon güçlüğü ve bilginin işlenmesini geciktirme, aşırı efor, grip benzeri semptomlarla birlikte üstesinden gelinmesi çok zor olan hastalık, çok yoğu duygulara neden olur; bu kronik yorgunluk sendromunun özelliğidir.

Yorgunluğun yanı sıra, ara sıra başka semptomlar da ortaya çıkar:

  • Ağırlıklı olarak bacaklarda olmak üzere genelleştirilmiş kemik ve kas ağrısı
  • Uyku bozuklukları, uykusuzluk, yetmeyen uyku ve gündüz uykululuk hallerinin olması,
  • Daha önce yaşanan migrenden farklı baş ağrıları,
  • Duygu durum bozuklukları
  • Umutsuzluk 
  • Melankoli ve sinirlilik
  • Ağırlıklı olarak gün sonlarında ortaya çıkan ve görünürde bir nedeni olmayan, yükselip alçalan hafif ateş,
  • Boğazda lokalize ağrı ile birlikte kalıcı farenjit (boğaz ağrısı),
  • Boyun, üst klavikula veya koltuk altlarında hareketli ve farklı boyutlarda şişebilen genişlemiş lenf düğümleri, 
  • Kuru cilt ve mukoza zarları (ağız kuruluğu, kuru göz, vajinal kuruluk),
  • Sık idrara çıkma ihtiyacı,
  • Normal bağırsak fonksiyonunda ishal ve kabızlık (düzensiz bağırsak) arasında değişen değişiklikler.
  • Kararsızlık ve sık düşmeler
  • Vücut ısısı, duyusal algı, kan basıncı (hipotansiyon) veya terlemedeki değişikliklerle tespit edilebilen stabil bir durumu (homeostatik kontrol) sürdürme yeteneğini kaybetme,
  • Azalan libido
  • Fiziksel veya kimyasal çevresel faktörlere maruz kalmaya karşı artan hassasiyet.

Tüm bu belirtiler, vücutlarında neyin yanlış olduğundan emin olmayan hasta için çok rahatsız edici bir durum yaratır. Zamanla kronik yorgunluk sendromu belirtileri dalgalanma gösterebilirler. Tedavi edilmediği taktirde kişinin yaşam standartlarını düşürebilmektedirler.

Kronik Yorgunluk Tanı Yöntemleri

Şu anda, kişinin kronik yorgunluk sendromu olup olmadığını söyleyecek bir test bulunmamaktadır. Doktorlar kişiye birçok soru sorar (bir kişinin tıbbi geçmişi hakkında ve aile üyelerinin sağlığı, ilaçlar, alerji, sigara ve içme alışkanlıkları vb.). Ayrıca kapsamlı bir fizik muayene yapmaktadır.

Doktorlar ayrıca benzer semptomlara neden olan durumları kontrol etmek için genellikle kan, idrar veya başka testler ister. Teşhise yardımcı olması için hastayı diğer uzmanları (bir uyku uzmanı veya nörolog gibi) görmesi için yönlendirebilirler.

Bir doktor, zihinsel sağlık bozukluklarının kronik yorgunluk sendromuna katkıda bulunup bulunmayacağını veya bunları gizleyip gizlemeyeceğini görebilen bir psikolog veya terapistle görüşmeyi önerebilir.

Kronik Yorgunluk Tedavi Yöntemleri

Bilimsel kanıtlara göre, kişiye özel ve sürekli bir multidisipliner tedavi uygulanırsa, hastalığın etkisinin kısmen azaltılabileceği ve kişinin yaşam kalitesinin bir miktar iyileştirilebileceği söylenebilir.

Bugüne kadar hiçbir ilaç, kronik yorgunluk sendromunda önemli bir gelişme göstermemiştir. Aslında ilaç tedavisi diğer tedaviler ile birleştirilmeli, bireyselleştirilmeli ve izlenmelidir. Yorgunlukla ilişkili semptomları tedavi etmek için kişiye özel tasarlanmalıdır.

  • Ağrı: Birinci basamak analjezik tedaviler (parasetamol, ibuprofen), kişi tarafından gerekli görülmesi halinde diğer ikinci basamak tedavilerle (tramadol, oksikodon) birleştirilmelidir. Gabapentin veya pregabalin gibi analjezik güçlendiriciler kullanılabilir.
  • Uykusuzluk: Uykusuzluk, melatonin gibi uyku düzenleyicilerle tedavi edilebilir. Benzodiazepin kullanımından kaçınılmalıdır.
  • Ruh hali: Antidepresanlar yalnızca hasta depresyon belirtileri gösteriyorsa kullanılmalıdır. Panik bozukluğu veya agorafobi durumunda, düşük dozlarda alprazolam veya nöroleptikler reçete edilebilir.
  • Kas kasılmaları: Kasılmalar magnezyum, siklobenzaprin ve çok nadiren baklofen ile tedavi edilebilir.
  • Enfeksiyon: Bakteriyel enfeksiyonların varlığı antibiyotiklerle hızla tedavi edilmelidir. Herhangi bir viral enfeksiyon semptomatik olarak tedavi edilmelidir.
  • Nörobilişsel etki: Folikasit ve B12 vitamini enjeksiyonlarının döngüleri önerilmiş, ancak düşük bir etkinlik göstermiştir.
  • Egzersiz: Kronik yorgunluk sendromlu hastalar, çok düşük bir aktivite düzeyine alışırlar, bu, kasların kullanılmamasını ve atrofiyi (zayıflamayı) tetikleyen ve klinik tabloyu daha da kötüleştiren bir gerçektir. Bireysel olarak uyarlanmış kısa süreli aerobik egzersizlere katılmak, sendromun genel semptomatolojisini iyileştirir. Fiziksel egzersiz yapmak için son derece kişiselleştirilmiş girişimler, yoğunluğu artırarak çok nazikçe ilerlerken, ancak asgari bir eforu asla zorlamadan gerçekleştirilebilir. Küçük bir aşırı efor, durumu daha da kötüleştirebilir. Önerilen aktiviteler, eşit dinlenme süreleri ile dönüşümlü olarak 15 – 20 dakikalık kısa, aralıklı süreler için yürüme ve ısıtmalı bir yüzme havuzunda (32 ° C) hafif aktivitelerdir.
  • Duygusal destek:  Kronik yorgunluk sendromunun hasta için öfke, korku, umutsuzluk, depresyon veya anksiyete gibi birçok sonucu olabilir. Spesifik olarak, strese zayıf bir adaptasyona neden olan ve bu nedenle kronik yorgunluk sendromunun semptomlarını yoğunlaştıran olumsuz davranışlar görülebilir. Psikolojik tavsiye, hastanın tüm bu duyguları özümsemesine ve dolayısıyla hastalıklarıyla mümkün olan en iyi şekilde başa çıkmasına yardımcı olabilir.

Kronik Yorgunluk konusunda kişinin çevresindeki insanların desteği bir tür terapi olarak kabul edilebilir ve tedavi profesyonel, bireysel veya gruplar halinde yürütülebilir ve farklı konuları ele almalıdır.

Semptomlar için alternatif açıklamalar bulmak, durumla ilgili yanlış anlamaları veya yanlış inançları yeniden yapılandırmak, stresli veya zor durumların daha iyi yönetilmesine yardımcı olmak için; hastanın beklentilerini daha gerçekçi olacak şekilde değiştirmek, dikkatini ve konsantrasyonunu geliştirmeye odaklanan teknikleri öğrenmek, özdenetim ve gevşeme tekniklerini geliştirmek, hayatta daha aktif bir rol üstlenmek, aşırı dinlenmeden veya hareketsizlikten kaçınmak ve kalıcı hafızayı uyaran, zihinsel konsantrasyonu iyileştiren planlı aktiviteleri teşvik etmek de önemlidir. Bu faaliyetlerin çoğu, kendi kendine yardım gruplarında veya hasta destek birimleri aracılığıyla gerçekleştirilir.

Obsesif Kompulsif Bozukluk, Otizm Spektrum Bozukluğu, Savant Sendromu, Sosyal Fobi, Şizofreni




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Obsesif Kompulsif Bozukluk (OKB)

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), tekrarlı davranışlara yol açan takıntılı durumlara sahip bir psikolojik rahatsızlık durumudur.

Obsesif Kompulsif Bozukluk Genel Tanıtım

Obsesif kompulsif bozukluk (OKB), tekrarlayan, istenmeyen, müdahaleci düşünceler (obsesyonlar) ve belirli eylemleri (kompulsiyonlar) yapmaya yönelik irrasyonel, aşırı dürtülerle karakterizedir. OKB’’ye sahip kişiler düşünce ve davranışlarının anlamsızlığının farkında olsalar da, genelde onları durduramazlar.

Semptomlar genellikle çocuklukta, gençlik yıllarında veya genç yetişkinlik döneminde başlar, ancak erkekler bunları genellikle kadınlardan daha genç yaşta geliştirir. 

Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedenleri

Uzmanlar, bazı insanların neden Obsesif kompulsif bozukluk geliştirdiğini tam olarak anlamıyor. Olası nedenler hakkında bazı teorileri var:

Bir aile üyesinde de bu rahatsızlıktan varsa kişinin Obsesif kompulsif bozukluk hastalığına sahip olma olasılığı daha yüksektir. Çoğu rahatsızlık gibi OKB’nin de ailelerde görülme olasılığı daha yüksektir.

Uzmanlar, bazı genlerin OKB gelişiminde rol oynayabileceğine inanmaktadır, ancak daha OKB’ye neden olan herhangi bir gen keşfedilmemiştir. Dahası, OKB’si olan herkesin aynı zamanda bu hastalığa sahip bir aile üyesi de yoktur.

Beyin kimyası da hastalık üzerinde rol oynayabilir. Bazı araştırmalar , beynin bazı bölümlerindeki işlev bozukluklarının veya serotonin, norepinefrin gibi bazı beyin kimyasallarındaki iletim ile ilgili sorunların OKB’ye neden olabileceğini öne sürmektedir.

Travmatik olaylar, taciz veya diğer stresli durumların Obsesif kompulsif bozukluk ve diğer akıl sağlığı hastalıklarının gelişimine yol açması da mümkündür.

Belirli faktörlerin belirli Obsesif kompulsif bozukluk türlerine katkıda bulunma olasılığının daha yüksek olduğunu gösteren çok az kanıt var. Ama araştırmalar OKB’si olan 124 gence bakıldığında Obsesif kompulsif bozukluğun genellikle ailelerde görüldüğünü gösteriyor

Obsesif Kompulsif Bozukluk Belirtileri

Çoğu insan ara sıra takıntılı düşünceler veya kompulsif davranışlar sergiler. Bununla birlikte, Obsesif kompulsif bozukluk durumunda bu semptomlar genellikle her gün bir saatten fazla sürer ve kişinin günlük yaşamını engeller.

Takıntılar (obsesyon), tekrar tekrar görünür olan müdahaleci, görece mantıksız düşüncelerden veya dürtülerden oluşur. Bu rahatsızlıkları olan insanlar bu düşüncelerin mantıksız olduğunu bilirler ancak bir şekilde doğru olabileceğinden de korkarlar. Bu düşünceler ve dürtüler rahatsız edicidir ve insanlar bunları görmezden gelmeye veya bastırmaya çalışabilir.

Takıntı örnekleri şunları içerir:

  • Birine zarar verme hakkındaki düşünceler
  • Gazı kapatmak veya bir kapıyı kilitlemek gibi bir şeyi doğru yaptığına dair şüpheler
  • Hoş olmayan cinsel görüntüler
  • Toplum içinde uygunsuz şeyler söyleme veya bağırma korkusu

Zorlamalar (kompulsiyon), bir saplantının getirdiği stresi geçici olarak hafifleten ve tekrarlayan eylemlerdir. Bu rahatsızlıkları olan kişiler, bu ritüellerin bir anlam ifade etmediğini bilirler ancak kaygıyı gidermek ve bazı durumlarda kötü bir şey olmasını önlemek için bunları gerçekleştirmeleri gerektiğini hissederler. Takıntılar gibi, insanlar da kompülsif eylemlerde bulunmamaya çalışabilir, ancak kaygıyı gidermek için bunu yapmak zorunda hissedebilirler.

Zorlama örnekleri şunları içerir:

  • Mikrop korkusu nedeniyle el yıkama
  • Bir kişi doğru eklediklerinden emin olamadığı için parayı saymak ve anlatmak
  • Bir kapının kilitli olup olmadığını veya gazın kapalı olup olmadığını kontrol etme
  • Müdahaleci düşüncelerle birlikte gelen “zihinsel kontrol” aynı zamanda bir zorlama biçimidir

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tanı Yöntemleri

Bir doktor veya akıl sağlığı uzmanı, Obsesif kompulsif bozukluk tanısı koyacaktır. Semptomların yasadışı uyuşturucular, ilaçlar, başka bir akıl hastalığı veya genel bir tıbbi durumdan kaynaklanmadığından emin olmak için kan testleri ile genel bir fizik muayene önerilir. Çocuklarda veya yaşlılarda semptomların aniden ortaya çıkması, bu semptomlara başka bir hastalığın neden olmadığından emin olmak için kapsamlı bir tıbbi değerlendirmeyi gerektirmektedir.

Obsesif kompulsif bozukluk teşhisi konması için bir kişinin sahip olması gereken durumlar vardır:

  • Takıntılar, zorlamalar veya her ikisi de,
  • Üzücü olan ve işte, ilişkilerde, hayatın diğer bölümlerinde zorluklara neden olan ve genellikle her gün en az bir saat süren takıntılar veya zorlamalar

Obsesif Kompulsif Bozukluk Tedavi Yöntemleri

Birçoğu için, ilaç ve terapi kombinasyonu, her iki yaklaşımdan da daha üstündür. Tıbbın doğrudan beyin üzerinde çalışabilmesine rağmen, terapilerin beyni “yanlış tehditleri” tanıması için yeniden eğitmeye yardımcı olduğuna inanılmaktadır.

Psikoterapi

Obsesif kompulsif bozukluk durumunu tedavi etmeye yardımcı olan iki tür psikoterapi vardır:

  • Maruz kalma ve yanıt terapisi, bir kişiyi kaygılarının nedenine maruz bırakır. Örneğin, mikrop korkusu olan bir kişiye, bir doktor veya terapist elini kapı kolu gibi kirli kabul edilen bir şeye koymasını isteyebilir. Daha sonra ellerini yıkamasını engelleyeceklerdir. Kapı koluna dokunmakla elleri yıkamak arasında geçen süre uzar. Nihayetinde, kişi hemen yıkamamanın ölümcül bir tepkiye neden olmadığını anladığında, yıkama dürtüsü ortadan kalkar.
  • Bilişsel davranışçı terapi , sıkıntıya neden olan düşüncelere ve bunlarla ilişkili olumsuz düşünce ve davranışı değiştirmeye odaklanır. Obsesif kompulsif bozukluk için, bu terapinin amacı, olumsuz düşünceleri tanımak ve uygulama ile onların yoğunluğunu yavaş yavaş zararsızlık noktasına kadar azaltmaktır.

İlaç Tedavisi

Obsesif kompulsif bozukluk tedavisinde kullanılan en yaygın ilaç antideprasanlardır. OKB’yi antidepresanlarla tedavi etmek, genellikle depresyon tedavisine göre daha uzun sürer. Ayrıca, bu ilaçlar bazen daha yüksek dozlarda ve depresyondan daha uzun süre verilmelidir.

Tamamlayıcı Sağlık Yaklaşımları

Aerobik egzersiz, OKB’si olan kişilerin yaşam kalitesini iyileştirmek için işe yarayabilecek önemli bir tamamlayıcı müdahaledir. Egzersiz, bir kişinin yaşadığı temel kaygı seviyesini doğal olarak azaltmak için işe yarayabilir.

Obsesif kompulsif bozukluk ile bazı özellikleri paylaşan ancak ayrı koşullar olarak kabul edilen ilgili durumlar vardır.

  • Vücut Dismorfik Bozukluğu: Bu bozukluk, fiziksel görünümle ilgili bir takıntı ile karakterizedir. VDB, basit gösterişten farklı olarak, kişinin görünüşüne ve vücut imajına genellikle günde birçok saat takıntılı olmasıyla karakterizedir. Algılanan herhangi bir kusur, önemli sıkıntılara neden olur ve nihayetinde kişinin işlev görme yeteneğini engeller. VDB bazı aşırı durumlarda, deri yolma, aşırı egzersiz veya kişinin görünüşünü değiştirmek için gereksiz cerrahi prosedürler nedeniyle enfeksiyon nedeniyle bedensel yaralanmaya yol açabilir.
  • İstifçilik Bozukluğu: Bu bozukluk, herhangi bir şeyi atma fikrinden kaynaklanan aşırı sıkıntıyla birlikte, büyük miktarda işe yaramaz veya değersiz öğe toplama dürtüsü ile tanımlanır. Zamanla bu durum, bir mekanı sağlıksız hale getirebilir veya içinde bulunmayı tehlikeli hale getirebilir. İstifçilik bozukluğu, bir kişiyi duygusal, fiziksel, sosyal ve finansal olarak olumsuz yönde etkileyebilir ve sıklıkla sıkıntı ve sakatlığa yol açar. Ek olarak, birçok istifçi, eylemlerinin potansiyel olarak zararlı olduğunu göremez ve bu nedenle teşhis veya tedaviye direnebilir.
  • Trichotillomania: Çoğu insan, özellikle yüksek stres dönemlerinde tırnak yeme veya diş gıcırdatma gibi sağlıksız alışkanlıklar geliştirir. Bununla birlikte, trichotillomania, kirpikler ve kaşlar da dahil olmak üzere vücudunuzda bulunan kıl ve tüyleri koparma eğilimi de görülebilir. Bazı insanlar bilinçli olarak saçlarını çekerken, diğerleri bunu yaptıklarının farkında bile olmayabilir. Trikotillomani, kol veya elde tekrarlayan hareket yaralanması gibi ciddi yaralanmalara neden olabilir veya saç tekrar tekrar yutulursa midede kıl yumağı oluşumu, tedavi edilmezse yaşamı tehdit edebilir. Benzer bir hastalık, deriyi kaşımaya veya deriyi koparmaya yönelik zorlayıcı dürtü olan sıyrılma bozukluğudur.
  • Otizm Spektrum Bozukluğu, Savant Sendromu, Sosyal Fobi, Şizofreni, Travma Sonrası Stres Bozukluğu



Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Otizm Spektrum Bozukluğu

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) terimi, karmaşık bir nörogelişimsel bozukluğu ifade eder. Söz konusu sendrom, kişinin gündelik hayati ile ilgili olarak olumsuz durumların gelişmesine sebep olabilmektedir. 

Otizm Spektrum Bozukluğu Genel Tanıtım

Otizm spektrum bozukluğu (OSB), sosyal iletişim ve sosyal etkileşim ile ilgili zorluklar ve davranışlarda, ilgilerde ve faaliyetlerde sınırlı ve tekrarlayan kalıplarla karakterize edilen bir nörogelişim bozukluğuna işaret eder. Tanım olarak, semptomlar gelişimin erken safhalarında mevcuttur ve kişinin günlük yaşamını etkiler. ‘Spektrum’ terimi, OSB semptomlarının ortaya çıkışındaki ve ciddiyetinin yanı sıra OSB’li bireylerin becerileri ve işleyiş düzeyindeki heterojenlik nedeniyle kullanılmaktadır. 

OSB, tüm ırksal ve etnik gruplarda ve her sosyoekonomik statü düzeyinde görülür. Erkeklerin OSB’ye sahip olma olasılığı kadınlardan yaklaşık dört kat daha fazladır. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre, Amerika Birleşik Devletleri’ndeki 59 çocuktan 1’inin Otizm Spektrum Bozukluğu kriterleri karşıladığı tahmin edilmektedir. Erken müdahalenin OSB’nin seyrini değiştirebileceği umulduğundan, endişeler olduğunda (24 ayın altında bile) tedavi sağlanması açısından erken teşhis kritiktir.

Otizm Spektrum Bozukluğu Nedenleri

OSB’nin kesin nedeni bilinmemektedir. Hastalıkta hem genetik hem de çevre büyük olasılıkla bir rol oynasa da, kesin nedeni hakkında bir şey söylemek mümkün değildir.

Genlerin ve çevresel faktörlere maruz kalmanın bir çocuğun otizm spektrum bozukluğu olma riskini nasıl artırabileceğini anlamak için dünya çapında çok sayıda araştırma yapılmaktadır. Ancak, artan riskin neden ile aynı şey olmadığını akılda tutmak önemlidir. Örneğin, OSB ile ilişkili bazı gen değişiklikleri, bozukluğu olmayan kişilerde de bulunabilir.

OSB bulaşıcı değildir ve kişilere yapılan aşılar hastalığa neden olmaz. Ayrıca kişilerin ebeveynlerinin onlarla ilgilenme şekli de hastalığa neden olmamaktadır.

Otizm Spektrum Bozukluğu Belirtileri

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklar, iki olağandışı davranış türünün bir kombinasyonuyla karakterize edilir: iletişim ve sosyal becerilerdeki eksiklikler ve sınırlı veya tekrarlayan davranışlar. Bu semptomların şiddeti büyük ölçüde değişebilir.

Sosyal iletişim ve sosyal etkileşim

  • Gelişmekte olan bir çocukta fark edebilen sosyal eksikliklerin belirtileri, sarılma gibi sevgi gösterilerine karşı isteksizlik ve yalnız oyun tercihini içerir. 
  • Daha küçük çocuklarda, örneğin 3 yaşın altında, ilgi alanlarını verme, paylaşma veya gösterme konusundaki ilgisizlik gibi, kendi adlarına yanıt vermemek de kırmızı çizgidir. 
  • Daha büyük çocuklarda uyarı işaretleri, karşılıklı konuşmayı sürdürmede zorluk, göz temasının olmaması ve vücut dilini kullanma ve okuma zorluğunu içerir. 
  • Bu çocuklar başkalarının duygularını tanımakta, farklı sosyal durumlara uygun şekilde yanıt vermekte ve sosyal ilişkileri anlamakta güçlük çekebilirler.
  • Otizm Spektrum Bozukluğu durumunda konuşma bazı çocuklarda gerçekleşmez. Bazıları ise “robotik” bir tonda veya abartılı bir şarkı ile konuşmaktadır. Otizmi olan bir çocuk, anlamlarını anlamadan belli cümleleri tekrarlayabilir veya uzmanların “işlevsel olmayan bilgi” olarak adlandırdığı bilgilere sahip olabilir. 
  • Otizmi olan küçük çocuklar ilgilendikleri nesnelere işaret etmezler, göz teması kurmazlar ve bir ihtiyacı iletmek veya bir şeyi tanımlamak için jest kullanmazlar.
  •  Otizmli çocuklar yaşlandıkça ve dil öğrendikçe, üslupları veya konuşma biçimleri tuhaf olabilir; bazılarının zamirleri tersine çevirme alışkanlığı vardır. Yüksek işlevli otizmli çocuklar, karşılıklılık için çok az kapasite gösterirken konuşmaları tekeline alabilir.

Kısıtlanmış veya tekrarlayan davranışlar

  • Temel davranışsal işaretler, tekrarlayan eylemlerin ve ritüellerin gerçekleştirilmesini ve dikkat dağınıklığı noktasına kadar dakika ayrıntılarına odaklanmayı içerir. 
  • Otizmli çocuklar, günlük rutinindeki en ufak bir değişiklikten rahatsız olabilirler. 
  • Küçük çocuklarda Otizm Spektrum Bozukluğu belirtileri, onlarla oynamak yerine oyuncak sipariş etmeyi içerir. 
  • Daha büyük çocuklarda, tekrarlayan davranış, belirli bir konu veya nesneye yönelik tüketen bir ilgi olarak ortaya çıkabilir.

Otizmi olan pek çok çocuk alışılmadık derecede seslere, ışığa, dokulara veya kokulara duyarlıdır. Çok fazla duyusal girdiden bunalmış olabilirler veya bir şeylere çarparak ve eşyalara aşırı dokunarak ve onları koklayarak ulaşmaya çalışabilecekleri duyusal girdi eksikliği nedeniyle rahatsız olabilirler.

Otizm Spektrum Bozukluğu Tanı Yöntemleri

Otizm spektrum bozukluğunun teşhisi için, bir çocuk iki temel alanda semptomlar göstermelidir: sosyal iletişim ve kısıtlayıcı, tekrarlayan davranış kalıpları, ilgi alanları ve aktiviteler. Otizm Spektrum Bozukluğu semptomları zarar verici olmalı ve erken gelişim döneminde mevcut olmalıdır – tipik olarak bir çocuğun ikinci yılında fark edilir – ancak bir çocuk büyüyene ve sosyal talep yeteneklerini aşana kadar tam olarak ortaya çıkmayabilir. OSB, 24 aya kadar erken teşhis edilebilir.

Sosyal iletişim kategorisinde, bir klinisyen, karşılıklı konuşma ve çıkar paylaşımı gibi sosyal karşılıklılıkta kalıcı eksiklikler arayacaktır. Bunlar; vücut dili ve jestler dahil sözlü olmayan iletişim ve yaşa uygun ilişkileri geliştirme, anlama ve bunlara katılmada zorluk olabilmektedir.

Kısıtlayıcı veya tekrarlayan davranış kalıpları kategorisinde, bir klinisyen şunlardan ikisini arayacaktır: basmakalıp hareketler, eylemler veya konuşma kullanımı, rutinler ve ritüeller konusunda esnek olmayan ısrar, sabit ve yoğun ilgi alanları ve duyusal problemler, çok fazla duyusal girdi gibi.

Yeni kriterlere göre, bu semptomlar önemli ölçüde zarar verici olmalıdır ve bir klinisyen, bir çocuğun ihtiyaç duyacağı destek miktarını yansıtan üç aşamalı ölçek, otizm spektrum bozukluğu semptomlarının her birinin ciddiyetini belirleyecektir. 

Otizmi olan çocukların da sıklıkla bilişsel bozukluğa (entelektüel gelişim bozukluğu olarak adlandırılır) sahip olduğu göz önüne alındığında, sosyal iletişim eksiklikleri bilişsel bozulmalarıyla açıklanandan daha büyük olmadıkça çocuklara otizm teşhisi konmamalıdır.

Bir çocuğun sosyal iletişim ve etkileşiminde bozukluk varsa ancak kısıtlayıcı ve tekrarlayıcı davranışları yoksa, sosyal iletişim bozukluğu adı verilen yeni bir bozukluk tanısı alma olasılığı daha yüksektir.

Otizm Spektrum Bozukluğu Tedavi Yöntemleri

Yapılandırılmış bir eğitim programı ve kişiye özel davranış terapisinin otizmli çocuklar için çok faydalı olduğu gözlemlenmektedir. 

Psikoterapik:  İçi davranış analizi (İDA) olarak bilinen en yaygın kabul gören kanıta dayalı otizm spektrum bozukluğu terapisi denilebilir. İDA’nın otistik çocukların ihtiyaç duydukları becerileri geliştirmelerine ve kendine zarar verme gibi istenmeyen davranışları en aza indirmesine yardımcı olduğu ve hafiften şiddetliye kadar otizm spektrumundaki tüm çocuklar için başarılı olduğu gösterilmiştir. Etkinliği yüzlerce çalışma ile desteklenmektedir.

OT olarak bilinen mesleki terapi, çocukların ince ve kaba motor becerileri, duyusal işleme becerileri, kendi kendine yardım becerileri ve daha fazlası dahil olmak üzere günlük yaşamdaki etkinlikleri gerçekleştirmek için gereken becerileri edinmelerine yardımcı olmak için tasarlanmıştır.

Birçok ebeveyn, “Sosyal Hikayeler” denen tedaviyi de faydalı bulmaktadır. Sosyal Hikayeler, çocukları sosyal durumlara hazırlamanın ilgi çekici ve etkileşimli bir yolu olacak şekilde tasarlanmıştır. Çocuğun bakış açısından yazılan öyküler, çocuğa bir deneyim boyunca rehberlik etmek için anlatım, fotoğraf ve çizimler kullanır ve hayatta onu ne bekleyeceğine hazırlar.

Farmakolojik: Otizm Spektrum Bozukluğu semptomlarını hedefleyen hiçbir ilaç yoktur, ancak depresyon, anksiyete ve hiperaktivite gibi genellikle bozukluğun yanında ortaya çıkan sorunlara yardımcı olmak için ilaçlar sıklıkla reçete edilir.

Alternatif: Otizm spektrum bozukluğu için birçok alternatif tedavinin önerildiği unutulmamalıdır. Bu alternatif tedavilerin hiçbiri – şelasyon, diyetler, takviyeler, kolaylaştırılmış iletişim – arkasında güvenilir bilimsel kanıtlar yoktur. Bazıları, özellikle kimyasal enjeksiyonlarla vücuttan ağır metalleri uzaklaştırma girişimi olan şelasyon çok tehlikeli olabilir. Bu tedavileri sürdürmeyi seçen ebeveynlerin bunu kalifiye bir hekim ile yakın istişare içinde yapmaları önemlidir.

Savant Sendromu, Sosyal Fobi, Şizofreni, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Tükenmişlik Sendromu




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.



Savant Sendromu

Savant sendromu taşıyan kişiler, ciddi zihinsel veya fiziksel engellere rağmen oldukça dikkat çekici ve bazen olağanüstü yeteneklere sahip kişilerdir. Durum doğuştan olabilir veya daha sonra çocuklukta veya hatta yetişkinlerde edinilebilir.

Savant Sendromu Nedir?

Savant Sendromu, otistik bozukluklar da dahil olmak üzere çeşitli gelişimsel bozukluklara sahip kişilerin, genel sınırlamalarla belirgin bir şekilde uyumsuz zıtlık içinde duran şaşırtıcı zeka veya yetenek özelliklerine sahip olduğu nadir, ancak muhteşem bir durumdur. 

Savant becerileri, otistik bozukluk dahil olmak üzere çeşitli gelişimsel engellerle, zihinsel gerilik, beyin hasarı, doğumdan önce veya doğumdan sonra ortaya çıkan hastalık gibi diğer durumlar ile birlikte oluşmaktadır. Olağanüstü beceriler her zaman özel bir türden olağanüstü anılarla bağlantılıdır.

Otistik bozukluğu olan her 10 kişiden yaklaşık biri bazı savant becerilerine sahiptir. Diğer gelişim yetersizliği, zeka geriliği veya beyin hasarı türlerinde, bu tür kişilerin % 1’inden daha azında savant becerileri ortaya çıkar. 

Savant sendromlu kişilerin yaklaşık %75’inin otistik bozukluğa sahip olduğu ve diğer %25’inin başka bir gelişimsel engel, zeka geriliği, beyin hasarı veya hastalığı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle, tüm savantlar otistik değildir ve tüm otistik kişiler savant değildir.

Otistik savant sendromu, belirli bir alanda veya ilgi alanında olağanüstü yeteneklere sahip olsa da, bu durum genellikle günlük yaşamda onlara yardımcı olmayabilir. Örneğin, bir telefon rehberindeki her numarayı hatırlayabilmek, sürekli kullanılabilen bir beceri değildir.

Bu alandaki aşırı beceriye rağmen, otistik savant genellikle günlük yaşamla ilgili diğer alanlarda başarı gösteremez. Otizm, davranışsal sorunların yanı sıra iletişim ve sosyal becerilerde de önemli zorluklara yol açabilir. Tipik savant becerileri aşağıdaki alanlardadır:

  • Matematik: Savant matematikte bir harika olabilir ve son derece karmaşık problemleri kalem ve kağıt olmadan hesaplama yeteneğine sahip olabilir.
  • Sanat: Bir sahneyi doğrudan bellekten mükemmel bir hassasiyetle yeniden yaratma veya sanatsal şaheserler yaratma becerisine sahip olabilirler.
  • Müzik: Savant, mükemmel perdeyle şarkı söyleyebilir, aşırı yetenekli bir şekilde enstrüman çalabilir veya müziği sadece bir kez duyarak kulaktan çalabilir, tanıyabilir.
  • Takvim hesaplaması: Herhangi bir noktada veya zamanda ayın veya yılın gününü veya haftasını hesaplayabilirler.
  • Mekânsal / mekanik beceriler: Bir yapboz bulmacasını yıldırım hızında bir araya getirme, golf toplarını her seferinde tam yerine vurma, bir haritayı son derece iyi okuma veya ölçüm yapmadan mesafe veya yüksekliği hesaplama becerilerine sahip olabilirler.

Olağanüstü hafıza genellikle savant sendromu durumuna eşlik eder. İlginç bir şekilde, otistik savant genellikle ortalamanın altında bir IQ’ya sahiptir, ancak bu her kişide böyle değildir. Otistik insanlar genellikle son derece zekidir ve belirli bir ilgi alanına yoğun bir şekilde odaklanma yeteneğine sahiptir.

Savant Sendromu Nedenleri

Otistik savantlar ile beynin sol tarafındaki yaralanma veya hasar arasında potansiyel bir bağlantı vardır. Bu hasarın genellikle rahimde veya hamilelik sırasında meydana geldiğine inanılmaktadır. Bu, beynin sağ tarafında olası bir problme neden olabilir. Beynin işleyişini gösteren görüntüleme testleri, sol yarıkürede daha yüksek beyin aktivitesini belirleyebilir ve bu da kişideki savant sendromunu gösterebilir. Ayrıca otizm, savant sendromu ve genetik arasında hala araştırılmakta olan potansiyel bir bağlantı olduğu düşünülmektedir.

Zeka testleri, gelişimsel taramalar, beceri testleri ve yetenek değerlendirmeleri, savant sendromunun semptomlarını gösterebilen belirli alanlardaki aşırı yetenekleri belirleyebilir. Bir çocuk belirli bir alanda istisnai olarak üstün yetenekli ise, bunu belirtmek için testler gerekli değildir.

Savant Sendromu Belirtileri

Otizmli kişi kendi başına ayrıntılara yoğun bir dikkat çekebilir, belirli bir beceriye veya ilgi alanına, tekrarlayan davranışlara ve aşırı organizasyona odaklanabilir. Bu, doğası gereği bu alanda ustalığa ve yüksek bir yetenek seviyesine neden olabilir. Ülke başkentlerini ezberlemek için saatler harcayan biri, örneğin bu ayrıntıları çok iyi hatırlayacaktır.

Bir veya daha fazla alanda olağanüstü beceri, kişinin mutlaka savant sendromu olduğu anlamına gelmez. Otistik savant, olağanüstü derecede çaba sarf etmek zorunda kalmadan, belirli bir alanda olağanüstü beceri veya uzmanlığa sahiptir. Becerilerini uygulamak için büyük olasılıkla saatler harcayacak olsalar da, bu onlara çok kolay ve fazla çaba sarf etmeden gelecektir.

Otistik savant, bir alanda istisnai olacaktır, ancak bu tek bir beceri veya alanla sınırlı olacaktır. Örneğin, otistik savant mükemmel perdeyle şarkı söyleyebilir, ancak isteklerini ve ihtiyaçlarını iletemeyebilir.

Otistik savantlar, yüksek düzeyde bir engellilikle mücadele edebilir ve günlük yaşamda işleyişi için yardıma ihtiyaç duyabilir. Becerilerini nasıl kullanacaklarını öğrenebilir ve sosyal olarak iletişim kurmanın ve etkileşim kurmanın yollarını bulmalarını geliştirebilirler.

ABA terapisi, mesleki terapi ve konuşma terapisi gibi otistik savantlaın tedavisi, bu hastalara dış dünyayla nasıl başa çıkacaklarını ve günlük yaşamın diğer alanlarında nasıl yöneteceklerini öğretirken, istisnai becerilerinden yararlanmanın yollarını belirleyebilir.

Savant Sendromu Tanı Yöntemleri

Savantlar genellikle yüksek işlevlidir. Bu nedenle, muhtemelen hiçbir zaman doğru bir otizm teşhisi alamazlar. Otistik savant için belirli bir test veya teşhis kriteri yoktur, ancak savant sendromu tespiti için yapılabilecek birkaç şey vardır. Otistik savant, bir alanda oldukça yetenekli olacak ve aynı zamanda bir tür gelişimsel yetersizlikle mücadele edecektir. Otizm için test kriterleri, önce nörogelişimsel bozukluğun teşhis edilmesine yardımcı olabilir.

Otizm bir çocukta 18 aydan 2 yaşına kadar teşhis edilebilir. 18 ila 24 aylıkken, gelişimsel tarama yoluyla çocuklar otizm açısından taranmalıdır. Herhangi bir risk faktörü veya otizm belirtisi varsa, tanı koymak için tıp ve ruh sağlığı uzmanlarından oluşan bir ekip tarafından daha kapsamlı bir gelişimsel değerlendirme yapılır.

Bir çocuk belirli bir alanda aşırı yeteneklere sahipse, savant sendromu mevcut olabilir.

Savant Sendromu Tedavi Yöntemleri

Savant Sendromu tek başına bir bozukluk veya hastalık değildir. Bunun yerine, olağanüstü becerilerin ve olağanüstü hafızanın, gelişimsel bir yetersizlikten, başka bir tür merkezi sinir sistemi hastalığı veya bozukluğundan kaynaklanan daha temel bir beyin fonksiyon bozukluğu göstermesi durumu olarak görülebilmektedir. 

Bu nedenle savant sendromu için tedavi, örneğin Otizm veya Asperger hastalığı gibi daha temel merkezi sinir sistemi bozukluğuna yönelik tedavi ile aynı tedavidir. Veya başka bir CNS hasarı olan kişiler durumunda, örneğin, bu tür bir yaralanmadan kalan semptomların üstesinden gelmeye yönelik tedavi ve rehabilitasyon çabaları olacaktır.

Bununla birlikte, savantın gösterdiği özel beceriler ve yetenekler, daha temel gelişimsel bozukluk, yaralanma veya hastalıktan kaynaklanan engellerin üstesinden gelmeye veya azaltmaya yönelik genel tedavi ve rehabilitasyon çabalarında yararlı bir araç olarak kullanılabilir. 

Çoğu durumda, bu olağanüstü yetenekler, savant sendromu sahibi kişiyi genel olarak daha fazla bağımsızlığa doğru ilerletmek yerine, gelişmiş iletişim kapasitesi, gelişmiş sosyal etkileşim ve hareketle günlük yaşam becerilerinde bile gelişmiş ustalıkla meşgul etmenin bir yolu olarak kullanılabilir. 

Bu şekilde, savant becerileri normalleşmeye doğru bir kanal olarak hizmet edebilir. Yeteneği eğitmek ile sadece özel yetenek gelişmekle kalmaz, aynı zamanda dil becerilerinde, sosyalleşme becerilerinde ve günlük yaşam becerilerinde de artış olur. Bunların her biri, genel olarak kişinin dha bağımsız hareket edebilmesine yardımcı olmaktadır.

Sosyal Fobi, Şizofreni, Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Tükenmişlik Sendromu, Uykusuzluk




Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp