Kol-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Kol-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Kol Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Kol ağrısına bakan bölümler, ortopedi, fizik tedavi ve nöroloji poliklinikleridir. Kol ağrısının sağ ya da sol kolda meydana gelmesi, ağrının kaynaklarının değişmesine sebep olabilir. Boyun ve omurganın üst bölümünde meydana gelen problemler sonucunda ortaya çıkan kol ağrısı, kalp hastalıklarının belirtisi olabilir. Sol kolda görülen tüm ağrılar kalp krizine sebep olmayacağı gibi, bölgede sık sık spazmların oluşması, uzman kontrolüne gidilmesini gerektirmektedir. Kol ağrısının oluşma sebepleri, psikolojik, fiziksel ya da dış etkenlerden kaynaklanabilir. Kol ağrısı oluşumunu tetikleyen faktörler tespit edildikten sonra, bu faktörlerin ortadan kaldırılmasıyla kol ağrısı sorunu tekrarlanmayacaktır.


Kol Ağrısı Nedir, Nasıl Oluşur?

Kol ağrısı oluşumu, kolun tamamında ya da belli bir bölümünde kendini göstermektedir. Kolda yanıcı bir etki oluşturan kol ağrısı, kolda batmalara, yanmalara, kramplara ve kasılmalara yol açmaktadır. Sadece kolun tek bir bölgesinde oluşabilen kol ağrısı, kolun tamamına yayılmış şekilde de görülmektedir. Kol ağrısı, bazı durumlarda tek bir kolda ortaya çıkarken, her iki kolda sistemli olarak görülmektedir. Kol ağrısı oluşumunu tetikleyen faktörlere göre, kol ağrısının özellikleri ve etkisi genişleyecektir. Kolun istirahat halinde olması ya da hareket ettirilmesi gibi durumlarda, kol ağrısıyla karşılaşılmaktadır. Ağrının boyutuna göre, kronik ya da akut şekilde, kol ağrısının tekrarlandığı görülmektedir.

Kol Ağrısı Bilgi Formu

Kol Ağrısının Belirtileri Nelerdir, Kol Ağrısı Nasıl Anlaşılır?

Kol ağrısı bulguları, hastadan hastaya değişse de genel olarak kol ağrısını temsil eden belirtiler bulunmaktadır. Kol ağrısının belirtileri arasında yerini alan etkenler şu şekilde sıralanabilir:

Kol bölgesinde sertlik oluşması
Kolun kızarması
Ağrı görülen bölgenin şişmesi
Kolun alt kısmındaki lenf bezlerinin şişmesi
Kolun karıncalanması
Kol kaslarının zayıflaması
Kolun hareket ettirilememesi
Kol hareketlerinin kısıtlanması
Kolun aşırı hassasiyet göstermesi
Belirtilen nedenlerin haricinde, kolun kıpırdamaması durumunda da ağrı yaşanması söz konusudur. Kol ağrısı belirtilerinden bir ya da birkaç tanesiyle karşılaşıldığında, derhal uzman kontrolünden geçilmesi gerekir.

Kol Ağrısının Oluşma Sebepleri Nelerdir?

Kol ağrısının nedenleri arasında yerini alan faktörler, aşağıda listelenmiştir:

Kol bölgesinde anjin oluşumu
Brakiyal pleksus kaynaklı hasarlar
Kolda kırıkların oluşması
Kolun yerinden çıkması
Kol kaslarının zedelenmesi
Kolun ezilmesi
El ve bilek kemiklerinde kırılmalar
Bursit oluşumu
Kolda gelişen karpal tünel sendromu
Dirseğin çıkması
Omuzun yerinden çıkması
Meralgia parestetika
Hiyatus henrisi oluşumu
Koldaki sinirlerin sıkışması
Kolda gelişen romatizmal eklem iltihaplarının artması
Rotator manşet yaralanmaları
Kolda zorlanma ve burkulmaların oluşumu
Kolda gelişen tendon iltihapları
Tenisçi dirseği
Kol sinirlerinin sıkışması ya da esilmeleri
Torasik çıkış sendromunun gelişmesi
De Quervain tenosinoviti gelişimi
RSI adlı yenilenen zorlanma sakatlıkları
Boyun fıtığı oluşumu
Kalp hastalıkları ve kalp krizi (Sol kol için geçerlidir)

Belirtilen etkenler sonucu, her iki insandan birinde kol ağrıları meydana gelmektedir. Kolların dengesiz şekilde hareket ettirilmesi, ağır yük kaldırılması, kola darbe alınması ya da farklı sebepler sonucu ortaya çıkan kol ağrıları, ağrının kaynağı tespit edildikten sonra kontrol altına alınacaktır.

Kol Ağrısıyla Kalp Hastalıklarının Alakası Var Mıdır?

Kap hastalıklarının kola etkisi, özellikle sol kolda kendini göstermektedir. Kalp krizi geçiren hastaların, ilk olarak sol kolda sıkışma yaşamalarından dolayı, sol kolu ağrıyan kişiler derhal kalp ve damar hastalıklarına gitmektedir. Ancak tüm kol ağrıları, kalp hastalıklarından kaynaklı değildir ve birçok kol ağrısı, dış etkenler sonucunda ortaya çıkmaktadır.

Kalp damarlarında yetersizlik görülmesi ya da kalbe giden damarların sıkışması sonucu ortaya çıkan sol kol ağrısı, kalp krizinin habercisi olmaktadır. Kalp hastalıklarında sol kol etkin olurken, bazı durumlarda sağ kolda da aynı problemlerle karşılaşılması mümkündür.

Kalp krizinin belirtisi olan kol ağrısı, ilk olarak nefes darlığı ve göğüs sıkışmasıyla başlamakta, daha sonra çene ve sırta yayılmaktadır. Baş dönmesi ve boncuk şeklinde terlemelerle birlikte görülen sol kol ağrısı, kalp krizi ya da kalp spazmlarının belirtisi sayılabilir.

Kol Ağrısının Çeşitleri Var Mıdır?

Kol ağrısı bulguları, birbirinden farklı türlerde kendini belli etmektedir. Her hastada aynı semptomlarla kendini göstermeyen kol ağrısı, yanıcı ve batıcı etkiler uyandırabilir. Nosiseptif ağrı, noktasal ağrı, yayılan ağrı ya da hareket ve istirahat anlarında görülen ağrıların tamamı, kol ağrısının bulguları arasında yerini almaktadır. Kol ağrısının kaynağına bağlı olarak, ağrının artması ya da azalması, sürekli tekrarlanması, sancı şeklinde görülmesi ya da sadece hareket ettirildiğinde ortaya çıkması mümkündür.

Kol Ağrısının Tanısını Koymak İçin Neler Yapılmaktadır, Kol Ağrısı Nasıl Muayene Edilir?

Kol ağrısı muayenesinde, hastaların şikayetleri dinlenmekte ve ağrının asıl kaynağı araştırılmaktadır. Kolda görülen ağrının tipi, görülme sıklığı, görüldüğü bölge ve olası nedenler araştırıldıktan sonra, uzmanlar tarafından muayene yapılacaktır. Kolun hareket ettirilmesi ve belirli bölgelere bası uygulanması gibi işlemler sonucunda, kol muayenesi tamamlanacaktır. Kol Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Kol ağrısı için muayene yapan uzmanlar, ağrının asıl kaynağını tespit etmek için belli başlı testler talep edecektir.

Dışarıdan alınan bir darbe sonucunda ortaya çıkan kol ağrıları, genellikle kırılma, ezilme, burkulma ya da çatlama gibi durumlara yol açacaktır. Düşme ya da çarpma sonucu ortaya çıkan şiddetli kol ağrıları için hastalar derhal röntgene alınmaktadır. Kol kemiğinde herhangi bir tahribat olup olmadığı araştırıldıktan sonra, travmanın boyutuna göre tedavi başlatılmaktadır.

Kol ağrısı muayenesi aşamasında, parmak uçlarında güç kaybı ve uyuşma olduğu tespit edilirse, boyun fıtığından şüphelenilir ve boyun için MR görüntülemesi yapılır. Omuz ve kolun aynı anda ağrıması ve dinlenme anlarında ağrının yok olması durumlarında, omuz patolojisinden şüphelenilmektedir. Omuz patolojisinin olup olmadığını anlamak için omuz MRG çekimi yapılmaktadır. Omuzlardaki sinir sıkışmasına bağlı kol ağrısının oluştuğu şüphesi uyandığında, ulnak sendromu ve karpal tünel sendromu olup olmadığını anlamak için EMG çekimi yapılmaktadır.

Kol Ağrısı Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?

Kol ağrısının tedavi sürecinde, ağrının oluşasına sebep olan faktörler ele alınmakta ve bu faktörleri ortadan kaldırmak için yöntemler geliştirilmektedir. Kol ağrısı için aynı türden tedavilerin kullanılmama sebebi, kol ağrısında yol açan etkenlerin birbirinden farklı kaynaklar olmasıdır. Travma sonucu ortaya çıkan kol ağrılarının tedavi edilmesi için kaslarda meydana gelen tahribatlar, kırıklar, çatlaklar ve çıkılar tespit edilmektedir.

Kırık ya da kas zedelenmesi gibi durumlarda, kolun sabitlenmesi için alçı ve benzeri uygulamalar kullanılmaktadır. Alçı ve atel türündeki uygulamaların ardından, hastalara damar yolu veya ağızdan ağrı kesici verilmektedir. Boyun fıtığı sebebiyle ortaya çıkan kol ağrılarının tedavisi için fıtığın kola etkileri dikkate alınmaktadır. Fıtık kaynaklı oluşan kol ağrısı bulunan hastaların, kollarında güç kaybı olup olmadığı incelenmektedir.

Kolda güç kaybı yaşanmadığında, 2-3 hafta kullanılan ağrı kesici ve kas gevşetici benzeri ilaçlarla tedavi gerçekleştirilir. İlaç tedavisi sonrasında kol ağrısı azalırsa, boyun fıtığı için ameliyata ihtiyaç kalmamaktadır. Boyun fıtığı kaynaklı kol ağrısı ilaç tedavisiyle geçmediğinde, cerrahi müdahaleyle boyun fıtığı geçirilmektedir.

Kol ağrısı tedavisinde kullanılan yöntemler, boyun fıtığı kaynaklı keskin ağrı için direkt cerrahi müdahale olarak belirlenmektedir. Boyun fıtığı haricindeki kol ağrılarında, kola fizik tedavi uygulamaları yapılmakta ve ağrının kaybolması sağlanmaktadır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Eklem-Ağrılarına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Eklem-Ağrılarına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Eklem Ağrılarına Hangi Bölüm Bakar? Eklem ağrılarına bakan bölüm; ortopedi ve travmatoloji bölümüdür. Eklem ağrısı nedeni ile ortopedi bölümünden randevu alınması ile beraber; lif ve bağ kopmaları, kas ağrıları, romatizma hastalıkları ve eklem ağrıları için gerekli tetkikler yapılmaktadır. Ardından hastanın eklem ağrısının ana nedeni teşhis edilerek tedaviye başlanmaktadır. Eklem ağrısı tedavisi için cerrahi olmayan birçok yol uygulanabilmektedir.

Özellikle ilaç tedavisi ile ağrının hafifletilmesi sağlanmaktadır. Enfeksiyon, gut hastalığı, lopus hastalığı, bel soğukluğu, tekrarlayan hareketler ve romatoid artrit gibi nedenler ile eklem ağrıları olabilmektedir. Eklem ağrısının ileride daha ciddi bir probleme yol açmaması için hastalığın belirtileri ortaya çıkmaya başladıktan sonra uzman bir ortopedistten randevu alınması gerekmektedir.


D Vitamini Eksikliği Eklem Ağrılarına Neden Olabilir Mi?

Eklem ağrısında D vitamini eksikliğinin önemine bakıldığında; eklem ağrısı çeken 14.925 hastanın 11.029’unun D vitamini eksikliği sebebi ile eklem ağrısı çektiği görülmektedir. Özellikle kadınlarda ve kapalı alanlarda çalışanlarda D vitamini eksikliği yaşanma olasılığının daha yüksek olduğu görülmektedir. Bu sebeple yağlı balık, yumurta sarısı, dana karaciğeri, tereyağı gibi D vitamini içeren besinlerin tüketilmesi ve günün belirli saatlerinde güneşe çıkılması gerekmektedir.

Eklem Ağrısı Bilgi Formu

Eklem Ağrılarının Sebepleri Nelerdir?

Eklem ağrılarının nedenleri aşağıda sıralanmıştır:

Sınırlı kan akışına bağlı olarak kemik dokusunda ölüm yaşanması, yani avesküler nekroz olması durumunda; eklem ağrısı çekilebilmektedir.
Kemik kanseri olan kişilerde bu durum eklem ağrısına neden olabilmektedir.
Kemiklerinde kırık veya çıkık olan kişilerde ilgili kemiğin ekleminde ağrı yaşanmaktadır.
Eklem iltihabı, eklem ağrısı yaşanmasına sebep olmaktadır.
Fibromiyalaji, eklem ağrısının nedenleri arasındadır.
Gonokokal artrit, eklem ağrısının sebeplerindendir.
Gut hastalığı, eklem ağrısına neden olan hastalıklardandır.
Hipotiroidi, eklem ağrısının sebepleri içerisinde yer almaktadır.
Lösemi hastaları eklem ağrıları çekebilmektedirler.
Sistemik lupus eritematozus, yani lupus hastalığı; emlem ağrısının nedenleri içerisindedir.
Lyme hastalığı eklem ağrısına sebep olmaktadır.
Kemik enfeksiyonu ismi verilen osteomiyelit, eklem ağrısının nedenleri içerisindedir.
Eklem ağrısının nedenleri arasında paget kemik hastalığı bulunmaktadır.
Eklem ağrısının sebeplerinden iri romatizmal ateştir.
Romatoid artrit, yani inflamatuar eklem hastalığı eklem ağrısına neden olmaktadır.
Raşitizm eklem ağrısına sebep olmaktadır.
Eklem burkulmaları nedeni ile eklem ağrısı görülebilmektedir.

Eklem Ağrılarının Semptomları Nelerdir?

Eklem ağrılarının belirtilerinden aşağıda bahsedilmiştir:

Eklemlerde şişlik görülmesi, eklem ağrılarının habercisi olabilmektedir.
Eklemleri kaplayan deri yüzeyinde sertlik ve kızarıklık görülmesi durumunda, bu durum eklem ağrı nöbetlerinin habercisi olabilmektedir.
Hareket ve yürüyüş bozukluğu yaşayan kişilerde bu durum eklem ağrısı semptomlarından kaynaklanıyor olabilmektedir.
Ağrıyan eklemi hareket ettirmede güçlük çekiliyor ise; bu durum eklem ağrısının habercisidir.

Eklem Ağrıları Ciddiye Alınmalı Mıdır?

Eklem ağrılarının önemine bakıldığında; birçok eklem ağrısı çeken kişi bu problem için doktora başvurmamaktadır. Ancak eklem ağrısı ciddi bir ağrıdır. Sportif faaliyetler gösteren kişilerde yaygın olarak görülmektedir ve bu kişilerin dinlenmeleri durumunda eklem ağrısı geçmektedir.

Fakat yoğun olarak spor yapmayan kişilerde sebepsiz yere eklem ağrısı oluşuyor ise; bu durum ciddiye alınmalıdır ve doktora başvurulmalıdır. Çünkü bu problemin altında başka bir sağlık probleminin yatma olasılığı bulunmaktadır. Dolayısı ile de nedensiz eklem ağrıları tedavi edilmez ise; ilerleyen zamanlarda çok daha ciddi problemlere yol açabilmektedirler.

Eklem Ağrısının Ciddiye Alınması Gereken Durumlar Nelerdir?

Eklem ağrısı için doktora gidilmesi gereken durumlar aşağıda belirtilmiştir:

Eklem bölgesinde şişlik, sıcaklık, ağrı ve kızarıklık olanlar hemen doktora gitmelilerdir.
3 veya 5 günden daha uzun süren eklem ağrısına sahip olanların bu ağrıyı ciddiye alması ve doktora gitmesi gerekmektedir. Özellikle bel, sırt ve kaburga bölgesinde ağrısı olanların doktor randevusu alması gerekmektedir.
Geçirilen kaza sonrasında eklem bölgelerinde şişlik, ağrı ve hareket azlığı olan kişilerin acilen doktora gitmeleri gerekmektedir.
Kısa süre içerisinde ani kilo kaybı olanlar eklem ağrısı sebebi ile doktora başvurmalılardır.
Soğuk algınlığı problemi olmayan, ateşi yüksek olan kişiler; eklem ağrısını ciddiye almalılardır.

Eklem Ağrısının Tanısı Nasıl Konur?

Eklem Ağrılarına Hangi Bölüm Bakar? Eklem ağrısının teşhisi konurken ilk olarak fiziksel muayene yapılmaktadır. Ağrının olduğu bölge tespit edilmektedir. Eklem hareket kabiliyeti sınanmaktadır. Sonrasında ise ağrı olan bölgede herhangi bir sertlik, şişlik veya kızarıklık olup olmadığına bakılmaktadır. Ayrıca eklem ağrısının kesin nedeninin bulunabilmesi için kan testleri de istenmektedir. Kan testi istenmesinin nedeni, iltihaplanma olup olmadığını öğrenmektedir.

Eklem ağrısı çekenlerin eklem bölgelerinde meydana gelen şişlikler genellikle iltihaplanma kaynaklı olabilmektedir. Ayrıca kişinin eklem bölgesindeki kemikte herhangi bir kırık veya çıkık olduğundan şüphelenilmesi halinde de röntgen istenmektedir. Eklem ağrısına neden olan başka bir hastalıktan şüphelenildiğinde ise tanı koymak amacı ile MR veya BT incelemelerine başvurulabilmektedir. Hastanın şikayetlerine ve uzman doktorun fiziksel muayenesine göre gerekli tetkikler yapıldıktan sonra eklem ağrısı çeken kişiye bir tanı konmaktadır.

Eklem Ağrısı Genetik Olabilir Mi?

Eklem ağrısının genetik yatkınlığına bakıldığında; düşük olasılık olsa da kalıtsal olarak aktarılabilen bir hastalıktır. Örnek vermek gerekir ise; romatizmal hastalığı olan bir bireyin akrabalarında da bu hastalığın görülme olasılığı %1 ile %2 arasında, oldukça düşük bir ihtimaldir. Ancak aynı yumurta ikizlerinin birinde bu hastalık var ise; diğerinde de olabilme olasılığı yaklaşık %15 ile %20 arasında olmaktadır.

Eklem Ağrılarının Tedavi Yolları Nelerdir?

Eklem ağrılarının tedavi yöntemleri aşağıda verilmiştir:

Eklem ağrısı çeken kişilere doktorlar kaplıca tedavileri önerebilmektedirler. Isı ve mineral içeren suların etkisi ile beraber eklem ağrılarının hafifleyebileceği görülmektedir. Oluşan basınç ile beraber eklem ağrısı çeken kişilerin ağrıları geçebilmektedir.
Eklem ağrısı çekilen bölgeye fizik tedavi uygulanabilmektedir. Fizik hareketleri ile beraber ağrıyan bölgedeki kasların daha da güçlendirilebilmesi mümkün olmaktadır. Bu sayede eklemin hareketliliği korunabilmektedir.
Akupunktur tedavisi ile eklem ağrıları önlenebilmektedir. Geleneksel akupunktur ve şok tedavisi olmak üzere iki farklı çeşidi bulunmaktadır.
Eklem ağrıları için ilaç tedavisi uygulanabilmektedir. Doktorlar tarafından verilen ilaçlar ile beraber eklem ağrıları dindirilebilmektedir ve ağrıya neden olan iltihap ortadan kaldırılabilmektedir.

Eklem Ağrısını Hafifletmek İçin Neler Yapılabilir?

Eklem ağrısına iyi gelebilecek tavsiyeler şu şekildedir:

Spor yapılabilmektedir. Özellikle yüzme sporu vücudun bütün bölgelerini çalıştırdığı için hem kilo verilmesini ve eklem ağrılarının azalmasını sağlayabilmektedir.
Masaj yaptırarak eklem ağrıları hafifletilebilmektedir. Ancak masaj yöntemlerinin doğru şekilde uygulanması gerekmektedir. Bu yüzden de profesyonel bir kişinin masaj yapması olumlu bir etki bırakabilmektedir.
Eklem ve kasların dinlenmesi ve eklem ağrılarının hafiflemesi için boyunluk takılabilmektedir. Boyunluk boyun hareketlerini kısıtlayıcı bir etkiye sahip olduğu için bu da eklem ağrılarını hafifletebilmektedir.
Soğuk ve sıcak kompres ile eklem ağrıları hafifletilebilmektedir. Ağrı hissedilen bölgeye ortalama 10 dakika ile 15 dakika arasında bir süre sıcak veya soğuk kompres uygulaması yapılabilmektedir.
İlgili bölgeleye pompalanan kan miktarını arttırabilmek ve ağrıları hafifletebilmek için ağrının olduğu bölgeye esneme hareketi yaptırılabilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Kasık-Fıtığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Kasık-Fıtığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Kasık Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Kasık fıtığına bakan bölüm; genel cerrahi bölümüdür. Kasık fıtığının oluşabilmesi için karın duvarının zarlarının zayıflaması gerekmektedir. Yapay yama yöntemi ile kasık fıtığı ameliyatı yapılarak tedavi edilmektedir. Ameliyat sonrasında hastanede bir gece geçirilmesi yeterlidir. Kısa süre içerisinde kişinin gündelik rutinine dönebilmesi mümkün olmaktadır.


Kasık Fıtığının Tedavi Edilmemesi Riskli Midir?

Kasık fıtığına müdahale edilmemesi riskli bir durumdur. Çünkü tedavi edilmeyen fıtık zaman içerisinde büyümeye devam etmektedir. Torbada şişlik oluşması durumunda, ilerleyen zamanlarda ameliyat olunsa bile ameliyat zor geçmektedir. Ayrıca kişinin günlük hayatındaki rutinini yapması da zorlaşmaktadır. Sıkışma atağı yaşanabileceği gibi, bu atağın 3-4 saat sürmesi sonucunda boğulma da meydana gelebilmektedir. Kasık fıtığında boğulma olması durumunda ise; bu bağırsakta çürümeye kadar gidebilmektedir.

Kasık Fıtığı Bilgi Formu

Kasık Fıtığının Türleri Nelerdir?

Kasık fıtığının çeşitleri aşağıda açıklanmıştır:

Direkt İnguinal Herni: Karın duvarından fıtığın çıkması ile beraber çok büyük olmayan ve yarım ay şekline sahip bir fıtık olmaktadır. Çift taraflı olma olasılığı %40’tır. İnguinal kanalından çıkmayan bir fıtık çeşididir. Ayakta dururken ve karın bölgesini zorlayacak hareketler yapıldığında görülebilmektedir. Karın içerisine el ile itilebilen bir fıtıktır. Tedavi edilmesi gereken bir fıtıktır. Aksi takdirde testis torbasına kadar inebilmektedir.

İndirekt İnguinal Herni: Sık görülen kasık fıtığı türlerinden biridir. Erkeklerde kadınlar ile kıyaslandığında 10 kat daha fazla görülmektedir. Tüm yaş gruplarında görülebilmektedir. Ancak doğumsal bir oluşum olmasının yanı sıra özellikle gençlik döneminde daha fazla görülebilmektedir. Çoğunlukla tek taraflı olmaktadır. Boyutu büyük olabilmektedir.

Femoral Herni: Femoral ring bölgesinde oluşan fıtıklardır. Kadınlarda daha fazla görüldüğü için hamilelik ve fiziksel zorlanma sebebi ile oluşan bir fıtık çeşididir.

Kasık Fıtığının Semptomları Nelerdir?

Kasık fıtığının belirtileri aşağıdaki gibidir:

Mide bulanması, kusma ve iştah kaybı yaşanabilmektedir.
Gaz problemi yaşanabildiği gibi, büyük abdeste çıkamama problemi de olabilmektedir.
Kasık fıtığının belirtileri içerisinde karın şişkinliği ve gaz ağrısı hissi vardır.
Ateş belirtiler arasındadır.
Kasık fıtığı yaşayanlarda nabız artışı görülmektedir.
Karın ve kasık bölgesinde gittikçe şiddetlenen bir ağrı oluşmaktadır.
Fıtığın olduğu bölgede bir şişkinlik olmaktadır. Ayrıca o bölgenin morarması veya kızarması da belirtiler arasındadır.

Kasık Fıtığının Sebepleri Nelerdir?

Kasık fıtığının nedenlerinden aşağıda bahsedilmiştir:

Kalıtımsal nedenler ile kasık fıtığı görülebilmektedir.
Kolajen sentezinin azalması ile beraber kasık fıtığı olabilmektedir.
Bağ dokuların zayıflaması ile kasık fıtığı ile karşılaşılabilmektedir.
İlerleyen yaş kasık fıtığının nedenleri arasında olabilmektedir.
İdeal kilodan uzaklaşma, fazla kilo alma, aşırı zayıflama durumları kasık fıtığına sebep olabilmektedir.
Ağır kaldıran ve vücudun fizyolojik yapısını zorlayacak hareketlerde bulunan kişilerde kasık fıtığı olabilmektedir.
Kabızlık ve ıkınma gibi problemler kasık fıtığına sebep olabilmektedir.
Kronik öksürük, kronik akciğer hastalıkları kasık fıtığına neden olmaktadır.
Prematüre doğmuş olanlarda kasık fıtığı olabilmektedir.
Hamilelik dönemi ile beraber kasık fıtığına rastlanabilmektedir.
Karın içerisinde tümör olması, kasık fıtığına neden olabilmektedir.
Prostat hastalarında kasık fıtığı görülebilmektedir.
Sigara kullanımı kasık fıtığını tetikleyebilmektedir.
Daha önceden fıtık ameliyatı olan kişilerde tekrar fıtıkla karşılaşabilmek mümkün olabilmektedir.

Kasık Fıtığının Daha Sık Görüldüğü Kişiler Kimlerdir?

Kasık fıtığının daha fazla görüldüğü kişiler aşağıda belirtilmiştir:

Bağ dokusunda bozukluk bulunanlarda daha sık görülebilmektedir.
Aşırı kilolularda görülme olasılığı daha fazladır.
Karın içerisinde sıvı toplanması olanlarda kasık fıtığı olasılığı daha fazladır.
Uzun süreli öksürük problemi olanlarda kasık fıtığı ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.
Kabızlık problemi bir süredir süregelen kişilerde kasık fıtığı görülme olasılığı daha fazladır.
Ağır işlerde çalışanlarda kasık fıtığı daha sık görülmektedir.
Erkeklerde kadınlara oranla 7 kat daha fazla görülen bir rahatsızlıktır. Özellikle 70 yaş üzerindeki erkeklerde görülme olasılığı daha fazladır. Genellikle vücudun sağ tarafında oluşmaktadır. Erkeklerde daha fazla görülmesinin esas nedeni ise; kasık kanalının potansiyel bir zayıflığa sahip olmasıdır.

Kasık Fıtığı Şikayeti İle Hangi Bölüm İlgilenir?

Kasık Fıtığına Hangi Bölüm Bakar? Kasık fıtığına bakan bölüm; genel cerrahidir. Genel cerrahiden randevu alarak önce muayene olunabilmektedir. Ardından konulan teşhise göre ameliyat yapılmaktadır.

Kasık Fıtığı Rahatsızlığının Tanısı Nasıl Konur?

Kasık fıtığının teşhis edilebilmesi için genel bir muayene yapılması yeterli olmaktadır. Muayene ile tanı konulabilmektedir. Ancak fıtığın boyutunun oldukça küçük olması durumunda; ultrasonografi aracılığı ile kasık fıtığı tanısı konulabilmektedir.

Kasık Fıtığının Tedavisi Nasıldır?

Kasık fıtığı tedavisine bakıldığında; tek tedavi yönteminin cerrahi müdahale olduğu görülmektedir. İlaç tedavisi ile fıtığın yok edilmesi mümkün değildir. Kasık fıtığı ameliyatı olmasına yaşı ve fizyolojisi izin vermeyenler ise; kasık bağı kullanabilmektedirler. Kasık bağı sayesinde hastanın bacaklarının hareketi kısıtlanmaktadır ve fıtığın dışarı çıkmasının da önüne geçilmektedir. Ancak kasık bağının da tehlikeleri bulunmaktadır. Fıtığın sıkışması veya boğulması ile sonuçlanabilmektedir. Bu yüzden kasık fıtığından kurtulmak ve fıtığın tekrarlamasını engellemek için ameliyat tercih edilmelidir.

Kasık Fıtığı Ameliyatı Öncesinde Bilinmesi Gerekenler Nelerdir?

Kasık fıtığı ameliyat hazırlıkları için bilinecekler şu şekildedir:

Hastaların kasık fıtığı ameliyatı ile ilgili bilgilendirilmesi gerekmektedir. Ameliyatın nasıl olacağı, risklerinin neler olacağı ile ilgili sözlü bir konuşma yapılmalıdır. Ardından ameliyatın risklerini kabul ettiğine dair yazılı belge imzalatılmalıdır.
Ameliyat öncesinde anestezi uzmanı tarafından herhangi bir hastalığa sahip olup olmadığı ve riskin olup olmadığı muayene ile belirlenmelidir. Şeker, yüksek tansiyon ve astım gibi hastalıklara sahip olanlar için bir önlem alınmalıdır.
Kan sulandırıcı ilaç alan hastaların kanama riski daha fazla olmaktadır. Bu yüzden bu tarz ilaçlar alan hastalarda ameliyat tarihinden 5-6 gün öncesinde ilaçların kesilmesi gerekmektedir.
Ameliyatın yapılacağı günden önceki gece 12’den sonra herhangi bir şeyin yenmemesi ve içilmemesi gerekmektedir.
Kasık bölgesinde traş yapılmasını gerektiren bir durum var ise; ameliyatın yapılacağı sabahta bu işlem yapılmalıdır.

Kasık Fıtığı Ameliyatı Nasıl Yapılır?

Kasık fıtığı ameliyatı yapılırken fıtığın boyutu önemlidir. Fıtığın boyutunun küçük olması durumunda; lokal anestezi ile ameliyat gerçekleştirilebilmektedir. Ancak genel anestezi ile ameliyat yapılması tercih edilmektedir. Açık veya kapalı yöntem ile de ameliyat yapılabilmektedir.

Açık ameliyat yapıldığında; kasık bölgesinde bir adet kesik olmaktadır ve boyutu ise ortalama 5 cm ile 6 cm civarındadır. Kapalı olarak gerçekleştirilecek olan ameliyatta ise 3 tane küçük kesi vardır ve bunlardan bir tanesinin içerisine kamera sokulmaktadır. Fıtığın bulunduğu bölgedeki organlar karnın içerisine alındıktan sonra ameliyata devam edilmektedir. Ardından mesh isminde bir yama yapılmaktadır.

Kas ile karın zarı arasındaki bölgeye konması ile beraber tekrar fıtık oluşması önlenebilmektedir. Mesh isimli yamanın vücuda herhangi bir yan etkisi bulunmamaktadır ve vücut kısa süre içerisinde meshi kabul etmektedir. Kasık fıtığı ameliyatının iki türünde de uygulamalar aynıdır. Ancak kapalı ameliyat yapıldığında; hastanın ağrısı daha az olmaktadır ve ameliyat daha konforlu geçmektedir. Ancak çok büyük ve sıkışmış olan ameliyatlarda kapalı ameliyat uygulaması yapılamamaktadır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Mideye-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Mideye-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Mideye Hangi Bölüm Bakar? Mide hastalıklarına bakan bölümler, iç hastalıklarından sorumlu dahiliye ve gastroentoloji olarak sıralanmaktadır. Mide problemi yaşayan kişiler, ilk olarak dahiliye bölümüne gitmelidir. Dahiliye bölümünde yapılacak test ve muayenelerin ardından, hekimler tarafından gerekli görülmesi durumunda gastroenteroloji kliniğine sevk yapılacaktır. Mide ağrısı gibi temel bir sebeple kendisini belli eden mide hastalıkları, birbirinden farklı sebeplerle ortaya çıkabilir. Mide hastalıklarının erkenden teşhis edilmesi, ileri seviye hastalıkların oluşumunu engelleyecektir. Mideye bakan bölümler, gerekli durumlarda mide içini incelemek için endoskopik cihazlara başvurabilirler.


Gastrit Nedir, Özellikleri Nelerdir?

Mide gastriti gelişimi, akut ve kronik olarak iki ayrı başlık altında incelenmektedir. Midenin iç kısmında bulunan koruma tabakasında iltihaplanma meydana geldiğinde, gastrit problemi ortaya çıkmaktadır. Mide asidinin, mideyi koruyucu mukozayla temas etmesi sonucunda ortaya çıkan yıpranmalar, midede gastrit oluşumuna yol açmaktadır. Akut ve kronik olarak ikiye ayrılan gastrit türleri, aşağıda detaylı şekilde açıklanmıştır:

Akut Gastrit: Hemen belirti gösteren ve bir anda ortaya çıkan gastrit türüdür. Mide ağrısının yanında, belli bölgede şiddetli karın ağrısına sebep olmaktadır. Ağrıyan bölgeye baskı yapıldığında, ağrının daha da şiddetlendiği görülür. Tedavisi kolay ve hızlıdır.

Kronik Gastrit: Uzun süre anlaşılamayan ve sinsice ilerleyen gastrit türüdür. Tedavi edilmediğinde mide ve bağırsak ülserine yol açmaktadır. Tedavi süresi geciktirildiğinde, mide kanserine varana kadar ilerlemekte ve mideyi tahrip etmektedir.

Mide Hastalıkları Bilgi Formu

Mide Ağrısının Sebebi Nelerdir, Mide Ağrısı Nasıl Gelişir?

Mide ağrısının nedenleri, fiziksel ya da psikolojik durumlara bağlı olabilir. Mide ağrısı oluşumunu etkileyen faktörler şunlardır:

Kabızlık sorunları
Hazımsızlık
Gastroenterit
Midede gelişen enfeksiyonlar
İrritabl bağırsak sendromlarının gelişimi
Çok hızlı yemek yemek
Gereğinden fazla yemek yemek
Besin zehirlenmesi
Aşırı stres ve gerginlik
Fazla kilolu olmak

Mide ağrısı, kendisini karın krampları ve sancılarla belli etmektedir. Çok ciddi sayılmayan mide ağrısı, bazı durumlarda önemli mide hastalıklarının belirtisi sayılabilir. Nadir görülen mide ağrıları, genellikle akut problemler sonucu ortaya çıkmakta ve kısa sürede kaybolmaktadır. Ancak sürekli tekrarlanan ve kronik olarak şiddetini artıran mide ağrıları, ciddi hastalıkların habercisi sayılabilir. Kronik mide ağrısı sorunu yaşayan kişiler, iç hastalıkları uzmanına başvurmalı ve şikayetlerini bildirmelidir.

Mide Gastriti Belirtileri ve Etkileri Nelerdir?

Gastrit bulguları, akut gastrit ve kronik gastrit türlerine göre iki ayrı kategoride incelenmektedir. Mide gastriti belirtilerinin, gastrit türüne göre dağılımı aşağıda sıralanmıştır:

Akut Gastrit Belirtileri:
Sırt ve omuz ağrıları
Mide bulantısı ve kusma
İştah kaybı
Sürekli geğirme
Karnın tok olması hissi
Karında şişlik hissi
Kahve telvesine benzer şekilde ya da kanlı şekilde kusma
Dışkıda kan bulunması
Siyah renkli dışkı
Midede ekşime görülmesi

Kronik Gastrit Belirtileri:
Karında şişkinlik hissi
Dolgunluk hissi
Sürekli geğirme

Kronik gastrit sorunu yaşayan hastalarda, her zaman belirti görülmemekte, görülen belirtiler de oldukça düşük seviyede gerçekleşmektedir. Kronik gastrit erken dönemde teşhis edilmediğinde, daha kapsamlı hastalıklara yol açmaktadır.

Mide Ülseri Nedir, Nasıl Oluşur?

Midede ülser gelişimi, kronik gastrit probleminin erken dönemde tedavi edilmemesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Mide asidinin sebep olduğu mide ülseri, midede delik şeklinde yara açılmasına sebep olmaktadır. Mide ülserini tetikleyen etken, Helicobacter Pylori ismindeki mikroptur. Sürekli aspirin kullanımı, NSİ ilaçların kullanımı, antiromatizmal ilaçların kullanımı ve genetik faktörler başta olmak üzere, birbirinden farklı etkenler sonucu mide ülseri oluşabilir. Kortizon ilaçlar, stres, sürekli sigara tüketimi, alkol tüketimi, çok fazla kahve içilmesi ve çevre kirliliği sonucu oluşan bakteriler, mide ülserinin tetikleyici nedenleridir. Mide ülserinin tedavi edilmemesi, midede ve onikiparmak bağırsağında kanser oluşumuna yol açacaktır. Üst sindirim sisteminde meydana gelen kanamalar, mide delinmesi, mide kanaması ve tıkanma sorunları, mide ülseri sebebiyle oluşmaktadır.

Mide Ülseri Belirtileri Nelerdir?

Mide ülserinin bulguları, üst karın bölgesinde ortaya çıkan kemirme ve yanma hisleridir. İki yemek öğünü arasında kendini belli eden bu sorunlar, geceleri uykudan uyanılmasına sebep olabilir. İlkbahar ve sonbahar dönemlerinde, mide ülseri kaynaklı oluşan karın ağrıların ritmi artacaktır. Mide asidini ve yanmalarını azaltan çiğneme tabletleri alındığında, ortalama 1 saat boyunca ağrı hissi yaşanmayacaktır. Üst karında meydana gelen ağrılarla birlikte, bulantı ve kusma sorunları da görülmektedir. Hastalar kustuklarında, karında görülen sanrı ve ağrılar yok olmakta, sonradan kendini yenilemektedir. İştahsızlık oluşumu ve kilo kaybı da mide ülserinin tipik bulguları arasında yerini almaktadır.

Mide Reflüsü Özellikleri ve Nedenleri Nelerdir?

Reflü oluşumu, midedeki asidin yemek borusundan yukarı doğru çıkmasıdır. Özellikle yemekten sonra görülen mide asidi kaçması, reflüyü tetikleyen besinlerin tüketimiyle etkisini artırmaktadır. Yemek borusuna mide asidinin gelmesinin yanında, yenen yemeklerin bir kısmı ve midenin acı suyu da gelmekte ve ağızda kötü bir tat bırakmaktadır. Reflüye sebep olan faktörler şunlardır:

Çok baharatlı besinlerin tüketilmesi
Çikolata ve kakao tüketimi
Alkol ve uyuşturucu kullanımı
Sigara kullanımı
Taze sıkılmış meyve suyu
Asitli içecekler
Paketli gıdalar
Çay ve kahve tüketimi

Belirtilen etkenlere bağlı olarak gelişen reflü, kendisini öksürük, hıçkırık, mide bulantısı, kusma, geğirme, ses kısıklığı, boğaz ağrısı ve diş çürüklüğüyle belli etmektedir. Midede oluşan reflü belirtileri, ülkedeki insanların %20’sinde meydana gelmektedir. Genellikle gastrit sorunu olan kişiler, kendilerinde reflü olduğunu zannetmektedir. İki hastalığın belirtileri benzese de etkileri birbirinden farklıdır.

Mide Kanseri Nedir, Nasıl Oluşur?

Mide kanseri oluşumu, dünya genelinde en fazla karşılaşılan 4 kanser türünden bir tanesidir. Mide kanserinin başlıca nedenleri, kronik gastrit ve ülser problemleridir. Mide mukozasında gelişen kötü huylu tümörlerin artmasıyla oluşan mide kanseri, sindirim sistemi organlarına da yayılmaktadır. Kanserin tedavisi için kemoterapi ve ameliyat uygulamaları kullanılmaktadır. Aşırı sigara ve alkol kullanımı, ülseri ve gastriti tetikleyici türde beslenme, bağışıklık sisteminin güçsüz olması, mide kanserine yol açan temel faktörler arasındadır. Mide kanserinden korunmak isteyen kişilerin, Akdeniz tipi beslenme alışkanlığını benimsemesi gerekir.

Mide Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Mide kanserinin bulguları, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

Asidite ve geğirme sorunları, mide kanserinin temel belirtileri arasında yer almaktadır.
Midede doluluk hissi yaşanması, yemek yerken anında doyma hissi gelmesi, kilo kaybı yaşanması ve uzun süre tokluk hissi oluşması, mide kanseri belirtileri arasındadır.
Mide içi kanamalara sebep olan mide kanseri, kan değerlerini düşürmekte ve yüzün daha soluk görünmesine yol açmaktadır.
Vücutta kan pıhtısı oluşumuna sebep olan mide kanseri, aniden göğüste sıkışma hissi yaşanmasına, nefes darlığına ve bacaklarda şişlik oluşmasına yol açmaktadır.
Mide bulantısı ve yemekleri yutmada zorluk yaşanması, mide kanserinin bir diğer bulgusudur.

Mide Hastalıkları Nasıl Teşhis Edilir?

Mideye Hangi Bölüm Bakar? Mide muayenesi aşamasında, elle muayene ve endoskopi uygulamaları kullanılmaktadır. Mide içindeki tüm hastalıkların teşhis edilmesini sağlayan endoskopi yönteminde, yemek borusundan aşağı kameralı bir hortum salınmaktadır. Yemek borusunu ve mide içini kontrol eden bu kamera sayesinde, mide içinde gelişmiş tüm hastalıklar tespit edilmektedir. Endoskopiyle mide hastalıkları teşhisi yapılmadan önce uzmanlar tarafından hastaların sağlık geçmişi taranmakta ve yaşanan bulgular incelenmektedir. Mide hastalıklarının sebep olduğu bulgulara rastlandığında, endoskopi uygulamasıyla hastalıkların kaynağı tespit edilecektir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Mide-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Mide-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Mide Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı için gidilmesi gereken bölümler, iç hastalıkları ve gastroenterolojidir. Mide ağrısı ve buna benzer ağrılarla karşılaşan kişiler, ilk olarak dahiliye yani iç hastalıkları bölümüne gitmelidir. İç hastalıkları uzmanına, yaşanan tüm sorunlar ve belirtiler hakkında detaylı bilgi verilmelidir. Uzmanlar tarafından gerekli inceleme ve muayeneler yapıldıktan sonra, mide rahatsızlığının sebebi anlaşılmaktadır. İhtiyaç halinde, mide hastalığının detaylarına inilmesi için dahiliye uzmanı tarafından gastroenteroloji bölümüne yönlendirme yapılmaktadır. İç hastalıkları uzmanının teşhis ettiği hastalıklar için derhal tedaviye başlanmakta ve mide ağrısının sonlanması sağlanmaktadır.


Mide Hastalıkları Nasıl Muayene Edilir?

Mide hastalıklarının teşhisi için gerçekleştirilen muayenelerde, hastaların şikayetlerine göre şekillenmektedir. İç hastalıkları uzmanı, gelen hastanın şikayetlerini ve mide ağrısına sebep olan faktörleri hastadan dinlemektedir. Midede ortaya çıkan belirtiler ve kişilerde oluşan rahatsızlıklar değerlendirildikten sonra, hastaların sağlık geçmişi ve kullanılan ilaçlar hakkında bilgi alınacaktır. Hasta hakkında detaylı bilgi edinen hekimler, hastalıkların ana kaynağını tespit etmek için elle muayene yapacaktır. Karın bölgesine baskı uygulayan hekimler, hastaların tepkilerine göre farklı testler talep edecektir. Midede yer alan hastalıkların detaylı şekilde görüntülenmesi için endoskopik görüntüleme sistemi kullanılacaktır. Mide Ağrısına Hangi Bölüm Bakar sorusunun yanıtı olan iç hastalıkları ve gastroenteroloji bölümlerinde muayene yapılmaktadır.

Mide Ağrısı Bilgi Formu

Mide Ağrısına Sebep Olan Durumlar Nelerdir?

Mide ağrısının sebepleri arasında yerini alan durumlar, aşağıda detaylıca sıralanmıştır:

Kabızlık ve hazımsızlık
Aşırı kilolu olma
Çok yemek yeme
Gastornterit
İrritabl bağırsak sendromu gelişimi
Çok hızlı yemek yemek / yemekleri çiğnemeden yutmak
Mide ve bağırsaklarda gelişen enfeksiyonlar
Bakteri kaynaklı gelişmiş enfeksiyonlar
Vücuda yerleşen virüsler
Midenin tahriş olması
Midede iltihap oluşumu
Gıda zehirlenmesi yaşanması
Aşırı stres ve gerginlik

Belirtilen etkenler sebebiyle, midede ağrılar görülmektedir. Mide ağrısına sebep olan etkenler belirlendikten sonra, rahatsızlığın ortadan kalkması için gerekli tedavi yöntemleri uygulanacaktır. Midede ekşime, asitli reflü oluşumu, gaz çıkarma gereksinimi, şişkinlik hissi, nefes kokusu, sürekli tekrarlanan hıçkırık ve öksürükler, mide ağrısının belirtileri arasında yerini almaktadır.

Hangi Hastalıklar Mide Ağrısına Yol Açar?

Mide hastalığı çeşitleri ve bu hastalıkların özellikleri, aşağıda detaylarıyla ele alınmıştır:

Gastoözofageal Reflü: Mide ağrısına yol açan reflü, aynı zamanda midede ekşime, yanma, yemek borusuna safra gelmesi ve kuru öksürük gibi çeşitli sebeplerle ortaya çıkabilir. Reflü oluşumunu tetikleyen besinlerin tüketimi arttıkça, mide ağrısı ve reflü belirtileri de etkisini artıracaktır.
Gastrit: Yemekten sonra yaşanan şişkinlik, mide bulantısı ve mide ağrısına sebep olan gastrit, kronik ve akut olarak iki ayrı kategoride incelenmektedir.
Helicobacter Pylori Enfeksiyonu: Mide asidinde yaşamını devam ettiren bakteri türü sebebiyle, midede enfeksiyonlar ortaya çıkmaktadır. Mide ülserinin de başlıca kaynağı olan Helicobacter Pylori, midede ağrı, yanma, ekşime, şişkinlik, bulantı ve ishal gibi etkilerle kendini göstermektedir. Mide ağrısında sebep olan başlıca durumlardan bir tanesi de Helicobacter Pylori enfeksiyonudur.
İlaç Kullanımı: Sürekli ilaç kullanan kişilerde, mide mukozası zarar görmekte ve mide ağrısı gibi etkiler ortaya çıkmaktadır.
Düzensiz Beslenme: Beslenme düzensizliği ve sağlıksız beslenme gibi durumlar, mide hastalıklarının asıl kaynağı olarak değerlendirilmektedir. Özellikle çölyak hastası olan kişiler, glüten içerikli besinleri tükettikleri zaman mide ağrısı yaşamaktadır.

Gastrit Nedir, Kaç Çeşit Gastrit Türü Bulunmaktadır?

Midede gastrit oluşumu, oldukça sık karşılaşılan mide hastalıklarından bir tanesidir. Akut ve kronik olarak iki ayrı kategoride ele alınan gastrit hastalığının özellikleri, aşağıda tüm detaylarıyla yerini almaktadır:

Akut Gastrit: Bir anda ortaya çıkan ve genellikle kendiliğinden kaybolan gastrit türüne, akut gastrit adı verilmektedir. Midede ağrıyan bölgeye dokunulduğunda ya da elle baskı yapıldığında, bölgede ağrılar meydana gelmektedir.
Kronik Gastrit: Uzun süre herhangi bir belirti vermeyen kronik gastrit, sinsi şekilde ilerlemekte ve hastalara zorlu süreçler yaşatmaktadır. İleri evrede kendini ortaya çıkarak kronik gastrit, tedavi edilmediğinde ülser ve kansere yol açabilir.

Gastrit Oluşumu Belirtileri Nelerdir?

Gastrit bulguları arasında yerini alan faktörler, akut ve kronik gastrite göre değişiklik göstermektedir. Akut ve kronik olarak ikiye ayrılan gastrit oluşumu belirtileri, aşağıda tüm detaylarıyla ele alınmıştır:

Akut Gastrit Belirtileri:
Sırt bölgesinde ağrı ve krampların oluşması
Mide bulantısı ve kusma
İştah kaybı
Sürekli geğirme
Karnın dolu olduğu hissi
Karnın şişmesi
Kahve telvesine benzer şekilde kusma
Kanlı şekilde kusma
Dışkının kanlı olması
Dışkının siyah renkli olması

Kronik Gastrit Belirtileri:
Geğirme
Karında doluluk hissi oluşumu
Midede şişkinlik oluşumu

Kronik gastrit, akut gastrite kıyasla daha az belirti göstermektedir. Akut gastritten daha tehlikeli olan kronik gastrit, belirli evreye gelene kadar herhangi bir belirti göstermeyebilir. Akut ve kronik gastrit belirtilerinden herhangi birini fark eden kişiler, derhal iç hastalıkları uzmanından randevu almalıdır. Özellikle kronik gastritin tedavi edilmemesi ya da ileri seviyeye gelene kadar fark edilmemesi, midede ülsere, kansere ve onikiparmak bağırsağı kanserine yol açabilir.

Reflü Nedir, Nasıl Oluşur?

Reflü oluşumu, mide öz suyunun patolojik biçimde yemek borusundan yukarı çıkması ve tüm yemek borusunda yanma hissi uyandırmasıdır. Gün içinde tüketilen besinlerin tadı ve mide acı suyu, kişilerin ağzına ve boğazına gelmektedir. Günlük yaşamı etkileyen reflü, özellikle tetikleyici besinlerin tüketilmesi durumunda ortaya çıkmaktadır. Göğüs kafesinde ve midede yanma şikayetleriyle hekimlere başvuran hastalar, beslenme düzenlerini kontrol altında tutarak reflü şikayetlerinden kurtulabilirler. İnsanların %20’sinde görülen reflü problemi, en yaygın mide hastalıklarından bir tanesidir. Mide öz suyunun ve mide asidinin kontrol altında tutulması için reflüyü tetikleyen besinlerden uzak durmak gerekir.

Reflünün Oluşum Sebepleri ve Belirtileri Nelerdir?

Reflü bulguları, hastadan hastaya değişiklik göstermektedir. Gastritle sıkça karıştırılan reflünün oluşum sebepleri ve belirtileri, aşağıda listelenmiştir:

Çikolata ve kakao tüketimi reflüyü tetiklemektedir.
Asitli içecekler içildiğinde, reflü oluşumu artmaktadır.
Sigara ve alkol kullanan kişiler, normal kişilere göre daha sık reflü problemi yaşamaktadır.
Taze sıkılmış meyve suları ve asit ağırlıklı meyvelerin tüketimi, mide asidini artırmakta ve Reflüye sebep olmaktadır.
Kahve ve çay tüketimi, reflünün başlıca sebepleri arasındadır.
Aşırı stres ve gerginlik gibi psikolojik problemler, reflü oluşumuna sebep olan faktörler arasında yer almaktadır.
Çok fazla baharatlı gıdaların tüketilmesi, mide öz suyunu hareketlendirmekte ve reflüyü tetiklemektedir.
Reflü oluşumunu tetikleyen faktörler sonucunda, hastalarda ses kısıklığı, nefes kokusu, göğüs kafesi ve mide borusunda yanma, karında şişlik, diş çürüğü, boğaz ağrısı ve ağza acı su gelmesi gibi belirtilerle karşılaşılmaktadır.

Mide Ülserinin Özellikleri Nelerdir, Mide Ülseri Nasıl Gelişir?

Midede ülser oluşumu, özellikle gastrit tedavisinde geç kalındığı zamanlarda ortaya çıkmaktadır. Helicobacter Pylori bakterisinin mideye yerleşmesi ya da NSİ içerikli aspirin ve benzeri ilaçların sürekli tüketilmesi, midede ülser oluşumuna yol açacaktır. Mide ülseri, mide duvarında delinmelere bağlı yaralar anlamına gelmektedir. Mide delinmesine kadar giden mide ülseri, tedavide geç kalınması durumunda kansere sebep olabilir. Kortizon ilaçların sıkça tüketimi, aşırı stres hali, düzensiz beslenme, kahve tüketimi, sigara ve alkol tüketimi gibi etkenler, mide ülserini tetiklemektedir. Ülserin görülme yaşı, 30 ila 50 aralığında değişse de genç yaştaki kişilerde de mide ülserine rastlanması söz konusudur.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Şeker-Hastalığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Şeker-Hastalığına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital

Şeker Hastalığına Hangi Bölüm Bakar, Şeker hastalığı tanısının yapıldığı bölüm, İç Hastalıkları bir diğer adıyla Dahiliye birimi olarak bilinmektedir. Şeker hastalığına bakan bölüm aynı zamanda kan değerleri ile ilgili pek çok hastalığı gözlemleyebildiği için şeker hastalığının takibi iyi bir biçimde yapılabilmektedir.

Şeker hastalığı vücudun farklı organlarında da etki oluşturması nedeniyle, doktor tarafından detaylı inceleme gerektirmektedir. Mide, bağırsak vb. iç organlarda ve kan değerlerinde oluşan değişimler, şeker hastalığının nedeni olarak ortaya çıkabilmektedir. Bu sebeple Dahiliye uzmanları, şeker hastaları için detaylı tetkiklerin yapılmasını istemektedir.


Şeker hastalığı, farklı tiplerde görülmek üzere dörde ayrılmaktadır. Tip1 Diyabet, Tip2 Diyabet, Gebelik Şekeri, Özel Diyabet olarak bilinen şeker hastalıklarının farklı belirtileri ve tedavi yöntemleri olduğu bilinmektedir.

Şeker hastalığı türlerinin kendi içlerinde seviyeleri bulunmaktadır. Bu seviyeler, tanı ve tedavi yöntemleri içerisinde belirleyici olmaktadır. Şeker hastalığının başlangıç seviyesi ve ilerlemiş bir şeker hastasının tedavi süreci farklılıklar içermektedir.

Şeker Hastalığı Bilgi Formu

Şeker Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Şeker hastalığını nedenleri, çevresel faktörler ve genetik faktörler olarak ikiye ayrılmaktadır. Her iki faktör de göz önünde bulundurularak ortaya çıkma nedenleri şu şekilde sıralanmaktadır:

Aile üyelerinden birinde şeker hastalığının görülmesi, başlıca nedenler arasında yer almaktadır.
Beslenme düzenine dikkat edilmemesi, aşırı yağlı ve şekerli yiyeceklerin tüketilmesi şeker hastalığına neden olabilmektedir.
Aşırı kilo ve hareketsiz yaşam da şeker hastalığının ortaya çıkmasını tetikleyen unsurlar arasında yer almaktadır.
Kortizon içerikli ilaçlar, tansiyon problemleri gibi farklı hastalıklar sonucu da şeker hastalığı ortaya çıkabilmektedir.
Bu nedenlerin çoğu Tip 2 Diyabet olarak bilinen şeker hastalığının belirtileri arasında bulunmaktadır. Tip 1 Diyabet hastalığı ise doğrudan bağışıklık sistemi ile ilgili olmaktadır. Yani vücutta oluşan farklı bir tahribat sonucu ortaya çıktığı bilinmektedir.
Şeker hastalığının genetik faktörler ve hastalıklar dışındaki nedenleri çoğunlukla beslenme ile ilişkili olmaktadır. Beslenme düzeninin sağlıklı içerikler sunmaması, aşırı kilo oluşturacak şekilde beslenilmesi, egzersiz yapılmaması sonucu şeker hastalığına yakalanma riski oldukça yüksektir.

Şeker Hatalığı Belirtileri Nelerdir?

Şeker hastalığının belirtileri, kişilere ve diyabet türlerine göre değişiklik gösterse de ortak olarak belirlenmiş bazı belirtiler bulunmaktadır. Bu belirtilerin sıralaması şu şekilde yapılmaktadır:

Sık sık idrara çıkma isteği
Ağız kuruluğu nedeniyle çok fazla su içme isteği
Cilt dokusunda oluşan yaraların geç iyileşmesi
Cildin kuru ve kaşıntılı bir dokuya dönüşmesi
Vücutta oluşan enfeksiyonların uzun süreli olması
El ve ayaklarda oluşan karıncalanma hissi
Acıkma halinde çok güçsüz kalınması

Bu belirtilerin bir arada görülmeye başlanması, şeker hastalığının oluşma habercisi olabilmektedir. Bilinen belirtilerin iki haftadan fazla süreyle devam etmesi halinde mutlaka bir uzmana başvurularak şeker ölçümlerinin yapılması gerekmektedir.
Şeker hastalığına bakan bölüm olarak bilinen Dahiliye bölümünden hem açlık şekerinin hem de tokluk şekerinin ölçülmesi gerekmektedir. Bu ölçümler sonucunda görülen değerlere göre doktor tarafından gerekli yönlendirmeler yapılmaktadır.

Tip 2 Diyabet Risk Grubu Kimlerdir?

Tip 2 Diyabet görülme riski yüksek olan kişiler, diğer şeker hastalığı türlerinden farklı olarak yaşamsal aktiviteler konusunda hassasiyet göstermeyen kişiler olarak bilinmekte ve şu şekilde sıralanmaktadır:

Aşırı kilo problemi olan kişiler, Obezite tanısı alanlar
Yüksek tansiyon hastası olanlar
Kötü kolesterol seviyesi yüksek olanlar
İyi kolesterol seviyesi düşük olanlar
Hareketsiz bir yaşam sürenler
Polikistik Over sendromu bulunanlar
Gebelik şekerinin gebelik sonlandırılmasına rağmen devam edenler
İnsülin direnci tanısı alanlar

Bu kişiler şeker hastalığı risk grubu içerisinde yer almaktadır. Risk grubu olarak belirtilen kişiler, hastalığa yakalanma olasılığı diğer kişilerden daha fazla olanlar olarak belirtilebilmektedir.

Şeker hastalığı risk grubunda bulunanların, düzenli olarak şeker seviyelerini ölçtürmeleri gerekmektedir. Herhangi bir belirtiye gerek kalmadan, rutin Dahiliye muayeneleri esnasında şeker kontrolünü de talep etmeleri önerilmektedir.

Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet Farkları Nelerdir?

Tip 1 diyabet ve Tip 2 diyabet farklılıkları, hastalığın ortaya çıkış nedenleri ve belirtiler üzerinden görülmektedir. Bilinen bazı farklılıklardan şu şekilde söz edilmektedir:

Tip 1 Diyabet, çocukluk ve ilk gençlik yıllarında görülmeye başlarken; Tip 2 Diyabet daha ilerleyen yaşlarda ortaya çıkan bir hastalıktır.
Tip 1 Diyabet, bağışıklık sistemi ile ilgili bir problem sonucu oluşurken; Tip 2 Diyabet, çoğunlukla yaşamsal aktivitelerin iyi düzenlenmemesi sonucu oluşmaktadır.
Tip 1 Diyabet, belirtileri daha ağır görülürken; Tip 2 Diyabet belirtileri çoğu zaman artış gösterene kadar fark edilmemektedir.
Bu farklılıklar göz önünde bulundurularak Tip 1 Diyabet hastalığının diğer diyabet türlerinden daha ciddi bir tedavi yöntemi gerektirdiği bilinmektedir. Bu süreçte yalnızca tedavi değil, aynı zamanda beslenme desteğinin de alınması gerekmektedir.
Tip 1 Diyabet ve Tip 2 Diyabet hastalıklarının ortak özellikleri ise her ikisinin de bir beslenme koçluğu gerektirmesi, her öğünde yenen besinlerin içeriklerine mutlaka dikkat edilmesi, paketli gıdalardan uzak durulması olarak bilinmektedir.

Şeker Kontrol Testleri Nelerdir?

Şeker hastalığının tanısına yönelik yapılan testler, açlık testi ve tokluk testi olarak ikiye ayrılmaktadır. Şeker hastalığına yönelik tam tanının konulabilmesi için kişilerin açlık kan şekerlerinin ve tokluk kan şekerlerinin ayrı ayrı ölçülmesi gerekmektedir.
Açlık kan şekerinin normal değerlerinin 70 ile 100 arasında olduğu bilinmektedir. Bu değerlerin üstünde olması yüksek şeker, altında olması da düşük şeker belirtisi olarak ifade edilmektedir.
Şeker yükleme testi olarak bilinen Oral Glikoz Tolerans ise, ikinci aşama test olarak bilinmektedir. Açlık şekerinin beklenen değerlerden yüksek çıkması halinde uygulanmaktadır. Yemek yenmesinin ardından 2 saat sonra ölçüm yapılmasını gerektirir. Glikoz seviyesinin ortalama 200 ve üzerinde görülmesi, şeker hastalığının habercisi olmaktadır.
Şeker kontrol testleri, sağlık ocaklarında ve eczanelerde de yapılabilmektedir. Fakat bu yerlerde yapılan şeker testleri yalnızca açlık kan şekeri testi olmaktadır. Oral Glikoz Tolerans testinin hastanelerde yapılması önerilmektedir.

Şeker Hastalığının Tanı ve Tedavisi Nasıl Yapılır?

Şeker hastalığının tanı ve tedavi yöntemleri, öncelikle şeker testlerinin yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Şeker testlerinde belirtilen herhangi bir durum olmaması halinde şeker tedavileri uygulanmamaktadır.  Şeker değerlerinin beklenen sınırlardan farklı çıkması halinde öncelikle beslenme düzeninin iyi bir biçimde oluşturulması gerekmektedir. Bunun akabinde şeker ölçümlerine devam edilerek, birkaç ilaç takviyesi ile normal değerlere ne zaman ulaşılacağı kontrol edilmektedir.

Şeker Hastalığına Hangi Bölüm Bakar sorunun yanıtı olan Dahiliye doktoru tanı ve tedavide sıralı yöntemler izler. Şeker hastalığına yönelik yapılan ilk tedavi yönteminin sonuç vermemesi halinde insülin kullanımına başlanmaktadır. İnsülin, vücudun şeker dengelemesini yaptığı için beslenme öncesinde insülin kullanılarak şeker hastalığının belirtileri engellenebilmektedir.  İnsülin kullanımı, kişilerin şeker değerlerine ve hastalığın seviyesine göre değişkenlik göstermektedir. Örneğin günde iki defa insülin kullanması gerekenlerin, en az 12 saat arayla insülin kullanmaları gerekmektedir.

İnsülin kullanımında dikkat edilmesi gereken konulardan birisi de doktor kontrollerinin aksatılmaması olarak bilinmektedir. İnsülin ilaçlarının içerisinde yan etki barındıracak etken maddeleri bulunabildiği için doktor önerisi olmadan kullanmak sakıncalı olabilmektedir.

Şeker hastalığına bakan bölüm olarak bilinen Dahiliye bölümünden, insülin kullanımı ile ilgili öneriler alınabilmektedir. Bu öneriler dahilinde insülin kullanımlarının düzenli bir biçimde yapılması şeker hastalarının yaşam kalitesi için önemli olmaktadır.

İnsülin kullanımı, şeker değerlerinin normal seviyelere ulaşması ile sonlandırılabilmektedir. Fakat bu sonlandırma kararının doktor tarafından verilmesi gerekmektedir. Aksi durumlarda hastalığın sürüyor olması, şeker koması riskini beraberinde getirebilmektedir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


İmplant-Diş-Tedavisi-Fiyatları-Dora-Hospital-1200x679.jpg

İmplant Diş Tedavisi Fiyatları Dora Hospital

İmplant diş tedavisi ücretleri, özellikle en az bir diş kaybı yaşayan hastaların, diş tedavisinde en çok bilgi sahibi olmak istedikleri konular arasında yer almaktadır. İmplant diş tedavisi fiyatları, implant tedavisine ihtiyaç duyan hastanın mevcut durumdaki kayıp diş sayısı, tedaviyi gerçekleştirecek uzman diş hekiminin yetkinliği ve tecrübesi, tedavide kullanılacak implantların markası ve üretim özellikleri gibi pek çok farklı faktöre göre değişiklik göstermektedir.


İmplant diş tedavisi ile uzun süreli tedavi sonuçları ortaya koymak isteyen kişiler, 2020 yılında uygulanan implant diş tedavisi ücretlerini merak etmektedir. İmplant diş tedavisi fiyatları her yıl olduğu gibi 2020 yılında da Türk Diş Hekimleri Birliği tarafından belirlenen diş tedavisi hizmetlerine göre hastalara sunulmaktadır. İlgili yasa gereği, hem diş tedavi kliniğinin hem de diş implant tedavisini gerçekleştirecek uzman diş hekiminin bu fiyatlardan farklı fiyat uygulaması yasaklanmıştır. Ancak tedavide kullanılacak değerli madenin kalitesi ve implant markalarına göre implant diş tedavisi ücretlerinde birbirinden değişiklik görülebilmektedir.

İmplant Fiyatları Bilgi Formu

İmplant Diş Tedavisi Nedir?

İmplant diş tedavi yöntemi, özellikle en az bir diş kaybı yaşayan hastalara uygulanan bir diş protezi uygulamasıdır. İmplant, çene kemiğine yerleştirilen ve protezlere destek için yapılan yapay diş kökleridir. Bunlar eksik dişlerin yerine yapılan ve hastanın yaşamı boyunca sorunsuz bir şekilde kullanabileceği değerli madenden üretilen vidalardır. İmplant uygulamalarında sıklıkla titanyum madeninden elde edilen özel ve yivli vidalar kullanılmaktadır.

Diş kaybı nedeniyle hem fiziksel hem de psikolojik olarak sorun yaşayan hastalar, diş implantı gerçekleştirerek kalıcı bir tedaviden yararlanabilmektedir. İmplant uygulaması ile hastanın çene kemiğine kaynatılan implant diş, gerçek dişlerden farksız gibi işlevsel özellikleri yerine getirmektedir. Bu nedenle diğer protez yöntemlere nazaran diş implantı gerçekleştiren hastalar, sonuçlardan çok memnun kalmaktadır.

Kimler İmplant Diş Tedavisinden Yararlanabilir?

İmplant diş tedavisi yaptıranlar, genel olarak birtakım fiziksel özelliklere sahip olan hastalardır. Dolayısıyla herkes implant diş tedavisi yaptıramamaktadır. Ancak genel sağlık durumu iyi olan, sağlıklı diş etleri ve çene kemiğine sahip hastalar implant diş tedavileri ile çok faydalı sonuçlar elde edebilmektedir. Çünkü implantın çene kemiğine kaynaması sırasında hastanın implant dişini destekleyecek yapıda dişlere ve diş etine sahip olması önemlidir.

Öte yandan iyi ağız bakımı yapan bireylerin de diş implantı yaptırabilmesi mümkündür. Diş etleri sağlıksız ve sürekli iltihaplanan kişilerin diş etine operasyon yapılması, tıbbi alanda başka riskleri de barındırdığı için bu uygulamalar kapsamına alınması söz konusu olmamaktadır.

İmplant Markaları ve Fiyatları Nelerdir?

İmplant markaları ve ücretleri, implant tedavisi yaptırmayı düşünen hastaların yakından takip ettiği bir konudur. Türkiye’de diş protezi sektöründe faaliyetlerini sürdüren ve uzman diş hekimleri tarafından kullanılan pek çok farklı diş implant markası bulunmaktadır. İmplant markaları genel olarak şunlardan oluşmaktadır:

En bilinen ve en çok kullanılan dayanıklı implant markası ITI Straumann
Strauman Group güvencesi ile sektörde tercih edilen Medentika By Straumann
Alman teknoloji harikası Bego İmplant
Güney Koreli en güvenilir markalardan biri olan Osstem İmplant

Türkiye’de diş kliniklerinde kullanılan implant markaları arasında bu ithal markalar bulunduğu gibi pek çok sayıda yerli üretim implant markası da bulunmaktadır. Diş eksikliği yaşayan hastaların kullanımına sunulan bu implant markalarının fiyatları da kaliteleri ve marka değerleri oranında birbirinden farklılık göstermektedir.

Örneğin titanyumdan üretilen ve yüksek kaliteye sahip diş implant teknolojisi kullanan markalar, sektörde çok isim yapmamış markalara göre çok daha fazla ücretlerden fiyatlandırılmaktadır. Bunun yanı sıra yerli üretim diş implant markaları da hem implantlarda kullanılan kaliteli malzeme hem de pürüzsüz yüzey teknolojisi bakımından ithal markalara göre daha düşük kalitede olduğu için daha uygun fiyatlardan kullanıma sunulabilmektedir.

Türk Diş Hekimleri Birliği 2020 İmplant Diş Fiyatları

Türk Diş Hekimleri Birliği 2020 yılı implant diş ücretleri, her yıl olduğu gibi TDB’nin belirlemiş olduğu listeye göre uygulanmaktadır. Kurum Türkiye’de faaliyet gösteren tüm diş kliniklerinde uygulanması adına bir fiyat baremi belirlemektedir. Bu fiyat bareminde hangi diş tedavisi için ne kadar ücret ödenmesi gerektiği yer almaktadır. Bunun yanı sıra diş klinikleri ve uzman diş hekimleri, tecrübeleri dahilinde bu fiyatlar üzerinde oynama yapabilme hakkına sahiptir. Diş implant tedavisi uygulama çeşitlerine göre TDB tarafından belirlenen implant diş fiyatları şu şekilde duyurulmuştur:

Kemik İçi İmplant (Tek Silindirik İmplant Ücreti Hariç): Öğrenmek İçin Tıklayınız
Sert doku greftleme (kemik tozu ücreti hariç): Öğrenmek İçin Tıklayınız
Overdenture Hassas Tutucu Ücreti Hariç (Tek Çene): Öğrenmek İçin Tıklayınız
Overdenture Hassas Tutucu Ücreti Hariç (Çift Çene): Öğrenmek İçin Tıklayınız

Hastalar bu ücretler dışında implant üstü açılması, diş çekilmesi ve gömülü dişin çıkarılması gibi operasyonlar için de fazladan ücret ödemek durumundadır. Dolayısıyla implant diş fiyatlarında sabit bir fiyattan bahsetmek mümkün olmamaktadır. İmplant dişin fiyatını etkileyen faktörler, hastanın mevcut durumuna göre değişiklik gösterebilmektedir.

Örneğin İstanbul’da tek diş için implant diş tedavisi fiyatları, sağlık hizmeti alınan diş sağlığı merkezlerinin birbirinden farklı uyguladıkları fiyat politikalarına göre değişiklik göstermektedir. En uygun fiyat veren klinikler olduğu kadar, hastanın diş implantı tedavisi gerektiren diş eksikliği sayısı ve klinik tecrübesi gibi faktörler fiyatların artmasına neden olmaktadır.

Yerli İmplant Fiyatları

Yerli üretim implant diş fiyatları, diş implant tedavisini gerçekleştirecek diş hekiminin uzmanlığı ve tedavide kullanılması planlanan diş implantının markasına göre farklılık göstermektedir. Türkiye’de diş sağlığı ve tedavisinde kullanılan yerli implant markaları arasında da kullanılan materyal ve değerli maden kalitesine göre birbirinden farklı fiyat politikaları uygulandığı bilinmektedir. Bu yüzden diş sağlığı merkezleri hastalara birbirlerinden farklı fiyat verebilmektedir.

İmplant diş tedavisinde implantın hangi markadan ve materyalden oluştuğundan çok daha önemli bir konu varsa o da implant uygulamasını yapacak olan diş hekiminin, implant tedavisinde geçmişten mevcut duruma kadar edinmiş olduğu tecrübesidir. Bu konuda yeterli tecrübeye sahip olmayan bir hekimden sadece uygun fiyatlı diye tedavi hizmeti alınacağına, hastalarına müşteri gözüyle bakmayan ve tedavi garantisi sunan diş sağlığı merkezlerinden hizmet alınası tavsiye edilmektedir.

İmplant Tedavi Sonrası Dikkat Edilmesi Gerekenler

İmplant tedavisinden sonra dikkat edilecek hususlar, tedavi öncesinden dahi hastalara iyice tembih edilmektedir. İmplant tedavisinin başarılı bir şekilde uzun yıllar pozitif etki göstermesi için yapılması gerekenler şunlardan oluşmaktadır:

İmplant diş ameliyatından 2 saat sonraya kadar herhangi bir şey yenip içilmemelidir.
İlk 24 saat boyunca sıcak içecek tüketmekten kaçınılmalıdır.
Soğuk ve yumuşak yiyecekler tüketilmelidir. (dondurma, soğuk püre, yoğurt vb)
Ameliyat sonrasında pıhtılaşmayı başlatmak ve kanamayı durdurmak için yumuşak ve temiz bir tampon ile baskı uygulanmalıdır.
Operasyonun gerçekleştirildiği günün akşamında dişlerin fırçalanmaması ya da gargara yapılmaması gerekir.
İlk 24 saat boyunca sigara içilmemeli ve alkol alınmamalıdır.
İmplant diş tedavisinin başarılı bir şekilde uzun yıllar etkisini göstermesi için bu noktalara mutlaka dikkat edilmesi gerekmektedir. Bunun yanı sıra güncel implant diş tedavisi fiyatları hakkında en güncel bilgileri uzun yıllar başarılı şekilde hizmet veren diş sağlığı merkezinden öğrenebilirsiniz.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Kuyruk-Sokumu-Ağrısı-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Kuyruk Sokumu Ağrısı Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Kuyruk sokumu ağrısına bakan bölüm; kişinin ağrısının kaynağına göre değişiklik göstermektedir. Proktoloji uzmanına giderek veya ortopedi bölümünden randevu alarak kuyruk sokumu ağrısı için muayene olunabilmektedir. Kemik problemi olanların ortopedi bölümüne, diğerlerinin ise proktoloji uzmanına gitmesi gerekmektedir. Aynı zamanda fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüne de kuyruk sokumu ağrısı şikayeti ile gidilebilmektedir.


Kuyruk Sokumu Ağrısının Belirtileri Nelerdir?

Kuyruk sokumu ağrısının semptomları aşağıda belirtilmiştir:

Sert bir zemine oturulduğunda, ilgili bölgede şiddetli bir ağrı hissedilir ise; bu kuyruk sokumu ağrısına yorulabilmektedir. En bilinen semptomu budur.
Kuyruk sokumu ağrısı, bacak bölgesine de yayılabilmektedir.
Kişi oturur pozisyondayken, ayağa kalkmaya çalıştığında eğer güçlü bir ağrı hissediyor ise; bu kuyruk sokumundaki ağrıdan kaynaklanıyor olabilmektedir.
Cinsel ilişki sırasında yoğun bir ağrı hissediliyor ise; kuyruk sokumu ağrısından kaynaklanıyor olabilmektedir.
Dışkılama sırasında şiddetli bir ağrı hissediliyor ise veya bağırsak hareketleri ağrıya sebep oluyor ise; kuyruk sokumu ağrısından kaynaklanıyor olabilmektedir.

Kuyruk Sokumu Ağrısı Bilgi Formu

Kuyruk Sokumu Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Kuyruk sokumu ağrısının nedenleri aşağıda açıklanmıştır:

Kuyruk sokumu bölgesindeki kemiğe veya çevresindeki kaslara darbe alınması durumunda ağrı ortaya çıkabilmektedir. Örnek vermek gerekir ise; bisikletten düşmek kuyruk sokumunda ağrıya neden olabilmektedir. Bisikletin bir yere çarpılması durumunda ise; kuyruk kemiğine yayılan bir ağrı oluşabilmektedir.
Sağlıksız pozisyonlarda uzun süre oturulması durumunda kuyruk sokumu ağrısı oluşabilmektedir.
İdeal kilosundan çok uzakta olan, aşırı kilolu olan kişilerin oturma pozisyonlarında kuyruk sokumu bölgesine yapılan baskı daha fazla olmaktadır. Aşırı zayıf olanlarda ise; kuyruk sokumu bölgesindeki kemiği koruyabilecek olan yağ miktarı yeterli olmadığı için ağrıya neden olabilmektedir.
Özellikle bisiklet sporu ile ilgilenen kişilerde tekrarlayan gerilme hasarı olabilmektedir.
Normal doğum yapan kadınlarda görülebilmektedir. Doğum esnasında bebeğin doğum kanalında ilerlerken kuyruk kemiğinin hasar görmesine neden olması halinde, doğum yapan kadında kuyruk sokumu ağrısı görülebilmektedir. Çok düşük ihtimal olsa da, doğum esnasında bu kemiğin kırıldığı da görülmüştür.
Hamilelik gibi sinir sıkışmasına neden olabilecek durumlarda meydana gelen basınç ile beraber kuyruk sokumu ağrısı oluşabilmektedir.
Pelvik taban disfonksiyonu sebebi ile kuyruk sokumu ağrısı olabilmektedir. Genellikle doğum yapan kadınlarda görülmektedir.
Levator sendromu yaşanması kuyruk sokumu ağrısına sebep olabilmektedir. Anüs kaslarında spazm yaşatan bu sendrom; kuyruk kemiği, kalça ve diğer yakın çevrede bir ağrı oluşmasına neden olmaktadır.
Kabızlık veya hemoroid gibi problemleri olan kişilerde görülebilmektedir. Ağrının sebebi ise aşırı zorlanmadır.
Spinal cerrahi, dejeneratif lomber disk hastalığı gibi omurga problemleri; kuyruk sokumunda ağrı hissedilmesine neden olmaktadır.
Enfeksiyon, tümör, kemik mahmuzları ve büyümeleri gibi durumlarda kuyruk sokumu ağrısı oluşmaktadır.

Kuyruk Sokumu Ağrısının Teşhisi Nasıl Yapılmaktadır?

Kuyruk sokumu ağrısına tanı konurken Kuyruk Sokumu Ağrısı Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı olan doktorun izlediği yöntemler şu şekildedir:

Hastanın tıbbi geçmişi hakkında bilgi edinilmektedir. Bu sırada hastadan öğrenilmesi gereken bazı durumlar bulunmaktadır. Hastanın daha önce hamilelik yaşayıp yaşamadığı, doğum deneyimlerinin nasıl olduğu, gastrointestinal problem geçmişi, diğer kas problemleri hakkında bilgi istenmektedir.
Ağrının kaynağının doğru tespit edilebilmesi adına; pelvik ve rektal muayeneler yapılabilmektedir.
Hastadan bazı testler istenebilmektedir ve bu testlerin sonucuna göre kuyruk sokumu ağrısının kaynağı tespit edilebilmektedir. Röntgen, manyetik rezonans görüntüleme (MRG), enfeksiyon veya otoimmün hastalıklarının olmadığı kararına varabilmek için kan testleri gerekmektedir.

Kuyruk Sokumu Ağrısının Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Kuyruk sokumu ağrısı için uygulanan tedavilerden aşağıda bahsedilmiştir:

Kuyruk sokumunun çevresindeki kasları güçlendirebilmek, pelvik tabanı destekleyebilmek ve kuyruk sokumu kemiğindeki hasarı azaltabilmek için fizik tedavi uygulaması yapılabilmektedir. Bunun için bazı egzersizler yaptırılabildiği gibi, çeşitli öneriler de verilebilmektedir. Fizik tedavi uzmanı dışında başka birine egzersiz yaptırılmamalıdır. Yanlış hareketlerin yapılması, kalıcı hasara neden olabilmektedir.
Doktor muayene ettikten sonra kişiye reçeteli ağrı kesici verebilmektedir. Reçetesiz ilaçlar ile bir sonuç alınamaması durumunda, reçeteli ilaçlara geçiş yapılmalıdır.
Pelvik taban prolapsusu veya fıtıklaşmış diskler olması durumunda; cerrahi müdahale yapılmaktadır.
Ağrının hafifletilmesi adına steroidli veya steroidsiz lokal anestezik enjekte edilebilir ilaçlar kullanılabilmektedir. Fizik tedavi esnasında hissedilen kas gerginliğini de çözmektedir.
Psikoterapi uygulaması ile kuyruk sokumu ağrısının önüne geçilebilmektedir. Ağrı toleransının az olması, ağrı yönetimini engelleyen aktif olmayan bir yaşam tarzının benimsenmesi gibi durumların da çözülebilmesini sağlamaktadır. Ağrının psikolojik bileşenleri üzerinden çözülebilmesini sağlamaktadır.
Başka bir hastalık sebebi ile kuyruk sokumu ağrısı çekilmesi durumunda; altta yatan tıbbi durumun tedavi edilmesi ile beraber ağrı çözülebilmektedir. Örnek vermek gerekir ise; hemoroid kaynaklı olarak kuyruk sokumu ağrısı yaşanabilmektedir. Bu durumda öncelikle hemoroidin tedavi edilmesi gereklidir. Sonrasında kuyruk sokumu ağrısı geçmektedir. Oturma banyosu ile veya hemoroidi iyileştiren cerrahi müdahaleler ile bu ağrının önün geçilebilmektedir.

Kuyruk Sokumu Ağrısı İçin Tamamlayıcı Tedaviler Nelerdir?

Kuyruk sokumu ağrısını azaltmak için uygulanabilecek ek tedaviler şunlardır:

İbuprofen, aspirin, asetaminofen gibi reçetesiz satılan ilaçlar kullanılabilmektedir.
Yoga ve pilates gibi nazik esneme hareketlerinin olduğu sporlar yapılabilmektedir.
Özel oturma yastıkları kullanarak ağrının daha az hissedilmesi sağlanabilmektedir. Bu yastıklar, basur yastıkları olarak da geçmektedirler. Aynı zamanda oturma simidi de denmektedir.
Ağrıyan kuyruk sokumu bölgesine sıcak ve soğuk uygulaması yaparak ağrının önüne geçebilmek mümkün olmaktadır. Kan akışının artmasını sağlayabilecek bir uygulama olmasının yanı sıra, iltihaplanmayı azaltmaya da yardımcı olmaktadır. Önce sıcak ve sonra soğuk uygulaması yapılmalıdır. Sıcak kompresin yaklaşık 15-20 dakika süre ile uygulanması gerekmektedir. Ardından ortalama 15-20 dakika ara verilmelidir ve sonrasında tekrar 15-20 dakika soğuk kompres yapılmalıdır. Gün içerisinde birden fazla tekrarlanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Kuyruk sokumu bölgesinin etrafındaki kaslara hafifçe masaj yaparak ağrı azaltılabilmektedir.
Ağrı azaltan kremler kuyruk sokumu bölgesine düzenli olarak sürüldüklerinde ağrı azalmaktadır.

Kuyruk Sokumu Ağrısından Korunmak İçin Neler Yapılmalıdır?

Kuyruk sokumu ağrısını önlemek için yapılabilecekler aşağıda verilmiştir:

Ağır yük kaldırmamaya özen gösterilmesi gerekmektedir.
Günlük hayatta zorlayıcı hareketlerden kaçınmaya özen gösterilmelidir.
Masa başı işi olanların uzun süre aralıksız oturmaması gerekmektedir. Arada araya kalkarak yürüyüş yapmalılardır.
Uzun yolculuklar kuyruk sokumu ağrısına iyi gelebilmektedir.
Kuyruk sokumu ağrısının erken teşhis edilebilmesi adına, ağrı hissedildiği anda bir doktora gidilmesi gerekmektedir.
Hissedilen ağrının kendi kendine geçmesi beklenmemelidir.
Kuyruk sokumu ağrısına iyi gelebileceğini düşünerek doktordan onay alınmayan tedaviler uygulanmamalıdır.

Kuyruk Sokumu Ağrısı Kendiliğinden Geçer Mi?

Kuyruk sokumu ağrısının doktora gitmeden geçmesinin beklenmemesi gerekmektedir. Ağrı hissedildiği anda doktora gidilmelidir. Ağrı devamlı olarak üzerine oturulan bir bölgede olduğu için bu bölgeye sürekli yük binmektedir. Dolayısı ile de bölgenin dinlenebilmesi mümkün olmadığından, geç iyileşmektedir. Bu yüzden ağrı herhangi bir tedavi uygulanmadan kendiliğinden geçmeyebilmektedir. Kuyruk sokumu ağrısının geçebilmesi için ağrıya neden olan problemin ortadan kaldırılması gerekmektedir. Bu yüzden de bir uzmana muayene olunmalıdır. Kuyruk Sokumu Ağrısı Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı olan Ortopedi ve Proktoloji uzmanına muayene olunmalıdır.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Sırt-Ağrısına-Hangi-Bölüm-Bakar-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Sırt Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Dora Hospital

Sırt ağrısına bakan bölümler; ortopedi, fizik tedavi ve nörolojidir. Sırt ağrısı yaşayanların ağrılarının 2-3 günden daha uzun sürmesi ve şiddetinin azalmaması durumunda mutlaka doktora başvurmaları gerekmektedir.


Sırt Ağrısının Türleri Nelerdir?

Sırt ağrısının çeşitleri aşağıdaki gibidir:

Akut sırt ağrısı; ani gelişen ve kısa süren bir sırt ağrısıdır. Genellikle 1 haftadan 6 haftaya kadar bir süre sürmektedir. Yaşam tarzının, duruş bozukluklarının değiştirilmesi ile beraber ağrının azalması gerekmektedir.

Kronik sırt ağrısı; 6 haftadan daha uzun süren sırt ağrılarına verilen isimdir. Ağrının azalmaması ve daha da şiddetlenmesi durumunda bir doktora başvurulmalıdır. Sırt Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? sorusunun cevabı olan ortopedi bölümünde ortopediste başvurulmalıdır.

Sırt Ağrısı Bilgi Formu

Sırt Ağrısında Dikkat Edilmesi Gereken Belirtiler Nelerdir?

Sırt ağrısında görülebilecek belirtiler aşağıdadır:

Gece terlemeleri belirtilerdendir.
Gece artan sırt ağrıları belirtiler arasındadır.
Bacaklarda uyuşma, güçsüzlük ve idrar kaçırma gibi problemler sırt ağrılarının belirtileri arasındadır.
Uzun süre kortizon kullanmak belirtilerdendir.
Bağışıklık sistemini etkileyen bir hastalık var ise; sırt ağrısı yaşabilmektedir.
Kemik erimesi olan kişilerde sırt ağrısı görülebilmektedir.

Sırt Ağrısının Sebepleri Nelerdir?

Sırt ağrısının nedenleri aşağıda sıralanmıştır:

Yaşanan travmalar sırt ağrısına neden olabilmektedir.
Akciğer kanseri ile beraber sırt ağrısı oluşabilmektedir.
Kalp krizi ve kalp hastalıkları yaşayan kişilerin sırt ağrıları olabilmektedir.
Bel, boyun ve sırt fıtığı;sırt ağrısına sebep olabilmektedir.
Aşırı yorgunluk sonucu sırt ağrısı çekilebilmektedir.
Gün içerisinde uzun süre ayakta kalanların veya uzun süre oturanların sırt ağrıları olabilmektedir.
Çok fazla ağır kaldıran kişilerde sırt ağrısı görülebilmektedir.
Klimaya veya cereyana maruz kalanlarda, bu durum sırt ağrısına neden olabilmektedir.
Rahatsız bir yatakta yatan kişi, sırt ağrısı yaşayabilmektedir.
Kullanılan sırt çantasının ağır olması halinde, sırt ağrısı görülebilmektedir.
Sigara kullananlar sırt ağrısı ile karşılaşabilmektedirler.
Kullanılan ilaca bağlı olmak üzere, bazı ilaçlar yan etki olarak sırt ağrısına neden olabilmektedirler.
Mide rahatsızlıkları sırt ağrısına yol açabilmektedir.
Skolyoz, sırt ağrısına sebep olabilmektedir.
Zona olanlar sırt ağrısı çekebilmektedirler.

Sırt Ağrısının Ciddiye Alınması Gereken Durumlar Nelerdir?

Sırt ağrısının kırmızı bayrak bulguları şöyledir:

20 yaşından küçükler ve 50 yaşından büyükler, sırt ağrılarını ciddiye almalılardır.
Şiddeti azalmayan ve devamlı olan ağrılar ciddidir.
Gece uykudan uyandıran ağrılar var ise; doktora başvurulmalıdır.
Bacaklarda güç kaybı olması durumunda zaman kaybetmeden doktora gidilmelidir.
Ateş, döküntü, kızarıklık, kilo kaybı gibi durumlar oluşur ise; sırt ağrısı şikayeti ile doktora gidilmelidir.

Sırt Ağrısı İçin Hangi Bölümlerin Doktorlarına Gidilmelidir?

Sırt Ağrısına Hangi Bölüm Bakar? Sırt ağrısına bakan bölümler bulunmaktadır. Ancak öncesinde aile hekimine giderek fiziksel muayene olabilmek de mümkündür. Aile hekimi fiziksel muayene sonucunda kişiyi buna göre bir bölüme yönlendirebilmektedir. Yönlendirilebilecek bölümlerden ise aşağıda bahsedilmiştir:

Ortopedi ve travmatoloji bölümüne yönlendirilebilmektedir.
Fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümüne sırt ağrısı için gidilebilmektedir.
Nörolojiye giderek nörolog tarafından muayene olunabilmektedir.

Sırt Ağrısı Tanısı Konurken Hangi Sorular Sorulmaktadır?

Sırt ağrısı tanısı için cevaplanması gereken sorular şu şekildedir:

Ağrıyan bölgenin tam konumu sorulmaktadır.
Sırt ağrısının vücudun başka bir noktasına yayılıp yayılmadığı ile ilgili bilgi istenmektedir.
Ağrının ne kadar süredir var olduğu sorulmaktadır.
Hangi durumlarda veya hangi pozisyonlarda durulurken ağrının olduğuna cevap verilmelidir.
Ağrının arttığı ve azaldığı zamanlar söylenmelidir.
Sırt ağrısının şiddetinin söylenmesi gereklidir.
Ağrının beraberinde getirdiği fiziksel veya psikolojik şikayetlerin olup olmadığı söylenmelidir.

Sırt Ağrısının Tedavi Yolları Nelerdir?

Sırt ağrısı tedavisi için öncelikle sırt ağrısının hangi sebepten kaynaklandığının bulunması gerekmektedir. Hastanın şikayetlerini doktora anlatması ve doktorun fiziki muayene gerçekleştirmesi ile tedavi süreci başlamaktadır.

MR, BT, EMG ve direkt grafi gibi incelemeler ile hastanın sırt ağrısının net teşhisi konulabilmektedir. Lokal etkili merhemler, kas gevşeticileri kullanılarak sırt ağrısı hafifletilebilmektedir.

İlaç tedavisi ile sırt ağrısı gemeyen hastalara ise fizik tedavi uygulanmaktadır. Ayrıca nöral terapi, akupunktur, soft lazer, masaj gibi alternatif tedaviler ile de sırt ağrısı geçirilebilmektedir. Bu süreçte stres faktörünün de sırt ağrısına etki ettiği düşünüldüğü için hastanın stresten uzak olması istenmektedir.

Stres yönetimini sağlayamayan hastalara ise psikiyatriste gitmesi önerilmektedir. Tedavinin sonlanması ile beraber, sırt ağrılarının tekrarlamaması için düzenli egzersiz yapması önerilmektedir.

Sırt Ağrısını Neler Hafifletmektedir?

Sırt ağrısına iyi gelebilecek tavsiyeler aşağıda verilmiştir:

Sırt ağrısı çekenlerin ideal kilolarına ulaşmaları ve sonrasında da beslenmelerine dikkat ederek kilolarını ve sağlıklarını korumaları gerekmektedir.
Sırt kaslarını güçlendirebilmek adına düzenli olarak egzersiz yapılması gerekmektedir.
Otururken ve yürürken dik durulması, sırt ağrısını hafifletebilecek tavsiyelerden biridir.
Yatak seçimi yapılırken; kişinin kilosu ile uyumlu olmasının yanı sıra, ortopedik olmasına da dikkat edilmelidir.
Kadınlar sutyen seçimlerinde destekleyici olanları tercih etmelilerdir.
Kullanılan sırt veya kol çantalarının ağır olmaması gerekmektedir.
D vitamini alımının normal seviyelerde olması gerekmektedir.

Sırt Ağrısına İyi Gelen Egzersizler Nelerdir?

Sırt ağrısı çekenlerin yapabilecekleri egzersizler aşağıda açıklanmıştır:

Kapı çerçevesinin iki yanına eller koyulmalıdır. Ardından eller ile kapı çerçevesinden destek alınması ve belirli aralıklar ile öne doğru esnenmesi gerekmektedir.
Sandalyeye düzgün bir şekilde oturulmalıdır. Ardından iki el başın arkasında birleştirilmelidir. Geriye doğru esnerken, diğer taraftan da tavana bakılmalıdır.
Sırtı duvara yaslayacak şekilde dik durulmalıdır. Kollar iki yana açılmalıdır ve dirsekler ile bilekler duvara temas edecek şekilde duvara yaslanmalıdır. Ardından temas korunarak kollar yukarı ve aşağı hareket ettirilmelidir.
Kürek kemiklerini birbirine yaklaştırıp sonra gevşetme hareketi yapılabilmektedir. Bu hareket 5 saniye süresince yapıldıktan sonra ara verip tekrar 5 saniye yapılmalıdır.
Göğüs altına bir yastın koyacak şekilde yüz üstü bir yere uzanılmalıdır. Kollar iki yana açıldıktan sonra, baş parmağı yukarıya doğru dik ve diğer parmaklar yatay duracak şekilde pozisyon alınmalıdır. Ardından kollar yukarı ve aşağı hareket ettirilmelidir.
Düz bir zemine oturulmalıdır. Ayaklar dümdüz olacak şekilde uzatılmalıdır. Bacakların iki yandan eller yardımı ile tutulması gereklidir. Ardından baş göbeğe yaklaştırılmalıdır. Eğildikten sonra ise, kolların iki yana açılıp aşağı yukarı hareket ettirilmesi gereklidir.
Kürek çekme egzersizleri yaparak sırt ağrısı hafifletilebilmektedir.
Düz bir zemin üzerinde eller ve dizler zemine değecek şekilde durulmalıdır. Ardından karın kasları kasılmalıdır. Omurganın düz olması önemlidir. Bu pozisyondayken sol kolun öne ve sağ ayağın arkaya uzatılması gerekmektedir. Birkaç saniye o şekilde durduktan sonra başlangıç pozisyonuna geri dönülmelidir. Ardından sağ kol öne ve sol ayak arkaya uzatılmalıdır. Bu yapılırken herhangi bir şekilde karın gevşetilmemelidir.

Hamilelik Döneminde Sırt Ağrısının Geçmesi İçin Neler Yapılmalıdır?

Hamilelikte sırt ağrısının önlenebilmesi için egzersiz yapmaya özen gösterilmelidir. Belden eğilmeden diz eklemlerini bükerek eğilmek, yüksek topuklu ayakkabı giymemek, yürüyüş ve yüzme gibi aktiviteler yapmak, otururken beli destekleyecek yastıklar kullanmak, uzun süre ayakta durmamak gibi önlemler ile sırt ağrılarını önleyebilmektedirler.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Vücut-Şekillendirme-Ameliyatı-Fiyatları-Dora-Hospital-1200x679.jpg

Vücut Şekillendirme Ameliyatı Fiyatları Dora Hospital

Vücut şekillendirme operasyonlarının fiyatları, hastaların tercih ettikleri operasyona ve vücudun hangi bölgesinde değişiklik yapılacağına göre farklılık göstermektedir. Vücut şekillendirme ameliyatı öncesinde, estetik cerrahın muayenesinden geçilmesi ve vücudun hangi bölgelerine estetik müdahale gerektiğinin belirlenmesi gerekir. Vücut şekillendirme operasyonları sonrasında, hastaların dış görünüşünde kesin farklılıklar meydana gelecektir. Kişilerin vücutlarında rahatsızlık duydukları bölgeler, vücut şekillendirme operasyonu sonrasında daha güzel bir görüntüye ulaşabilir. Hastaların talepleri ve estetik yaptırmak istenen bölgeler, doktorlar tarafından incelenerek, bölgeye uygulanacak vücut şekillendirme operasyonlarının türleri belirlenecektir.


Vücut Şekillendirme Ameliyatının Kapsamı ve Özellikleri

Vücut şekillendirme operasyonunun genel özellikleri, aşağıda detaylıca ele alınmıştır:

Vücut şekillendirme ameliyatları, bölgesel ya da genel olacak şekilde uygulanmaktadır.
Hastaların taleplerine ve ihtiyaçlarına göre, vücut şekillendirme operasyonları belirlenmektedir.
Operasyon aşamasında, birden fazla işlem uygulanır ve hastaların tek bir ameliyatta, birçok estetik müdahale alması sağlanır.
Tüm vücut şekillendirme, lokal vücut şekillendirme ya da total vücut şekillendirme ameliyatlarıyla, bölgesel ve genel olarak estetik operasyonlar uygulanabilir.
Bir operasyon içerisinde kaç farklı yöntemin uygulanacağı, uzmanlar tarafından yapılacak inceleme sonrasında belirlenmektedir.
Vücut şekillendirme operasyonlarında bölgesel olarak çalışılmadığından, hastalara genel anestezi uygulanmaktadır.

1 saatlik vücut şekillendirme ameliyatı sonrasında, vücut problemlerinin tamamı giderilecektir. Vücut Şekillendirme Ameliyatı Fiyatları 1 saatlik vücut şekillendirme ameliyatının detaylarına göre değişiklik gösterebilir.

Vücut Şekillendirme Ameliyatı Fiyatları Formu

Lokal Vücut Şekillendirme Ne Anlama Gelir?

Lokal bazlı vücut şekillendirme operasyonu, cilde uygulanan ultrasonik teknolojiyi temsil etmektedir. Cilt üzerinde herhangi bir kesi ya da delik oluşturulmadan ve cilde zarar vermeden, bölgesel olarak yağ dokularının yok edilmesine yardımcı olmaktadır. UltraShape V3 ışınları, bölgesel olarak kalan ve hiçbir uygulamayla yok edilmeyen yağ hücrelerinin parçalanmasını sağlamaktadır. Yağ dokuları parçalandıktan sonra, cilt yapısı sıkılaşmakta ve uygulama yapılan bölgelerin incelmesi sağlanmaktadır. Diyet ve egzersiz sonucunda erimeyen bölgesel yağlar, lokal vücut şekillendirme operasyonları sayesinde giderilebilir. Uygulama esnasında, yağ dokularının biriktiği bölgedeki derinin altına, ultrasonik enerjiler gönderilmektedir. Bacak, basen, kalça, karın ve bel bölgesinde meydana gelen yağ dokuları, lokal vücut şekillendirme operasyonu sonrasında yok edilebilir. Uygulama sonrasında, bölgesel olarak 3 ila 4 cm aralığında incelme yaşanacaktır.

Tüm Vücut Şekillendirme Ameliyatı Nedir?

Tüm vücut şekillendirme operasyonu, hastalara birden fazla estetik işlemin uygulandığı ameliyatlardır. Tek ameliyat içerisinde, birçok vücut şekillendirme işlemi uygulanmaktadır. Bazı durumlarda, egzersiz ve beslenme yöntemleri, vücudun istenen formda tutulmasına yardımcı olmamaktadır. Kişilerin vücut ölçülerinin istenen boyutlara ulaşması için kombine şeklinde vücut şekillendirme operasyonları uygulanmaktadır. Tek bir ameliyat içerisinde birçok operasyon uygulanarak, hastaların tekrar tekrar narkoz almasının önüne geçilebilir. Tüm vücut şekillendirme ameliyatı sonrasında, vücutta orantısızlık oluşturan etkenlerin tamamı yok edilecektir. Tüm vücut şekillendirme operasyonlarında kullanılması gereken yöntemler, hastaların ihtiyaçlarına ve vücut yapısına göre değişiklik göstermektedir. Ameliyat esnasında, meme protez, meme dikleştirme, karın germe, liposakşın ya da uyluk estetiği gibi birden fazla operasyon uygulanabilir.

Total Vücut Şekillendirme Nedir, Özellikleri Nelerdir?

Total vücut şekillendirme operasyonu, bölgesel anlamda yağlanma problemiyle karşılaşan kişilere uygulanmaktadır. Hastaların estetik açıdan daha orantılı bir vücuda sahip olması için liposakşın ve Cihantimur yağ transferi gibi uygulamalar, tek ameliyatta gerçekleştirilmektedir. Total vücut şekillendirme operasyonlarını önemli kılan nokta, birkaç bölgeye birden uygulanacak önemli cerrahi müdahalelerin, tek bir operasyon altında toplanmasıdır. Total vücut şekillendirme ameliyatında başarılı bir sonuca ulaşabilmek için kişilere özgü bireysel uygulamalar belirlenmelidir. Her hastanın, vücut tipi ve vücudunda meydana gelen problemler birbirinden farklıdır. Hastalara özgü total vücut şekillendirme operasyonları belirlenerek, daha doğal ve orantılı bir vücuda ulaşılabilir.

Total Vücut Şekillendirme Operasyonunun Avantajları Nelerdir?

Total vücut şekillendirme getirileri, şu şekilde sıralanabilir:

Ameliyat esnasında, minimal düzeyde kesiler oluşturulmaktadır.
Ameliyat sonrası iyileşme dönemi oldukça hızlıdır.
Total vücut şekillendirme operasyonundan sonra, hacim kazanmış, şekillenmiş ve orantılı bir vücuda sahip olunmaktadır.
Vücut hatları, spor yapan fit bir kişinin sahip olduğu vücut hatlarına çok benzeyecektir.

Total Vücut Şekillendirme Ameliyatının Uygulama Detayları

Total vücut şekillendirme işlemlerinin uygulanması için belli başlı prosedürlere uyum sağlanmalıdır. Hastalar ilk olarak ön muayeneden geçirilir ve muayene sonucunda, vücutta yağlanma problemi bulunan bölgeler tespit edilir. Yağlanma problemleri giderildikten sonra, Cihantimur yağ aktarma operasyonlarıyla, kalça büyütme operasyonları neştere ihtiyaç duymadan gerçekleştirilebilir. Ameliyat aşamasında bel bölgesinde kıvrım oluşması sağlanır ve karın bölgesinin daha dikkat çekici bir görüntüye kavuşması sağlanır.

Total Vücut Şekillendirme Ameliyatı Sonrası Nasıl İşler?

Total vücut şekillendirme sürecinden sonra, hastalara tek seans içerisinde tüm işlemler uygulanmış olacaktır. Total vücut şekillendirme uygulaması öncesinde ve ameliyat sonrasında, en yüksek konfor sağlanmaya çalışılır. Ameliyattan sonra, en az 1 gece hastanede yatan hastalar, durma göre taburcu edilmektedir. Total vücut şekillendirme operasyonu sonrasında, 1 haftalık dinlenme sürecine dikkat edilmelidir. 1 hafta dinlenildikten sonra, hastalar normal yaşantılarına devam edebilirler.

Tüm Vücut Şekillendirme Ameliyatında Yapılan Uygulamalar Nelerdir?

Tüm vücut şekillendirme operasyonlarında, ihtiyaca göre birden fazla uygulama kullanılmaktadır. Hastaların fazla yağları alınırken, bölgesel deri toplama işlemleri yapılabilir ya da göğüs bölgesinde dikleştirme uygulamaları gerçekleştirilebilir. Liposakşın uygulaması, meme protez uygulaması, protezsiz meme dikleştirme operasyonu, meme büyütme ameliyatı, meme küçültme ameliyatı, popo dikleştirme ameliyatı ve karın germe ameliyatı başta olmak üzere, hastaların ihtiyacına göre farklı kombinasyonlar da uygulanabilmektedir.

Tüm Vücut Şekillendirme Operasyonu Karın Ameliyatı Detayları

Vücut şekillendirmede karın ameliyatını, özellikle kadınlarda bulunan aşırı yağlanma ve deri sarkma problemlerinin giderilmesi amacıyla kullanılmaktadır. Karın duvarının gergin olmasını sağlayan ve iç organların dışarıya doğru yönelmesini engelleyen kaslar, zaman içerisinde zarar görebilir. Kaslardaki gevşeklikler, karnın sarkmasına yol açmaktadır. Uzmanlar tarafından yapılacak inceleme sonrasında, göbek deliğinin altında toplanan deriler kesilerek çıkarılmaktadır. Karın bölgesinde yer alan kas dokusu tekrar gerilerek, karnın daha sıkı bir forma sahip olması sağlanmaktadır.

Tüm Vücut Şekillendirme Ameliyatında Göğüs Büyütme

Tüm vücut göğüs şekillendirme operasyonu, ameliyatın bir parçası olarak değerlendirilmektedir. Emzirme sonrasında form kaybeden ve küçülen göğüsler, tüm vücut şekillendirme operasyonuyla eski formlarına dönüştürülebilir. Emzirme ve doğum gibi sebeplerle, göğüs yapısındaki elastikiyet kaybolmaktadır. Göğüsteki form kaybı sonrasında, sarkmalar ve hacim kayıpları oluşmaktadır. Doğum ve emzirme sonrasında ortaya çıkan meme problemlerinin giderilmesi için tüm vücut şekillendirme operasyonu esnasında, meme büyütme ya da meme küçültme ameliyatı yapılmaktadır.

Tüm Vücut Şekillendirme Ameliyatında Uyluk Düzeltme İşlemleri

Uyluk düzenleme operasyonları, tüm vücut şekillendirme ameliyatının bir parçasıdır. Normal doğum sonrasında ya da kalıtımsal olarak oluşan vajina problemlerinde, genital bölgenin estetik görüntüsü kaybolmaktadır. Çok aşırı kilo alan ya da hızlı kilo veren kadınların genital bölgesinde, sarkma problemleriyle karşılaşılır. Genital bölge düzeltme işlemleriyle, büyük dudaklar küçültülebilir ya da küçük dudak yapısı normale döndürülebilir.

Tüm Vücut Şekillendirme Operasyonu Sonrası İyileşme Dönemi

Vücut şekillendirme ameliyatı sonrasındaki iyileşme dönemi, en az 15 gün olarak belirlenmiştir. Ameliyattan sonraki iki gün boyunca, hastalar kontrol altında tutulmakta ve taburcu edilmektedir. Ameliyatın ardından, 1 hafta boyunca yatarak dinlenilmesi gerekir. Tüm vücut şekillendirme operasyonunun oluşturduğu etiklerin tamamen kalkması ve kişilerin normal hayatına dönmesi için en az 15 gün geçmelidir.

Sayfa içeriği sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.


Doktorlarımıza Soru Sorabilirsiniz!

Konusunda uzmanlaşmış kadromuzla her zaman sorularınızı yanıtlamaktan memnuniyet duymaktayız… Dora Hospital Fulya bölgesinde sizlere hizmet vermektedir. Dora Hospital İletişim bilgilerine ise menü aracılığı ile ulaşabilirsiniz.
Soru Sorabilirsiniz…

Bizi Takip Edebilirsiniz…

Sosyal medya üzerinden hastanemiz hakkında haberler görüntüleyebilir, gelişmelerden haberdar olabilirsiniz.

Yol Tarifi

Doktora Sor

Whatsapp